Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2020/139 E. 2021/8 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2020/139
Karar No
2021/8
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2022/581 KARAR NO : 2024/913 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 06/01/2021 NUMARASI : 2020/139 E. - 2021/8 K. DAVACI : VEKİLİ DAVALI DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 06/01/2021 tarih ve 2020/139 Esas - 2021/8 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkilinin gerek yayıncılık gerekse de eğitim öğretim hizmetlerinde "..." markasını kullandığını ve bu markanın ilgili sektörde tanınmış bir marka olduğunu, davalı gerçek kişi tarafından 2019/60744 sayılı "...” ibareli marka başvurusunun yapıldığını, müvekkilince bu başvuruya yapılan itirazın Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından kabul edildiğini, ancak davalı gerçek kişinin bu karara yönelik itirazının YİDK tarafından yerinde görülerek başvuru hakkındaki ret kararının kaldırıldığını, oysa dava konusu başvuru ile müvekkili markaları arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik olduğunu, dava konusu başvurunun, müvekkilinin tanınmış markası olan "..." ibaresini birebir içerdiğini, davalının hem bu ibareyi hem de "bir" ibaresini aynı marka içerisinde kullanmasının markalar arasında karıştırılma ihtimali yarattığını, müvekkili şirkete ait "..." ibareli markaların varlığı nedeniyle dava konusu başvurunun müvekkilinin seri markası olarak algılanacağını, davalının, 41. sınıfta başka bir ibare seçme şansı olmasına rağmen, müvekkili şirketin tanınmış ve ayırt edici hale gelmiş “...” ve “bir” ibarelerini seçmesinin kabul edilemeyeceğini, davaya konu kararın, Kurumun önceki kararları ile de çeliştiğini, dava konusu YİDK kararında başvuru konusu markanın slogan marka olması nedeniyle markalar arasında benzerlik olmadığının belirtildiğini, ancak slogan markaların da müvekkili markalarının seri markası olarak algılanmasının mümkün olduğunu, müvekkili şirketin 2003/05678 nolu “...” ibareli slogan markasının bulunduğunu ve bu markanın içinde de “bir” ibaresinin geçtiğini, davalının daha önce Kurum tarafından reddedilen bir markanın neredeyse birebir aynısını tekrar tescil ettirmek için başvurmasının kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, YİDK'in 2020-M-4601 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik olmadığını, davacının diğer iddialarının da yerinde bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ..., başvuru konusu markanın bir slogan markası olduğunu, davacı tarafın markalarının asli unsurunun “... ...” olduğunu ve “bir” ibaresini kimsenin tekeline verilemeyeceğini, dava konusu başvuruda “...” ibaresinin, “...” kompozisyonu içerisinde absorbe edildiğini ve genel görünüm itibariyle başvurunun, davacı tarafın markalarından farklılaştığını, markalar arasında iltibas bulunmadığını, iltibasın belirlenmesinde önceki markanın ayırım gücünün belirlenmesi gerektiğini ve ... ibaresinin eşsiz, benzersiz, orijinal bir kelime olmadığını, davacı tarafın dosyaya sunduğu kararların emsal teşkil etmeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, taraf markaları bir bütün olarak karşılaştırıldığında; görsel, işitsel ve kavramsal olarak iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmadıkları, davaya konu markanın tescil başvurusuna konu edildiği 41.sınıftaki hizmetlerin yılda birkaç kez, bazen nadiren alınan, daha çok araştırma yapılarak piyasadaki alternatiflerin incelenerek karşılaştırılmasını gerektiren hizmetler olması dolayısıyla marketten ürün alacak olan bir kimseden daha fazla dikkat düzeyine sahip bilinçli tüketici kitlesine hitap ettiği, davalı markasının slogan markası olduğu, "..." olarak bir bütün halinde ilgili tüketici kitlesi nezdinde imajının oluştuğu, markayı oluşturan kelimelerin bir diğerine göre ön planda olmadığı, karşılaştırılan markalar arasında "BİR" ve "..." ibarelerinden kaynaklı müştereklik bulunsa da, dava konusu markada bu ibarelerin markanın bütününü oluşturan unsurlardan ikisi olduğu ve tek başlarına marka içinde bağımsızlıklarını korumadıkları, dolayısıyla SMK m.6/1 hükmü koşullarının somut olayda gerçekleşmeyeceği, davacının davaya gerekçe markalarının tanınmış olduğu yönündeki iddiasını ispat edemediği, dolayısıyla davacı markalarının tanınmış olduğu yönünde dosyada yeterli delil bulunmadığından ve taraf markaları da benzer bulunmadığından dava konusu markanın davacının markalarından istifade edebileceği, onun ayırt edici karakterine zarar verebileceği veya itibarını lekeleyebileceği yönündeki davacı iddiasına ilişkin istemlerin yerinde bulunmadığı, mevcut delil durumuna göre davalı şahsın kötü niyetli olarak marka tescil başvurusunda bulunduğunun söylenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, dava konusu başvuru ile müvekkiline ait markaların SMK'nın 6/1 kapsamında ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, tüketiciler üzerinde markaların bağlantılı olduğu zannının doğacağını, dava konusu başvurunun müvekkili markalarını çağrıştıracağını, müvekkiline ait tanınmış marka olan "..." ibaresinin, dava konusu başvuruda da aynen kullanıldığını, bir bütün olarak markaların benzer olduğunu, mahkeme kararının, davalı ...'in önceki kararları ile çeliştiğini, dava konusu başvurunun, müvekkili markalarının tescilli olduğu hizmetlerde tescil ettirilmek istendiğini, müvekkili markalarının tanınmış olduğunu, bu nedenle de dava konusu başvurunun reddinin gerektiğini, davalının kötü niyetli olarak dava konusu başvuruyu yaptığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İşlem dosyasının incelenmesinden; davalı ...'ın 26.06.2019 tarihinde 2019/60744 sayılı "..." ibareli marka başvurusunda bulunduğu, marka kapsamında 41. sınıf hizmetlerin yer aldığı, davacının önceki tarihli "..." asıl unsurlu markalarına dayalı olarak SMK’nın 6/1, 6/5, 6/6 ve 6/9 hükümleri kapsamında başvuruya itiraz ettiği, Markalar Dairesi Başkanlığınca 2011/41669, 2011/41659, 2011/36470, 2011/32166, 2009/41385, 2003/05678, 2015/13477, 2013/24049, 2013/24047 sayılı markalara dayalı itirazın yerinde bulunduğu ve SMK'nın 6/1 maddesi gerekçesi ile başvurunun reddedildiği, bu karara karşı davalı gerçek kişi tarafından itiraz edildiği, YİDK'in 25.05.2020 tarih, 2020-M-4601 sayılı kararı ile itirazın kabulüne ve başvuru hakkındaki ret kararının kaldırılmasına karar verdiği, bu kararın davacıya 27.05.2020 tarihinde tebliğ edildiği, davanın 15.06.2020 tarihinde iki aylık hak düşürücü süre içinde açıldığı anlaşılmıştır. YİDK kararının iptaline ilişkin davada, uyuşmazlığın iptali istenen YİDK kararında yazılı gerekçe ve hukuki durum dikkate alınarak çözümlenmesi gerekir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin birçok kararında açıklandığı üzere YİDK kararının iptali istemi ile açılan davalarda, mahkemece iptali istenen YİDK kararının hukuka uygunluğunun denetlenmesi gerektiğinden, bu kararda tartışılmayan hususların, kararın iptalinde gerekçe olarak göz önüne alınması mümkün değildir (Örneğin Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19.09.2013 tarih, 2012/2649 E., 2013/16149 K. sayılı ilamı). Somut olayda, davalı gerçek kişinin marka başvurusuna davacı tarafından itiraz edilmiş, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından yalnızca SMK'nın 6/1 maddesi kapsamındaki itiraz yerinde görülerek, davacının 2011/41669, 2011/41659, 2011/36470, 2011/32166, 2009/41385, 2003/05678, 2015/13477, 2013/24049, 2013/24047 sayılı markalarına dayalı başvurunun reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı tarafından itiraz edilmemiş, davalı başvurucu tarafından yapılan itiraz ise YİDK tarafından yerinde görülmüş olduğundan, artık YİDK kararının iptali davası yönünden yalnızca dava konusu başvuru ile davacının 2011/41669, 2011/41659, 2011/36470, 2011/32166, 2009/41385, 2003/05678, 2015/13477, 2013/24049, 2013/24047 sayılı markaları arasında SMK'nın 6/1 maddesi kapsamında karıştırılma ihtimali bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Öte yandan, her ne kadar marka hükümsüzlüğü davası yönünden dava dilekçesinde dayanılan her iddianın incelenmesi gerekir ise de davaya konu marka tescilli olmadığından, somut uyuşmazlıkta davacının tanınmışlık ve kötü niyete dayanan iddialarının değerlendirilmesine gerek görülmemiştir: 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesinde, tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvurunun reddedileceği belirtilmiştir. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408- 409). Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde; dava konusu başvurunun kapsamında 41. sınıftaki hizmetler bulunmaktadır. İçinde eğitimci bilirkişilerin de bulunduğu bilirkişi raporunda açıklandığı üzere dava konusu başvuru ile davacının yukarıda anılan markalarının kapsamlarında yer alan hizmetler aynı/benzer olduğundan, somut olayda emtia benzerliğine ilişkin koşul gerçekleşmiştir. İşaretlerin karşılaştırılmasına gelince; dava konusu başvuru, siyah zemin üzerine beyaz renkli standart karakterlerle yazılmış "..." ibaresinden oluşmaktadır. Bunun dışında başvuruda başkaca bir unsura yer verilmemiştir. Dava konusu YİDK kararına konu 2011/41669, 2011/41659, 2011/36470, 2011/32166, 2009/41385, 2003/05678, 2015/13477, 2013/24049, 2013/24047 sayılı davacı markaları ise sırasıyla "... e...” ibarelerinden oluşmaktadır. Görüldüğü üzere davacı markalarının asli unsurlarını "..." ibaresi teşkil etmekte olup, markalarda yer alan diğer unsurlar tali unsur konumundadır. Buna göre davacı markalarının asli unsurunu oluşturan "..." ibaresi, dava konusu başvuruda da aynen kullanılmıştır. Her ne kadar tertip tarzı itibariyle dava konusu başvuruda "..." ibaresi öne çıkarılmamış ise de anlamsal olarak dava konusu başvurudaki vurgu, "..." ibaresi üzerinde toplanmaktadır. Buna göre dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında, görsel ve işitsel olarak bıraktıkları genel intiba itibariyle ilişkilendirme ihtimalini de kapsayacak şekilde karıştırılma tehlikesi, en azından dava konusu başvurunun davacı markalarının serisi ya da ekonomik ve idari yönden davacı ile ilişkili bir marka olarak algılanması ihtimali mevcut olup, dava konusu başvuru kapsamında yer alan 41. sınıf hizmetlerin tüketicilerin dikkat ve bilinç düzeylerinin ortalama tüketiciden daha yüksek olması da, marka işaretleri arasındaki yüksek düzeyli benzerlik karşısında, markaların karıştırılma tehlikesini ortadan kaldırmayacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve E.2014/11-696, K.2016/778 sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olduğundan, Dairemizce bu yönden dosyada mevcut bilirkişi raporundaki tespitlere itibar edilmemiş, ayrıca bir bilirkişi incelemesine de gerek görülmemiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesince, dava konusu başvuru ile davacının yukarıda belirtilen markaları arasında SMK'nın 6/1 maddesi kapsamında karıştırılma tehlikesinin bulunduğu kabul edilerek karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan nedenle kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 06/01/2021 gün ve 2020/139 Esas - 2021/8 Karar sayılı kararın KALDIRILMASINA, 2-YİDK kararının iptaline yönelik davanın KABULÜ ile YİDK'in 25.05.2020 tarih, 2020-M-4601 sayılı kararının İPTALİNE, 3-Dava konusu marka tescilli olmadığından hükümsüzlük talebi hakkında karar verilmesine YER OLMADIĞINA, 4-Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 427,60-TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 54,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 373,20‬-TL'nin davalılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 5-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 25.500,00-TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 1.400,00-TL bilirkişi ücreti, 161,50-TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 131,50-TL tebligat gideri, 220,70-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı toplamından oluşan 1.913,70-TL yargılama gideri ve 54,40-TL başvurma harcı, 54,40-TL peşin harç tutarı eklenerek oluşan toplam 2.022,50-TL'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davalılar tarafından ilk derece ve istinaf aşamasında yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), 9-Davacıdan peşin olarak alınan 80,70-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 10/05/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 13/05/2024 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2020/139, K. 2021/8, T. 25.05.2020, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2020-139-e-2021-8-k-a716501150e6