Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2018/290 E. 2019/5220 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2018/290
Karar No
2019/5220
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/223 KARAR NO: 2024/661 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 19/10/2020 NUMARASI: 2020/131 Esas - 2020/585 Karar DAVA: İstirdat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 07/05/2024 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava dışı ... kefil olduğunu, kefaletinde 114.956,06 TL toplam borcun bulunduğunu ancak müvekkilinin 100.000,00 TL'ye kefil olduğunu, müvekkilinin eşinin kefalete rıza gösterdiğini, müvekkilinin kefalet gereği ... ili, ... İlçesi ... parsel sayılı taşınmazdaki 11 nolu bağımsız bölüm üzerinde banka lehine 27/05/2018 tarihinde ipotek tesis işlem gerçekleştirildiğini, dava dışı ... geçmiş borçlarını da dahil olmak üzere tüm borçlarına kefilmiş gibi müvekkili aleyhine İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatmış ve müvekkilinin taşınmazının satışını talep ettiğini, icra dosyasından 184.475,66 TL asıl alacak, faiz, harç ve masraflarının tahsilini talep ettiğini, müvekkilinin taşınmazlarının satışını yoluna gidildiğini ve müvekkilinin satışları dosyaya yüksek miktarlar ödeyerek durdurduğunu, 06/08/2018 tarihinde ise haricen tahsil harcını ödeyerek dosyanın kapanmasını sağladığını ve taşınmazlardaki haczi kaldırdığını, müvekkilinin sorumluluğunun 100.000,00 TL olduğunu ancak dava dışı ... ve ... tüm borçlarını ödemek zorunda kaldığını bildirmekle, davanın kabulüne, İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasına yapılan toplam 248.187,76 TL ödemeden müvekkilinin kefil olduğu 100.000,00 TL düşülerek 148.187,76 TL'nin istirdatına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; istirdat davalarının paranın ödenmesinden itibaren 1 yıl içerisinde açılması gerektiğini, icra takibinde davacının müteselsil kefil sıfatıyla değil ipotek veren sıfatı ile bulunduğunu, ipotek maliki olarak davacıya takip başlatıldığını ve davacının ipotek limiti ile borçtan sorumla olduğunu, davacının dava dışı ... namına açılmış ve açılacak borçlu hesaplardan, her türlü krediler ile verilmiş ve verilecek teminat mektuplarından, müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı ve imzalayacağı kredi sözleşmelerinden, doğmuş doğacak tüm borçlarından 390.000,00 TL'ye kadar olan miktarın teminatını teşkil etmek üzere taşınmaz üzerinde müvekkil lehine 1. Derece ipotek tesis etmeyi kabul ettiğini, davacının borçlusu olduğundan maliki olduğu gayrimenkul sebebiyle ipotek limitinden sorumlu olduğunu, davacının imzalamış olduğu genel kredi sözleşmesinde ise 200.000,00 TL'lik borca kefil olduğunu bildirmekle davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...İİK m.72/7'de belirtildiği üzere; takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebilir. Bir yıllık istirdat davası açma süresi, borç olmayan paranın tamamen ödendiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Borçlunun bu parayı doğrudan doğruya alacaklıya veya icra dairesine ödediği tarihte işlemeye başlar. Borcun ödenmesi takside bağlanmış ise bir yıllık dava açma süresi son taksidin ödendiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Dosya kapsamında bulunan ödeme dekontlarının incelenmesinde; davacı tarafından davalıya en son 29.08.2018 tarihinde 43.000,00 TL ödeme yapıldığı anlaşılmıştır. Ayrıca davacı tarafından 06.08.2019 tarihinde 4.187,60 TL tahsil harcının icra dairesine ödendiği ve icra dosyasının haricen tahsil ile kapatıldığı görülmüştür. Esasında üzerinde durulması gereken husus sürenin başlangıcı sayılacak son ödemenin hangi ödeme olduğudur. Davacı tarafından icra takibi borcuna ilişkin davalıya yapılan son ödeme tarihi 29.08.2018 tarihidir. Ve bu ödeme ile borcun tamamı ödenmiştir. Davacı taraf son ödemenin icra dairesine yapılan tahsil harcı ödemesi olduğunu, sürenin bu tarihten itibaren başlaması gerektiğini, bu ödeme tarihinden itibaren bir yıllık yasal süre içerisinde davanın açıldığını beyan etmiştir. Harç yapılan hizmetin karşılığı olarak devletin aldığı paradır. Harçlar Kanunu m.28/1-b'de; icra takiplerinde Tahsil Harcının alacağın ödenmesi sırasında, ödeme yapılmayan hallerde ise harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödeneceğini düzenlenmiştir. İİK m.15'de; kanunda aksi belirtilmedikçe bütün harç ve masrafların borçluya ait olduğu, ayrıca hüküm ve takibe gerek olmaksızın harçların borçludan tahsil edileceği düzenlenmiştir. Tüm bu açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğinde; harcın borçlu tarafından devlete ödenmesi gereken bir bedel olduğu, bu bedelin alacaklıya ödenmeyeceği, tahsil harcını ödemekle yükümlü olan kişinin davacı borçlu olduğu, alacağın icra dairesine ödenmesi halinde borçlu tarafından ödenen alacaktan tahsil edileceği, haricen tahsil bildirimi yapılması halinde borçluya tahsil harcının ödenmesi için icra dairesi tarafından muhtıra çıkarılması gerekeceği, alacağın tamamının ödenmesi halinde devletin harç alacağının doğduğu, davacı tarafından icra dairesine bildirimde bulunarak 15 gün içerisinde tahsil harcının ödenmesi gerektiği anlaşılmakla tahsil harcına ilişkin ödemenin İİK m.72/7 kapsamında yapılan bir ödeme olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle İİK m.72/7 uyarınca istirdat davası için öngörülmüş 1 yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcının davacı tarafından davalı alacaklıya yapılan son ödeme tarihi olan 29.08.2018 tarihi olduğu, davacının bu tarihten itibaren 1 yıl içerisinde ve en son 29.08.2019 tarihinde davasını açması gerektiği anlaşılmıştır. Davacı tarafından 18.12.2019 tarihinde arabuluculuğa başvurulduğu ve davanın 21.02.2020 tarihinde açıldığı dikkate alındığında davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı sonucuna varıldığından hak düşürücü süre içerisinde açılmayan davanın reddine" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin davalı tarafından İstanbul ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasıyla yapılan icra takibinde tüm alacak kalemlerini bir bütün olarak görmediğini, sanki her alacak kalemi icra dosyasının ayrı ayrı feriymiş gibi yorumladığını, nihayetinde de istirdat davası için 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle davalarını reddettiğini, müvekkilinin davalı bankaya açmış olduğu icra takibinde kuruma son ödemeyi 29.08.2018 tarihinde haricen, tahsil harcını ise 06.08.2019 tarihinde icra dosyasına ödediğini, yerel mahkemenin yapmış olduğu yoruma göre tahsil harcının ödenmesinin davalı kurumun alacağı ile bir ilgisi olmadığından, tahsil harcı devletin vermiş olduğu hizmetin karşılığı olduğundan hak düşürücü sürenin geçtiğini, oysaki tahsil harcı ödenmeden icra dosyası kapanmış değildir ve müvekkili tarafından açılan istirdat davasının kapsamının asıl alacak, faiz , ücreti vekalet, harç vs giderler olduğunu, dolayısıyla müvekkilinin davalıdan talep edebileceği son kalemin ödendiği günde hak düşürücü sürenin başladığı an olduğunu, yerel mahkemenin yapmış olduğu hatalı yoruma göre müvekkilinin hiçbir şekilde Türk Hukuk Sisteminde işbu harç giderini talep etme hakkının bulunmadığını, zira harcın devletin vermiş olduğu hizmetin karşılığı olduğunu, icra dosyasından bağımsız olduğunu, bunun son derece yanlış bir yorum olduğunu, zira davaya konu İstanbul ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasında konulan hacizlerin fekkine 06.08.2019 tarihinde karar verildiğini, işbu kararın icra dosyasının bir bütün olarak devam ettiğinin ve öyle de yorumlanması gerektiğinin kanıtı olduğunu, müvekkilinin ancak bu tarihten sonra içerisinde ödediği harçta dahil olmak üzere tüm kalemlerin davalıdan tahsilini talep edebilecek duruma geldiğini, müvekkilinin işbu harcı ödemeden dosyayı kapatamayacak, gayrimenkulü üzerindeki haczi kaldıramayacak ve icra tehdidinin devam edeceğini, yerel mahkemenin yorumuna göre harcın icra dosyasından bağımsız düşünüldüğünde harcı ödemeden borçlunun asıl alacağı ve ücreti vekaleti ödeyen borçlunun icra dosyasında her türlü işlemi yapabileceğini, icra müdürlüklerinin harç ödenmediği için yapmadığı her işlemin hukuksuz hale geleceğini, bu yoruma göre vekalet ücretinin de asıl alacaktan bağımsız hale geleceğini, müvekkilinin bu hatalı yoruma göre sadece davalıdan asıl alacağı talep etme hakkının olacağını, tüm bunlara ilave olarak düşünülmesi gereken hususun icra dosyasına yapılan ödemelerin mi esas alınacağı ve eğer haricen tahsilatlar var ise bu ödemelerin tamamlanmış olduğu ve artık alacaklı/davalı tarafın vekilin dosya borcunun ve banka alacağının bitmiş olduğuna kanaat getirmesi ile icra dosyasına haricen tahsil beyanı ile dosyanın işlemden kaldırılmasını ve dosyanın kapatılmasını talep etmiş olduğu dönem de mi bu sürenin başlayacağı olduğunu, haricen tahsilatların ne zaman olduğu, dosya borcunun ne zaman bittiği ile birlikte müvekkilinin haciz tazyikinden kurtulmuş olduğu zamanın ne olduğuna bakılırsa bu tarihin davalı/alacaklı vekilince icra dosyasına haricen tahsil beyanının yapıldığı ve dosya kapama işleminin talep edildiği 06.08.2019 tarihi olduğunun görüleceğini, aksi halde dosya borcunun devam ettiği ve dosyanın bütün olarak tahsilatının yapıldığı net olarak belli olmayacağını ve bu haciz tazyikinin halen varlığını devam ettireceğini, bunun tespiti için de yapılan ödemeler ile dosya borcunun kapanıp kapanmadığının da tespitinin gerekmekte olduğunu, yapılan ödemeler ile dosya borcu ve bağlantılı banka borcunun kapanmış ise kapanmış olma tarihinin istirdat davası için hak düşürücü sürenin başlangıcı olacağının doğal olduğunu, aksi halde davalı/alacaklı vekilin haricen tahsili ile dosyanın kapanmasının talep edildiğini, haciz tazyikinin ortadan kalktığı ve harçların yatırıldığı 06.08.2019 tarihinin bu sürenin başlangıç tarihi olacağı ve davanın yasal süresinde açıldığı gerçeği ortaya çıkacağını, belirtilen sebepler neticesinde istinaf başvurularının kabulü ile yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılması gerektiğini ileri sürmüştür. GEREKÇE: Dava; genel kredi sözleşmesi kapsamında davacı tarafından davalı bankaya ödenen bedelin İİK'nın 72/7. maddesi gereğince istirdatı davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; davanın hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığı noktasındadır.İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş karara karşı davacı vekili istinaf yasa yoluna başvurmuştur.İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyasının incelenmesinde; davalı bankanın davacı ve dava dışı asıl borçlu ... aleyhine toplam 184.475,66-TL alacağın eklentileri ile birlikte ödetilmesi istemiyle ve ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi başlattığı, anlaşılmıştır.Davalı banka tarafından Silivri ... Noterliğinin 15/12/2016 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile 15/12/2016 tarihinde hesap kat edilerek borçluya kat ihtaratı gönderildiği, toplam 176.897,38 TL 4 farklı nakit kredi borcunun 3 gün içerisinde ödenmesi, aksi halde yasal yollara başvurulacağının belirtildiği, görülmüştür.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 72. maddesi uyarınca yaptığı ödemenin istirdatına karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. İcra ve İflâs Kanunu’nun 72/1. maddesi “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir” hükmünü içermektedir. Aynı maddenin 7. fıkrasında ise “Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebilir” düzenlemesi mevcuttur.Borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş veya itiraz etmiş olup da itirazının icra mahkemesince kaldırılmış olması nedeniyle kesinleşen icra takibine rağmen, borçlu olmadığı kanısında bulunabilir. Böyle bir borçlu, borçlu olmadığını tespit ettirmek için menfi tespit davası açabilir ve bu davada hiç değilse icra dairesinin banka hesabına yatan paranın alacaklıya ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı alarak (İİK m. 72/III/2.c.) aleyhine yapılmakta olan icra takibinin durdurulmasını ve davayı kazanınca da takibin iptalini sağlayabilir. Borçlu, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine geri verilmesi için istirdat davası açabilir (İİK m. 72/VII). Borçlunun menfi tespit davası açmış olması hâlinde, menfi tespit davası sonuçlanmadan önce borcun ödenmesi üzerine de menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilmelidir (İİK m. 72/VI).Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;Davalının davaya konu İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyası ile davacı hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlattığı, ödeme emrinin davacı-takip borçlusuna 10/02/2017 tarihinde tebliğ edildiği, bu tarihten sonra farklı tarihlerde ve en son 29/08/2018 tarihi olmak üzere davacı tarafça haricen alacaklı tarafa toplam 244.000,00 TL ödeme yapıldığı, bu ödemenin davalı tarafça takip dosyasına 03/09/2018 tarihinde bildirildiği görülmüş olmakla artık davacı tarafça yapılan ödemenin icra tehdidi altında yapıldığının kabulü gerekir.Ayrıca davacı tarafça 06/08/2019 tarihinde 4.187,60-TL tahsil harcının yatırıldığı dosya kapsamından sabittir. İlk derece mahkemesince tahsil harcına ilişkin ödemenin İİK m.72/7 kapsamında yapılan bir ödeme olmadığı, 1 yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcının davacı tarafından davalı alacaklıya yapılan son ödeme tarihi olan 29/08/2018 tarihi olduğu ve davacı tarafından 18/12/2019 tarihinde arabuluculuğa başvurulduğu ve davanın 21/02/2020 tarihinde açıldığı gerekçesi ile davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığından reddine karar verilmiştir.İİK m.72/7 maddesi, “Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Anılan kanuni düzenleme uyarınca istirdat davasının 1 yıllık süre içerisinde açılması gerekmektedir. Bu 1 yıllık süre, hak düşürücü süre niteliğinde olup taraflarca ileri sürülmese dahi mahkemece resen nazara alınmalıdır. Bahsi geçen hak düşürücü süre, borç olmayan paranın ödendiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Taksitle ödenen bir borç varsa, son taksitinin ödenmesinden sonra hak düşürücü süre olan 1 yıllık süre başlar. Burada dikkate alınması gereken süre ise borç olmayan paranın icra veznesine ödenmesi ile başlayacak süredir. Vezneye paranın ödenmesi ile 1 yıllık dava açma süresi başlayacaktır. Paranın alacaklıya hangi tarihte ödendiği süre bakımından önemli değildir.Yargıtay (kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 20.11.2019 tarihli, 2018/290 E., 2019/5220 K. ve 24.04.2017 tarihli, 2016/7788 E., 2017/3214 K. sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere icra dosyasındaki borç, tahsil harcı da dahil olmak üzere tüm ferileriyle birlikte tamamen kapatılmadığı sürece anılan Yasa hükmüyle öngörülen hak düşürücü süre işlemeye başlamaz.Somut olay bakımından davacı tahsil harcını 06/08/2019 tarihinde yatırdığına göre İİK’nun 72/7. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin başlangıç tarihi 06/08/2019 olup hak düşürücü sürenin son günü olan 06/08/2020 tarihinden önce 21/02/2020 tarihinde açıldığından ilk derece mahkemesince davanın hak düşürücü süreden sonra açıldığı yönündeki kabulü doğru olmamıştır.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. KARAR:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.07/05/2024

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2018/290, K. 2019/5220, T. 24.04.2017, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2018-290-e-2019-5220-k-4ef8d3a295e2