Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2018/102 E. 2023/890 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2018/102
- Karar No
- 2023/890
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 23. HUKUK DAİRESİ T.C. A N K A R A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ 23. H U K U K D A İ R E S İ (D Ü Z E L T E R E K Y E N İ D E N E S A S H A K K I N D A K A R A R) ESAS NO : 2024/57 KARAR NO : 2025/342 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN KARARIN: MAHKEMESİ : ESKİŞEHİR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 25/10/2023 ESAS-KARAR NUMARASI : 2018/102 E.-2023/890 K. Taraf vekillerince; yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK m.) 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra, dosya incelendi. GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ : İDDİA VE SAVUNMALARIN ÖZETİ : Davacılar; Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/4268 Soruşturma, 2016/8537 Karar sayılı dosyasında, davalı kooperatif yönetim (tasfiye) kurulu üyesi ..., ..., ... ve ...'nun hukuka aykırı beyanlarla kooperatif üyelerini zarara uğrattıkları (TCK.164/1) hususu açıkken, bakanlıkça kooperatifi tasfiye etmek ile görevlendirildiklerini, adı geçenler parasal yükümlülüklerini yerine getirmedikleri halde kooperatifin kaderi hakkında oy ve söz sahibi olduklarını, düzenli olarak aidatlarını ödeyen kendilerinin ekonomik menfaatlerini kısıtlayıcı kararlar alabildiklerini, hiçbir külfet altına girmeden kooperatifin amacına ulaşamamasına sebep olduklarını ve bu sonuçtan faydalandıklarını, ... ve eşi ...'nun kooperatifin tasfiyesi, yönetim denetim kurulunun ibrası gibi mühim kararların alınmasında oy kullandıklarını, kooperatif ana sözleşmesindeki aile bireylerinin eş, usul, fürunun oy kullanmasını yasaklayan maddeyi bertaraf ettiklerini, ... ve ...'nun vekaleten oy kullanmasını sağlayan vekaletnamelerin üzerindeki imzaların onlara ait olmadığı yönünde kuvvetli şüpheleri bulunduğunu, bu imzaların gerçekliğinin tespitini talep ettiklerini, savcılık dosyasında ve müfettiş raporunda yönetim kurulunun defalarca sahte belge oluşturduğu ve vekaletname düzenlediği sabit olduğu için bu talepte bulunmak zorunda kaldıklarını ileri sürerek, 26.12.2017 tarihli yönetim kurulu kararlarının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir. Davalı Kooperatif Tasfiye Memuru vekili; davalı kooperatif 29.12.2017 tarihinde ticaret sicilinden terkin edilmiş olduğundan tebligatların geri döndüğünü, dolayısıyla dilekçeler aşamasının tamamlanmadığını, Öncelikle davanın süresinde olmaması halinde davanın süre yönünden reddini talep ettiklerini, Davalı kooperatifin 1995 yılında kurulduğunu, 2000 yılından sonra tamamen faaliyetsiz hale geldiğini, vaadettiği hedefe ulaşabilecek üye sayısına ulaşamadığını, bilançosu on yıllardır sıfır olan, 2010 yılında tasfiyesine başlanmış bir kooperatif olduğunu, kooperatifin hiç bir amacının ve faaliyetinin kalmadığı ve tasfiye edilerek kapatılması gerektiğinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı müfettişlerinin denetimi ile tespit edildiğini, Bakanlıkça 12.04.2016 tarihli yazı ile tasfiyenin sağlanması ve bakanlık tarafından takibinin yapılması gerektiği kararı alındığını, Davacıların müvekkili ve ailesine duydukları kişisel husumet dolayısıyla fiili olarak ölü olan ve tasfiye-terkini Bakanlıkça emredilmiş olan Kooperatifi ayakta tutmaya çalıştıklarını, bu suretle müvekkiline külfet yükleme gayreti içinde olduklarını, 2013 yılından bu yana sistematik olarak cezai ve idari şikayetlerde bulunduklarını, her bir şikayetin sonucunda müvekkili ve diğer kooperatif üyelerinin aklandığını, Davacıların 26.12.2017 tarihli yönetim kurulu kararlarının iptalini istediklerini, bu tarihte alınmış bir yönetim kurulu kararı bulunmadığını, taleple bağlılık ilkesi gereğince davanın reddi gerektiğini, Aksinin kabulü halinde, 26.12.2017 tarihli genel kurul kararının iptali için açık ve hukuki bir neden gösterilmediğini, genel kurul kararı ile ilişkisi olmayan gerçek dışı isnatlarda bulunulduğunu, 26.12.2017 tarihli fesih genel kurul toplantısına, 7 ortaktan 4 ortağın asaleten 3 ortağın vekaleten toplantıya katıldığını, genel kurul toplantısının yasaya, usule ve ana sözleşmesine uygun olarak yapıldığını, alınan karar doğrultusunda terkin işlemlerinin tamamlandığını, Davalı konut yapı kooperatifi hakkında 30.06.2010 tarihli genel kurulda tasfiye kararı alındığını, 07.06.2011 tarihinde 1. ilan, 14.06.2011 tarihinde 2. ilan, 21.06.2011 tarihinde ise 3. ilan yapıldığını, 13 Haziran 2010 tarih ve 27610 sayılı Resmî Gazete yayımlanarak 13 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe giren 5983 sayılı "Kooperatifler Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" ile 24.4.1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun bazı maddelerinde değişiklik yapıldığını, buna göre Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca yürütülmekte olan yapı kooperatifleri ve üst kuruluşları ile ilgili başlatılmış veya planlanmış iş ve işlemler ile bunlara dair her türlü hak, yetki ve görevlerin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına devredildiğini, devirden kaynaklı olarak tasfiye sürecinin ivedi olarak tamamlanamadığını, ancak tasfiye işlemlerinin tamamlanması ve ticaret sicilinden terkini ile tasfiye sürecinin tamamlandığını, Müvekkilinin 2010-2017 yıları arasındaki dönemde ..., ... ile birlikte yönetim kurulu üyeliği yaptığını, kooperatifin 2010, 2011, 2012, 2013, 2014, 2015, 2016 yılı ve fesih genel kuruluna ilişkin Denetleme Kurulu raporunda; kooperatifin herhangi bir alacağı olmadığı gibi herhangi bir borcunun da bulunmadığı, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmesi kanaatine ulaşıldığı, kooperatifin feshine engel herhangi bir durum olmadığı, genel kurulun takdirine sunulduğu hususlarının belirtildiğini, ayrıntılı bilançonun da bu hususu desteklediğini, Davacılarca daha önce 2015 yılında kooperatifin zarara uğratıldığına dair Çevre ve Şehircilik Bakanlığına şikayette bulunulduğunu, bir yılı aşan denetim sonucunda davacıların iddialarının varit olmadığını, Bakanlık raporu üst yazısında, kooperatif adına yapılan tüm harcamaların ve kooperatifin içinde bulunduğu durumun, hem faaliyet hem de denetim raporları ile üyeler ile paylaşıldığı ve her senenin ibra edildiği, 2000 yılından itibaren kooperatifin bilançosunun yalnızca zarar gösterdiği ve yine bu tarihten sonra hiçbir üyeden aidat toplanmadığı hususlarının yer aldığını, davacıların 1998 yılından bu yana yapılan her olağan kurulda yer aldıklarını, ayrıca davacı ...'nın 2001-2010 yılları arasında yönetim kurulu üyesi sıfatını haiz olduğunu, kooperatifin tüm durumunu takip ettiklerini, İlgili Bakanlık tarafından yapılan teftiş sonucu tasfiyesine engel bir durum olmadığı, aksine amacına ulaşma imkânı kalmadığından bir an önce tasfiye edilmesi gerektiği tespit edilen, buna ilişkin de emredici bir talimat ile yükümlendirilen bu kooperatifin tüzel kişiliğinin devamında hukuki yarar bulunmadığını, Ayrıca kooperatifin zarara uğratıldığına dair davacılar tarafından yapılan şikayet üzerine Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığının 21.04.2016 tarih ve 2015/4268-2016/8527 karar sayılı karar ile müvekkili ... ve diğer şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, Diğer taraftan yönetim kurulu üyeleri ..., ... ve ... aleyhine Eskişehir 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2014/360 E. sayılı dosyası ile 1163 Sayılı Kanuna aykırılık iddiasıyla açılan davada, 20.05.2014 tarihli karar ile, suçun işlendiğinin sabit olmaması sebebiyle sanıkların ayrı ayrı beraatlerine karar verildiğini, Davacıların diğer üyelerin vekaletnamelerindeki imzaların incelenmesi yönündeki talepleri yönünden ise sıfatları ve hukuki yararları bulunmadığını, böyle bir iddianın ancak ilgililerince ileri sürülebileceğini, Davanın TMK'nın 2. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, Kooperatifin tasfiye kararının alındığı 2010 yılından bu yana müvekkili ve diğer tasfiye kurulu üyelerinin tasfiye için gerekli yasal işlemlerin giderlerini kendi şahsi mal varlıklarından karşıladıklarını, kooperatifin yeterli üyesi ve parası olmadığından bu masrafların kooperatiften tahsil imkânı da olmadığını, Savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAH. KARARI ÖZETİ : İlk derece Mahkemesince; "Somut olayımızda ise; bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, davalı kooperatifin 26/12/2017 tarihli genel kurul tutanağının incelenmesinde, yedi ortağın dördünün asaleten, üçünün ise vekaleten toplantıya katıldığı, toplantıda, yönetim kurulu ve denetim kurulunun ibrasına, tasfiyenin kapatılmasına, kooperatif evrak ve belgelerinin ...'na bırakılmasına karar verildiği, davacıların karara karşı muhalefet şerhi koyduğu, Kooperatifler Kanunu madde 51.'in "Kanun veya anasözleşmede aykırı hüküm bulunmadıkça Genel Kurul kararlarında ve seçimlerde oyların yarıdan bir fazlasına itibar olunur. Kooperatifin dağılması veya diğer bir kooperatif birleşmesi ve anasözleşmenin değiştirilmesi kararlarında fiilen kullanılan oyların 2/3 ü çoğunluğu gereklidir. Anasözleşme, bu kararların alınması için oy çoğunluğu hakkında daha ağır hükümler koyabilir." hükmü ve ana sözleşmede daha ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı dikkate alındığında genel kurulda kooperatifin tasfiyesine yedi ortaktan ikisinin ret oyuna karşılık 5 ortağın kabul oyu ile karar verildiği, her ne kadar bilirkişi toplantıda kabul ve ret oyları belirtilmediğinden geçerli olmadığını iddia etmiş ise de, tutanağın incelenmesinde, açıkça davacıların ret oyu kullandığı ve muhalefetlerinin tutanağa geçirildiği, bu nedenle oylamada iki ortağın ret ve beş ortağın kabul oyu kullandığı açıkça belli olduğundan usulsüzlük bulunmadığı, ayrıca davacılar, ortaklardan ... ... ve ...'nun vekaletindeki imzaların bu ortaklara ait olmadığını iddia etmiş iseler de, kooperatif ortağının verdiği vekaletin sahte olup olmadığı hususu öncelikle o ortağı yakından ilgilendiren bir husus olup, vekalet veren ortakların şikayet haklarının her zaman mevcut olduğu, herhangi bir ortak bu konuda şikayette bulunmadan onun iradesinin sakatlandığı yolundaki iddianın mahkememizce kabul edilebilirliğinin olmadığı, bu nedenle davacıların imza incelemesi yapılmasına ilişkin taleplerinin kabul edilmediği (Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 10/03/2015 tarih ve 2014/7448 esas - 2015/1504 karar sayılı ilamı), aksi durumda dahi ... ...'nun mahkememize sunduğu beyan dilekçesi ile vekaletteki imzanın kendisine ait olduğunu belirttiği, buna göre de, toplam yedi ortaktan dördünün kabul oyu ile toplantı ve 2/3 karar nisabının sağlandığı, bu haliyle genel kurulda alınan yönetim kurulu ve denetim kurulunun ibrası, tasfiyenin kapatılması, kooperatif evrak ve belgelerinin ...'na bırakılması kararları yönünden mutlak butlan koşullarının bulunmadığı, buna göre davacılar tarafından ileri sürülen hususların kararın iptaline yönelik olduğu, genel kurul kararının iptali talebinin ise 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu 53. maddesi uyarınca toplantıyı kovalıyan günden başlamak üzere bir aylık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerektiği, iş bu davanın ise hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacılar istinaf dilekçesinde; 1997 yılında iki adet daire sahibi olabilmek için üye oldukları kooperatifin genel kurul toplantılarında yönetimce inşaatın devam ettiği belirtilerek yeni aidatlar belirlendiğini, kendilerinin tüm mali sorumluluklarını yerine getirdiklerini, ancak inşaatın bitmiş olduğunu görmeleri ve kendilerine herhangi bir daire teslimi olamaması üzerine şahıslar hakkında suç duyurusunda bulunduklarını, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı müfettişi ve savcılık makamınca düzenlenen raporlarda, üyelerin zarara uğratıldıkları, tasfiye memuru, üye kardeşi ve üye annesinin hiç bir aidat ödemediği ancak tüm taşınmazların adlarına kayıtlı olduğu hususlarının tespit edildiğini, ayrıca Bakanlıkça tasfiyenin tamamlanmasına yönelik tavsiyede bulunulduğunu, davalı kooperatif tasfiye memuru ve aile bireylerinin kooperatifin yönetim ve denetim organlarını ele geçirip, sayısal üstünlük sağlayarak kazanılmış hakları olan iki daire ve tesliminin gecikmesinden kaynaklı mali hakları ile ilgili açıklamada bulunmadıklarını, aidatlarının akıbetinin de açıklanmadığını, Öncelikle mahkemenin "1163 sayılı Kooperatifler Kanunu 53. maddesi uyarınca toplantıyı kovalıyan günden başlamak üzere bir aylık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerektiği, iş bu davanın ise hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı anlaşılmakla, davanın reddine karar vermek gerekmiştir." şeklindeki gerekçesinin yanılgılı olduğunu, tasfiye toplantısının tarihi 26.12.2017 iken, dava tarihinin 24.01.2018 olduğunu, buna göre davanın süresi içinde açıldığını, Öte yandan soyut ve denetlenmesi mümkün olmayacak şekilde ibra edilmiş olmanın, sorumluluğu ortadan kaldırmadığını, gerçek anlamda bir ibranın mevcut olabilmesi ve böylece sorumluluğun ibra nedeniyle kalkabilmesi için, ibra edilen hususların genel kurulda açık ve ayrıntılı bir şekilde görüşülmesi, değerlendirilmesi ve bilançoda da gösterilmesi gerektiğini, Bu üyelerin tek kuruş aidat ödemeden, kendilerince ödenen aidatları belirlediğini, ama bu aidatları hiç ödemediklerini ve her toplantıda oy çokluğu ile kendilerini ibra ettiklerini, son toplantıda oldu bittiye getirerek sayısal üstünlükleri ile kooperatifi feshettiklerini, yangından mal kaçırırcasına üç günde kooperatifi sicilden terkin ettiklerini, arsa sahibinin aile bireylerinden ve çalışanlarından oluşan çoğunlukla her türlü sayısal üstünlüğün sağlandığını, Toplantıda ...'nun yerine vekaleten oy kullanan eşi ile senelerce görüşmediğini ve kendilerine "hakkınızı helal edin" şeklinde ulaştığını, yine vekaleten oy kullanan ...'nun alzheimer olduğunun herkesçe bilindiğini, buna göre toplantı yeter sayısına ulaşılamadığını, alzheimer hastası ...'nun yazısından hastalığının anlaşılacak halde olmasına rağmen imzanın kendisine ait olduğuna dair dilekçe sunduğunu, tüm itirazlarına karşı mahkemenin bu dilekçeyi de kabul ettiğini, dilekçedeki imza ile vekaletnamedeki imza arasında herhangi bir benzerlik bulunmadığını, Diğer yandan kooperatif evraklarının davalı tasfiye memurunda kalmasına yönelik itirazlarının haklı ve yerinde olduğuna bilirkişi raporunda işaret edilmesi üzerine kooperatif evraklarının Eskişehir Sulh Hukuk Mahkemesine teslim edildiğini, bunun da itirazlarının yerinde olduğunu gösterdiğini, gerekçeli kararda bu hususa hiç değinilmediğini, Oylamaya katılan kişiler hakkında bilirkişi raporu lehlerine olmasına karşın Mahkemece oylamaya katılan üyelerin hiç bir aidat ödemedikleri ve yönetim ve denetimi ele geçirdikleri yönündeki itirazlarının değerlendirilmediğini Aynı Mahkemenin 2023/469 E. sayısına kayıtlı, kooperatif yöneticileri aleyhine açtıkları davada, tüzel kişilik perdesinin arkasına saklanarak mal varlıklarını hiç etmelerinin önlenmesi ve taşınmazlarının teslimi, bu da mümkün değilse mal varlığı değerleri ile mahrum kaldıkları kiraların tahsilini talep ettiklerini, bu davanın huzurdaki dava ile birleştirilmesi taleplerinin mahkemece reddedildiğini, en azından bu davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini belirterek, İlk derece Mahkemesi kararlarının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı kooperatif tasfiye memuru vekili katılma yoluyla sunduğu istinaf dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine karar verilmesinin hukuka uygun olduğunu, dava dilekçesinin sonuç ve istem bölümünde "Yönetim Kurulunun 26.12.2017 gün kararlarının iptalini"n talep edildiğini, bu tarihte alınmış bir yönetim kurulu kararı olmadığından taleple bağlılık ilkesi gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, kararı yalnızca aleyhe müktesep hak teşkil etmemesi için ve gerekçe yönünden katılma yoluyla kararı istinaf ettiklerini belirterek, gerekçeye yönelik itirazları yönünden istinaf başvurularının kabulüne ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE : I-Her ne kadar dava dilekçesinde 26.12.2017 tarihli yönetim kurulu kararının iptali talebinde bulunulmuşsa da, dava dilekçesi içeriğinden talebin, davalı kooperatifin 26.12.2017 tarihli genel kurul kararının iptali istemine ilişkin olduğu anlaşılmıştır. 1- Dava konusu genel kurulun 4. maddesinde; "Tasfiyenin kapatılması yani Kooperatifin fesih edilmesi hususu genel kurula sunuldu. Yapılan müzakereler sonucu; kooperatifin ana sözleşme gereği amacına ulaşmadığı ve ulaşamayacağı, kooperatifin arsasının bulunmadığı ve kooperatifin tasfiye kararının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde 1. İlanın 07.06.2011 tarih ve 7831 sayılı, 2. İlanın 14.06.2011 tarih ve 7836 sayılı, 3. İlanın 21.06.2011 tarih ve 7841 sayılı nüshalarında yayınlandığı, bilançoda borç ve alacağın olmadığı, tüm resmi kurum ve kuruluşlara karşı borçlu ve alacaklı olmadıkları tasfiye kurulunca genel kurula beyan edilerek kooperatifin fesih edilmesine, fesih kararının tescil edilmesine, tescil yazısı ile gazetelerinin Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne bildirilmesine, kooperatifin Ticaret Sicilinden kaydının silinmesi ... ve ... vekili ... red oyu ve oyçokluğu ile kabul ederek onayladı." şeklinde karar alınmış olduğu görülmüştür. 2- Davacıların 1163 sayılı sayılı Kooperatifler Kanununun 98. maddesi yollamasıyla TTK'nın 553. maddesindeki, "Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar." hükmü doğrultusunda doğrudan zararlarını kooperatifin o dönemdeki yöneticilerinden talep edebilecekleri tabiidir. Kaldı ki, UYAP kayıtları kapsamından; davacılarca davalı kooperatif ve yöneticileri ..., ... ve ... aleyhine, anılan hüküm doğrultusunda, 06.06.2023 tarihinde, taşınmazlarının teslimi, bunun mümkün olmaması halinde değerlerinin ve mahrum kalınan kiranın tahsili talebiyle dava açıldığı, Mahkemenin 15.02.2024 tarih ve 2023/469 E., 2024/129 K. sayılı kararıyla, "HMK'nın 119 ğ maddesi gereğince davamızda talep sonucunun açık bir şekilde belirtilmesi gerektiği, davacılar tarafından tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve kooperatif yöneticilerinin sorumluluğuna gidilmesi talep edilmişse de, davacıların hem kooperatifi hem davalılar ..., ... ve ...'nu davalı olarak gösterdikleri, davacıların davalarını kooperatife mi yönelik, yoksa kooperatif yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna mı yönelik açtıkları ve ayrıca açık bir şekilde davalılardan ne istendiğine dair mahkememizce kesin süre verilmesine rağmen bu taleplerin açıklanmadığı görülmekle ve HMK'nın 119/2.bendi gereğince bu eksikliğin tamamlanmaması" gerekçesiyle, davanın HMK 119-ğ maddesi gereğince açılmamış sayılmasına karar verildiği, kararın tebliğe çıkarılmadığı ve henüz kesinleşmediği görülmüştür. 3- 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun "C) Tasfiye mamelekin paylaştırılması:" başlıklı 83. maddesi; "Tasfiye haline giren kooperatifin bütün borçları ödendikten ve ortak pay bedelleri geri verildikten sonra kalan mallar ancak Anasözleşmede bu husus öngörülmüş olduğu takdirde, ortaklar arasında paylaştırılır. Anasözleşmede başka bir hal tarzı kabul edilmiş olmadıkça paylaştırma, dağılma anında kayıtlı ortaklar veya hukuki halefleri arasında eşit olarak yapılır. Ortaklara paylaştırma yapılacağına dair Anasözleşmede açıklama olmadığı takdirde tasfiye neticesinden arta kalan miktar, kooperatifleşme amacına uygun olarak harcanmak üzere Türkiye Milli Kooperatifler Birliğine bırakılır. (Son fıkra mülga: 21/2/2001 - 4629/1 md.)" hükmünü, "Tasfiye Kurulunun Görevleri ve Tasfiyenin Yürütülmesi." başlıklı 87. maddesinin 11. bendi, "Kooperatifin borçlarının ve pay bedellerinin ödenmesinden sonra kalan miktar dağılma anında kayıtlı ortaklar veya hukuki halefleri arasında eşit olarak dağıtılır." 12. bendi ise; "Tasfiyenin sona ermesi üzerine Kooperatif ünvanının sicilden silinmesi tasfiye memurlarınca sicil memurlarından talep edilir." hükmünü, İçermektedir. Davacı tarafça, 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 19 ve 83. maddeleri ile ana sözleşmenin 8 ve 87. maddeleri kapsamında pay bedeli alacağı bulunduğu iddia edilmemekte, kendilerinin teslimi gereken iki adet bağımsız bölüm ve kira bedeli alacakları olduğu ileri sürülmektedir. Buna göre dava konusu genel kurulda davalı kooperatifin tasfiyesinin kapatılmasına karar verilmesinde bir usulsüzlük görülmemiştir. 4- Dava konusu genel kurulun tasfiyenin kapatılması ve kooperatifin feshedilmesine ilişkin 4. maddesinin son cümlesinde, "Ayrıca; Kooperatife ait evrak ve belgelerin yasal süreler sonuna saklanmak üzere Kooperatif ortaklarından ...'na verilmesine," davacıların karşı oyu ile oy çokluğu ile karar verildiği anlaşılmıştır. 21.11.1995 tarihinde kurulan davalı kooperatifin ana sözleşmesinin "Defter ve Belgelerin Saklanması" başlıklı 83. maddesinin ikinci fıkrası, "Bu belgelerle defterler son kayıt tarihinden itibaren on yıl geçinceye kadar saklanır. Kooperatifin sona ermesi halinde ilgili belgeler saklanmak üzere Türk Ticaret Kanununun 68 nci maddesi uyarınca noter veya ortaklardan birine tevdi olunur." hükmünü, O tarihte yürürlükte bulunan "III - Saklama müddeti:" başlıklı 68. maddesinin son fıkrası, "Kollektif ve adi komandit şirketlerin her ne suretle olursa olsun infisahı halinde bunlara ait defter ve kağıtlar, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki salahiyetli mahkeme tarafından 1 inci fıkra gereğince saklanmak üzere ortaklardan birine veya notere, diğer şirketlerin infisahı halinde ise, notere tevdi olunur. Noter harç ve ücreti şirket mevcudundan ödenir." hükmünü, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın "I - Belgelerin saklanması, saklama süresi" başlıklı 82. maddesinin 8. bendi, "Gerçek kişi olan tacirin ölümü hâlinde mirasçıları ve ticareti terk etmesi hâlinde kendisi defter ve kâğıtları birinci fıkra gereğince saklamakla yükümlüdür. Mirasın resmî tasfiyesi hâlinde veya tüzel kişi sona ermişse defter ve kâğıtlar birinci fıkra gereğince on yıl süreyle sulh mahkemesi tarafından saklanır." hükmünü, İçermektedir. Dava konusu genel kurulun 4. maddesinde, kooperatifin ana sözleşmesine uygun olarak kooperatifin defter ve belgelerinin saklanmak üzere ortaklardan birine verilmesine karar verilmiş olup, yargılama aşamasında dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 82/8. mendi uyarınca sulh hukuk hakimliğine teslim edildiği dosya kapsamından anlaşılmıştır. Buna göre defter ve belgelerin saklanmak üzere ana sözleşmeye uygun olarak ortaklardan birine verilmesinde bir usulsüzlük görülmemiştir. Bu açıklamalara ve dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine aykırılığın da tespit edilmemesine göre, İlk derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalı kooperatif tasfiye memuru vekilinin tüm, davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer istinaf sebeplerinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. II-Dava konusu genel kurulun 2. ve 3. gündem maddelerinde; "2-2010, 2011, 2012, 2013, 2014, 2015, 2016 yılları ve 01.01.2017-26.12.2017 arası Yönetim (Tasfiye) kurulu faaliyet raporu, Bilanço gelir gider hesapları, gelir-gider farkı, Denetim kurulu raporu okundu. Okunan raporlar müzakereye açıldı. Müzakerede söz alan olmadı. Genel kurul Yönetim (Tasfiye) kurulu faaliyet raporunu ... ve ... vekili ... red oyu ile kabul etmedi, Denetim kurulu raporu ve bilanço gelir giderler ... ve ... vekili ... red oyu ve oyçokluğu ile kabul ederek onayladı. 3-Yönetim (Tasfiye) ve Denetim Kurulu ayrı ayrı oylanarak (Yönetim (Tasfiye) kurulunu ... ve ... vekili ... red oyu ile ibra etmedi. Denetim kurulu ... ve ... vekili ... red oyu ve oy çokluğu ile ibra edildi. (Yönetim (Tasfiye) ve denetim kurulları kendi ibralarında oy kullanmadılar)" şeklinde karar alınmıştır. Yukarıda görüldüğü üzere dava konusu genel kurulun 2. maddesinde yönetim (tasfiye) kurulu faaliyet raporu kabul edilmemiş, denetim kurulu raporu, bilanço gelir giderler kabul edilmiş; 3. maddesinde ise, yönetim (tasfiye) kurulu ibra edilmemiş, denetim kurulu ibra edilmiştir. Buna göre davacıların zaten kabul edilmeyen yönetim (tasfiye) kurulu faaliyet raporu ile yönetim (tasfiye) kurulunun ibra edilmemesi ile ilgili kararların iptalini istemeleri haklı değildir. Öte yandan; 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 53/1. maddesinde, "Aşağıda yazılı kimseler kanuna, anasözleşme hükümlerine ve iyi niyet esaslarına aykırı olduğu iddiası ile Genel Kurul kararları aleyhine, toplantıyı kovalıyan günden başlamak üzere bir ay içinde, kooperatif merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemeye başvurabilirler." düzenlemesi yapılmıştır. Dava konusu genel kurulun 26.12.2017 tarihinde yapılmış olması ve davanın 24.01.2018 tarihinde açılmış olması gözetildiğinde davanın 1163 sayılı Kanunun 53. maddesindeki bir aylık hak düşürücü süre içinde açılmış olduğu açıktır. Buna göre İlk derece Mahkemesinin aksi yöndeki gerekçesinde isabet bulunmamaktadır. Bu durumda Dairemizce, davacıların istinaf başvurusunun kabulüne, HMK'nın 352/(1)-b.2. maddesi uyarınca, İlk derece Mahkemesi kararını gerekçe yönünden düzelterek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; I-Yukarıda (I) nolu bentte açıklanan nedenlerle; davalı kooperatif tasfiye memuru vekilinin tüm, davacıların diğer istinaf sebeplerinin REDDİNE, II-Yukarıda (II) nolu bentte açıklanan nedenlerle; davacıların istinaf başvurusunun kabulüne, HMK'nın 353/(1)-b.2. maddesi uyarınca, Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesinin 25.10.2023 tarih ve 2018/102 E., 2023/890 K. sayılı kararını DÜZELTEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE, Buna göre; "1-Davacıların davasının REDDİNE, 2-Alınması gereken 269,85-TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 35,90-TL'nin mahsubu ile, bakiye 233,95-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye irad kaydına, 3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına, 4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince 17.900,00-TL maktu vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, 5-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, " 2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istek halinde iadesine, Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL. istinaf karar harcından peşin alınan 269,85 TL'nin mahsubuyla kalan 346,55 TL.'nin davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin Dairemizce yerine getirilmesine, 09.04.2025 tarihinde, HMK'nın 361/(1). maddesi uyarınca, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, Dairemize veya temyiz edenin bulunduğu yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine yahut İlk derece Mahkemesine verilebilecek dilekçe ile Yargıtay nezdinde temyizi kabil olmak üzere, oybirliği ile karar verildi. GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ : 09/04/2025 Başkan ... e-imza Üye ... e-imza Üye ... e-imza Katip ... e-imza