Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2020/917 E. 2022/549 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2020/917
Karar No
2022/549
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2022/2079 KARAR NO : 2025/950 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 21/12/2017 (Asıl Dava) - 19/10/2022 (Karar) NUMARASI : 2022/79 Esas - 2022/53 Karar DAVA : Markanın Hükümsüzlüğü BİRLEŞEN 2017/40 ESAS SAYILI DOSYA YÖNÜNDEN; TARİHİ : 03/03/2017 (Birleşen Dava) - 19/10/2022 (Karar) DAVA : Markaya Tecavüzün Tespiti, Men'i, Maddi-Manevi Tazminat ve İtibar Tazminatı BAM KARAR TARİHİ : 18/06/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 18/06/2025 İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2022/79 Esas-2022/53 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: DAVA: Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İzmir'de kurulu müvekkili şirketin İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında kurulan .... olduğunu ve bu kapsamda faaliyette bulunduğunu, davalı şirketin de aynı şekilde İzmir'de .... olarak faaliyette bulunduğunu, davalı şirket tarafından davacı müvekkili şirket aleyhine İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2017/40 Esas sayılı dosyası ile işbu davada hükümsüzlükleri talep edilen markalara tecavüzün tespiti, maddi-manevi tazminat ve sair talepler ile dava açıldığını ve yargılamanın halen devam ettiğini, bu nedenle müvekkili davacı şirketin işbu davanın açılmasında menfaati olan kişilerden olduğunun açık olduğunu, davalı şirket adına haksız olarak, 2015/65862 tescil numarası ile 44 ve 45 nice sınıflarından tescilli "....'', 2015/65858 tescil numarası ile 44 ve 45 nice sınıfından tescilli "...", 2014/16936 tescil numarası ile 45 nice sınıfından tescilli ...", 2014/16936 tescil numarası ile 41 nice sınıfından tescilli "... + şekil", 2013/56811 tescil numarası ile 41 ve 44 nice sınıfından tescilli ...." markalarının orta düzeydeki tüketicilerin zihninde davalı işletmenin hizmetlerini diğer işletmelerin hizmetlerinden ayırt etme fonksiyonunu sağlamadıklarını ve ilgili hizmetler bakımından tanımlayıcı nitelikte olmaları nedeniyle 566 sayılı KHK ve 6769 sayılı kanun gereğince mahkemece hükümsüzlüklerine karar verilip terkinlerinin gerektiğini, 6769 sayılı kanunun 5/1-c maddesi gereğince; "Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler" in marka olarak tescil edilemeyeceğini, OSGB hizmeti amacı ile kurulan şirketlerin, İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliği'nin 12/5.maddesi gereğince ancak kuruldukları il ve sınır komşu illerde hizmet sunabildiklerini, davalı şirketin sunmuş olduğu hizmetlerin önüne kanunen faaliyet gösterebildiği coğrafi alanı belirten "İzmir" ibaresini koyması neticesinde oluşturulan ve tescil edilen markaların, hizmetlerin coğrafi kaynağını ve hizmetlerin diğer özelliklerini (OSGB hizmetinin İzmir ve komşu illerde sağladığı) belirttiğinin açık olduğunu, ortalama tüketici kesiminin zihninde "İZMİR" ibaresinin, hizmetin açıkça İzmir ilinde sunulduğunu çağrıştırdığının açık olduğunu, keza OSGB hizmeti almak isteyen orta düzeydeki tüketicilerin, davalının hizmetini piyasadaki diğer OSGB hizmetlerinden "İZMİR" esas unsuru ile ayırt edebilmesi ve "İZMİR" esas unsuru ile bu hizmetin kaynağı olan davalı şirketin işaret edildiğini anlayabilmesinin hayatın olağan akışı içerisinde mümkün olmadığını, bu kapsamda davalı markaların marka fonksiyonunu yerine getiremediği ve 6769 sayılı kanunun 5/1-a ve 5/1-c maddelerine aykırılık teşkil ettiğinin açık olduğunu, davaya konu markaların haksız olarak tescil edilmiş olduklarını, davalı şirketin "İZMİR" esas unsurlu markaları tercih etmesindeki temel amacının da hizmetinin diğer teşebbüslerin hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlama amacından ziyade, İzmir ilinde faaliyette bulunduğunu müstakbel müşterilerine belirtmek olduğunun açık olduğunu, davalı şirkete ait markalar incelendiğinde temelde "İZMİR" ibaresinin ilgili tüketici kesiminin zihninde İzmir'de hizmet sunan bir OSGB firması olarak algılanacağını, TPE tarafından hatalı değerlendirmeler sonucunda tescil kararı verildiğini, genel kullanıma açık olan hizmetlerin il-ilçe adı ile birlikte tescilinin yapılması durumunda bu ibarelerin tek kişinin tekeline bırakılmış olacağını, ilgili müşteri kitlesine ulaşma bakımından "İzmir" ve "Osgb" ibarelerinin bu sektörde herkes tarafından kullanılabilmesine olanak tanınması gerektiğini, tek şirket adına tescil edilmesinin marka sahibine ilgili sektör ve faaliyet alanında tekel sağlanması anlamına geldiğini, diğer firmaların rekabet özgürlüğünün sınırlandırıldığının açık olduğunu, davalı şirketin 2014/03309 "....+ şekil" ibareli markasındaki yazı ve şeklin de yukarıdaki açıklamaları kapsamında ayırt edici niteliğe haiz olmadığını ve ilgili hizmetler bakımından tanımlayıcı olduğunu, şekil kısmının özgün ve orjinal bir şekil olmadığını, zira şekildeki baret ve stetoskop OSGB hizmeti ile açıkça ilişkili olup İzmir Saat Kulesi'nin ise 6769 sayılı kanunun 5/1-ğ.maddesinde belirtilen "tarihi ve kültürel değerler bakımından halka mal olmuş diğer işaretler" kapsamına girdiğini, davalının bu ibareleri tekel olacak şekilde kullanma hakkına da sahip olamayacağının açık olduğunu, davalı şirket adına haksız olarak tescilli markaların ayırt edicilikten yoksun olması, ilgili nice sınıflarında hizmeti yer bakımından tanımlayıcı olmasıyla ilgili nice sınıfındaki orta düzeydeki tüketicilerin marka algısı oluşturmaması nedenleriyle hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ettiklerini belirterek, TPE nezdindeki marka sicilinde tescil edilmiş tüm sınıf, sınıf içeriği, emtia veya hizmet alt grupları ile birlikte davalı şirket adına kayıtlanan sözkonusu marka tescillerinin hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin Buca/İZMİR adresinde "...." markası ile iş sağlığı ve güvenliği temelinde yer alan iş yeri hekimliği, iş güvenliği uzmanlığı ve diğer sağlık personeli hizmetlerini verdiğini, müvekkilinin tescilli markalarına bakıldığında; .''..." şekil markasnın 2014/03309 marka numarasıyla, "...." markasının 2015/65862 marka numarasıyla, "..." markasının 2014/16936 marka numarasıyla, "..." markasının 2013/56811 marka numarasıyla, "..." markasının 2014/67948 marka numarasıyla Türk Patent Enstitüsü nezdinde tescil ettirildiğini, birleşen davalı şirketin, müvekkili şirket ile aynı faaliyet alanında, aynı işletme adıyla ve aynı il sınırları içerisinde aynı hizmeti verdiğini, müvekkiline ait ve müvekkili tarafından daha önce tescil ettirilmiş olan "..." işletme adını haksız olarak kullandığını, ticari faaliyetlerde, iş yerinde, yazılı evraklarda, ticari tanıtım faaliyetlerinde, iş yeri tabelasında, internet sitesinde ve internet sitesi alan adında yine müvekkili şirketin tescil ettirmiş olduğu "..." ibaresi ile müvekkili şirketin kullandığı logonun ayırt edilemeyecek derecede benzerini kullandığını, bu durumun gerek Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamında gerekse Türk Ticaret Kanunu kapsamında haksız fiil ve haksız rekabet teşkil ettiğini, davalının eylemlerinin müvekkilinin marka hakkına tecavüz niteliğinde olduğunu, dava açmadan önce ihtarname gönderildiğini, ancak buna rağmen davalı tarafın haksız eylemlerine devam ettiğini, davalı tarafın internet alan adının www.....com şekilinde olduğunu, müvekkilinin internet alan adı, ticaret ünvanı ve tescilli markaları ile uyumlu olduğu üzere www....com.tr şeklinde olduğunu, davalının müvekkilinin markasına yaklaşmak ve kendi markasını haksız olarak müvekkilinin markasına benzetmek amacıyla "www....com" alan adını kullandığını, davalının kendisine ulaşılabilecek e-mail adresini www... şeklinde ilan ettiğinin görüldüğünü, aynı şekilde müvekkiline ait "..." markasının Google arama motorunda arandığında, çıkan sonuçlar arasında üst sıralarda "..." adı altında davalıya ait şirketin web sitesinin de bulunduğunu, davalı şirketin tabelalarda da "..." ibaresini kullandığını, davalının yaratmaya çalıştığı marka ve sunduğu hizmetlerin tanıtımında hiçbir şekilde "..." ismine rastlanmamakta olup marka imajının yalnızca "..." ibaresi ile yaratılmaya çalışıldığını, davalı şirketin kendi markasında müvekkilinin tescilli logosunun ayırt edilemeyecek derecede benzerini kullandığını, web sitesinde, yazışmalarında, ticari faaliyetlerinde, şirket evraklarında ve tabelasında kullandığı amblemin, müvekkili şirketle aynı olarak çember şeklinde bir çerçeve içerisinde İzmir'in sembolü olan İzmir Saat Kulesi, yanında sağlık ve güvenliği çağrıştıran bir adet stetoskop ile bir adet baretten ibaret oluştuğunu, ayrıca yine her iki markanın da çember etrafını dolaşır şekilde "..." ibaresinin yer aldığını, davalı şirketin müvekkiline ait markayı kullanmaktaki amacının müvekkilinin markasının kalitesine olan güvenden ve halk nezdindeki tanınmışlığından yararlanmak olduğunu, bu durumun müvekkili nezdindeki haksız yere kazanç kaybına sebep olacağının aşikar olduğunu, kanunun, marka hakkına tecavüz eyleminin oluştuğunun kabulü için "halk tarafından işaret ile tescilli marka arasında ilişkilendirilme ihtimali" ni dahi yeterli görmüş olup somut olayda meydana gelen benzerlik durumunun ilişkilendirilebilme ihtimalinin de ötesinde olduğunu, davalının işbu kullanımda tamamen kusurlu olduğunu, müvekkili şirkete zarar verdiğini, illiyet bağının bulunduğunu, 6769 sayılı kanunun 151.maddesinde marka hakkının izinsiz kullanımından zarar gören marka sahibinin yoksun kaldığı kazancın tazminini isteyebileceğinin belirtildiğini, hal böyle iken verilen zararın tazminini talep etme zorunluluklarının hasıl olduğunu, müvekkilinin markasının taklit edilmesi sebebiyle yoksun kaldığı kazancın aynı kanunun 151/2-b maddesi uyarınca marka hakkına tecavüz edenin markayı kullanmak yoluyla elde ettiği kazanca göre tespiti ile davalıdan tahsilini talep ettiklerini, müvekkilinin verdiği hizmet kalitesinden daha düşük nitelikte hizmet sunmakta olan davalı şirket tarafından markasının taklit edilmesinin müvekkilinin markasının garanti fonksiyonunu zedelediğini, müvekkilinin markasına karşı güven kaybına yol açtığını, müvekkilinin markasına duyulan güven ve itibarın zedelenmesi sebebiyle 45.000,00 TL manevi tazminatı davalıdan tahsil etme zorunluluklarının doğduğunu, ticari hayatta en önemli kazançlardan birisinin markanın itibarı olduğunu, işbu sebeple markaların uğradığı itibar kaybının da en az kazanç kaybı kadar önemli olduğunu, müvekkili ile aynı kalite standartlarını vaat edememesinin markanın gerek ticari çevrede gerekse halk nezdinde itibar kaybetmesine ve saygınlığının zedelenmesine sebep olduğunu, itibar kaybının tazmin edilebilmesi adına, maddi ve manevi tazminat taleplerinin yanında itibar tazminatına da hükmedilmesini, bu sebeple 5.000,00 TL itibar tazminatı talep ettiklerini belirterek, davalının, müvekkilinin marka hakkına tecavüz niteliğindeki fiillerinin tespitine ve durdurulmasına, müvekkiline ait tescilli marka ve logonun davalıya ait şirket evrakları, web sitesi, alan adı, şirket reklamları ve tabeladan silinmesine, davalının kullanmakta olduğu ticaret ünvanının Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden terkinine, müvekkilinin uğradığı maddi zararın tespiti ile fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminat, 45.000,00 TL manevi tazminat ve 5.000,00 TL itibar tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsiline, marka hakkına tecavüz niteliğindeki fiillerin tespiti ile önlenmesine yönelik kararın kesinleşmesini müteakip yüksek tirajlı gazetelerde ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından, müvekkili adına tescilli 6 adet markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi talepli dava ikame edildiğini, davacının da beyan ettiği üzeri öncesinde mahkemenin 2017/40 Esas sayılı dosyası ile müvekkilinin markasına tecavüz etmesi sebebiyle kendilerinin dava ikame ettiklerini, dosya karar aşamasına geldiğinde davacı tarafından huzurdaki davanın ikame edildiğini, davacı tarafın; OSGB hizmeti amacıyla kurulan şirketlerin ancak kuruldukları il ve sınır komşu illerde hizmet sunduklarını, müvekkilinin sunmuş olduğu hizmetin önüne "İzmir" ibaresini koymasının hizmetlerin coğrafi kaynağını belirttiğini, orta düzeydeki müşteri kitlesinin müvekkilinin hizmetini diğer hizmetlerden İzmir ibaresi ile ayırt etmesinin mümkün olmadığını iddia ettiğini, yine davacının İzmir esaslı unsur markalarının ilgili müşteri kitlesi bakımından tanımlayıcı olduğunu iddia ettiğini, ancak davalı tarafın davasının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olup reddi gerektiğini, davacının zorlama yorumlar yaptığını, 6769 sayılı kanunun 5/1-a ve 5/1-c maddeleri ile bu maddeleri karşılayan mülga 556 sayılı KHK'nın 7/1a ve c bentlerinde düzenlenen hükümlerin davacının iddia ettiği şekilde yorumlanmasının olanaklı olmadığını, ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin yapıldığı zamanı gösteren veya malların ve hizmetlerin diğer karakteristik özelliklerini belirten işaret ve adlandırmaları münhasıran veya esas unsur olarak içeren markaların da tescil olunamamasının sebebinin bu işaretlerin kimsenin tekeline bırakılmaması, herkesin kullanımına açık olması gerekliliği olduğunu, il adları münhasıran marka olarak kullanılamazsa da yanına gelen ikinci bir ibare ile marka olarak kullanılmasının olanaklı olduğunu, kökleşmiş Yargıtay içtihatlarında da "İstanbul Şarabı", "Ankara Pazarları", "Restaurant İstanbul" gibi başka sözcüklerin ilavesi ile marka tescilinin mümkün olduğunun belirtildiğini ve uygulandığını, kaynak gösteren coğrafi işaretten bahsedebilmek için, ibarenin malın kendisiyle birlikte coğrafi kaynağını belirten tanımlayıcı bir işaret olması, mal ile ilgili yöre arasında bağlantı bulunması gerektiğini, bu kapsamda örneğin Rize çayı, Malatya kayısısı gibi ibarelerin tescil edilemeyeceğini, Rize'nin çayı ile, Malatya'nın kayısısı ile meşhur olması sebebiyle marka olarak tek bir kişinin tekeline bırakılmayacağından bu başvuruların tescil engeliyle karşılaşacağını (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2000/11-1804 Esas-2000/1814, Yargıtay 11. HD 1999/5790 Esas-1999/9590 Karar, 2014/6870 Esas-2014/10564 Karar), müvekkilinin verdiği "iş sağlığı ve güvenliği hizmetinin" bu anlamda coğrafi kaynak belirtmesinin fiilen imkansız olduğunun aşikar olduğunu, zira bir şehirle özdeşleşmesi ve kaynak belirtmesinin olanaklı olmadığını, davacının ise osgb hizmeti almak isteyen orta düzeydeki tüketicilerin, müvekkilinin hizmetini diğer OSGB hizmetlerinden ayırt edilmesinin olanaklı olmadığını iddia ettiğini, yani davacı tarafın "İzmir" ibaresinin tanımlayıcı olduğunu iddia ettiğini, davacının bu iddialarının son derece hukuki dayanaktan yoksun olup uygunsuz durduğunu, müvekkilinin 2014/03309 tescil nolu markasının özgün ve orjinal bir şekil olmadığını da iddia ettiğini ve kültürel değerler bakımından halka mal olmuş işaretler kapsamına girdiğini ileri sürdüğünü, müvekkilinin çeşitli işaretleri belirli bir kombinasyonda toplayarak şekil ve yazı kombinasyonu ile yarattığı özgün markasının, davacı tarafça sürekli olarak müvekkilinin markasına yakınlaşma ve haksız kazanç sağlamak amacıyla kullanıldığını, davacı yüzlerce farklı kombinasyon yaparak marka yaratabileceği halde sürekli olarak müvekkilinin markasını taklit ettiğini, sonrasında ise bu markaların halka mal olmuş işaretlerden olduğunu iddia ettiğini, davacı aleyhine marka hakkına tecavüz davası açılmış olup müvekkilinin markasına iltibas oluşturacak şekilde kullanımlarda bulunduğu dosyadaki bilirkişi raporu ile tespit edildikten sonra davacının işbu davayı ikame ettiğini beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; her ne kadar davacı tarafın "..." markası 26/06/2013 tarihli başvurusu ile 07/07/2015 tarihinde 2013/56811 marka numarasıyla tescil edilmiş ise de müvekkili tarafından bu başvuruya nispi ret sebepleri gerekçe gösterilerek itiraz edildiğini, itirazların TPE nezdinde reddedilmiş olması nedeniyle Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nde 2015/306 Esası ile TPE YİDK marka kararı iptali ve hükümsüzlüğü talepli dava açıldığını, bu davanın mahkemenin 27.12.2016 tarihli, 2016/481 Karar numaralı kararı ile reddedilmiş olup şuan istinaf kanun yolu incelemesinde olduğunu, derdest bulunan davanın mahkemece bekletici mesele olarak kabul edilmesini talep ettiklerini, bekletici mesele olarak kabul edilmesini talep ettikleri dava dosyasında; davacı tarafın “...” markasına ilişkin tescil başvurusuna karşı davalı müvekkilinin bu ibareyi davacının tescil başvurusundan önceki tarihlerde kullandığına ilişkin olarak hükümsüzlük kararı verilmesinin talep edildiğini, davacının bahse konu yargılamadaki cevap dilekçesinde; davalı müvekkili şirketin “.....” ünvanını ve markasını kullanmadığını, twitter, Google+ gibi sosyal platformlarda ve fiili faaliyetlerinde “...” olarak tanındığını ve bilindiğini belirttiğini, davacıya ait tescil edilen ilk marka olan “...”nin 26.06.2013 tarihindeki 2013-56811 numaralı başvuruya istinaden 07.07.2015 tarihinde tescil edildiğini, davacı müvekkiline ait “...İ” markasının ise 09.05.2014 tarihindeki 2014-39006 numaralı başvuruya istinaden 07.10.2015 tarihinde tescil edildiğini, davacının reddedilen davadaki beyanlarının tam aksine olacak şekilde markanın davalı müvekkili şirketçe sürekli şekilde tüm ticari faaliyetlerinde bizzat kullanıldığı ve bu nedenle de zarara uğradığını iddia etmesinin mahkemece de görüleceği üzere tamamen kötü niyetli olduğunu ve dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiğini, müvekkilinin ticaret ünvanı "... Ltd. Şti" olup davacı tarafın tescilli markası ile ilişkisi bulunmadığını, müvekkili şirketin internet alan adının www.izmirrosgb.com şeklinde olduğunu, davacı şirketin internet alan adının www .....com.tr olduğunu, müvekkili şirketin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü'nden OSGB hizmetlerinde görev alabilmek için alınması zorunlu olan 04.02.2013 tarih ve 413 numaralı yetki belgesinde ünvanının “....” şeklinde olduğunu, Bakanlıktan alınan yetki belgesine istinaden açılmış bulunan internet sitesinin davacı şirketin marka hakkına tecavüz oluşturmadığının açık olduğunu, sitenin her sayfasında davalı müvekkiline ait “KARŞIYAKA” ibareli, davacının logosu ile herhangi bir şekilde benzerliği bulunmayan logosunun ve şirket ünvanı olan “...” ibaresinin, şirket kurucularının ve iş güvenliği uzmanlarının isimlerinin ön plana çıktığını, mahkemece de takdir edileceği üzere OSGB hizmetlerinde işletme adı veya ünvanından ziyade iş yeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının ön plana çıkmakta ve işyeri tanıtımının esasen bu kişilerin tanınmışlığı ve bilinilirliği üzerinden sağlanmakta olduğunu, davacı tarafın iddia ettiğinin aksine, başkalarından davacı şirketin kalitesi hakkında bilgi alan orta düzeydeki bir müşterinin Google arama sonuçlarında davalı müvekkili şirketinin gerçek “....” sanmasının olağan hayat akışı içerisinde mümkün olmadığını, keza müvekkiline ait internet sitesi arama sonuçlarında davacı şirkete ait internet sitesinin yanında herhangi bir şekilde ön plana dahi çıkmadığını, tabelalarda “...” ibaresi kullanıldığı iddiasının yerinde olmadığını, davacı tarafın bu iddiasının ispatlanamadığını, işbu davanın marka hakkına tecavüzden ziyade haksız olarak davalı müvekkilinden maddi menfaat elde etmeye yönelik ikame edildiğinin açık olduğunu, davacı tarafın markasında kullandığı tescilli logo ile davalı müvekkilinin kendi markasında kullandığı tescilli logo arasında ortalama altı bir insanın dahi ayırt edilebileceği derecede farklılıklar bulunduğunu, davalı müvekkilinin kullanmış olduğu logonun TPE nezdinde 09.05.2014 başvuru ve 07.10.2015 tescil tarihli 2014-39006 tescil numarası ile müvekkili adına tescilli olduğunu, müvekkilinin logo tescil başvurusunun davacı tarafından yapılan itiraz haklı görülmeyerek 44 nice sınıfından tescil edildiğini, davacı tarafın tescilli logosu davalı müvekkilinden farklı olarak 41 nice sınıfından tescil edildiğini, iddiasının sırf bu nedenlerle dahi reddi gerektiğini, davacı tarafın tescil ettirmiş olduğu logonun özgün ve orjinal bir şekil olmadığını, baret ve stetoskop OSGB hizmeti ile açıkça ilişkili olup İzmir Saat Kulesinin ise 6769 s. k. m 5/1-ğ'de belirtilen “tarihi ve kültürel değerler bakımından halka mal olmuş diğer işaretler” kapsamına girdiğini, bir bütün halinde incelendiğinde dahi davacı tarafın tescilli logosu ile iltibas yaratacak nitelikte olmadığını, renk ve yazı kombinasyonu olarak davalı müvekkilinin logosu açık renk olup şekilden ziyade ön plana çıkan unsurun “KARŞIYAKA” ibaresi olduğunu, davacının bu ibareleri tekel olacak şekilde kullanma hakkına da sahip olamayacağının açık olduğunu, davacı tarafın, tescilli markasına tecavüz fiillerine gerekçe olarak öne sürdüğü iddialarına karşılık yukarıdaki cevapları dâhilinde bu noktada belirtmekte fayda olduğunu düşündükleri bir hususun da; 6769 s. Kanunda düzenlenen marka ihlali niteliği doğuracak kullanımların istisnaları olduğunu, 6769 s. kanunun 7/5.maddesinin; ‘Marka sahibi, üçüncü kişiler tarafından dürüstçe ve ticari hayatın olağan akışı içinde, markasının aşağıda belirtilen biçimlerde kullanılmasını engelleyemez: a) Gerçek kişilerin kendi ad veya adresini belirtmesi. b) Malların veya hizmetlerin türüne, kalitesine, miktarına, kullanım amacına, değerine, coğrafi kaynağına, üretim veya sunuluş zamanına ya da diğer niteliklerine ilişkin açıklamalarda bulunulması’ şeklinde olduğunu, davacı tarafın tescil ettirmiş olduğu “....” markası ele alındığında davalı müvekkilinin, davacı şirket ve birçok farklı şirket tarafından sunulan hizmetin ismi 6331 s. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m.6/1-a'da düzenlendiği şekilde "...." olduğunu, davacı tarafından bu hizmete coğrafi kaynak belirtici şekilde "İzmir" ibaresi eklenerek “...” şeklinde marka hakkı alındığını, OSGB şirketlerinin ilgili kanunları gereğince ancak belli bir çevrede faaliyette bulunabilen şirketler olduğunu, davacı tarafından İzmir'de faaliyette bulunan OSGB şirketlerinin de kullanımına açık ibarelerin davacı tarafından tescilinin davacıya tekel hakkı tanımaması gerektiğini, bu konuda ilgili markaların hükümsüzlüğüne ilişkin dava açma haklarının saklı olduğunu, davacı şirkete ait tescilli markaya vaki herhangi bir tecavüz fiilinin mevcut bulunmadığını, haksız fiil koşulları olan kusur, zarar ve illiyet bağı unsurlarının ispatlanamadığını, davacı tarafın dilekçesinde herhangi bir şekilde de ispatlanamamış olması karşısında manevi zarar adı altında salt maddi menfaat elde etmek amacıyla bu beyanlarda bulunduğunun açık olduğunu, itibari zararının oluştuğundan bahisle talep ettiği itibar tazminatı talebine dair vakaları da ispatlayamadığını beyanla, davanın reddini talep etmiştir. DAİREMİZİN KALDIRMA KARARI: Mahkemece daha önceden verilen "asıl davanın kısmen kabulü, birleşen davanın reddi" ne dair karara ilişkin Dairemizin 31.03.2022 tarihli, 2020/917 E.- 2022/549 K.sayılı kararı ile yapılan istinaf incelemesi neticesinde; "...6100 sayılı HMK'nın 297/2. maddesi 'Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.' şeklinde düzenlenmiştir. Aynı mahkemenin birleşen 2017/40 Esas- 2018/31 Karar sayılı dosyasının işbu dava ile birleştirilmesine karar verildiği halde, birleştirilen bu davadaki davacı taleplerinden itibar tazminatı hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiştir. Bu durumda, mahkemece, her bir davadaki talep hakkında değerlendirme yapılarak ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde birleşen davadaki itibar tazminatı hakkında hüküm kurulmaması doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlerden ötürü, taraf vekillerinin istinaf başvurularının kamu düzenine ilişkin resen gözetilecek sebeplerden ötürü kabulü ile kararın kaldırılmasına aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir...." gerekçeleriyle mahkeme kararının kaldırıldığı anlaşılmıştır. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece yeniden yapılan yargılama sonucunda; "....Önce ... firmasının Türk Patent ve Marka Kurumunda tescilli bulunan markalarının davalı tarafından ihlal edildiğini ileri sürerek marka tecavüzünün tespiti ve men edilmesi ile 51.000 TL'lik tazminat davası açtığı, bunun üzerine davalı tarafın da markaların hükümsüzlüğe tabi olduğunu savunduğu gibi, hükümsüzlük davası da açtığı, esasen, marka ihlalinde bulunmadıklarını belirterek, Ankara 3. FSHHM'de 2015/306 Esas ile kurum kararı iptali davası açtıklarını belirttiği, bağlantı nedeniyle iki dosyanın birleştirildiği, öncelikle tecavüz iddialarının dayanağı olan markaların nispi ve mutlak red nedenlerine takılıp takılmayacakları konusunun halli gerektiği, diğer deyimle ana dosyadaki hükümsüzlük konusunun çözümlenmesi gerektiği, hükümsüzlük davası bakımından temel iddianın MarkKHK 7/1-d-f bendine dayandığı, davacının 2013 ila 2015 tarihleri arasında tescillediği markaların o tarihteki mevzuata göre incelendiği ve kaydedildikleri belirlendiğinden hükümsüzlük davasının MarkKHK'nın hükümlerine göre ele alınacağı, (SMK'nın geçici 1/1. maddesi), bilirkişi görevlendirilerek koruma kapsamı ve hükümsüzlükle ilgili rapor alındığı, markanın hükümsüzlüğüne ilişkin kararın geçmişe etki doğurup, başvuru tarihinden itibaren markayı geçersiz kılmakta olduğu, dolayısıyla davacı markaları hükümsüz bulunduğunda tecavüz ve tazminat iddialarının dinlenemeyeceği (MarkKHK'nın 44, 43 ve 42. maddeleri), MarkKHK'nın 7/1-d maddesi uyarınca; "ticaret ve sanatta bir meslek grubunda olanların yaygın olarak kullandığı işaretler marka olma vasfına sahip değildir" hükmünün mutlak red sebebi olduğu, o ticari veya sınai alanda faal olan meslek erbabının normal olarak kullanacağı ibarelerin ayırt edicilik taşımadığı, dolayısıyla, bu türden ibarelerin tescillenemeyeceği veya tescillenmişse hükümsüzlük davası ile terkin edilebileceği, MarkKHK'nın 7/1-f maddesinin ise, ibarelerin malın veya hizmetin kalitesi, üretim yeri, coğrafi kaynağı konularında yanıltıcılık taşıması halini düzenlediği, bu türden sözcük ve işaretlerin de mutlak redde tabi olduğu, öte yandan, 7/1-c maddesi uyarınca vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi köken gibi üretim yeri, hizmetin verildiği yer, malın karakteristiğine ilişkin sözcük ve adlandırmaların münhasır anlamda marka olamayacağı, yani, bu türden sözcüklere esas unsur olarak marka kıymeti verilemeyeceği, tek başına tescillendiklerinde hükümsüzlüğe tabi oldukları, dava konusu olan markaların işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında kullanılmakta olduğu, iki tarafın da aynı alanda rekabet halinde olduğu, 'Ortak Sağlık Güvenlik Birimi' ibaresinin her şekilde 7/1-d madde anlamında sonuç doğuran sözcüklerden olduğu, bununla birlikte bu tür sözcüklere ayırt edici ana unsur eklenmek suretiyle, marka tesciline sokulmalarının mümkün olabileceği, bu halde de anılan sözcüklerin yan unsur niteliği taşıyacağı, bu olgunun hem tescil hem de koruma kapsamı bakımından etkili olduğu, görevlendirilen marka uzmanı bilirkişinin, dava konusu olan bu markalardan 2015/65858, 56811, 67948, 65862 ve 16936 nolu markaların tescillendikleri marka hizmetleri bakımından ayırt edici olmadıklarını, MarkKHK 5. maddeye uymadıklarını, ayrıca, 7/1-c ve d maddeleri uyarınca mutlak redde tabi olduklarını rapor ettiği, ayrıca, davacının uzun süreli kullanımı ile ayırt edicilik kazanıldığına dair kanıtların da bulunmadığını rapor ettiği, bundan ayrı, bu markaların 7/1-f maddesi kapsamında yanıltıcılık taşıyıp taşımadığının da mahkemece değerlendirilebileceğini rapor ettiği, davacının dayandığı ve aynı zamanda hükümsüzlüğe konu olan bir diğer markanın ise işçi sağlığı ve iş güvenliği, iş yeri personel sağlığı, danışmanlığı hizmetlerinde tescillenmediğinin gelen tescil dosyasından anlaşıldığı, buna karşılık bilirkişinin 03/08/2018 tarihli raporunda bu markanın tescillendiği 41. sınıf eğitim, öğretim hizmeti faaliyetinin yukarıdaki hizmet sınıfları ile ilgili özel eğitimler kapsamında değerlendirilebileceğini, bağlantılı olduğunu ve bu markadaki unsurların tanımlayıcı karakterde olduğunu, 3. kişilerin kullanımlarına katlanma yükümlülüğü bulunduğunu rapor ettiği, markada yer alan 'İzmir' sözcüğü ve 'İzmir Saat Kulesi' nin tarihi ve kültürel ortak değer olduğunu, tek kişinin münhasır alanına bırakılamayacağını, bu durumda davacının dayandığı markalardan 8. paragrafta bahsedilenlerin 7/1-d madde uyarınca hükümsüzlüğe tabi olduğu, bu markaların ihlali bakımından da açılan davanın dayanaksız olduğu, 41. sınıfta kayıtlı olan 2014/03309 sayılı markanın ise jenerik unsurlardan kompoze edildiği, mavi çember şekli üzerine yazılı sözcükler '....' ibarelerinin anılan 44., 45. sınıflar bakımından tanımlayıcı olduğu, ancak, 41. sınıf bakımından '...' ibaresinin doğrudan tanımlayıcı olmadığı, çemberin ortasında yer alan saat kulesi, steteskop ve baret şekillerinin de eğitim hizmetleri bakımından doğrudan tanımlayıcı olmadığı, ancak, tüm bu yan unsurlar ve mavi çerçeveli logonun birlikte 41. sınıfta marka olma kapasitesine sahip olduğu, bununla birlikte, davalı tarafın tecavüz olarak gündeme getirilen kullanımlarının bu markayı ihlal etmediğinin de belli olduğu, davalının kullanımının 44 ve 45. sınıflar bakımından sonuç doğurucu olduğu, kurulan benzerliğin ise, yukarıda 8. paragrafta belirtilen markalara ilişkin olup, hükümsüzlüğe tabi olduklarından marka tecavüzünden söz edilemeyeceği, nitekim, davalının kullandığı marka ve logolar aynı yan unsurlardan ayrıca ve baskın biçimde 'KARŞIYAKA' ibaresinin yer almakta olduğu, ortalama müşteri kitlesinin Karşıyaka'yı algılayacağı, yanında hizmete ilişkin işaret ve sözcükleri algılayacağının belli olduğu, bu bakımdan, anılan markaya tecavüz iddiasının da yerinde olmadığı, işçi sağlığı ve iş güvenliği, iş yeri danışmanlığı gibi hizmet alanında faal olan tarafların verdikleri hizmeti tanımlayan sözcükleri markasallaştırma gayretlerinin basiretli tacir olma vasfıyla bağdaşmadığı, bu sözcüklerin ancak ayırt edici bir ana unsurun yanında yan unsur olabileceği unutulmaksızın markaların kompoze edilip, tescile konu edilmesinin gerektiği, sınai mülkiyet hakkına tecavüz sayılan fiileri işleyen kişilerin, hak sahibine karşı zarar tanzim yükümlülüğü bulunduğu, bu kapsamda hakka konu ürün veya hizmetlerin mütecaviz tarafından kötü şekilde kullanılması veya üretilmesi, bu şekilde üretilen ürünlerin temin edilmesi yahut uygun olmayan bir tarzda piyasaya sürülmesi şeklindeki eylemler nedeniyle Sınai mülkiyet hakkı sahibinin itibarının zarara uğraması durumunda ayrıca tazminat da istenebileceği, somut olayda (birleşen 2017/140 sayılı dosyada) davalı ... Tic. Ltd. Şti'nin davacının sınai mülkiyet hakkını kötüye kullandığı ve yasada belirtilen eylemleri ika etmek suretiyle sınai mülkiyet hakkı sahibinin itibarını zarara uğrattığı hususları somut, kesin ve her türlü şüpheden uzak bir şekilde ispat edilemediği, zaten sınai mülkiyet hakkına konu bir kısım markalar yönünden hükümsüzlük kararları da verilmiş bulunmakla, itibar tazminatı iddiasına mahkemece itibar edilmediği, bu sebeplerle birleşen davada davacı tarafın itibar tazminatı talebinin reddi sonucuna ulaşıldığı, birleşen dosyada davalı vekili tarafından hükümden sonra ve gerekçeli karar yazılmadan önce reddine karar verilen itibar tazminatı istemi yönünden müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmesi ve bu kapsamda 6100 sayılı HMK'nın 305/a maddesi gereğince hükmün tamamlanmasının talep edildiği, bu talebin mahkemece kabul edilerek gerekçeli kararın hüküm kısmında 6100 sayılı HMK'nın 305/a maddesi gereğince tamamlama yapılmak suretiyle, birleşen dosyada reddedilen itibar tazminatı yönünden davalı ...Tic. Ltd. Şti lehine vekalet ücretine hükmedilerek hükmün bu şekilde tamamlandığı, bu talebin kısa karardan sonra ve fakat gerekçeli karar yazılmadan önce yapılması, usul ekonomisi ve olası infaz durumunda karışıklığa mahal verilmemesi gerekçeleri ile, bu düzeltme ve tamamlamanın tavzih veya tashih şeklinde yapılmayıp, gerekçeli kararda bu husus değerlendirilmek suretiyle uygulama yapıldığı, sonuç olarak; ANA DOSYADA DAVANIN KISMEN KABUL-KISMEN REDDİ İLE, 2015/65858, 2013/56811, 2014/67948, 2015/65862 ve 2014/16936 nolu markalar yönünden davanın kabulüne, bu markaların hükümsüzlüklerine, sicilden terkinlerine, 2014/03309 nolu marka bakımından davanın reddine, BİRLEŞEN DOSYADA; markaya tecavüzün önlenmesi, maddi tazminat, manevi tazminat ve itibar tazminat TALEPLERİNİN REDDİNE..." şeklinde karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Asıl davalı/birleşen dava davacısı vekili tarafından; "...2017/40 Esas sayılı dosyada bilirkişi kurulu tarafından heyet raporunda müvekkilinin markalarındaki 'İzmir' ibaresinin marka işlevini yerine getiren unsur olduğu, davacı-karşı davalının kullanımının markasal kullanım olduğu, müvekkilin zararının bulunduğunun tespit edildiğini, dosya karar aşamasında iken davacı-karşı davalı tarafından müvekkiline karşı hükümsüzlük davası ikame edildiğini, iki davanın birleştirildiğini, bu kez farklı bir heyetten alınan bilirkişi raporunda 'İzmir' kelimesinin yer ifade etmeye yönelik değil, müvekkilinin hizmetini diğer işletmelerden ayırt etmeye yarayan, marka işlevini yerine getiren unsur olduğu kanaati bildirildiğini, dosya kapsamında iki raporun birbiriyle çelişmekte olmasına rağmen, ilk derece mahkemesi tarafından çelişki raporu alınmaksızın ikinci rapora göre hüküm kurularak birleşen davanın reddine, asıl davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, ana dosya bakımından markaların hükümsüzlüğüne karar verilmesinin hukuken hatalı olduğunu, ‘...i’ ibarelerinin 7/1 d anlamında sonuç doğuran sözcüklerden olduğunun belirtildiğini, ancak ‘...’ ibaresinin zaten marka olarak tescil edilmediğini, işbu ibarenin yardımcı unsur olduğunu, ‘yardımcı unsur’ olarak nitelendirilen bu ibarelerin tek başına marka olarak kullanılamayacağını, markanın esas ve tali unsurları ile birlikte kullanılabileceğini, dava konusu markalarda elbette ki bu ibarelerin tek başına tescile konu olamayacağını, ancak yardımcı unsur olarak tescillerinin pek tabi ki olanaklı olduğunu, bilirkişi tarafından, 'İzmir' ibaresinin hizmetin sunulacağı yer olarak algılandığını, hizmetin coğrafi kaynağını, marka sahibinin İzmir' de hizmet sunan bir OSGB şirketi olduğunu belirttiğinin ifade edildiğini, ilk derece mahkemesi tarafından ise markalarındaki esas unsur olan ‘İzmir’ sözcüğünün neden ayırt edici sözcük olarak kabul edilmediğine dair açık bir gerekçe bulunmadığını, yalnızca MarKHK 7/1f ve ve 7/1-c'den bahsedildiğini, ancak bu maddelerin dava konusu ‘İzmir’ ibaresi ile ilişkilendirilmediğini, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin yapıldığı zamanı gösteren sözcük ve işaretlerin marka olarak tescil edilemeyeceğini, ancak müvekkilinin markasındaki ‘İzmir’ ibaresinin coğrafi kaynak göstermediğini, işbu ibarenin ayırt edicilik katan markasal unsur olduğunu, tıpkı ‘Sultanahmet Köftecisi’ ‘Restaurant İstanbul’ markalarının kullanımının hukuka uygun olduğu gibi ‘...’ ibaresinin de marka olarak kullanılabileceğini, Yargıtay’ın, şehir ismi bulunan markanın iptali istemine dayalı davada, talebi kabul eden mahkemenin kararını bozduğunu (Yargıtay 11. HD 1984/4499 Esas-1984/4560 Karar), kaynak gösteren coğrafi işaretten bahsedebilmek için, ibarenin, malın kendisiyle birlikte coğrafi kaynağını belirten tanımlayıcı bir işaret olması, mal ile ilgili yöre arasında bağlantı bulunması gerektiğini, örneğin Rize çayı, Malatya kayısısı gibi ibarelerin tescil edilemeyeceğini, ancak İzmir’in ortak sağlık ve güvenlik birimlerinin meşhur olmadığı sabit olup, bu nedenle müvekkilinin markasının mutlak tescil engeliyle karşılaşmasının olanaklı olmadığını (Yargıtay 11. HD 1999/5790 Esas-1999/9590 Karar), davacının müvekkilinin markasının tanınmışlığından yararlanma amacı ile müvekkilinin markasını iltibas yaratacak şekilde kullandığını, öncelikle ‘....’ ve ...’ markasını tescilsiz olarak kullandığını ve işbu markada öncelik hakkı bulunduğunu iddia ederek müvekkilinin 2013/56811 sayılı marka başvurusuna itiraz eden ve itirazının reddedilmesi üzerine açmış olduğu davanın Ankara 3. Fikri Sınai Haklar Mahkemesi 2015/306 Esas-2016/481 Karar sayılı kararı ile reddedilen davacı/karşı davalının bu kez söz konusu markanın coğrafi kaynak belirttiğinden ve markanın yanıltıcı marka olduğundan, tescil edilemeyeceğinden bahisle hükümsüzlük davası ikame ettiğini, davacı müvekkilinin markası ile iltibas yaratarak haksız kazanç elde ettiğini, müvekkilinin uğradığı zararı tazmin etmesi söz konusu olduğunda ise hükümsüzlük davası açarak bu durumdan kurtulmayı amaçladığını, marka üzerinde rüçhan hakkı bulunduğunu iddia ederek TPE nezdinde tescilin engellenmesi için dava açan davalı-karşı davacının bu kez mutlak tescil engelleri nedeniyle tescil edilemeyeceğini iddia ederek dava açmış olmasının tamamen kötü niyetini gösterdiğini, kötü niyetin hukuk düzenince korunmasının olanaklı olmadığını, sonuç itibariyle markaların hükümsüzlüğüne karar verilmesi hukuka aykırı olup, kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiklerini, birleşen dosya bakımından; 2017/40 Esas sayılı dosyada bilirkişi raporu ile davacı-karşı davalının müvekkilinin markalarına tecavüz ettiğinin belirlendiğini, bu sebeple de davacı yanca dürüstlük kuralına aykırı bir şekilde hükümsüzlük davası ikame edildiğini, ilk derece mahkemesi tarafından haklı olarak 2014/03309 numaralı marka bakımından hükümsüzlük talebinin reddine karar verildiğini, ancak işbu markaya tecavüz hali ve tazminat talepleri bakımından davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, zira davacı-karşı davalının müvekkilinin tescilli markası ile açıkça iltibas yaratacak şekilde markasal kullanımda bulunduğunu, davacı-karşı davalının Karşıyaka ibaresini kullanmadan doğrudan müvekkilinin markasını kendi markasıymış gibi kullandığını, sunmuş oldukları deliller değerlendirilmeden karar verildiğini, yine davacı-karşı davalının arama motorunda bulunan görselleri ve web sitesinin ‘izmirrosgb’ oluşunun ve kullanılan faturaların hükümde irdelenmediğini, hükümde belirtilmeyen vekalet ücreti bedelinin hükmün tamamlanması kurumuyla talep edilmesine imkan bulunmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte reddedilen her talebe ilişkin ayrı ayrı vekalet ücreti hükmedilmesinde de hukuka uyarlık bulunmadığını, mahkeme kararının kendi içerisinde çeliştiğini, mahkeme gerekçeli kararında; ‘Davalı ... kendini vekil ile temsil ettirdiğinden, manevi tazminat davası ve itibar tazminatı talebi reddedilmekle AAÜT'ne göre belirlenen 15.000 TL vekalet ücretinin ....'den alınarak davalı.... Şirketine ödenmesine, Davalı ....kendini vekil ile temsil ettirdiğinden, itibar tazminatı istemi reddedilmekle AAÜT'ne göre belirlenen 5.000 TL vekalet ücretinin İzmir OSGB'den alınarak davalı ... Şirketine ödenmesin,’ şeklinde hüküm kurulduğunu, aynı talebe ilişkin olarak iki vekalet ücretine hükmedilmiş olup kararın hukuka aykırılık teşkil ettiğini..." beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Asıl dava; markanın hükümsüzlüğü, birleşen dava ise; markaya tecavüzün tespiti, men'i, maddi-manevi tazminat ile itibar tazminatı istemine ilişkindir. Mahkemece yeniden yapılan yargılama sonucunda; yukarıda yazılı gerekçelerle asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verildiği, karara karşı davalı/birleşen davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; ilk önce birleşen davanın açıldığı ve birleşen dava davacısı ... Ltd. Şti. tarafından birleşen davalı .... Tic. Ltd. Şti'nin marka ihlali yaptığı gerekçesiyle tecavüzün tespiti, men'i ve maddi-manevi ve itibar tazminatları talep edildiği, ardından asıl dava dosyasındaki davacı....Tic. Ltd. Şti tarafından davalı... Ltd. Şti.ne karşı aynı markaların konu edildiği marka hükümsüzlüğü davası açıldığı, birleşen davada alınan bilirkişi raporunda davacının "...." şeklindeki markada yer alan ifadenin tamamlayıcı olduğu ve asıl unsur olarak "İzmir" ifadesinin yer aldığı, bu ifadenin de ayırt edici nitelikte olduğu ve yer ifade etmeye yönelik olmayıp işletmeyi diğer işletmelerden ayırt etmeyi yerine getiren bir unsur olduğunun belirtildiğinin görüldüğü, asıl dava dosyasında alınan farklı bilirkişi raporunda ise aynı marka bakımından yapılan değerlendirmede; "...." markasının hizmetin sunulacağı yer olarak algılanmakta olduğu, kimsenin tekeline bırakılamayacağı, ayırt edici nitelikte olmadığı yönünde görüş bildirildiği, mahkemece raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediği, yine 2014/03309 tescil nolu marka bakımından hükümsüzlük talebinin, asıl davada alınan rapor doğrultusunda diğer markalardan (44.ve 45. sınıf) farklı sınıfta (41. sınıf) yer almakta olması nedeniyle mahkemece reddedildiği, bu sınıflar arasında bağlantılı hizmetler olup olmadığı konusunda ise yeterince değerlendirme yapılmadığı, yine birleşen davada aynı markaya dair tecavüzün tespiti ve önlenmesi talebinin; markanın basit bir kompeze olmasından dolayı marka ihlallerine katlanılması gerektiğine dair görüş içeren rapor doğrultusunda mahkemece bu konuda yeterli inceleme olmaksızın ve yeterli bir gerekçeye de yer verilmeksizin reddedildiği, raporlar arasında oluşan çelişkinin giderilmediği görülmekle, kararın eksik incelemeden dolayı kaldırılması gerekli görülmüştür. Mahkemece, marka konusunda uzman farklı bir heyetten (heyet içerisine markanın konu edildiği bahse konu iş dalından sektör bilirkişi de eklenerek) alınacak olan rapor ile, raporlar arasındaki çelişkinin ayrıntılı olarak irdelenip giderilmesi, ayrıca 2014/03309 tescil nolu markanın hükümsüzlüğü talebine ve yine diğer tarafın bu markaya yönelik tecavüz eylemlerine dair iddialarına -somut deliller de irdelenerek- yönelik ayrıntılı bir değerlendirme yapılarak tereddüte mahal vermeksizin bir sonuca varılması gerekmektedir. Yine, TMP kurumu kararına karşı YİDK kararının iptali istemiyle Ankara FSHHM'nde açılan davanın akıbetinin de araştırılıp, mahkemece karar tesisinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, mahkeme hükmünün usule uygun olmadığı, birleşen davada kısa kararda itibar tazminatı bakımından manevi tazminat ile birlikte vekalet ücretine dair bir hüküm tesis edildikten sonra, gerekçeli kararda HMK 305/a maddesi yoluna gitmeye gerek olmaksızın birleşen davadaki itibar tazminatına dair hükmün tamamlandığı gerekçesi ile ayrı bir bent halinde itibar tazminatı bakımından davalı .... Ltd. Şti yararına 5.000-TL vekalet ücretine hükmedildiği, yine birleşen davaya ilişkin hüküm kısmında manevi tazminat ve itibar tazminatı vekalet ücreti denilerek üst kısımda 15.000-TL vekalet ücretine de ayrıca hükmedilmiş olduğu görülmekle, kısa karar-gerekçeli karar çelişkisi ve hükmün kendi içinde oluşturulan çelişki nedeniyle, infazda tereddüt yaratacak nitelikteki mahkeme kararının öncelikle bu nedenlerden dolayı re'sen kaldırılması gerekmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davalı/birleşen davacı ....Ltd. Şti. vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik istinaf itirazlarının kabulü ile, yerel mahkeme kararının HMK 353/1-a-6. madde uyarınca kaldırılarak dosyanın mahkemesine iadesine karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı/birleşen davacı ... Ltd. Şti. vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik istinaf itirazlarının KABULÜNE; İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2022/79 Esas - 2022/53 Karar sayılı kararının HMK 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-İSTİNAF AŞAMASINDA; davalı/birleşen davacı tarafından ayrı ayrı yatırılan toplam 161,40 TL istinaf karar harcının istek halinde davalı/birleşen davacıya iadesine, 4-İstinaf aşamasında davalı/birleşen davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda ele alınmasına, 5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 6-Kararın taraflara tebliği, harç ve gider avansı işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 18/06/2025

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2020/917, K. 2022/549, T. 31.03.2022, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2020-917-e-2022-549-k-52655129aac4