Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2019/4 E. 2019/576 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2019/4
- Karar No
- 2019/576
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 15.HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/3389 KARAR NO: 2024/1065 TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 05/10/2021 NUMARASI: 2021/344 Esas, 2021/709 Karar DAVANIN KONUSU: Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 19/11/2024 Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, taraflar arasında akdedilen 06/12/2014 tarihli "anahtar teslim cephe/yenileme/tamir sözleşmesi" başlıklı sözleşme gereğince müvekkilinin ... Mah, ... Sok, N:..., Ataşehir İstanbul adresinde bulunan satış ofisi, showroom ve depo cephesinin yenilenmesi işinin KDV dahil 195.600,34 TL' ye davalı firmaya verildiğini, sözleşme gereğince 09/12/2014 günü ilk ödeme ile yer teslimi yapıldığını, davalı firmanın ayıplı imalatının tespit edilmesi üzerine önce işi bıraktığını, işe davet etmeleri üzerine ise Üsküdar ... Noterliği'nin 11/02/2015 tarih ve ... yevmiye nolu ihbarnamesi ile akdi haksız olarak tek taraflı feshettiğini, bu fesih nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını ve davalının eksik bıraktığı işin dava dışı taşerona yaptırıldığını ileri sürerek, davalının sözleşmeyi haksız feshetmesi nedeniyle fazlaya ilişkin talepleri saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000,00 TL fazla ödemeden kaynaklanan alacakları ile eserin üçüncü kişiye yaptırılmasından kaynaklanan tazminatın 30/03/2015 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 22/06/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile, bilirkişi kurul raporları doğrultusunda fazla ödemeden kaynaklı alacaklarını 50.196,28 TL, haksız fesih nedeniyle işin 3.şahıslara yaptırılması nedeniyle tazminat taleplerini ise 38.024,84 TL olarak arttırmıştır. Davalı vekili, davanın öncelikle yetki yönünden reddinin gerektiğini, davanın mahiyeti itibariyle belirsiz alacak davası açılamayacağını, yapının belediyeden ruhsat alınmadan yapıldığından kaçak yapı niteliğinde bulunduğunu, bu nedenle dava konusu edilemeyeceğini, davacının müvekkiline eksik ödeme yaptığını, davacının sözleşmenin 7. ve 11. maddelerini ihlal ettiğinden sözleşmenin haklı olarak feshedildiğini, sözleşmenin feshedildiği 11/02/2015 tarihine kadar müvekkilinin137.588,00 TL tutarında imalatının olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme 15.09.2020 tarih 2020/1907 Esas ve 20214/709 karar sayılı ilamı ile; HMK'nın 107.maddesi gereğince davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gerektiği, belirleyememe halinin, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanması gerektiği, huzurdaki davada ise davacının sözleşmeyi tek taraflı olarak fesheden davalıya gönderdiği 23/03/2015 tarihli ihtarname ile fazla ödemeden kaynaklanan 63.930,69 TL ile işin başka bir kişiye yaptırılmasından kaynaklanan 28.520,11 TL nın ödenmesinin ihtar edildiği, bu suretle davacının dava konusu ettiği alacak miktarının belli olmasına rağmen davasını belirsiz alacak davası olarak açmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dairemiz 05.04.2021 tarih 2020/1907 esas ve 2021/709 karar sayılı ilamı ile,"... Somut uyuşmazlıkta, belli bir miktar gösterilerek talepte bulunulduğundan davacının davasının HMK 109. maddesinde ifade edilen kısmi dava niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. (bkz. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 10/07/2013 gün 2012/6728 Esas 2013/4521 Karar sayılı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 02/03/2016 gün 2014/15 Karar 2014/439 Esas, 2016/207 Karar sayılı ilamları). Yine, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2016/22-1166 E., 2019/576 K. Sayılı ve 16.05.2019 tarihli içtihadı; "alacağın tartışmasız veya belirli olması hâlinde kısmi dava açılamayacağına ilişkin 6100 sayılı HMK'nın 109'uncu maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmış olmasından dolayı belirli alacaklar için de artık kısmi dava açılması mümkün hâle geldiğine ve davacının alacaklarının bir kısmını dava ettiğinin dava dilekçesi içeriğinden anlaşılmasına başka bir anlatımla davanın kısmi dava olarak görülmesi için gerekli koşulların somut olayda bulunmasına göre, mahkemece dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmeyerek bir ara kararı ile kısmi dava olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır." şeklindedir. Ayrıca somut olayda, dosyada dava tarihinden önce yaptırılan tespit akabinde alınan delil tespiti raporunun dışında dosya kapsamında 5 adet bilirkişi kurulu raporu bulunduğu, bu raporların birbiri ile ve delil tespiti raporu ile çelişkili olduğu anlaşılmaktadır. Kaldı ki davacı tarafça dava açılmadan önce delil tespiti yaptırma yoluna gidilmiş olmasının, davaya konu edilen zarar veya alacak miktarının belirli hâle getirdiği şeklinde yorumlamak Kanunun amacına aykırıdır. Davacı yanın davaya konu taleplerinin belirsiz alacak davasına konu olabilecek nitelikte olduğu ve dava tarihi itibariyle zararın miktar ve değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacıdan beklenemeyeceği, aradaki hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar veya değeri belirtmek suretiyle kısmi dava açabileceği sonucuna varılmıştır. Bunun yanı sıra, davacının iddia ettiği zararın varlığını ve miktarının tespiti açısından hukuki korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâlihazırda korunmaya değer bir yararı bulunmadığını kabul etmek mümkün değildir. Nitekim konuya ilişkin, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/4 E., 2019/202 K. sayılı ve 26/02/2019 tarihli içtihatı da bu yöndedir. O halde, mahkemece davanın kısmi dava olduğu ve davacının davayı açmakta hukuki yararı bulunduğu gözetilerek, toplanan deliller kapsamında işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı gerekçesiyle hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur." mahkeme kararının kaldırılmasına karar vermiştir. Mahkeme dairemiz kaldırma kararı doğrultusunda yargılama yapmıştır. Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmeyi davalının noter kanalı ile feshetmiş olduğu, bilirkişi raporu ile sözleşme konusu iş nedeniyle davacının davalıya 114.897,50 TL ödeme yapmış olduğu, davalının yaptığı işin bedelinin 67.081,41 TL olduğu, davacının dava dışı şirkete yaptırdığı iş nedeniyle yapılan sözleşme bedelinin 166.543,43 TL olduğu, davacının yapılan iş nedeniyle davalıya 50.196,28 TL fazla ödeme yaptığı, işi dava dışı şirkete yaptırmadan dolayı 38.024,84 TL zararının oluştuğu, aldırılan denetime açık, bilimsel ve dosya delilleri ile uyumlu rapordan anlaşılmış olduğundan, davacının davalıyı temerrüde düşürdüğü de kabul edilerek, davacının taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafça tek taraflı olarak feshi nedeniyle evvelce yaptığı ödemelerden fazladan ödenmiş ve iadesi talep edilebilecek tutar ile davalı tarafça eksik ve ayıplı yapıldığından başkasına yaptırılmak zorunda kalınan ve ilaveten katlanılan masraflara istinaden toplam 85.841,03 TL nın davalıdan tahsilini talep edebileceği, 85.841,03 TL'nın 30/03/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar vermiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Hükme esas alınan bilirkişi heyeti raporunun sonuç kısmı ile mahkeme kararının gerekçesinde açıkça belirtildiği üzere müvekkilin dava kapsamında talep edebileceği rakam 88.221,12 TL olduğunu, davanın kısmen kabul edilmesi hatalı ve gerekçede açıkça belirtilmesine rağmen kısmen kabul kararı verilmesi hatalı dayalı olsa da bu hatanın düzeltilmesi için istinaf yoluna başvuru yapıldığını, öncelikle mehil vesikasının sunulması ile birlikte tehr-i icra talebinin kabulüne karar verilmesini neticeten de hatalı olarak reddedilen 2.380,09 TL'lik kısım yönünden kararın kaldırılması ile talebin tamamen kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde; Bam'ın dosyadaki bilirkişi kurulu raporlarının birbirleriyle ve delil tespiti dosyaları raporlarıyla çelişkili olduğuna karşın, mahkeme bu yönde çelişkiyi giderici gerekçeli ve denetime elverişli bilirkişi raporu almadan, gerekçesiz, çelişkili ve denetimsiz bilirkişi raporu doğrultusunda karar verdiğini, bu nedenle karar istinaf mahkemesinin kararı kaldırma gerekçesine aykırı olduğunu, taraflar arasındaki ihtilaf yapıdan kaynaklı olduğunu, ki davanın konusu eser olarak görülmüş ve konu Bam’ın eser sözleşmelerine bakan ihtisas dairesi olan 15. Hukuk Dairesi tarafından istinaf incelemesi gerçekleştirildiğini, dava konusu edilen yapı, Ataşehir Belediye Başkanlığı’nın dosyada mübrez 27.11.2017 tarihli yazısına göre izinsiz ve ruhsatsız olduğunu, istinaf mahkemesi davanın kısmi dava olarak görülerek karara bağlanması gerektiğini karar verdiğini, fakat mahkeme davayı istinaf mahkemesinin kararının aksine belirsiz alacak davası olarak görerek karara bağladığını, bu husus istinaf mahkemesinin kararına aykırı olduğunu, belirsiz alacak davası olarak dava karara bağlandığından ıslahla arttırılan tutarlara hükmedilen faizlerin başlangıç tarihlerinin hatalı olduğunu, davacının ıslah ile arttırdığı tutarlar zamanaşımına uğradığını, mahkeme zamanaşımı itirazını hiç değerlendirilmediğini verilen kararda bu yönde bir hüküm kurmadığını, davacının davası mesnetsiz olmakla ve ıslahla artırdığı tutarlar zamanaşımına uğramakla birlikte, mahkemenin, kısmi davada davacının ıslahla arttırdığı tutarları da kapsayacak şekilde 30.03.2015 tarihinden itibaren faiziyle birlikte tahsiline karar vermesinin yasal olmadığını, ilk derece mahkemesi açılan kısmi davada ıslahla arttırılan tutara ancak ıslah tarihinden itibaren faiz işletebileceğini, mahkemenin, davacının maddi tazminat yönünden dava dilekçesinde net ve kesin olarak kabul ettiği 28.520,11-TL. aşar şekilde, 38.524,84-TL. üzerinden hüküm kurmasının yasal olmadığını, 02.04.2019 tarihli bilirkişi kurulu ek raporunda ... firması ile ilgili tespit edilen hususlardan başka, davacının davayı açarken ... firmasına yaptığını belirttiği liste halindeki ödeme listesi ile hükme esas alınan bilirkişi raporundaki ... firmasına yapıldığı belirtilen ödeme listesi ve ödemeler de çelişkili olduğunu, rapordaki ödeme ve tutarları tarihleri davacı ile ... firması arasındaki sözleşmeye de aykırı olduğunu, aynı zamanda fatura tutarı kadar da ödeme olmadığını, bu durum bilirkişi raporunun incelemeye dayalı olmadığını ve bizzat davacının beyanı ve davadaki menfaati doğrultusunda düzenlendiğini ortaya koyduğunu, zira, bilirkişiler 16.10.2019 tarihli kök raporlarını müvekkil şirket defterlerini inceleyerek düzenlemeleri gerekirken, davalı şirketin ticari defterlerini incelemeden itirazının üzerine 09.03.2020 tarihli ek raporu düzenlediğini belirterek mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470. ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı iş sahibi, davalı ise yüklenicidir. Taraflar arasında davacı şirketin faaliyet adresi olan ... Mah., ... Sk., No:... Ataşehir/İstanbul adresinde bulunan satış ofisi, showroom ve depo cephesinin yenilenmesi işinin davalı tarafça yapılması için 06/12/2014 tarihli, KDV dahil 195.600,34 TL götürü bedelli, "Anahtar Teslim Cephe/Yenileme/Tamir Sözleşmesi" başlıklı sözleşme imzalanmış, sözleşme kapsamında davac iş sahibi tarafından 117,377,69 TL ödenmiş, sözleşme davalı şirket tarafından Üsküdar ... Noterliği'nin 11/2/2015 tarih ve ... yevmiye sayılı ihbarnamesi ile feshedilmiştir. Dava dosyasında, iki ayrı bilirkişi heyetinden kök ve ek rapor ve tespit ile alınan bilirkişi raporu itibariyle toplam 5 adet bilirkişi raporu bulunduğu, bu raporların birbiri ile ve delil tespiti raporu ile çelişkili olduğu anlaşılmaktadır. Dairemiz kaldırma kararında bu husus belirtilmiş olmasına rağmen, bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmemiştir. O halde, mahkemece yeni bilirkişi heyeti oluşturulmak suretiyle, yeni rapor almak suretiyle dosyada bulunan raporlar, tespit raporu, tarafların sunmuş olduğu deliller değerlendirmek suretiyle rapor alınması gerekmektedir. Davacı vekili tarafından 20.06.2020 tarihli ıslah dilekçesi sunulmuştur. Davalı vekili tarafından 24.06.2024 tarihli beyan dilekçesi ile, dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığı savunması sunmuştur. Mahkemece, ıslah ile arttırılan miktar yönünden zamanaşamı itirazına yönelik inceleme yapılmadan karar verilmiş olması hatalı olmuştur. Kısmen kabul kararı itibariyle, mahkemece davanın kısmen kabulü ile 85.841,03 TL'nin 30.03.2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermiştir. Mahkemenin gerekçeli kararında ise davacı alacağının yapılan iş sebebiyle davalıya ödenen fazla iş bedeli olan 50.196,28 TL ile işi dava dışı şirkete yaptırması sebebiyle oluşan zarar sebebiyle 38.024,84 TL olarak zararın oluştuğunu beyan etmiştir. Mahkemenin gerekçe kısmında belirttiği toplam zarar miktarı 88.221,12 olmasına rağmen mahkemece 85.841,03 TL olarak davanın kabulüne karar verilmiş olması anlaşılmamıştır. Mahkemece, davanın kabul edilen miktarı ve gerekçeleri ile belirtmesi gerekmektedir. Mahkemenin kabulüne göre, dava dilekçesi ile, fazla ödeme sebebiyle 10.000,00 TL ve zararlar sebebiyle 10.000,00 TL olmak üzere talepte bulunulmuş olup, davacı vekili tarafından sunulan 20.06.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile; fazla ödeme sebebiyle davasını 50.196,28 TL 'ye ve zararların tazmini için talebini 38.024,84 TL çıkartmıştır. Dava dilekçesi ile talep edilen fazla ödeme sebebiyle 10.000,00 TL ve zararların giderimi için tazminat 10.000,00 TL'ye dava tarihinden itibaren, bakiye kısma ise ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekmektedir. Mahkemece kabul edilen maddi tazminat bedelinin tümüne dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi hatalı olmuştur. Açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin istinaf talebinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, 2-İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 05/10/2021 tarih, 2021/344 Esas, 2021/709 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Taraflarca yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE,5-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 19/11/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.