Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2019/257 E. 2021/280 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2019/257
Karar No
2021/280
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2022/1247 - 2024/1544 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2022/1247 KARAR NO : 2024/1544 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 16/09/2021 NUMARASI : 2019/257 E. - 2021/280 K. DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 16/09/2021 tarih ve 2019/257 Esas - 2021/280 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, müvekkili Şirketin "..." ibaresiyle eğitim sektöründe uzun yıllardır faaliyet gösterdiğini ve bu ibareyi ayırt edici hale getirdiğini, "..." ibareli tescilli birçok markasının olduğunu, müvekkilinin söz konusu ibare üzerinde öncelikli ve üstün hak sahibi bulunduğunu, davalı Şirketin 2018/29490 sayılı "... ..." ibareli marka başvurusunu yaptığını, müvekkilinin bu başvuruya yönelik itirazının, davalı Kurum tarafından reddedildiğini, alınan kararın usul ve yasaya aykırı bulunduğunu, dava konusu başvuru ile müvekkili markalarının ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, dava konusu başvurunun özgünlük ve ayırt edicilikten uzak bulunduğunu, markalar arasında SMK'nın 5/1-ç maddesi kapsamında bir benzerliğin olduğunu, markaların kapsamlarındaki hizmetlerin de aynı bulunduğunu, tüm bu nedenlerle markalar arasında karıştırılma tehlikesinin olduğunu, tüketicilerin firmalar arasınde ekonomik bir bağın olduğunu düşünebileceklerini, müvekkili markalarının tanınmış hale geldiğini ve bu nedenle de korunmalarının gerektiğini, davalı Şirketin marka başvurusunun kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, YİDK'in 2019-M-3922 sayılı kararının iptaline ve dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını, davacının diğer iddialarının da yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı Şirket vekili, müvekkilinin "... ..." markasını 2004 yılından beri kesintisiz biçimde kullandığını ve bu marka üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu, müvekkili başvurusu ile davacı markaları arasında benzerlik bulunmadığını, "..." ibaresinin ayırt edici olmadığına dair birçok bilirkişi görüşleri ve mahkeme kararları olduğunu, müvekkilinin kötü niyetli olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, taraf markalarında ortak olarak yer alan "..." ibaresinin, başvuru kapsamında yer alan hizmetler bakımından ayırt ediciliğinin zayıf olduğu, bu durum karşısında başvuru ile davacı markaları arasında, birbiri ile örtüşmeyen bileşenler karşısında işaret benzerliğinden söz edilemeyeceği, zayıf bir işaretin marka olarak tercih edilmesi durumunda bu işaretin farklı unsurlarla birlikte tescil edilebileceği hususunun baştan kabul edilmiş olması karşısında da taraf markaları arasında işaret benzerliği ve karıştırılma ihtimali bulunmadığı, davacı markalarının tanınmış olduğunun ispat edilemediği, davacı yan, dava konusu markayı oluşturan ibarelerin bütünü üzerinde gerçek hak sahipliği iddiasında bulunmuş olmakla birlikte tescilsiz marka ve/veya başkaca bir sınai hak kapsamında hak sahibi olunduğu iddiasının da ispatlanamadığı, ticaret unvanını oluşturan kılavuz unsurların, dava konusu ibareden tamamen farklı olduğu, dosya kapsamında davacının, dava konusu ibareyi, davalıdan önce kullandığını ya da ibare üzerinde üstün hakkı olduğunu gösterir herhangi bir delil bulunmadığı, başvurunun kötü niyetli olduğunun kanıtlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, müvekkilinin "..." ibaresi üzerinde öncelikli ve üstün hak sahibi olduğunu, bu ibarenin aynı zamanda ... nezdinde müvekkili adına tescilli bulunduğunu, müvekkilinin, "..." ibareli ve esas unsurlu markalarının, tescil ve koruma bakımından öncelik hakkına sahip olduğunu, uzun yıllardan beri müvekkili tarafından yapılan yatırımlar sonucunda müvekkilinin, sektöründe ayrıcalıklı bir yer edindiğini, davalı tarafın ise müvekkilinin "..." esas unsurlu markalarının aynısı ve/veya ayırt edilemeyecek kadar benzeri olan dava konusu başvuruyu yaptığını, markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, ayrıca müvekkili markalarının tanınmışlığı nedeniyle de dava konusu başvurunun tescilinin mümkün olmadığını, davalı Şirket başvurusunun kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu "... ..." ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet "..." asıl unsurlu markaları arasında başvuru konusu 41. sınıftaki hizmetler yönünden, SMK'nın 6/1 maddesi anlamında iltibas tehlikesi olmadığı, zira taraf markalarında ortak olarak yer alan "..." ibaresinin uyuşmazlık konusu 41. sınıf hizmetler yönünden ayırt ediciliğinin zayıf bulunduğu gibi Yargıtay 11.HD.'nin 25.05.2016 gün ve 2015/10945 E.-2016/5739 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere, başvuru konusu işaretin kapsadığı 41. sınıf hizmetlerin kullanıcılarının dikkatli ve seçici kişilerden oluştuğu, bu durumda işaretler arasındaki şekil ve kelime farklılıkları nedeniyle markaların SMK'nın 6/1 maddesi anlamında iltibas tehlikesine yol açmayacakları, davacının tanınmışlık ve kötü niyet vakıalarına dayalı iddialarının da yerinde bulunmadığı, nitekim yine bu davanın tarafları arasında, "..." ibareli başvuru nedeniyle görülen davada verilen kararın onamasına ilişkin Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2023/698 E., 2024/4267 K. sayılı ilamında da aynı hususların kabul edildiği anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile kalan 346,90-TL bakiye harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi uhdesinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 27/09/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 02/10/2024 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2019/257, K. 2021/280, T. 25.05.2016, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2019-257-e-2021-280-k-724bfc620156