Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi 2020/2013 E. 2023/1693 K.

Konu: İtirazın İptali

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Daire
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
Esas No
2020/2013
Karar No
2023/1693
Karar Tarihi
Konu
İtirazın İptali

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2020/2013

KARAR NO: 2023/1693

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 20/10/2020

NUMARASI: 2017/937 E. - 2020/609 K.

DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili bankanın Esentepe Şubesi ile borçlu dava dışı ...Tic. Ltd.Şti. arasında kredi genel sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmeye istinaden söz konusu şirkete kredi kullandırıldığını, davalı ise kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, kullandırılan işbu kredi borçlarının borçlular tarafından geri ödenmediğini, bunun üzerine hesap katı yapılarak, borçlulara İstanbul Beşiktaş ....Noterliğinin 11.07.2017 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi keşide edilerek tebliğ edildiğini, borçlu firma ve kefilleri hakkında 07.07.2017 tarihinde bu tarih itibariyle 191,550,25-TL üzerinden, İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile genel haciz yolu ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, borçlunun bu takibe itiraz ettiğini, aynı zamanda söz konusu dosya borçluları ile ilgili İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/728 D.İş sayılı dosyasında tüm dosya borçlularının hak ve alacaklarının haczini teminen ihtiyati haciz kararı alındığını, bu kararın İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile infaz edildiğini, iş bu dosyanın ihtiyati haciz dosyası olması hasebiyle İstanbul ... İcra Müdürlüğü' nün ... Esas sayılı dosyası işbu dosya ile birleştirildiğini, davalının takibe itirazının haksız olduğunu ileri sürerek, İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali ile %20 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkili davalının ortağı olduğu dava dışı ... Tic. Ltd.Şti. ile davacı banka arasında 03/12/2012 tarihli genel kredi sözleşmesi imzalanmış olduğunu, müvekkilinin s konusu şirketten 19/09/2014 tarihli karar ile tüm hisselerini dava dışı ...’a devretmek suretiyle ayrıldığını, bu kararın 25/09/2014 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandığını, müvekkilinin 03/12/2012 tarihinde kefalet sözleşmesini imzaladığını, bu sözleşmede müvekkil "Evli'' olarak sözleşmeye yazmasına karşın eş muvaffaktı alınmadığını, bu tarihte yürürlükte olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun açıkça eşin yazılı rızasını aradığını, davacı banka tarafından yapılan sözleşmenin yapıldığı tarih itibariyle geçersiz bir sözleşme olduğunu, müvekkilinin eşi tarafından böyle bir kefalet ilişkisine rıza verilmediğini, davacı banka ne kat ihtarında ne de takip talebinde, takibe konu kullandırılan kredilerin kullandırma tarihlerinin belli olmadığını, ortaklıktan ayrılan müvekkilinin bankaya bildiriminden sonra kullandırılan kredilere ilişkin müvekkilinin bir sorumluluğu da bulunmadığını savunarak, davanın reddi ile %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, davalı borçlu tarafından İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... ile birleşen ... İcra Müdürlüğünün ... takip sayılı dosyalarına yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.Somut olayda, dava dışı ... Tic. Ltd. Şti arasında 03.12.2012 tarihinde 2.000.000,00 TL limitli kredi genel sözleşmesi düzenlendiği, davalı yanın bu sözleşmeyi müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığı, borcun ödenmemesi nedeni ile İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... takip sayılı dosyası ile davalı ile diğer borçlular aleyhine toplam 191.550,12 TL yönünden ilamsız icra takibine başlandığı ödeme emrinin 19.07.2017 tarihinde davalı borçluya tebliğ edildiği 24.07.2017 tarihinde süresi içerisinde davalı tarafından itiraz edildiği, aynı alacak nedeni ile İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nden alınan ihtiyati haciz kararının İstanbul ... İcra Dairesi'nin ... takip sayılı dosyası ile icraya konu edildiği, dosyanın ... İcra Müdürlüğünün ... takip sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği görülmüştür.Somut olayda uyuşmazlık davalı tarafından imzalanan kredi sözleşmesinde eş rızasının alınmasının gerekli olup olmadığıdır. Davalı ... 12.08.2000 tarihinde ... ile evlendiği, kredi sözleşmesinin imzalandığı tarih itibariyle evli olduğu ayrıca davalının kredi tarihi itibariyle asıl borçlu şirketin ortağı olduğu tüm dosya kapsamı ve taraf beyanlarından anlaşılmıştır. 6098 sayılı TBK 583/1 maddesi “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.” şeklinde, 584.maddesi “Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır. ...(Ek fıkra: 28/03/2013-6455 S.K./77. md) Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, .... için eşin rızası aranmaz." şeklindedir. Yukarıda anılan kanun hükmü eldeki olaya uygulandığında sözleşme tarihi 03.12.2012 tarihi olup , TBK'nın 584.maddesinde, 6455 sayılı Kanun'un 77.maddesiyle değişiklik yapıldığı 28/03/2013 tarihinden önce olduğu anlaşılmıştır. Yani, belirtilen yasa maddesi 28/03/2013 tarihi itibariyle değiştirilmiş olup, bu tarihten itibaren ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletlerde eş rızası aranmamaktadır. Sözleşmenin yapıldığı tarih itibariyle Türk Borçlar Kanunu'nun 584.maddesine göre, kefalet sözleşmesinde eş rızasının bulunması gerektiği ve davalı yan eşinin kefalete rızası olduğuna dair dosya kapsamında belge bulunmadığı, davalı tarafında verilen kefaletin geçersiz olduğu davalı yanın borçtan sorumlu tutulamayacağı anlaşılmış olup davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurma yoluna gidilmiştir." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dosyaya sundukları evrakların gerektiği gibi incelenmediğini, hatalı değerlendirme yapıldığını, sözleşmenin imzalandığı dönemde her ne kadar eş rızası zorunlu olsa bile, TBK'nın 584.maddesinde, 6455 sayılı Kanun'un 77.maddesiyle 28/03/2013 tarihinde değişiklik yapıldığını, işbu hüküm neticesinde dava konusu somut olayda davalı yanın kefaletinin kaldırılması hükmünün hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesi kararında sözleşmenin imzalandığı tarihte böyle bir kanun maddesi olmaması dolayısıyla kefaleti geçersiz kılınmış olsa da, dosyadan da açık bir şekilde görüleceği üzere müvekkili bankanın Beşiktaş ... Noterliginden 11./07/2017 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesini keşide ettiğini, davalı yana gönderdiğini, bu ihtarname akabinde de icra takibine geçtiğini, sözleşmenin imzalandığı tarihte eş rızası aransa da kefile başvurulması gereken bir husus bulunmadığından dolayı kefaletin zaten bir hükmü veyahut bir yaptırım gücü olmadığını, müvekkili bankanın kefalet hükmünü 2017 yılında kullanmaya çalıştığını, dosyada itirazla karşılaştığını, 28/03/2013 tarihinde yapılan değişiklik neticesinde "Ticaret siciline kayıtlı ticari isletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından isletme veya sirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, .... için esin rızası aranmaz." hükmünün hayata geçtiğini, ancak davalının kefaletine 19/07/2017 tarihinde başvurulduğunu, bu sebeple, somut olayda yer alan kefalet hükmünün istisna kapsamında ve geçerli olduğunu, davalı yanın şirkete dair bir kredi kullanıp kefil olduğunu bilerek ve isteyerek yapılan bu kefillik işlemine karşı herhangi bir süre zarfı boyunca itirazda bulunulmadığını, nitekim davalı yanın kredi kullanan şirketten ayrılmasına rağmen kefalet hükmüne karşı herhangi bir beyanda bulunmadığını, durumu kabullendiğini, kredi borçlusu şirketten ayrılmasına rağmen kefaletten çıkmak için herhangi bir yola başvurmayan davalı yanın somut olay içerisindeki tutumunun gerek iyiniyet kurallarına gerekse de hayatın olağan akışına uygun olmadığını, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2014/16821 Esas, 2015/2589 Karar sayılı kararı ile 2016/5618 Esas ve 2017/1675 Karar sayılı kararında bu hususa değinildiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklı banka alacağının davalı müteselsil kefilden tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı tarafça, dava dışı asıl borçlu şirket ile imzalanan 03/12/2012 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullanılan kredi borcunun ödenmemesi üzerine başlatılan ilamsız icra takibine itiraz edilmesi üzerine ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine eldeki dava açılmış, davalı taraf, sözleşmeyi müteselsil kefil olarak imzaladığını, eş rızası bulunmadığından sözleşmenin geçerli olmadığını, ayrıca asıl borçlu şirketteki hisselerini 2014 yılında devrettiğini, borçlu olmadığını savunmuştur. Dosya kapsamında bulunan İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu ile dava dışı asıl borçlu şirket ile dava dışı ... aleyhine 124.054,55 TL asıl alacak, 63.895,64 TL işlemiş faiz, 3.194,76 TL temerrüt faizin %5 gider vergisi ve 405,30 TL olmak üzere toplam 191.550,25 alacak yönünden 07/07/2017 tarihinde icra takibi başlattığı, takip dayanağı olarak kredi üyelik sözleşmeleri, ihtarname, hesap özetinin gösterildiği, ödeme emrinin 19/07/2017 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından 24/07/2017 tarihinde süresinde verilen itiraz dilekçesi ile borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durduğu ve davanın bir yıllık yasal hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmıştır. Davacı ile dava dışı asıl kredi borçlusu şirket arasında 03/12/2012 tarihli, 2.000.000 TL limitli genel kredi sözleşmesinin imzalandığı, davalının ise bu genel kredi sözleşmesini 2.000.000 TL limitle müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı anlaşılmaktadır. Ticaret sicil kayıtlarına göre, genel kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihte dava dışı asıl borçlu şirket ... Tic.Ltd. Şti.'nin ortağı olduğu, 16/09/2014 tarihli noter hisse devir sözleşmesi ile tüm hissesini diğer ortağa (aynı zamanda bu kişi de müteselsil kefil olarak sözleşmede imzası bulunmaktadır.) devrederek şirket ortaklığından ayrıldığı, davalı tarafından, davacının gönderdiği 11/07/2016 tarihli kat ihtarnamesine verdiği 18/07/2016 tarihli cevabında da bu hususları davacı bankaya bildirdiği anlaşılmaktadır. Kefalet sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 581 ila 603. maddeleri arasında düzenlenmiş olup 581. maddede, "kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşme" şeklinde tanımlanmıştır. Kanunda yer alan bu tanıma göre, kefalet sözleşmesi, alacaklı ile kefil arasında kurulan ve alacaklıya kişisel güvence sağlayan bağımsız nitelikte bir borç ilişkisidir. Kefalet sözleşmesi kişisel bir teminat sözleşmesidir. Diğer sözleşmeler gibi kefil ile alacaklının karşılıklı ve birbirine uygun iradelerinin birleşmesi ile meydana gelir. Bu sözleşme ile kefil, asıl borçlunun borcunu alacaklıya karşı ifa edememesi tehlikesini kişisel olarak üstlenmektedir. TBK'nın 583. maddesi uyarınca, kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifade ile yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi kefaletin geçerlilik koşuludur. TBK'nın 584/1. maddesi uyarınca ise eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir. Bu rızanın ise sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır. Anılan bu maddeye 28/03/2013 tarihli ve 6455 sayılı kanunun 77. maddesi ile eklenen üçüncü fıkraya göre ise, ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızasının aranmayacağı hüküm altına alınmıştır.Yargılama aşamasında dosyaya eklenen davalının aile nüfus kayıt tablosundan davalı kefilin 12/08/2000 tarihinde evlendiği ve kefalet tarihinde de halen evli olduğu görülmüştür. Bu bilgilere göre somut olay incelendiğinde; dava konusu genel kredi sözleşmesinin 03/12/2012 tarihli olduğu, davalının da aynı tarihte sözleşmeyi müteselsil kefil olarak imzaladığı, davalının el yazısı ile asıl borçlu şirketin kullandığı, kullanacağı kredilere 2.000,000 TL tutarına kadar müteselsil kefil olduğunun yazılı olduğu, ancak sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan TBK'nın 584/1 maddesi uyarınca aranan eş rızasının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davalı müteselsil kefilin kredi sözleşmesinin düzenlendiği 03/12/2012 tarihi itibariyle evli olduğu, sözleşmenin kurulmasından önce veya en geç sözleşmenin kurulduğu anda eşinin yazılı rızasının bulunduğuna dair herhangi bir belgenin dosyada bulunmadığı bu nedenle davalı müteselsil kefilin eşinin rızasının gerekli olduğu, ancak bu rızanın sözleşmede yer almadığı, 6098 sayılı TBK'nın 584/1. maddesindeki bu şartın şekil şartı olduğu, eşin yazılı rızasının kanun koyucu tarafından geçerlilik koşulu olarak öngörüldüğü, bu nedenle kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı anlaşılmaktadır.Davacı tarafça 6455 sayılı Kanunun 77. maddesi ile 6098 sayılı TBK'nın 584. maddesinde değişiklik yapıldığı, eş rızası aranmayacağı, davalının şirket ortaklığından ayrılmasına rağmen kefalete karşı bir itiraz ileri sürmediği, davalının kefalete sessiz kalmasının hakkın kötüye kullanılması olduğu istinaf sebebi olarak ileri sürülmüştür. Şekil noksanlığını sonradan ileri sürmek davalı yönünden hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilemez. Meğer ki davacı banka dürüstlük kaidelerine aykırılığı açıkça ortaya koyan bir halin varlığını ileri sürüp ispatlasın. Davacı banka ilk derece yargılaması sırasında sunmuş olduğu delillerle davalı kefilin şekil şartı yokluğunu bilerek davalının kredi kullandırma iradesini sakatlamak kastı ile şekil noksanlığını yarattığını ispatlayamamıştır. Tarafların kredi ilişkisindeki duruma göre (kredi kullandırıp kullandırmama tamamen bankanın inisiyatifindedir) güçlü konumda olan ve basiretli davranma yükümlülüğünde olan davacı banka, davalının kefaletinin geçerliliğinin kanundaki düzenleme çerçevesinde davalının eşinin yazılı muvafakatının alınması gerektiğini bilecek durumdadır. TBK'nın 584. maddesindeki geçerlilik şartına rağmen davalı eşinin yazılı muvafakatına gerek görmeden kredi kullandıran davacı banka daha sonra şekil şartı eksikliğinin ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğunu açıkça ortaya koymalıdır. Aksi takdirde kanunun aradığı şekil şartının hiç bir önemi kalmayacaktır. Dosyadaki bilgilere göre kredinin açılmasının salt davacı kefilin kefaletinin güçlülüğünden kaynaklandığı anılan kefalet taahhütü olmaması halinde kredinin açılamayacağı ve kredinin kullanıldırılmasının salt kefilin davranışları ile uyandırdığı kefalete dayalı bulunduğu ispatlanamamıştır. Bu durumda davalı kefilin şekil noksanlığını ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması vasfında olduğu davalı bankaca açıkça ortaya konulamadığından kefaletin geçersizliğinin kabulü gerekir. Bu nedenlerle, mahkemece davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup davacını vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1.maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

KARAR: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 215,45 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerlerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 26.10.2023

Atıf: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, E. 2020/2013, K. 2023/1693, T. 26.10.2023, www.arakarar.com/karar/istanbul-bolge-adliye-mahkemesi-14-hukuk-dairesi-2020-2013-e-2023-1693-k-456054f6333c