Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2019/3926 E. 2020/2954 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2019/3926
Karar No
2020/2954
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2021/911 KARAR NO:2025/8 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO:2018/22 KARAR NO:2021/64 KARAR TARİHİ:15/01/2021 DAVA:İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ:08/01/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında hizmet alımına ilişkin sözleşme imzalandığını, davalı firmaya başlangıçta 20, son dönemde de 15 personelle hizmet verildiğini, bu hususun ... kayıtları ile sabit olduğunu, davalı 27/07/2017 tarihli 36.456,96 TL, 31/08/2017 tarihli 36.947,97 TL, 08/09/2017 tarihli 11.505,41 TL son 3 fatura bedellerini ödenmediğinden aleyhine ... sayılı dosyasından 84.910,34 TL alacak üzerinden takip yapıldığını, davalının borca haksız ve mesnetsiz olarak itiraz ettiğini beyan ederek davanın kabulüyle itirazın iptalini talep ve dava etmiştir. CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin temizlik, yemek ve servis hizmetleri için davacı şirketten hizmet aldığını, davacı taraf ile 2010 yılından beri çalıştığını, davacının en son ... Şti unvanı ile hizmet verdiğini, taraflar arasında akdedilmiş 01/01/2017 tarihli Hizmet sözleşmesinin Personel Özlük Hizmetleri başlık 9. Maddesi gereği davacının müvekkili şirket işyerinde istihdam ettiği personelin ... bildirimlerini yasal süresi içinde yapması, ...’ya yapılacak aylık bildirim ve ödemelerini yine yasal süresi ierisinde yerine getirmesi gerektiğini, bu yükümlülüğü yerine getirmemesi halinde müvekkili şirketin uğrayacağı zararlardan sorumlu olacağını, ... tarafından müvekkiline ait üretim tesislerinde gerçekleştirilen denetimlerde davacı tarafından istihdam edilen personelin 2012 yılından beri ... primlerinin yatırılmadığının tespit edildiğini, davacının akdedilen sözleşmeye aykırı davranarak ... primlerini ödememiş olması nedeniyle 2012 yılından bu yana toplam borcunun 800.000,00 TL olduğunun belirlendiğini, alt işveren olan davacının bahse konu borçlarından mevzuat uyarınca müvekkili şirketin de müteselsilen sorumlu olduğunu, davacının ödenmeyen ... borçları nedeniyle ... tarafından müvekkili şirkete 2015 ve 2018 yılları arasında 241.497,54 TL tutarında borç tahakkuk ettirildiğini, henüz 2012/2015 yılları arasındaki borç tahakkuk işlemlerinin tamamlanmadığını, bu döneme ilişkin de borç tahakkuk işlemlerinin tamamlanması ile müvekkili şirkete başvurulacağının ... yetkililerince ifade edildiğini, davacı tarafın borçlarını ödemesi bir yana Üsküdar ... Noterliğinin 23/08/2017 tarih ... yevmiyeli ihtarname ile 36.456,95 TL tutarında alacakları olduğunu iddia edilerek bu bedelin ödenmesi ihtarında bulunduğunu, ihtarnameye müvekkili şirket tarafından Bakırköy ... Noterliğinin 15/09/2017 tarih ... yevmiyeli karşı ihtarname keşide edilerek sözleşmenin 9. maddesinin ihlal edilmesi ve ... ödemelerinin yapılmadığının tespit edildiği, bahse konu borçlar ödeninceye kadar müvekkili şirketten olan alacaklarının ödenmeyeceği, ihlalin giderilmesi halinde ödeme yapılacağı hususlarının bildirildiğini ancak davacı tarafça herhangi bir ödeme yapılmadığını ve dava konusu icra takibine girişildiğini, davacının sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ifa etmemiş olmasının TBK 112, 113 ve 125 md gereğince mevzuata aykırılık oluşturduğunu, müvekkili şirketin uğradığını / uğrayacağını her türlü zararı davacının gidermekle yükümlü olduğunu, sözleşmeye aykırılıkların giderilmesi ihtar edilmiş olmasına rağmen giderilmediğinden sözleşmenin feshine sebep olunduğunu, müvekkilinin uğradığı zararları davacının iddia ettiği alacaklardan mahsup etmesinin yasal hakkı olduğunu, bu bağlamda davacı tarafın müvekkili şirketten herhangi bir alacağı bulunmadığı gibi bilakis müvekkili şirketin uğramış olduğu zararlar nedeniyle davacı taraftan alacaklı olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece; ''...Davaya dayanak ... sayılı takip dosyasında; alacaklı ... Şti tarafından, borçlu ...A.Ş aleyhine; 84.910,34-TL alacağın tahsili için 20/11/2017 tarihinde ilamsız genel haciz yoluyla takibe girişildiği, borçlunun da süresi içerisinde takibe, borca, faize ve tüm ferilerine itiraz ettiği anlaşılmıştır.Mahkememizce toplanan delillere, iddia ve savunmaya göre davacının, davalı borçludan alacaklı olup olmadığı hususunda bilirkişi heyetinden rapor alınmış, SMMM bilirkişi 22/07/2019 tarihli raporunda özetle: ... sayılı dosyasından, davacının davalıdan hizmet sözleşmesi kapsamında, davalı şirkete verilen temizlik hizmetinden kaynaklanan ve son 3 adet faturadan toplamda 84.910.34-TL alacak talebinin yerinde olduğu, 20.11.2017 takip tarihinden itibaren 84.910.34 TL asıl alacak için talebe uygun olarak yasal faiz işletileceği, davalı yan, taraflar arasında imzalanan hizmet sözleşmesi kapsamındaki personellere ilişkin olarak davacı şirketin ...’ya karşı yükümlülüklerini yerine getirtmediğinden davacıdan alına hizmet bedellerinin ödenmediği, işbu ... yükümlülüklerinin ödenmemesinden dolayı üst işveren olarak kendisinin de yükümlülüğü bulunduğu, bu geciken ve ödenmeyen ... borçlarından dolayı doğmuş ve doğacak zararların davacı tarafından karşılnamsı gerektiği savunulduğu, davacı yükümlülüğünde olan ve ödenmeyen ... prim borçlan ile ile ilgili olarak davalı şirket tarafından ...’ya yapılmış somut bir ödeme olduğuna ilişkin dosyaya herhangi bir ödeme belgesi sunulmadığı, ... prim borçlan ile davacı tarafından davalıya verilen hizmet bedelinden kaynaklanan davacı alacağının farklı dayanakları olduğu, davalı tarafından ...’ya yapılabilecek muhtemel ödemelerin davacıya rucü edilebileceği, henüz bu yönde davalı tarafından yapılmış bir ödeme olmadığı dosya kapsamından anlaşıldığı, 15/01/2020 tarihinde bilirkişiden alınan ek raporda özetle; davalı şirketin beyan dilekçesi ekinde dosyaya sunulan ... prim ödeme dekontlarından üst işveren sorumluluğu çerçevesinde davalı ödemelerinin takip ve dava tarihinden sonra olmak üzere toplamda 131.892.75-TL olarak tespit edildiği, davanın dayanağı olan ... Sayılı dosyasından davacı tarafından davalı aleyhine başlatılan icra takibinde taraflar arasında imzalanan hizmet sözleşmesi gereğince davacı tarafından davalı adına düzenlenen 3 adet faturadan kaynaklanan 84.910.34 TL tutarındaki faturanın her iki taraf ticari defterlerinde kayıtlı olduğu ve bu hususta taraf defterlerinin birbirini doğruladığı, bu 3 adet faturadan dolayı davacının davalıdan 84.910.34 TL alacaklı olduğu ve takip tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davacı talebinin yerinde olduğu yönündeki tespitlerde her hangi bir isabetsizlik olmadığı, tarafların imzaladıkları hizmet sözleşmesi kapsamında üst işveren davalı şirket tarafından davacı alt işverenin ödeme yükümlülüğünde olan ... prim ödemelerinden dolayı müşterek müteselsil sorumluluk çerçevesinde, davalı tarafından yapılandırılan, takip ve dava tarihinden sonra, olmak üzere davalı tarafından ödenmek durumunda kalman ... prim ödemelerinin 131.892.75 TL olduğu, davalı tarafından ödenmek durumunda kalınan 131.892.75-TL'nin davacının hizmet sözleşmesinden kaynaklanan 84.910.34 TL alacağına takas, mahsup yapılıp yapılmaması hususunun Mahkeme takdirlerinde olduğu, 28/10/2020 tarihli bilirkişi heyeti ek raporunda özetle; davacının davalıdan, takip tarihi itibariyle, takip konusu faturalardan kaynaklanan alacağı bulunmadığı hususu tespit ve rapor edilmiştir.Davalı vekili 27.01.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile davacının iddia ettiği 84.910,34-TL alacağa karşı müvekkili şirketin davacıdan olan 347.284,88-TL muaccel alacağını takas ve mahsup ettiklerini bildirmiştir. Dosyaya getirtilen yanlara ait tüm deliller, getirtilen icra dosyası, tarafların defter ve belgeleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen rapor ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığı üzere; taraflar arasındaki hukuki ihtilafın davacı yanın, 20/11/2017 tarihinde davalı borçlu aleyhine ... sayılı dosyası ile; 84.910,34-TL tutarlı alacağı için icra takibi başlatması karşısında, davalı yanın takibe itiraz etmesi üzerine çıkmış bulunduğu, dava konusu uyuşmazlığın, "davacının ... borçlarını ödememesi yüzünden davalıya ... tarafından borç tahakkuk ettirilip ettirilmediği; eğer ettirildiyse, davalının, kendisine tahakkuk ettirilen bu borçların tutarını, davacıya olan hizmet bedeli borçları ile takas/mahsup etme hakkına sahip olup olmadığı" noktalarında olduğu, davacı şirketin 01.01.2010 tarihînden itibaren, ... adı altında, önce davadışı/.... Ltd Şirketi vasıtasıyla, sonra da davacı/... Ltd. Şirketi vasıtasıyla, davalı için hizmet verdiği, her iki tarafın ticari defter kayıtlarında, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesi akdi ilişkisinden dolayı davacının davalıdan, takip konusu 3 adet faturadan dolayı takip tarihi itibariyle bakiye 84.910,34-TL alacağı bulunduğu, dolayısıyla bu hususta bir uyuşmazlık bulunmadığı, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesi akdi ilişkisi kapsamında davacı/alt işverenin yapmakla yükümlü olduğu ... ödemelerini yapmaması nedeniyle, ilgili mevzuat hükümleri gereği ... tarafından davalı/üst işverene de aynı borçlar tahakkuk ettirilmiş olup, davalının başvurusu üzerine bu borçlar yapılandırılmış ve davalı tarafından ...'ya bu yapılandırma kapsamından, takip ve dava tarihinden sonra 131.892,75-TL ödeme yapıldığı, davacının taraflar arasında akdedilmiş olan hizmet sözleşmelerinin 9 nolu maddesi hükmü uyarınca ...'ya ödemekle yükümlü olduğu prim vb. borçlarını ödememesi nedeniyle, takip tarihinden önce bu borçların davalıya tahakkuk ettirildiği (davalıya 84.610,34-TL'den fazla tutarda borç olarak yüklendiği), davalının yapılandırma başvurusu üzerine bu borçların yapılandırıldığı ve takip tarihinden sonra davacı tarafından bu borçların 131,862,75-TL'lik kısmının ödendiği, bu durumlar nedeniyle davalının, sözleşmeye istinaden davacıya olan bakiye 84.910.34-TL tutarlı hizmet bedeli borcu ile davacının sözleşme uyarınca ödemekle yükümlü olduğu ... borçlarını ödememesi nedeniyle ... tarafından davalıya tahakkuk ettirilen borç tutarını takas/mahsup etme hakkına sahip olduğu; bu takas/mahsup işlemi yapıldığında da, takip tarihi itibariyle davacının davalıdan herhangi bir hizmet bedeli alacağının kalmadığı..." gerekçesiyle davanın reddine dair karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; icra takibinin yapılmasına ve davanın açılmasına davalının borcunu ödemeyerek neden olduğunu, müvekkili firmaya borçlu olmasına rağmen davalının takibe itiraz ettiğini, icra takibi yaptıktan ve dava açıldıktan sonra yerel mahkemenin yönlendirmesiyle birtakım resmi kurumlara ödemeler yaparak takas mahsup talep ettiğini, bu nedenle dava tarihi itibariyle davalının müvekkili firmadan bir alacağı bulunmadığından lehe avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğini, davalı borcunu ödemediği gibi yargılama masraflarından ve vekalet ücretinden de kurtulduğunu, kaldı ki davalı tarafça resmi kuruma olan bir borcun ödendiğini, müvekkili firmanın bu borçla bir ilgisi olmadığını, müvekkilinin verdiği hizmetin bedelini alamayarak mağdur edildiğini beyanla hem müvekkil firmanın alacağı açısından (esastan) hem de vekalet ücreti açısından kararın kaldırılması ve lehe hüküm verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz" kuralı nazara alınmıştır.Dava, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.Taraflar arasında 2010 yılında imzalanan sözleşme ile süregelen ticari ilişki bulunmaktadır. En son taraflar arasında 01/01/2017-31/12/2017 tarihleri arasında geçerli Hizmet Sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşmede davacı "...GRUP", davalı "MÜŞTERİ" olarak anılmaktadır. Sözleşmenin konusu; davalıya ait işyerinde, davacı tarafından temizlik ve sosyal hizmet personeli hizmetlerinin verilmesi olarak belirlenmiştir. Sözleşmenin "Personel Özlük İşlemleri" başlıklı 9.maddesi; "Projede görev alacak olan personelin özlük işlemleri ... GRUP'un işbu Sözleşmede belirtilen adresindeki işyerinde yapılacaktır.Personelin işe giriş bildirimleri yasal süresi içerisinde yapılacak olup, personel özlük dosyalarının birer kopyası MÜŞTERİ'ye ibraz edilecektir. ... aylık bildirim ve ödemeler yasal süresi içinde yapılacaktır. Çay ocağı, Yemekhane vb. yerlerde çalışacak olan temizlik personelinin portör muayeneleri ... GRUP tarafından yapılmış olacaktır.""Yasal Yükümlülük" başlıklı 10.maddesi; "...GRUP, Türk Ticaret Kanunu, Vergi Usul Kanunu, Sosyal Sigortalar Kanunu ve 4857 Sayılı kanunun getirdiği yükümlülükleri tam ve eksiksiz. olarak uygulayacağını kabul, beyan ve taahhüt etmiştir.""Sözleşme Konusu Fiyat" başlıklı 24.maddesi; "İş bu sözleşmede belirtilen hizmetler için taraflar aylık Kdv hariç; 2.337,00 TL X 15 kişi 35.055,00 TL /OTUZBEŞBİNELLİBEŞ Türk Lirası (KDV HARİÇ) bedelde karşılıklı olarak mutabık kalmışlardır.""Zorunlu Artışlar" başlıklı 26.maddesi; "01 Ocak 2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere asgari ücrette ve yasal giderlerde (Brüt maaş artışları net maaş artışları, ssk taban rakamı artışları, ssk primlerinin işçi ve işveren payları, işsizlik sigortası primlerinin işçi ve işveren payları, gelir stopaj vergisi, damga vergisi, vb) meydana gelebilecek olan artışlar önceden bilgi verilmek kaydıyla yukarıda belirtilen fiyatlara aynen ilave edilecektir. Taraflar bu konuda mutabık kalmışlardır." "Hizmet Bedelinin Ödenmesi" başlıklı 27.maddesi; "Hizmetin verildiği her ayın sonunda bir hizmet faturası düzenlenecek ve bu faturanın ödemesi iki eşit taksitte ödenecektir.1. Ödeme; Birinci ödeme hizmeti verildiği ayı takip eden ayın en geç yedinci günü nakit/havale olarak ödenecektir. 2. Ödeme; İkinci ödeme için fatura tarihinden onbeş gün sonrası için çek verilecektir." şeklinde düzenlenmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 21/2 maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır.Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı kararında; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır... Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.). ...Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı kararları da aynı yöndedir.Yukarıda yer verilen emsal kararlar ve açıklamalar çerçevesinde; takip ve dava konusu 3 adet faturanın her iki tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olması karşısında, davacının bu faturalar nedeniyle alacaklı olduğu sabittir. Davalı tarafın hizmetin verilmediği hususunda bir itirazı bulunmamaktadır. Bu durumda dava tarihi itibariyle davacı tarafından sözleşme konusu hizmetin verildiği ve davacının 84.910,34 TL alacaklı olduğu sabit hale gelmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 33.maddesi uyarınca bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme hakime aittir. Davalı söz konusu hizmet bedelini ödememe gerekçesini davacının çalıştırdığı personellere ilişkin ... borçlarının bulunması ve bu borçların ödenmemiş olmasına dayandırmaktadır. Davalının bu savunması ödemezlik def'i niteliğindedir. Bu nedenle ödemezlik def'i koşullarının somut olay yönünden oluşup oluşmadığının incelenmesi gerekmiştir. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde taraflardan biri, daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmeden veya ifasını önermeden, ifayı talep ederse, karşı taraf, bir "karşı hakka", özellikle "def'i hakkı"na dayanarak ifadan kaçınabilir. Bu tür sözleşmelerde ifadan kaçınma hakkına ödemezlik def'i denir (Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Cilt III, s. 2090). Ödemezlik def'inin ileri sürülebilmesi için; karşılıklı borç yükleyen bir sözleşme olması (edimler arasında karşılık ilişkisi bulunması, karşılıklı borç yükleyen sözleşmenin içerdiği edimlerin değişim (mübadele) ilişkisi içinde bulunması), ödemezlik def'i ileri sürülen alacağın geçerli olarak doğması ve muaccel olması, tarafların edimleri aynı zamanda ifa yükümlüğü bulunması gerekmektedir.Değişim ilişkisi içinde ilke olarak asli edim yükümlülükleri yer alır... Yan edim yükümlülüğünün değişim ilişkisi içinde yer alıp almadığı somut olay göz önünde tutularak çözümlenir. Yan edim olmaksızın asli edimin herhangi bir değer arzetmediği sözleşmelerde, yan edim değişim ilişkisi içinde yer alır... Değişim ilişkisi içinde bulunmayan yan edim ve yan yükümlülükler hakkında ödemezlik def'i kullanılamaz... Ödemezlik def'inin dayandığı temel düşünce, taraflardan her birinin karşı taraftan olan alacağıdır. Bu nedenle ödemezlik def'inin ileri sürülebilmesi için, her şeyden önce karşı alacağın geçerli olarak doğması, sonra da varlığını devam ettirmesi, henüz sona ermemiş olması gerekir... Ödemezlik def'i sözleşmeden doğan her iki edimin de muaccel olmasını gerektirir. Borçlardan biri muaccel değilse, bunun alacaklısı ödemezlik def'ini ileri süremez (Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Cilt III, s. 2096 2098, 2100). Dava konusu sözleşme hükümleri incelendiğinde; davacının asli edimi sözleşme kapsamındaki hizmetleri vermek, davalının asli edimi ise hizmet bedelini ödemektir. Sözleşmede, hizmet bedelinin ödenmesi davacı tarafından ... prim ve borçlarının ödenmiş olmasına dayandırılmamıştır. Her ne kadar sözleşmesi kapsamında çalışan işçiler nedeniyle ...'ya yapılacak ödemelerden davacı sorumlu ise de bu sorumluluk asli edime bağlı ve asli edim yükümlülüğünün ifasını alacaklı bakımından etkisiz kılacak nitelikte bir yan edim değildir. Bu nedenle ... ödemelerinin yapılmadığı ileri sürülerek ödemezlik definde bulunulması mümkün değildir. Ancak sözleşme hükümlerden de anlaşılacağı üzere, dava konusu hizmet sözleşmesi kapsamında çalışan işçiler nedeniyle ...'ya yapılacak ödemelerden davacı sorumludur. Davacı tarafça ... ödemelerinin yapılmamış olması nedeniyle davalı şirkete borç tahakkuk ettirildiği, söz konusu borcun davacı tarafça yapılandırıldığı ve yargılama aşamasında ödendiği ise sabit hale gelmiştir. Mahsup, bir alacağın gerçek miktarının belirlenebilmesi amacıyla yapılan bir hesap işlemidir, itiraz niteliğinde olduğundan davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olmaz.Mahsup, bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı külfetlerin bu alacaktan indirilmesini ifade eder. Takastan farklı olarak, mahsupta iki ayrı alacak bulunmamaktadır. Yani mahsupta indirilecek olan değer, farklı bir alacak olmayıp aynı alacak üzerinden tenzil edilmesi gereken değerdir. Emsal nitelikte Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 16/11/2015 tarihli 2015/2802 E. 2015/5758 K. sayılı kararında; "...Takas, bir miktar para ya da konuları itibariyle aynı türden malı birbirine borçlu olan tarafların, borçların muaccel olması ve takas itirazının dermeyan edilmesi kaydıyla, az olan borcun çok olana nazaran sona erdirilmesi olarak tanımlanabilir. Takas, hukuki niteliği itibariyle bozucu yenilik doğuran bir hak olup, sözleşme niteliğinde bulunmadığından, takas iradesinin muhatabına ulaşmasıyla birlikte sonuç doğurmaya başlayacağı kabul edilir. Bu nedenle, takas iradesinin açıklanmamış olması ya da açıklansa bile karşı tarafa varmaması halinde borçların takasından söz edilemez. Tanımdan da anlaşılacağı üzere, takas, borcu sona erdiren nedenlerden biridir. Nitekim; uyuşmazlık tarihi itibariyle olaya uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun "Borçların Sükutu" başlığı altında, 118 vd maddelerinde aynı nitelikte düzenlemelere yer verilerek, takasın borcu sona erdiren nedenlerden biri olduğu açıkça kabul edilmiştir. Diğer taraftan; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 139 vd maddelerinde de, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun takasa ilişkin hükümleri dili sadeleştirilmek suretiyle aynen korunmuştur.Mahsup ise, bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak, alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı yükümlülüklerin alacaktan indirilmesidir. Mahsuplaşmada, takastan farklı olarak iki ayrı alacak bulunmamaktadır. Buna göre, alacak miktarından tenzil edilecek değer, karşı alacak olmayıp, gerçek alacağı bulmak üzere hesaplanan alacaktan indirilmesi gereken bir bedeldir. Bu nedenle, mahsupta hukuken karşılıklı alacaklılık ilişkisinden öte, alacağın gerçek miktarının tespiti için yapılan bir işlemin varlığı kabul edilmelidir. Mahsupta, doğmuş bir alacaktan söz edilemeyeceği için, mahsubun borcu sona erdiren bir neden olduğu da düşünülemez. Ayrıca, mahsup talebi hukuki niteliği itibariyle def'i olmayıp; itiraz niteliğinde olduğundan, savunmanın genişletilmesi yasağına tabi kabul edilmez. Bu yönüyle, Dairemizin 23.05.2012 Tarih, 2011/7271-3753 Esas ve Karar sayılı ilamında gösterildiği üzere, mahsubun yargılama devam ettiği sürece karşı tarafın muvafakatı olmaksızın ileri sürülmesi mümkündür. Dairemizin yerleşik uygulamalarında, aynı sözleşme ilişkisi nedeniyle taraflardan birinin katlandığı bazı yükümlülüklerin ya da elde ettiği bir kısım semerelerin diğer tarafın alacağından indirilmesi talebi, hukuki niteliği itibariyle, takas değil, "mahsuplaşma" olarak nitelendirilmektedir. (Emsal nitelikte karar olarak Dairemizin 26.11.2014 Tarih, 2014/857-6878 Esas ve Karar sayılı ilamı ile yine Dairemizin 28.02.2012 tarih, 2012/468-1180 Esas ve Karar sayılı ilamı) Somut olayda ileri sürüldüğü gibi, davacı taşeronun, sözleşmesine göre kendi yükümlülüğünde olan işçi primlerini ödemeyerek bu primleri yüklenicinin ödemek zorunda bırakıldığı yönündeki itirazının, maddi vakıa olarak yüklenicinin katlanmış olduğu mali yükümlülüğün taşeron alacağından tenzil edilmesi talebi niteliğinde olduğu, bu bakımdan; davalı savunmasının mahsuplaşma itirazı niteliğinde bulunduğu görülmektedir.Davalı tarafça, yargılama sırasında cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen belgeler ve daha sonra ibraz edilen belgelerle davacı taşeronun sigorta prim borçlarının ödendiği ileri sürüldüğünden, taşeronun işçilerinin sigorta prim ödemelerinin yüklenici tarafından yapıldığı savunması, hukuki niteliği itibariyle, aynı hukuki ilişkiden doğup, sözleşmelerin 13. maddeleri kapsamında taşeronun yüklenmiş olduğu bir edimin yüklenici tarafından yerine getirildiğinin iddia edilmiş olmasına göre, mahsup itirazı niteliğindedir." denilmiştir. Bu karara karşı ilk derece mahkemesi tarafından verilen direnme kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nda görüşülmüş;Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01/04/2019 tarihli 2017/15-2073 E. 2019/479 K. sayılı kararında; "Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “mahsup” konusunda açıklama yapılmasında yarar vardır. Mahsup, bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı külfetlerin bu alacaktan indirilmesini ifade eder. Örneğin bir malı sahibine iade ile yükümlü zilyedin o mal için yaptığı bazı masraflar, o maldan elde ettiği semerelerin bedeline mahsup edilir. Bunun gibi haksız fiilden zarar gören kimsenin bu fiilden elde ettiği bir menfaat olmuşsa, böyle bir menfaat uğranılan zarara mahsup edilir. Görüldüğü gibi bu olaylarda karşılıklı alacaklar bulunmamaktadır (Akman S./Burcuoğlu H./Altop A.: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 1013).Mahsup yenilik doğuran bir hakkın kullanılması olmayıp sadece alacağın gerçek miktarını belirlemek üzere yapılan bir işlemdir. Burada ayrı ve müstakil iki alacak bulunmamaktadır. Mahsup savunmasını, alacak miktarının indirilmesinde yararı olan herkes ileri sürebilir ve borcu sona erdiren durum olması nedeniyle hâkim tarafından resen nazara alınır. ...Davalı yüklenici vekili, yargılama aşamasında 24.06.2013 tarihinde bilirkişi raporuna karşı verdiği dilekçesinde, davacının çalıştırdığı işçilerin sigorta primlerini ödemesi gerektiği hâlde ödemediğinden davacı adına ...’ya ödeme yapıldığını savunmuş, yine 11.10.2013 tarihli dilekçe ekinde davacı adına sigorta primlerinin ödendiğine ilişkin tahsilat makbuzları ile havale yapıldığına ilişkin dekontları sunmuştur.Davalı yüklenici tarafından davacının işçilerinin sigorta primlerinin ödendiği yönündeki savunması, yanlar arasında imzalanan sözleşmeler kapsamında davacı adına yapılan ödemelerin davacının alacağından indirilmesi yönünde mahsup savunması olup hâkim tarafından resen nazara alınması gerekmektedir." şeklinde karar verilmiştir.Emsal kararda da açıklandığı gibi somut olayda uygulanması gereken işlem mahsup işlemidir. Dava tarihi itibariyle davalının mahsup işlemine konu bir alacağı bulunmamakta ise de mahsubun, yargılama devam ettiği sürece ileri sürülmesi mümkün olduğundan, yargılama aşamasında davalı tarafça ... borçlarının ödenmesiyle oluşan yeni durumun değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Davalı tarafından ...'ya yapılan ödemelerle birlikte mahsup işlemi uygulandığında artık davacının mevcut bir alacağının kalmadığı anlaşılmakla, mahkemece davanın konusuz kalması nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm tesis edilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır.Tarafların yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumluluklarının ise HMK'nın 331/1.maddesi uyarınca tayini gerekmektedir. Davanın açıldığı tarihte davalının muaccel bir alacağı bulunmadığı gibi sözleşmede hizmet bedelinin ödenmesi davacı tarafından ... prim ve borçlarının ödenmiş olması şartına bağlanmadığından ödemezlik def'i şartlarının oluşmadığı, yine davanın açıldığı tarihte davalı tarafından ...'ya yapılan bir ödeme bulunmadığından mahsup edilecek bir alacağının da olmadığı ayrıca alacak miktarının taraflar arasında ihtilaflı olmadığı, bu koşullarda davacının işbu davayı açmakta haklı olduğu ancak yargılama aşamasında oluşan durum nedeniyle davanın konusuz kaldığı kanaatine varıldığından, davacı lehine vekalet ücretine hükmedilerek, yargılama giderlerinden ise davalı tarafın sorumlu tutulması gerektiği kanaatine varılmıştır. Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde; davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile kararın 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilerek, davanın konusuz kalması nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair aşağıdaki şekilde yeniden hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere,1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/01/2021 tarihli 2018/22 E. 2021/64 K. sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA ve YENİDEN HÜKÜM TESİS EDİLEREK, a-Dava konusuz kaldığından ESAS HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, b-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL karar harcının davacı tarafından peşin yatırılan 1.025,51 TL harçtan mahsubu ile bakiye 410,11 TL'nin istemi halinde davacı tarafa iadesine, c-Davacı tarafça yatırılan 35,90 TL, yargılama aşamasında bilirkişi ücreti, posta ve tebligat masrafı olarak yapılan 2.605,00 TL yargılama gideri ile 615,40 TL harç toplamı olan 3.256,30 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ç-Davalı tarafça yapılan yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, d-Davacı taraf vekille temsil olunduğundan Dairemizin karar tarihi itibariyle yürürlükte olan AAÜT'nin 6.maddesi uyarınca takdir olunan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, e-Yatırılan gider avansından artan kısmın taraflara ilk derece mahkemesince iade edilmesine, 2-İstinaf yargılama giderleri yönünden;a-Davacı tarafça yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına,b-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından, davacı tarafça yatırılan 59,30 TL'nin mahsubu ile bakiye 556,10 TL harcın davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, c-Davacı tarafça yapılan 231,40 TL (istinaf harcı ve posta masrafı) istinaf yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,ç-Yatırılan gider avansından kalan kısmın taraflara karar kesinleştiğinde ilk derece mahkemesince iade edilmesine,d-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,e-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğ edilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 08/01/2025

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2019/3926, K. 2020/2954, T. 11.10.2013, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2019-3926-e-2020-2954-k-d22a5595ec78