Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2019/127 E. 2020/23 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2019/127
- Karar No
- 2020/23
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2022/1545 KARAR NO : 2024/1827 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 05/02/2020 NUMARASI : 2019/127 E. - 2020/23 K. DAVACI : DAVALILAR DAVANIN KONUSU : Marka ile ilgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 05/02/2020 tarih ve 2019/127 Esas - 2020/23 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, "..." ibaresinin 28/12/2015 tarihinden itibaren 2013/104025 no ile müvekkili adına tescilli olduğunu, müvekkilinin Türkiye çapında birçok ilde 36 şubesi ile “... ...” adı ile hizmet verdiğini, müvekkilinin “...” ismi ile bilinmekte olup bu markayı işyerlerinde, reklam panolarında, tabela ve reklam vasıtalarında kullandığını, davalının “...” ve “... ...” ibaresini işyerlerinde, işletmesinde, reklam panolarında, tabelalarında, sosyal medyada kullanmasının müvekkilinin markasına açık bir tecavüz oluşturduğunu, davalıların, müvekkilinin Marmaris şubesinin sahibi olan ... ile ...’ın akrabası olup; bu suretle müvekkilinin markasını ve konseptini birebir taklit ettiğini, davalıların ayrıca "... ..." ibareli markayı tescil ettirdiğini, davalı taraf markasının müvekkilinin markasına benzediğini ve iltibas oluşturduğunu, dava konusu marka başvurusuna yaptıkları itirazın reddine dair davalı kurum kararının bu nedenle ve ayrıca başvurunun kötüniyetli olarak yapılması nedeniyle hatalı olduğunu ileri sürerek, 2019-M-1843 sayılı YİDK kararlarının iptaline, 2018/30690 sayılı markanın hükümsüzlüğüne, marka hakkına tecavüzün tespiti, durdurulması, ortadan kaldırılması ve tecavüz oluşturan tabelaların, logoların, ürünlerin kaldırılması ve bu konuda ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalılar vekili, davaya konu edilen marka başvurusu ile davacıya ait marka arasında benzerlik ve karıştırılma ihtimali bulunmadığını, “Osmanlı” anlamına gelen “...” ibaresi davacının inhisarında olmayan, ayırt edicilik vasfı görece düşük ve yanına aldığı ek veya şekil unsuru ile kolayca farklılaştırılabilecek bir ibare olduğunu, davacının davasına dayanak yapmaya çalıştığı Marmaris 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/74 Talimat sayılı dosyasından alınan bilirkişi raporunun kesinleşmediğini, İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2018/111 esas sayılı dosyasında açılan davanın reddedildiğini, müvekkillerinin ... ..." dışında bir ibare ile hizmet vermediğini, taraf markalarındaki ayırt edici esas unsurun "..." ibaresi olmadığının YİDK kararıyla sabit olduğunu, davacı markasında "...-..." ibaresinin de bulunmadığını, “... ...” markasının bulunduğu işyerinin Marmaris’te deniz kenarında ve önündeki büyük sahilde şezlong hizmeti veren, ekseriyetle sahilde deniz hizmetinden faydalanan turistlere hizmet sunan bir işletme olduğunu, markaların kullanıldığı işyerinde, reklam panolarında tabelalarında ve sosyal medya veya başka yerlerde hiçbir surette davacıya ait marka ile aynı şekilde ve iltibas yapmak amacıyla bir kullanım yapılmadığını, ... ve ...’ın (dava konusu) markaları ile ilgisi bulunmadığını, bu kişilerin Marmaris şubesini işletmekte oldukları ve akrabaları olduğu iddiasının hukuken ve geçerli bir sebep olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, taraf markalarında ortak tek unsurun "..." ibaresi olduğu, markalar arasında görsel açıdan zayıf bir benzerlik bulunduğu, sadece zayıf unsurun ortak olmasının markalar arasında karıştırılma ihtimaline yol açmayacağı, markalar arasında işitsel benzerlik de bulunmadığı, ayırt ediciliği düşük ibareleri marka olarak seçenlerin bu ibarelerden türetilen farklı marka tescillerine katlanmak zorunda oldukları, ihtilafla markalar arasında tescil engeli oluşturmaya yeterli görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığı, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığından YİDK kararının yerinde olduğu; davacı tarafça her ne kadar marka hakkına tecavüz nedeniyle tecavüzün tespiti, durdurulması ve önlenmesi için dava açılmış ise de tarafları ve konusu aynı olan ve İzmir Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin 2018/221 Esas sayılı dosyası ile açılan tecavüzün tespiti, önlenmesi, durdurulması ve tazminat davasının halen derdest olduğu gerekçesiyle, YİDK kararının iptali ve markanın hükümsüzlüğüne ilişkin açılan davanın reddine, davacının markaya tecavüzün tespiti ve tecavüz fiillerinin durdurulması ve tecavüzün kaldırılması talebinin derdestlik nedeniyle reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, dosyaya sundukları bilirkişi raporlarında davalı kullanımlarının iltibas oluşturduğunun ve marka hakkına tecavüz olduğunun tespit edildiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporuna itirazlarının dikkate alınmadığını, raporda yalnızca marka logosu üzerinde inceleme yapıldığını, davalı kullanımlarının dikkate alınmadığını, her iki markanın esas unsurunun "..." kelimesi olduğunu, müvekkili markasının tanınmış marka vasfı taşıdığını; davalıların müvekkilinin şubesiymiş gibi verdikleri gazete ilanları ve röportajlarının kötü niyetlerini ortaya koyduğunu, davalıların müvekkilinin Marmaris Şubesinin sahibi ...'ın akrabası olduklarını, bu suretle müvekkilinin marka ve konseptini taklit ettiklerini, davalı markasının iltibas oluşturduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporuna itirazlarının dikkate alınmadığını, mahkemenin derdestlikten davanın reddine karar vermesinin hatalı olduğunu, ret gerekçesinin derdestlik mi, esastan mı olduğunun anlaşılamadığını ileri sürerek, yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : 1-Dava, marka başvurusunun reddine dair YİDK kararının iptali ve hükümsüzlük istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, her ne kadar taraf markalarında "..." ibaresi ortak olarak yer almakta ise de, "..." kelimesinin "Osmanlı" anlamına geldiği, Türkiye Cumhuriyeti'nden önceki devletin adı olan bu ibarenin markasal ayırt ediciliğinin çok zayıf bulunduğu, her hangi bir işletme ile özdeşleşecek nitelikte olmadığı, zayıf unsurun ortaklığının karıştırılma ihtimaline yol açmayacağı, herkesin ek/yan unsurlarla birlikte bu ibareyi kullanabileceği, somut uyuşmazlıkta da dava konusu markaya kullanılan unsurların yeterli ayırt ediciliği sağladığı, bu hale göre taraf markaları arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, davalı taraf kullanımları YİDK karar iptali talebiyle açılan davasının konusu olmadığı gibi, davacı tarafın marka tecavüzüne yönelik talepleri yönünden de İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2018/221 Esas sayılı dosyasında derdest davanın bulunduğu, öte yandan marka başvurusunun yayımı üzerine yapılan itirazda tanınmışlık gerekçesinin ileri sürülmediği, davacı vekili bilirkişi raporuna itirazları üzerine ek rapor alınmadığını ileri sürmüş ise de Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.06.2016 gün ve 2014/11-696 E.- 2016/778 K. sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olduğu anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Ancak, davacı tarafça dava konusu başvurunun kötü niyetle yapıldığı ileri sürülmüş, ilk derece mahkemesince ise bu konuda bir değerlendirme yapılmamıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla davalının başvurusunun davacı markalarıyla iltibas oluşturma ihtimalinin varlığının kabulü halinde, ayrıca tescille sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuruda bulunduğunun da ispatı gerekir. Kötü niyetin varlığı her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.09.2005 gün ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötüniyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir. Bu açıklamadan sonra somut olaya dönüldüğünde, davacı tarafın işlem dosyası aşamasında kötü niyet gerekçesi olarak benzer marka iddiasına dayandığı, benzer marka başvurusunda bulunmanın tek başına kötü niyetin varlığını ispata yeterli olmadığı; hükümsüzlük talepli dava yönünden ise iddiasını ispatlamaya yeterli somut delil ileri sürmediği anlaşılmış, açıklanan nedenle davacı vekilinin kötü niyet gerekçeli itirazı yerinde bulunmamıştır. Her ne kadar davacı vekili, müvekkilini markasının tanınmış olduğunu da ileri sürmüş ise de, davacının itiraza mesnet markasının tanınmışlığı ispatlanamadığı gibi, taraf markaları da benzer bulunmadığından, dava vekilinin bu itirazı de yerinde görülmemiştir. Bu itibarla, YİDK kararının iptali ve hükümsüzlük talebiyle açılan davanın taraf markaları arasında iltibas bulunmaması yanında kötü niyet iddiasının da ispatlanamaması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, ilk derece mahkemesince bu hususta bir değerlendirme yapılmaması doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının HMK'nın 7251 sayılı Kanun'la değişik 353/1-b.3 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 05/02/2020 gün ve 2019/127 Esas - 2020/23 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-YİDK karar iptali ve hükümsüzlük talepli davaların yukarıda açıklanan gerekçeyle REDDİNE, 4-Marka hakkına tecavüzün tespiti, durdurulması, ortadan kaldırılması talepli dava yönünden davanın HMK'nın 114/1-ı ve 115/2 maddeleri uyarınca USULDEN REDDİNE, 5-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından, peşin alınan 44,40 TL’nin mahsubu ile kalan 383,20 TL bakiye karar ve ilam harcının davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 6-Davalılar ile davalı ... kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 40.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılar vekili ile davalı ... vekiline verilmesine, 7-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 8-Davalı ... tarafından ilk derece mahkemesinde herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 9-Davalı ... tarafından istinaf aşamasında yapılan 50,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak anılan davalıya verilmesine, 10-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine, (HMK m.333), 11-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 12-Davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70 TL istinaf karar ve ilam harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 13-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına dair, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 22/11/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 22/12/2024 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...