Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2018/516 E. 2019/493 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2018/516
Karar No
2019/493
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2020/2049 KARAR NO: 2023/1556 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ: 26/11/2019 NUMARASI: 2018/516 E. - 2019/493 K. DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 11/12/2023 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 2002 yılında ''önce sağlık'' sloganıyla kurulduğunu, ihtisas sahibi olduğu alanın bitkisel ürünler olduğunu, bu davanın açılmasında müvekkilinin hukuki yararı bulunduğunu, Ankara 3. FSHHM'nin 2016/344 esas sayılı dosyasında ... sayılı 35. sınıfta tescilli ... markasına dayalı olarak müvekkilinin ''...-...'' ibareli marka kullanımlarının, anılan markalarına tecavüzde bulunulduğu iddiasıyla, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, tecavüz teşkil eden fiillerin durdurulması ve sonuçlarının ortadan kaldırılması talebi ile dava açıldığını, ... veya ... ibarelerinin doğrudan doğruya bitkisel/ bitki özlü cildin daha elastik bir özellik kazanması ve çatlakların önlenmesi amacıyla kullanılan kremler ve özellikle gebelikte kullanılan kremler için tanımlayıcı ibareler olduğunu, bu nedenle asıl marka tesciline imkan bulunmayan ibareler olduğunu, Ankara 3. FSHHM'nin dosyası ile bu davanın birleştirilerek görülmesi gerektiğini, koşulların oluştuğunu, dava konusu ... sayılı ''...'' ibareli markanın tescilli olduğu, 03 sınıftaki malların tamamı ile 35/06 (mağazacılık) hizmetleri yönünden hükümsüzlük koşullarının mevcut olduğunu, davaya konu ... sayılı ''...'' ibareli markanın 35/06 sınıf yönünden hükümsüzlük koşullarının mevcut olduğunu, dava konusu ... sayılı ''...-...'' ibareli markanın da hükümsüzlük koşullarının mevcut olduğunu, davalının ..., ... ve ... sayılı markalarının kötü niyetle tescil ettirildiğini, hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini, öncelikle markaların 3. Kişilere devrinin önlenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini, davanın Ankara 3. FSHHM'nin 2016/144 esas sayılı dosyası ile birleştirilmesi yönünde karar verilmesini aksi halde açıklanan nedenlerle, davanın kabulüne karar verilmesini ve markaların hükümsüz kılınmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın müvekkilinin ikametgahının bulunduğu yer olan İstanbul mahkemelerinde açılması gerektiğini, bu nedenle davanın yetkisizliğine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin 1969 yılında Fransa'da kurulan ve saç/cilt bakımı alanında başarısını kanıtlamış 5 adet markası ile tüm dünyada yüksek düzeyte satış rakamlarına ulaşan ... şirketler grubunun Türkiye'de faaliyet gösteren şirketi olduğunu, 2013 yılından bu yana aktif olarak Türkiye'deki alıcılara hizmet verdiğini, dava konusu hükümsüzlüğü talep edilen ... ve ... markalarının 1970'li yıllardan bu yana gerek müvekkili şirketin ana firmasının ülkesi olan Fransa'da gerekse dünyanın birçok ülkesinde tescilli olduğunu, markaların uzun yıllardır var olan kullanımları ve dünya çapında kalite sembolü ve tanınmış markalar olduğunu, ... ibaresinin kullanılan sessiz harf sıralamasına göre yabancı kökenli bir ibare olduğunu, bu ibarenin çeşitli dillerdeki sözcüklerde yazıldığında herhangi bir anlamı olmadığnıı, sadece bir iki sözlükte çeşitli bilim dallarına ilişkin belirlemelerde bitki kaynaklı uygulamalarda ön ad olarak kullanıldığını, ibarenin bitki anlamına geleceğinin Türkiye'de her kesim tarafından bilinemeyeceğini, Türkiye'de en fazla kullanılan dil İngilizcede bitki kelimesinin karşılığının "..., ..., ..., ..." olduğunu, Almanca ve Fransızcada karşılığı olmadığını, arama motorlarına "..." yazıldığında müvekkilinin ürünlerinin çıktığını, davacının hem birleşik kelimeyi parçalara ayırarak anlam yüklemeye çalıştığını hem de birebir aynı olmayan kelimeleri tanımlayıcılık kalıbına sokmaya çalıştığını, ... ibaresinin anlamı olmadığını, müvekkili tarafından tüketiciler nezdinde çok tanınmış ... markalarına ek olarak orijinal olarak tasarlandığını, bu ibarenin ... kelimesini çağrıştırmadığını, ... ve ... kelimeleri ile 3, 35 ve 06.sınıflarda yer alan emtialar arasında davacı tarafça iddia edildiği gibi sıkı bir ilişki bulunmadığını, ... markasının uzun yıllardan beri müvekkili şirket tarafından gerçekleştirilen kullanımlar nedeni ile markanın belirli bir ayırt edicilik seviyesine ulaştığını, hükümsüzlüğü talep edilen markalarda yer alan bir takım emtia bakımından bu ibarelerin tescil edilmesi halinde halkın yanılacağını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince; "Tüm dosya kapsamı yukarıda izahı yapılan mevzuat ve bilirkişi raporundaki değerlendirmeler ile bir bütün olarak ele alındığında; her ne kadar davacı SMK 5 ve 6/9. kapsamında hükümsüzlük talebinde bulunmuş ise de davalıya ait markaların kullanıldıkları sektör ve tescilli oldukları sınıflar yönünden Ticaret alanında herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek, sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler" den olmadığı ve “Mal veya hizmetin niteliği, kalitesi veya coğrafi kaynağı gibi konularda halkı yanıltacak işaretler içermediği ( "..." ibaresinin bitki anlamına geldiği kabul olunsa bile 03/35 sınıflar yönünden kullanımının ayırt edici olarak kabulünün gerektiği SMK 5 kapsamında değerlendirilemeyeceğine kanaat getirilmiştir.), markalarda yer alan ibarelerin toplumun önemli bir kesimi tarafından bilinen İngilizce ve/veya özel bir anlamı bulunmadığı gibi sektörel bazda tanımlayıcılığının bulunmadığı davalının marka tescillerinde kötü niyetli olduğunun ispatlanamadığı anlaşılmakla" davanın reddine karar verilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece davanın reddine karar verildiğini, mahkemenin hüküm kurarken bilirkişi raporunu esas aldığını, karar gerekçesinin bilirkişi raporunda yer alan ifadelerin aynısı olduğunu, oysa rapora karşı beyan dilekçelerinde raporun eksik ve yetersiz inceleme ve değerlendirmeye dayandığını, dava konusu ... sayılı "..." ibareli marka yönünden anılan markanın tescilli olduğu 03. sınıftaki malların tamamı ile 35/06 hizmetleri yönünden hükümsüzlük koşullarının mevcut olduğunu, hükümsüzlük taleplerinin anılan sınıflar ile sınırlı olduğunu, "..." sözcüğünün Latince'de ve Latince kökenli sözcükler içeren neredeyse tüm batı dillerinde "Bitki" "Bitkisel(Kaynaklı)" anlamında bir ön ek olduğunu, tüm bitkisel ürünler ve bu tür ürünlerle ilişkili tüm hizmetler için SMK m. 5/1-c maddesi anlamında nitelik, kaynak ve karakteristik özellik belirten tanımlayıcı bir ibare olduğunu, bu anlamıyla özellikle çekişmeli bitkisel kökenli krem, kişisel bakım ve kozmetik ürünleri ile bunların satışının yapıldığı mağazacılık hizmetlerinde marka olarak tescil edilemeyecek bir ibare olduğunu, Bilirkişi Raporunda, Prof.Dr.... başkanlığındaki Tıp Terimler Çalışma Grubu tarafından hazırlanan Tıp Terimleri Karşılıklar Kılavuzu 2019’da, 1650. Sırada “...” kelimesinin “bitki” anlamına geldiğinin belirtildiği buna karşılık ...'de yapılan sorgulamada davaya konu edilen “...”, “...”, “...” kelime ve/veya ön ekine rastlanamadığı, İngilizce anlamı bulunmadığının görüldüğü; “...” ibaresini oluşturan ön ekin eski Yunanca’dan Latince’ye geçen, tıp alanında kullanılan bir kelime olduğu, ilaç olarak da kullanılan dava dışı bir ürünün de “...” kelimesinin Türkçe okunuşu olan “...” krem olarak tescilli olduğu; ancak kozmetik sektöründe yaygın dilin İngilizce olduğu ve “...” kelimesinin İngilizce anlamının bulunmadığı; davalının tescilli markalarının anlamlarının halk tarafından bilinmediği ifade edilerek, bu gerekçelerle, SMK kapsamında hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı sonucuna varıldığını, dava süresince referanslar göstermelerine karşın bilirkişi heyeti ingilizce anlamına rastlanamadığı yönünde yanlış ve yanıltıcı değerlendirme yaptığını ve mahkemece buna dayanarak hüküm kurulduğunu, bilirkişi raporunun kendi içinde çelişkili olduğunu, raoprun 9. sayfasında kozmetik sektöründe yaygın dilin İngilizce olduğuna dair yer alan ifadenin hatalı olduğunu, kozmetik sektöründe yaygın dilin Fransızca olduğunu, dava konusu "..." ibareli markanın ibaresinin başı başına tanımlayıcı nitelikte olduğunu ve ayırt ediciliği olmadığını, Latince olarak "..." ve "..." ibarelerinden hareketli türetme bir kelime olduğunu, bitkisel esaslı ürünlerin satıldığı yeri doğrudan tanımlaması nedeniyle mağazacılık bakımından marka olarak tescil edilmesinin mümkün olmadığını, "...-..." ibareli markanın tanımlayıcı olduğunu ve ayırt edici olmadığını, "..." kelimesine davalının çatı markası olan "..." sözcüğünün eklenmesi olduğunu, esas unsuru içeresinde tümüyle tanımlayıcı “...” ibaresine yer veren davalı markasının ... sayılı "..." ibareli marka yönünden aynı nedenlerle hükümsüz kılınması gerektiğini, bitkisel esaslı olmayan mallar yönünden davalının “...-...” ibareli markasının yanıltıcı olması sebebiyle hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiğini, istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; müvekkil şirketin Türk Patent nezdinde birçok markası olduğunu, davacının hükümsüzlüğünü talep ettiği markalardan "..." markasının aynı zamanda WIPO nezdinde de tescilli olduğunu, bilirkişi raporlarının eksik ve yetersiz incelemeden oluştuğuna katılmalarının mümkün olmadığını, müvekkile ait hükümsüzlüğü talep edilen markaların tescilli oldukları mal ve hizmetler yönünden tanımlayıcı olduğunun kabul edilmesinin mümkün olmadığını, davacının müvekkile ait "..." ibaresinin yanıltıcı olduğu iddiasının kabul edilmesinin mümkün olmadığını, yanıltıcılık değerlendirmesinde zayıf ihtimalin yeterli olmadığını, "..." ibaresinin günlük hayatta tüketici nezdinde bitki anlamına gelen herhangi bir sonuca rastlanmadığı açıklamalarına binaen işbu ibarenin ilgili mal ve hizmetler bakımından yanıltıcı olduğu iddialarının kabul edilemeyeceğini, davacının haksız ve dayanaksız hükümsüzlük isteminin reddedilmesi gerektiğini, .... ibareli markanın bütünüyle ilgili; tanımlayıcı işaretlerin tek başına veya esas unsur olarak tescili mümkün olmamakla birlikte ayırt edici nitelikte başka bir ibareyle birlikte tali unsur olarak tescilinin mümkün olduğunu, ... ve ... ibarelerinin her ikisinin de yabancı sözcükler olduğunu işbu ibarenin tanımlayıcı vasfı olduğunu söylemenin yanlış olduğunu, müvekkile ait ...-... ibareli markanın ilgili mal ve hizmetler bakımından tanımlayıcı ve yanıltıcı olmadığını, tüm bunlar göz önünde bulundurulmadığında dahi müvekkile ait markaların kullanım yoluyla ayırt edicilik kazandığını, müvekkilin dava konusu edilen markalarının dünya çapında ve Türkiye'de bilinirliği sebebiyle hükümsüzlüğünün mümkün olmadığını, davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davanın konusu davalı adına tescilli markaların hükümsüzlüğü davası olup Ankara 1. FSHHM'nin 2017/29 E. 2017/352 K. sayılı kararı ile yetkisizlik kararı verilerek dosyanın İstanbul Nöb. FSHHM'ye gönderildiği görülmüştür. TPMK kayıtlarına göre; ... tescil numaralı "..." ibareli markanın 03 ve 35 sınıflarda, ... tescil numaralı "..." ibareli markanın 35 sınıfta ve ... tescil numaralı "..." ibareli markanın 03 ve 35 sınıflarda tescilli olduğu görülmüştür. Dava tarihi itibariyle 6769 sayılı SMK hükümleri uygulanması gerekmektedir. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, 02.09.2019 tarihli bilirkişi heyet raporunda, davalının TPMK nezdinde ... tescil numaralı "...", ... tescil numaralı "..." ve ... tescil numaralı "..." markalarının sektörel bazda tanımlayıcı olarak değerlendirilemeyeceği, davalı markalarının SMK md. 5/1-c-d-f ve md. 25/1 uyarınca hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı, belirtilmiştir. 6769 sayılı SMK md. 25. maddesinde markanın hükümsüzlük halleri düzenlenmiştir. SMK md 25/1 uyarınca; 5’ inci veya 6’ inci maddede sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilebileceği, SMK md.5/l-c’de; “Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler.”, SMK md.5/l-d’de;” Ticaret alanında herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek, sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler.”, SMK md.5/l-f de “Mal veya hizmetin niteliği, kalitesi veya coğrafi kaynağı gibi konularda halkı yanıltacak işaretler.” Marka olarak tescil edilemez ve mutlak red nedenleri arasında sayılmıştır. Yine SMK 6/9'a göre "Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir." düzenlemesi mevcuttur. Somut olayda "..." ibaresini oluşturan ön ekin eski Yunanca'dan Latince'ye geçen, tıp alanında kullanılan bir kelime olduğu, ilaç olarak kullanılan dava dışı bir ürünün de ... kelimesinin Türkçe okunuşu olan ... olarak tescilli olduğu, ancak kozmetik sektöründe yaygın dilin İngilizce olduğu ve ... kelimesinin İngilizce anlamının buunmadığı, bu sebeple kozmetik sektöründe alışılagelmiş sektöre özel bir çeşidin cinsi ve benzeri tanımlamadığı birlikte değerlendirildiğinde ... kelimesini sektörel bazda tanımalyıcı değerlendirilmediği, ...” , “...” ibarelerinin gerek kelimeler bölündüğünde gerekse olduğu gibi kullanıldığında bir anlam ifade etmediği, mevzuatta yer aldığı gibi her hangi bir özelliği, çeşidi, cinsi vb. belirtmediği dolayısıyla tanımlamadığı birlikte değerlendirildiğinde, sektörel bazda tanımlayıcı olarak değerlendirilmeyeceği bilirkişi raporu ile tespit edildiğinden dava konusu markaların sektörel bazda tanımlayıcı olarak değerlendirilemeyeceğinden davalı markalarının hükümsüzlük koşulları oluşmadığı anlaşılmıştır. Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla yapılan inceleme neticesinde davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 26/11/2019 tarih ve 2018/516 E., 2019/493 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 54,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 215,45 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 11/12/2023

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2018/516, K. 2019/493, T. 02.09.2019, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2018-516-e-2019-493-k-4326d232cecf