Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2021/11 E. 2022/171 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2021/11
Karar No
2022/171
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/468 KARAR NO : 2025/757 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 31/05/2022 NUMARASI : 2021/11 E. - 2022/171 K. DAVANIN KONUSU :YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 31/05/2022 Tarih ve 2021/11 Esas - 2022/171 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalılar ..., ... tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, davalı gerçek kişinin 2019/94421 sayılı ve “... ...” ibareli marka başvurusuna, 2011/50326 numaralı "...” markası başta olmak üzere önceki tarihli ve tanınmış “...” markalarına dayalı olarak itiraz ettiklerini, itirazlarının 43. sınıf hizmetler açısından kısmen reddedildiğini, oysa anılan hizmetler yönünden de tarafların markaları arasında iltibas koşullarının oluştuğunu, müvekkilinin "..." ibareli markalarının tanınmış olduğunu, dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli bulunduğunu ileri sürerek, 2020-M-8469 sayılı YİDK kararının iptali ile dava konusu 2019/94421 sayılı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Diğer davalı vekili, müvekkili markasının davacı markalarından farklı olduğunu, markaların görsel ve fonetik olarak farklılaştıklarını, “...” ibaresinin Gaziantep ve Bursa illerinde bir yer adı olduğunu, müvekkilinin adının da “...” olduğunu, “...” ibaresinin ayırt ediciliğinin zayıf bulunduğunu, markaların görsel anlamda birbirlerinden fevkalade farklı olduklarını, müvekkili markasında kullanılan ibarenin bir yer adı veya insan ismi , davacının markalarının ise bir kuş cinsi olarak ön plana çıktığını, en vasat tüketicinin dahi taraf markalarını karıştırmayacaklarını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu başvuru kapsamında yer alan 43 .sınıf hizmetlerin davacının itirazına mesnet markaları kapsamında yer alan mal ve hizmetlerle aynı ve benzer olduğu, davacı adına tescilli "..." esas ibareli markalar ile davalının "..." esas ibareli markası arasında biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı olarak görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama ve bilinçli tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, işin uzmanı veya dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yine tek farkın "..." ibaresi olması nedeni ile bilinçli tüketici kitlesinin yargılama konusu ürünler için ayırdığı satın alım ve yararlanım süresi içinde, davalının markasını gördüğünde bunun davacının mesnet markalarından farklı bir marka olduğunu algılayamayabileceği, tescilli markaların bir uzantısı, yeni bir versiyonu, yeni bir serisi olarak algılanmasının ihtimal dahilinde olmadığı, ihtimalin iltibas tehlikesi yeterli olacağı, taraf markaları arasında iltibas bulunduğu, davacı yanın “...” markalarının TÜRKPATENT tanınmış markalar sicilinde kayıtlı ve özellikle “gıda ürünleri” sektöründe bilinen ve tanınan bir marka olduğu, davacı markalarının sahip olduğu bu ayırt edicilik ve sektörel bilinilirliğinin, iltibas ihtimali değerlendirmelerinde, özellikle gıda sektörü ile bağlantılı “yiyecek – içecek sağlanması hizmetleri” ve bu hizmetlerin bağlantılı olduğu hizmetler bakımından bu ihtimali kuvvetlendirici bir unsur olarak yorumlanması gerektiği, yine “...” ibareli markaların davacı markalarının tanınmışlığı bulunan sektörde ve bu sektör ile doğrudan bağlantılı sektörlerde, farklı ek unsurlar ile birlikte tescilinin, davacı markalarının ayırt edici karakterini zaman içerisinde azaltarak, markasını sulandırabileceği, dikkate alınarak davanın reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili, mahkemece gerekçesi kararının son paragrafında davanın reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek davanın kabulüne karar verilmesinin hüküm gerekçe çelişkisi oluşturduğunu, diğer taraftan tarafların markaları arasında iltibasa neden olacak bir benzerlik bulunmadığını, müvekkilinin dava konusu başvuruda kullandığı "..." ibaresinin kendi adı olduğunu, davacının markalarından ve tanınmışlığından faydalanma kastının bulunmadığını, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı tespitler içerdiğini, davacının "..." ibareli markasının uyuşmazlık konusu hizmetleri kapsamadığını, davacının tanınmış markasının da tescil sınıflarının farklı olduğunu, tarafların markalarında ortak olarak yer alan "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük bulunduğunu, anılan ibareli birçok tescilli marka olduğunu, mahkemece alınan bilirkişi raporunda dava konusu başvuru kapsamına kalan bir kısım 43. sınıf hizmetler yönünden iltibas ihtimalinin bulunmadığı belirtilmesine rağmen ilk derece mahkemece aksi yönde karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili, dava konusu başvuru ile davacının "..." ibareli markasının benzer bulunarak anılan marka yönünden benzer emtianın dava konusu başvuru kapsamından çıkarıldığını, dava konusu başvuru kapsamında bırakılan emtia yönünden davacının markaları ile dava konusu başvuru arasında iltibas koşullarının oluşmadığını, "..." ibaresinin yırtıcı bir kuşun adı ve erkek simi olarak kullanılan ayırt ediciliği zayıf bir ibare olduğunu, dava konusu YİDK kararının yerinde bulunduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir. GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 6100 sayılı HMK’nın 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK’nın 298/2. maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün de birbirine uyumlu olması gerektiği gibi gerekçenin de kendi içinde tutarlı olması zorunludur. Zira, gerekçeli kararın kendi içinde çelişkili olması halinde hükmün denetlenmesi mümkün olmayacaktır. Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Öte yandan, kararın gerekçesi ile hüküm arasındaki ya da gerekçenin kendi içindeki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, hakimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm veya gerekçe başka ise bu durumun, mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın, kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Somut uyuşmazlıkta da ilk derece mahkemesince, hükmün gerekçe kısmının 6. sayfasının son paragrafında "davacı adına tescilli "..." esas ibareli markalar ile davalının "..." esas ibareli markası arasında biçim, renk, grafik unsurlar, düzenleme ve tertip tarzı olarak görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama ve bilinçli tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, işin uzmanı veya dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yine tek farkın ... ibaresi olması nedeni ile bilinçli tüketici kitlesinin yargılama konusu ürünler için ayırdığı satın alım ve yararlanım süresi içinde, davalının markasını gördüğünde bunun davacının mesnet markalarından farklı bir marka olduğunu algılayamayabileceği" belirtilmesine rağmen devam eden cümlede "tescilli markaların bir uzantısı, yeni bir versiyonu, yeni bir serisi olarak algılanmasının ihtimal dahilinde olmadığı" ve davanın kabulüne karar verildiği halde yine gerekçeye ilişkin son paragrafın son cümlesinde "davanın reddine karar vermek gerekmiş" ifadelerine yer verilerek hem gerekçe içinde hem de gerekçe ile hüküm arasında çelişkiye yol açılmıştır. Bu husus, az yukarıda açıklanan gerekçeli kararın kendi içinde çelişkili olmamasına ve kararın gerekçesi ile hükmün birbirine uyumlu bulunmasına ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırıdır. O halde, gerekçeli kararda yaratılan çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi zorunlu olduğundan, usul ve yasaya aykırı olan hükmün kaldırılması gereklidir. Diğer taraftan, dava konusu marka başvurusuna ait işlem dosyası, dosya kapsamına alınmadan davadaki YİDK kararının iptali istemi bakımından, eksik inceleme ile karar verilmesi de doğru olmamıştır. Her ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetimin yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde, veyahut kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de somut olayda, mahkeme kararının gerekçesi kendi içinde çelişkili olduğu gibi gerekçe ile hüküm de çelişkili bulunduğundan, ortada hukuki ve maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm de bulunmamaktadır. Bu nedenle Dairemizce kararın gerekçesinde ve gerekçe ile hüküm arasında yaratılan çelişki giderilecek şekilde davanın yeniden görülüp yeni bir karar verilmesi için ilk derece mahkemesine ait kararın esası incelenmeden kaldırılmasına ve HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kararın niteliğine göre, davalılar vekillerinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davalılar ..., ... vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 31/05/2022 gün ve 2021/11 E. - 2022/171 K. sayılı kararın KALDIRILMASINA; 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE, 3-Davalılar vekillerinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Davalılar tarafından istinaf başvurusunda ayrı ayrı peşin olarak yatırılan 80,70'er-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davalılara ayrı ayrı iadesine, 5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 14/04/2025 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 11/05/2025 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2021/11, K. 2022/171, T. 10.04.1992, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2021-11-e-2022-171-k-858ca314c0da