Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2016/1205 E. 2019/227 K. – Alacak
Konu: Alacak
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2016/1205
- Karar No
- 2019/227
- Karar Tarihi
- Konu
- Alacak
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/737 KARAR NO: 2024/647 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 12/03/2019 NUMARASI: 2016/1205 E. - 2019/227 K. DAVANIN KONUSU: Alacak (Perdenin aralanması- bankacılık işleminden kaynaklı) Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili bankanın yasal takip borçlusu ... Ltd. Şti.’den olan alacaklarının, bu şirketin devamı olarak kurulan ve fiilen birleşme esaslarına tabi olan diğer davalı ...’nden tahsil edilebilmesi için her iki firma arasındaki ilişkinin tespiti ile alacağının bu davalıdan tahsiline; diğer borçlu ...’nın ise yöneticiliğini yaptığı bu firmanın esasen %50 oranında hissedarı olduğunun tespiti ile bu borçludan olan alacağının da ...’nın ...’nden olan alacaklarından ve şirketin %50 hissesi üzerinden tahsiline, dava sürecinde şirket hisselerinin el değiştirmesi ve mal varlıklarını azaltması ihtimali yüksek bulunduğundan, davalı ...’nden alacağı oranında şirket malvarlığı üzerine ihtiyati haciz uygulanmasına karar verilmesini, müvekkili bankanın borçlusu ... Ltd. Şti. ile organik bağ içerisinde olan ve onun devamı niteliğinde ve yine banka borçlusu ...’nın gizli ortağı ve yöneticisi olduğu ...’nin ... Ltd. Şti. ve ...’nın borçlarından sorumlu olduğunun tespiti ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50.000-TL alacağımızın tahsilde tekerrür oluşturmamak kaydıyla davalı firmadan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.Davalı ... vekili savunmasında özetle; ortak çalışanın tek başına muvazaa olgusunu organik bağı kanıtlayacağı yönündeki beyanların afaki ve anayasal çalışma hakkına aykırı olduğunu, davanın temelden yoksun olduğunu, diğer davalı ile müvekkili şirketin aralarında herhangi bir organik bağın söz konusu olmadığını savunarak, davacının ihtiyati tedbir talepleri ile davasının müvekkili şirket bakımından reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... tüzel kişilik perdesinin aralanarak davalı ...Ş'nin diğer davalı ... Ltd.Şti'nin kullanmış olduğu ve diğer davalı ...'nın kefil sıfatıyla şahsen teminat altına girdiği borçtan sorumlu tutulabilmesi için tüzel kişiliği bulunan her iki davalı arasında özdeşlik bulunması gerektiği, pay sahipliği diğer bir deyimle ortaklık yapısı itibariyle böyle bir özdeşlik bulunmadığı, hileli ve usulsüz işlemlerle kredi borçlusunun mal varlığının kısmen veya tamamen diğer davalı şirkete aktarılmış olduğu, içinin boşaltılmış olduğu ve haksız kazanç elde edilmiş olduğu kanıtlanamadığı gibi ayrılık ilkesinin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmediği, davalı ...'nin ayrı ve bağımsız bir mal varlığının bulunduğu, ayrı bir ortaklık yapısı ve yönetiminin bulunduğu, fiili veya organik olarak diğer davalılar ile irtibatı bulunmadığı anlaşılmakla ispatlanamayan davanın reddine dair ... " gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davalı ...'nın sahibi ve yöneticisi olduğu, davalı ... şirketi ile müvekkili arasında imzalanan 26.04.2012 tarihli genel ticari kredi sözleşmesi kapsamında borçlunun müteselsil kefil sıfatıyla borçlandığını, ancak yükümlülüklerin yerine getirilmemesi üzerine ihtarname gönderildiğini ve icra takiplerinin başlatıldığını, teminattaki taşınmazların satıldığını ancak alacakların karşılanmaması üzerine İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası üzerinden başlatılan icra takibinde de borçlular adına ciddi mal varlığına rastlanmadığını, icra takibine karşı davalı ...'nın itirazı üzerine İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/945 Esas sayılı dosyası üzerinden iptal davası açıldığını, kararın kesinleştiğini, borçlu şirketin borca batmaya başladığı 2012 yılından itibaren şirketin ortakları tarafından maliki oldukları taşınmazların muvazaalı olarak devredildiğini, devir işlemleri için tasarrufun iptali davalarının açıldığını, borçlu şirketin kötü niyetli yetkililerinin özellikle hakim ortağı ... tarafından şirketlerin içlerinin boşaltıldığını, 2012 yılında açtıkları iflas erteleme davasının alacaklılardan mal kaçırmak için araç olarak kullanıldığını, iflas ertelenmesine karar verilen davalı şirketin ileri sürdüğü gerekçeler arasında Fikirtepe Kentsel Dönüşüm Projesinin gecikmesi olduğunu, ancak mahkemeden erteleme kararı alınmasına rağmen söz konusu proje dahil tüm işlemlerini kontrol ettiği başka firmalar üzerinden yürütmeyi seçtiğini, borçluların pazarlamaya çalıştıkları hususun Fikirtepe sakinleriyle imzaladıkları kat karşılığı inşaat sözleşmesindeki hak ve alacakları olduğunu, burada beklenilen rantın yüksek olduğunu, teklife pek çok şirketin kayıtsız kalamadığını, davalı ... AŞ'nin 2013 yılında kurulduğunu, şirket hissedarlarının ... ve davalı ...'nın çalışanı iken yönetim kurulunun ... ve ...'dan oluştuğunu, davalı ... AŞ'nin kuruluş amacı ve ortaklık yapısının açıkça bu firmanın davalı ...'nın kontrolünde kurulan bir firma olduğunu gösterdiğini, ...'nın borçlu firmaya ait grup şirketlerde uzun zamandır çalıştığını, bu şirketin kurulmasındaki asıl amacın tüzel kişilik perdesi arkasına gizlenerek alacaklılardan mal kaçırmak olduğunu, şirket kurucu ortağının bu durumu baştan beri bildiğini, tüzel kişiler arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğunu, davalıların sırf alacaklara ızrar kastıyla organik ve fiili bağlantı içerisinde bulundukları şirket üzerinden aynı isimler etrafında farklı tüzel kişilik görüntüsü altında faaliyet gösterdiklerini, davalı ... AŞ'nin kuruluş aşamasından 20.09.2018 tarihine kadar hissedarı olarak davalı borçlu ...'nın çalışanı ... iken yönetim kurulu üyelerinin ... ve ... olduğunu, şirketin ortaklık yapısının bu firmanın ...'nın kontrolünde olduğunu gösterdiğini, şirketin kurulmasındaki asıl amacın tüzel kişilik perdesi arkasına gizlenilerek alacaklılardan mal kaçırmak olduğunu, muvazaanın ispatı için gereken somut delillerin davalı paravan şirketin diğer faaliyetleri olduğunu, şirketler arasında ayrılık ilkesinin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiğini, somut olayda, faaliyet konusuna göre düşük bir sermaye ve öz kaynak yetersizliği ile kurulan firmanın ... ve sahibi olduğu firmalar ile aynı işi yaptığını, Fikirtepe projesinde birlikte hareket etmeleri ve ...'nın ortak olarak görülmemesine karşın yönetici olması aslında davalı ... AŞ'nin ...'ya ait olduğunu ve tüzel kişilik perdesi arkasına saklanarak müvekkili banka dahil alacaklılardan mal kaçırma amacıyla bu şirketin kurulduğunu gösterdiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının hukuka aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini, ayrıca davalı şirketin sicil kaydı ve malları üzerine ihtiyati haciz uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, genel ticari kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle tahsili ile borçlu gerçek kişinin tahsil talep edilen şirketin hissedarı olduğunu tespiti istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekili yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Taraflar arasında, davacı bankanın Beşiktaş Şubesi ile davalılardan ... Ltd Şirketi arasında genel ticari kredi sözleşmesinin kurulmuş olduğu, sözleşmede davalılardan ...'nın müştereken ve müteselsilen kefil olduğu, davacı banka tarafından kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla icra takipleri başlatıldığı, davalı .... AŞ şirketinin 12.09.2013 tarihinde kurulduğu, davalı ...'nın adı geçen şirkette herhangi bir hissesinin bulunmadığı, şirket ortaklarının dava dışı ... ve ... olduğu konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, davacı bankanın kredi alacağının tahsili amacıyla davalı gerçek kişi ...'nın muvazaalı şekilde ... AŞ şirketini kurup kurmadığı, davalı ...'nın adı geçen şirketin gerçek hissedarı olup olmadığı, şirketin aynı iş ve faaliyette bulunması ile davalı ...'nın yöneticisi olmasından dolayı davacı alacağından tüzel kişilik perdesinin aralanması ile sorumlu olup olmayacağına ilişkindir. Dosya kapsamından, davalılardan ... Ltd Şirketi ile davacı bankanın Beşiktaş Şubesi arasında 5.000.000,00 TL tutarlı 26.04.2012 tarihli genel ticari kredi sözleşmesinin imzalanmış olduğu, sözleşmede davalılardan ...'nın müşterek borçlu müteselsil kefil olarak yer aldığı, davalı .... AŞ şirketinin 12.09.2013 tarihinde dava dışı ... ve ... ile birlikte kurulduğu, davalı ...'nın şirkette hissedar veya ortak olmadığı, şirket temsilcisinin münferiden 2017 yılına ait imza sirkülerine göre ... olduğu, davacı banka tarafından davalı gerçek kişi ile birlikte dava dışı ..., ... Ltd Şirketi, ... Ltd Şirketi ve davalı ... hakkında İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında kredi sözleşmesinden kaynaklı olarak Kartal ... Noterliğinde düzenlenen 28.02.2013 tarihli ihtarnameye istinaden 5.750.475,84 TL alacağın tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlattığı, takip öncesinde muacceliyet ihtarnamesinin tebliğ edilmiş olduğu, icra takibine karşı itiraz üzerine itirazın iptali davasının açılmış olduğu, davacı banka tarafından aynı kredi sözleşmesine istinaden borçlular aleyhine İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında, icra takibi başlatılmış olduğu, takip borçlularının İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına itirazı üzerine davacı banka tarafından açılan ve İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/945 Esas sayılı dosyasında birleştirilen davalar neticesinde mahkemenin 2016/525 Karar ve 13.07.2016 tarihli kararı ile asıl davanın kabulüne, İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında 5.750.475,84 TL asıl alacak üzerinden itirazın iptaliyle takibin devamına, birleşen İstanbul 42. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/158 Esas sayılı dosyası yönünden davanın kabulü ile İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında 5.750.000,00 TL miktar üzerinden davalılar ... ve ... yönünden itirazın iptaliyle takibin devamına karar verildiği, davacı banka tarafından başlatılan takipler ve itiraz üzerine itirazın iptali kararları neticesinde alacağın tam olarak tahsil edilemediği belirtilerek tüzel kişilik perdesinin aralanması iddiası iş bu davayı açmış olduğu, ayrıca muvazaalı devir ve satış iddiaları nedeniyle davacı tarafından tasarrufun iptali davalarınında açılmış olduğu anlaşılmıştır. Taraf delilleri dosya ibraz ve celp edildikten sonra bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. 09.01.2019 tarihli bilirkişi heyet raporunda; davacı ile davalılardan ... şirketi arasında 26.04.2012 tarihinde bir kredi sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmede davalı ...'nın da kefil olarak yer aldığı, kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun ödenmemesi nedeniyle davacı tarafından hesabın kat edilerek 28.02.2013 tarihli ihtarname gönderildiği, ardından da icra takibi yapıldığı, yapılan icra takibinde alacağın bir kısmının tahsil edilemediği, davalı ... şirketinin 2013 yılında kurulduğu, ortaklarının ... ve ...'dan oluştuğu, davalı ...'nın da yetkili olarak şirkette çalıştığı hususlarında bir ihtilaf bulunmadığı, davacının iddiasının davalı ... ile kredi borçlusu diğer davalılar arasında organik bağ bulunduğu, dolayısıyla tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak ödenmeyen bakiye kredi borcundan davalı ... şirketinin sorumlu tutulması gerektiği yönünde olduğu, bu durumda taraflar arasında ihtilaf konusu olan ve raporda çözüme kavuşturulması gereken temel problemin davalılar arasında organik bağ bulunup bulunmadığı ve tüzel kişilik perdesinin kaldırılması şartlarının gerçekleşmiş olup olmadığı noktasında toplandığı, tüzel kişiliğin, sözleşmeden ya da kanundan doğan her türlü yüküm ve borçlardan ve kaynağı ne olursa olsun sorumluluklardan kurtulmak için bir araç olarak kullanılmasını engellemek amacıyla, Anglo-Sakson ve Kara Avrupası hukuk sistemlerinde “perdeyi kaldırma teorisi” olarak anılan hukuk ilkesinin geliştirilmiş bulunduğunu, söz konusu teorinin tüzel kişiliğin ayrı ve bağımsız bir varlığının bulunması olgusunu sorgulayarak hakkın ve hukuk düzeninin kötüye kullanıldığı durumlarda tüzel kişiliğin varlığı ile onu oluşturan kimselerin varlığının kesin hatlarla ayrılmaması gerekebileceğini ortaya koyduğunu, (Lerzan Yılmaz. Anonim Şirketlerde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Meselesi Hakkında İsviçre Federal Mahkemesi Kararları Işığında Düşünceler, Sempozyum No: Iİ, Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması, Konuşmalar-Tartışmalar-Bildiriler, İstanbul 2008, s. 235-236, s.254; Ünal Tekinalp, Tek Kişilik Ortaklık 1, Tek Paysahipli Anonim Ortaklık, İstanbul 2011, s.333-334). zira “tüzel kişilik perdesini aralama” kavramının, bir hukuk kişisinin (tüzel kişinin) varlığını yok saymayı gerektirdiği, (Erol Ulusoy. Şirketler ve Bankacılık Hukukunda Kapsama Alma ve Sorumlu Kılma Amacıyla Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması, Sempozyum No:1, Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması, Konuşmalar-Tartışmalar-Bildiriler, İstanbul 2008, $. 352). perdeyi kaldırma teorisi ile, tüzel kişiliklerin ayrılığı ilkesinin kötüye kullanıldığı durumlarda, tüzel kişiliğin dikkate alınmadığı, yani yokmuş gibi hareket edildiği ve ayrı tüzel kişilik savunmasından yararlanmak isteyenlere izin verilmediği, teoriye bu ismin verilmesinin sebebinin, hukuki sorumluluktan kaçınmak amacıyla farklı tüzel kişilik savunması yapan kişilerin “tüzel kişilik” perdesi arkasına saklanmaya çalışmaları; teorinin müdahalesi ile tüzel kişiliğin yok sayılmasıyla veya bu perdenin aralanması suretiyle perdenin arkasındaki gerçek yükümlünün borçtan sorumlu tutulabilmesi olduğu, perdeyi kaldırma teorisi vasıtasıyla, tüzel kişinin borçlarının, üyelerine izafesi mümkün olduğu gibi üyelerin borçlarından dolayı, tüzel kişinin sorumlu tutulmasının da olanak dahilinde olduğu, bir diğer ifadeyle alacaklılarına karşı sadece kendi malvarlığı ile sorumlu olan tüzel kişiye ilişkin bir borçtan dolayı sorumluluk alanının, tüzel kişinin üyelerini de içine alacak şekilde genişletilmesinin söz konusu olduğu, burada tüzel kişi ile üyelerinin malvarlıklarının ayrılığı prensibinin kaldırılmadığı, sadece somut olaya özgü olarak ayrılık ilkesinin uygulanmasından vazgeçildiği, (Veliye Yanlı, Anonim Ortaklıklarda Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Ve Pay Sahiplerinin Ortaklık Alacaklılarına Karşı Sorumlu Kılınması, İstanbul 2000, s. 37). tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak aralanmasının da mümkün olduğu, tüzel kişilik perdesinin çapraz kaldırılması durumu, kardeş ortaklıklar açısından ele alındığı, buna göre yavru ortaklığa ilişkin bir durumdan dolayı tüzel kişilik perdesi kaldırılarak ana ortaklığın devreye sokulduğu, daha sonra ise ana ortaklık ve diğer bir yavru ortaklık arasındaki perdenin kaldırılarak diğer yavru ortaklığa ulaşıldığı, (Yanlı, s. 40). dolayısıyla perdenin “çapraz” kaldırılması halinde sadece ana ve yavru ortaklık arasında değil; aynı konzern veya holding sisteminde yer alan ortaklıklar arasında da perdeyi kaldırmanın söz konusu olduğu, (Gülören Tekinalp/Ünal Tekinalp, “Perdeyi Kaldırma Teorisi”, Reha Poroy'a Armağan, İstanbul 1995, S. 399). Yargıtay vermiş olduğu bir kararında, “...davacı ile ilişkiye giren ve sipariş veren kişinin her iki şirketin ortak temsilcisi olduğu, ticari ilişki tarihinde her iki şirket ortaklarının aynı kişilerden oluştuğu... mahkemece savunmaya itibar edilmemesinde. tüzel kişilik perdesinin küuldırılarak davalıların sorumlu tutulmasında bir isabetsizlik bulunmaf(dığı) ” gerekçesiyle bu hususun kabul edildiği, (Y. 19. HD.'nin E. 2005/8774, K. 2006/5253 sayı ve 12.5.2006 tarihli kararı), tüzel kişilik perdesinin aralanarak davalı ... şirketinin diğer davalılara kullandırılan kredi borcundan sorumlu tutulabilmesi için; usulsuz işlemlerle kredi borçlusu davalıların bir takım malvarlığının veya müşteri portföyünün davalı ... şirketine aktarılmış olduğunun, bir başka deyişle kredi borçlusu davalıların malvarlıklarının içinin davalı ... lehine boşaltıldığının, böylece bu şirketin haksız kazanç elde ettiğinin kanıtlanması gerektiği, davacı tarafından bu yönde herhangi bir somut delil sunulmadığı gibi davalı ...'in ticari defterleri üzerinde yapılan incelemede de diğer davalılar ile herhangi bir işlem yapıldığına dair bir veriye rastlanılmadığı, bu durumda tüzel kişilik perdesinin kaldırılması şartlarının gerçekleşmediği sonucuna varıldığı, tüzel kişilik perdesinin aralanarak davalı ... şirketinin diğer davalılara kullandırılan kredi borcundan sorumlu tutulabilmesi için; usulsuz işlemlerle kredi borçlusu davalıların bir takım malvarlığının veya müşteri portföyünün davalı ... şirketine aktarılmış olduğunun, bir başka deyişle kredi borçlusu davalıların malvarlıklarının davalı ... lehine boşaltıldığının, böylece bu şirketin haksız kazanç elde ettiğinin kanıtlanması gerektiği, somut olayda bu yönde herhangi bir kanıt sunulmadığı, davalı ... şirketinin ticari defterlerinde de diğer davalılarla yapılan herhangi bir işleme rastlanmadığı, bu durumda davalı ... açısından tüzel kişilik perdesinin kaldırılması şartlarının gerçekleşmediği belirtilmiştir. Davacı vekili bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesinde; raporun eksik ve hatalı olduğunu, firmanın kuruluş amacının davalı ... ve sahibi olduğu firmaların portföyünü kullanmak ve alacaklılardan mal kaçırmak olduğundan resmi kayıtlara bu durumun yansıtılmasının beklenebilir bir husus olmadığını, bu nedenle bilirkişilerin inceledikleri kayıtlarda muvazaayı açık olarak görmek istemelerinin anlamsız olduğunu, bilirkişiler tarafından beyan edildiği gibi şirket defterlerine kayıtlı bir işlemin olması halinde açılacak davanın perdenin aralanması değil doğrudan alacak davası olacağını, muvazaalı işlemlerin ispatının olağan işlemin ispatı gibi değerlendirilemeyeceğini, asıl cevaplanması gereken sorunun ... Grubunun bir inşaat şirketi varken ikinci bir inşaat şirketine neden ihtiyaç duyduğu olduğunu iddia ederek ,yeni bir bilirkişiden rapor alınmasını talep etmiştir. Mahkeme tarafından yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden davanın reddine karar verilmiştir. Perdenin aralanması kavramı konusunda ayrıntılı bir değerlendirme, Yargıtay HGK'nun 2020/1994 E- 2020/358 K sayılı, 06.09.2020 tarihli kararında şu şekilde yapılmıştır: "...Öğretide tüzel kişilik perdesinin; düz perdeyi kaldırarak sorumlu kılma, ters yönden perdeyi kaldırarak sorumlu kılma, borçlunun perdenin kaldırılmasını talep etmesi, çapraz olarak perdeyi kaldırma olarak tabir edilen dört farklı biçimde ortaya çıkabileceği belirtilmiştir. İlkinde doğrudan perde kaldırılarak arkadaki kişi ya da ana ortaklık sorumlu tutulmaktadır. İkincisinde ise; ana ortaklığın borcu ya da yükümlülüğü için yavru ortağın ya da pay sahibinin sorumlu tutulması anlaşılmaktadır. Öğretide şüphe ile yaklaşılması gerektiği belirtilen üçüncü türde ise borçlu ya da yükümlü kişi perdenin arkasına sığınmak yerine bizzat kendisi perdenin kaldırılmasını talep etmektedir. Tüzel kişi ile ortakların alanlarının, organizasyon ve malvarlıklarının birbirine karışması, ortağın kendi fiil ve işlemleriyle üçüncü kişilere karşı sanki tüzel kişilik ile kendisi arasında bir ayrım yokmuşçasına işlemler yapması ya da ortağın kendi malvarlığı ile şirketin malvarlığı birmiş gibi davranması, yetersiz sermaye ile faaliyete devam edilmesi özellikle şirket tüzel kişiliğinin bilinçli (kötü niyetli) olarak üçüncü kişileri zarara uğratması hâllerinde perdenin aralanması gerektiğinden bahsedilmiş idi. Tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak kaldırılması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan, esas (ana) şirket ile bağlı şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin kaldırılması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuş iseler de bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek/Memiş, s:209). Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinde çoğu zaman perdenin tarafları arasındaki güçlü organik bağa ve yapılan muvazaalı işlemlere rastlanılmaktadır. Bu kavramlar bazen aynı olayda karşımıza çıkabilir; ancak sadece birinin oluşması diğerini engellemeyecektir. Bir hukuki işlemin her iki tarafının da irade ile beyanı arasında bilerek uygunsuzluk yaratması durumu muvazaanın şartları her olayda gerçekleşmeyebilir. Sorumluluğun genişletilebilmesi için yine içtihatlarla geliştirilmiş olan organik bağ kavramının da tartışılması gerekmektedir. Zira, organik bağ kavramı da kaynağı TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağından almaktadır. Organik bağ, iki tüzel kişi (veya bunların ortakları arasındaki ilişki) olarak nitelendirilebilir. Organik bağ, perdenin saklanmasına göre daha geniş bir anlamı ifade eder; bu bağın varlığı tanıkla bile ispat edilebilir. Organik bağ, tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını sağlayacak güçte değildir. Şirketlerin kuruluş tarihlerinin aynı olması, hissedarların aynı soyadını taşımaları organik bağın varlığını göstermez. Şirketlerin aynı kişi tarafından yönetilmesi, aynı ortaklara sahip olması ya da benzer iş kolunda faaliyet göstermeleri somut olayın niteliğine göre başka delillerle desteklendiğinde organik bağın varlığı için yeterli ise de; bu husus tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Organik bağ şirketlerin adreslerinin, faaliyet alanlarının, ortaklarının veya temsilcilerinin aynı olmasından ve aradaki hukuki ilişkiden tespit edilebilir. Tüzel kişiliğin kaldırılmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Örneğin; üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir..." Somut olayda, davalı borçlu şirket ve şirket ortağının davacı banka ile kredi sözleşmesini gerçekleştirip kredi kullandıktan sonra diğer davalı şirketin muvazaalı şekilde kurulmuş olduğu, mal varlığının yeni kurulan şirkete aktarıldığı, bunun ise alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kötü niyetli olarak yapıldığı iddia edilmiştir. Talep hakkında ayrıntılı değerlendirme, ilk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda yapılmış ve somut olayda perdenin aralanması koşullarının mevcut olmadığı görüşü belirtilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporundaki tespitler ve ilk derece mahkemesini karar gerekçesi isabetli bulunmuştur. Davacı tarafça, davalı borçlu şirket ile diğer davalı şirketin aynı projede ve aynı faaliyet konusunda yer almaları, borçlu şirket ortağının sonradan kurulan davalı şirkette yönetici olarak yer alması gibi hususlar dile getirilerek işlemlerin muvazaalı ve mal varlığının kaçırılması olarak iddia edilmiş ise de yukarıda yer verilen tüzel kişilik perdesinin aralanması ile ilgili açıklamalar kapsamında iddiaların ispata yeterli olmadığı ve soyut olduğu kanaatine varılmıştır. Bu nedenlerle davacı vekilinin ileri sürdüğü istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 373,20 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 25.04.2024 tarihinde, oybirliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi. KANUN YOLU : HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.