Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2011/2546 E. 2011/3384 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2011/2546
Karar No
2011/3384
Karar Tarihi

T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : KARAR NO : KARAR TARİHİ : 11/12/2024 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KONYA. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 03/07/2024 NUMARASI : Esas Karar DAVACI : VEKİLLERİ : Av. Av. Av. DAVALI : VEKİLİ : Av. B DAVA İHBAR OLUNAN : VEKİLİ : Av. DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) İSTİNAF KARAR TARİHİ : 11/12/2024 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 11/12/2024 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 14/10/2021 tarihinde ...... scvek ve idaresindeki ...... plaka sayılı aracım müvekkilin sevk ve idaresindeki motorsiklete çarpması sonucu çilt taraflı yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana gelmiştir . Kazaya neden olan ...... plaka sayılı aracın da kaza tarihinde ZMMS sigortacısı davalı şirkettir. Söz konusu kazanın meydana gelmesinde tüm kusur kaza tespit tutanağında da görüldüğü üzere ...... plakalı araç sürücüsüne aittir. Müvekkilimin kazanın meydana gelmesinde hiçbir kusuru yoktur, trafik kazası sebebi ile müvekkilinin ......'nin anılan kazada yaralanması sebebiyle 100 TL sürekli iş göremezlik tazminat alacağı , 100TL Geçici iş göremezlik tazminat alacağı .100 VE. Geçi sürekli iş göremezlik dönemi bakıcı gideri vel00 TL SGK tarafından karşılanamayan tedavi gideri lazıminatı olmak üzere 400 TL, Belirsiz alacak davasığmaddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek avans (ticari) faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı...... Sigorta AŞ tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; davanın dava şartı eksikliği sebebiyle, usulden reddine, davanın yetkili mahkemede açılmamış olmaması sebebiyle, davanın usulden reddine, sayın mahkemenizin aksi kanaatte olması halinde davacının dayanaktan yoksun maddi tazminat talebininin reddine, sayın mahkemenizin aksi kanaatte olması halinde davacı tarafından mevzuata uygun illiyet bağını ve maluliyet oranını tespit eden maluliyet raporu tanzim edilmesine, sayın mahkemeniz aksi kanaatte ise, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte, kusur oranlarının tespit edilebilmesi adına kusur raporu tanzim edilmesine, sayın mahkemenizin aksi kanaatte olması halinde, tazminat hesaplaması için aktüerya raporu tanzim edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk derece mahkemesinin kararı ile; "Somut olayımızda; tüm dosya kapsamı, dosyadaki tüm bilgi - belgeler, tüm deliller, alınan bilirkişi rapor/ları, tarafların iddia - savunmaları, yukarıda yapılan açıklamalar, bir bütün halinde değerlendirildiğinde, Mahkememizce benimsenen hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli olduğu sonuç ve kanaatine varılarak, TMK 1/3 ve 6100 Sayılı HMK 297. Maddesi kapsamında Anayasa'nın 138/1 maddesi atfı ile davacının, davalı aleyhine açtığı maddi tazminat davası nedeniyle; 21.908,83TL Geçici iş göremezlik, 7.155,00TL Bakıcı gideri, 5.000,00TL Kaçınılmaz tedavi gideri zararı ve 430.000,00TL sürekli iş göremezlik zararına bağlı olmak üzere TOPLAM 464.063,83‬TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte (sigorta şirketi yönünden poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere) davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine dair mahkememizde oluşan vicdani kanaate göre aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. Davacının, davalı aleyhine açtığı maddi tazminat davası nedeniyle; 21.908,83TL Geçici iş göremezlik, 7.155,00TL Bakıcı gideri, 5.000,00TL Kaçınılmaz tedavi gideri zararı ve 430.000,00TL sürekli iş göremezlik zararına bağlı olmak üzere TOPLAM 464.063,83‬TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte (sigorta şirketi yönünden poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere) davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE" şeklinde hükmün kurulduğu anlaşılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkemece poliçe teminat limitleri nazara alınmadan karar verildiğini, ayrıca bakıcı gideri talepleri trafik sigortası teminatlarından olmayıp buna ilişkin itirazları nazara alınmadan hatalı olarak kabul kararı verildiğini, eksik inceleme ile verilen kararın kabulünün mümkün olmadığını, hükme esas bilirkişi raporunda kullanılan hesaplama yönteminin 09.06.2021 tarihli kanun değişikliğine aykırı olduğunu, dolayısıyla değerlendirmeye ve denetime elverişli olmadığını, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, trafik sigortası tek teminat olan poliçe teminatlarının nazara alınmasına ve her halükarda davanın reddine, masraf ve ücreti vekaletin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkili lehine hükmedilen tazminatın az hesaplandığını, hükme esas alınan maluliyet yönetmeliği ve hesaplama yönteminin hatalı olduğunu, reddedilen kısmın kabulünün gerektiğini, tazminatta herhangi bir indirim yapılmasının hatalı olduğunu, maluliyet ve tazminatın az hesaplandığını, avans ticari faiz yerine yasal faize hükmedilmesinin de hatalı olduğunu, tüm bu nedenlerle istinaf taleplerinin kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın tam kabulüne, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin tamamının davalıya yükletilmesine, tazminatın artırılmasına, indirim yapılmamasına, yasal yerine avans ticari faize hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İhbar olunan vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dosya kapsamında aldırılan kusur ve aktüer bilirkişi raporunun kabulünün mümkün olmadığını, oluşan kazadan önce de çok yüksek oranda maluliyeti bulunan davacının mevcut maluliyetinin dava konusu kaza sebebi ile mi yoksa önceki kazası sebebi ile mi oluştuğunun tespitinin, Adli Tıp Kurumunda yerinde muayene yöntemi ile tespitinin gerektiğini, davacı taraf, sürüş esnasında hiç bir koruma ekipmanı kullanmamış, ehliyetsiz bir şekilde araç kullanarak kazaya sebebiyet olduğunu, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının yapılacak istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak, davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Dava; yaralanmalı trafik kazası sebebiyle geçici, sürekli iş göremezlik, tedavi gideri ve bakıcı giderlerine ilişkin maddi tazminat istemine ilişkindir. 1-Kamu düzenine, tarafların maluliyete, davalının aktüerya itirazının değerlendirilmesinde: AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir. Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. T.C Anaysası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı). Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir. Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır. Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir. Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır. Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir. Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır. Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından; Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları. Keza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması, davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir. Bu nedenle, söz konusu yönetmelik yukarıda açıklandığı gibi maluliyet tespiti için uygun olmadığından "11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre ve usule uygun heyet teşkili suretiyle rapor alınarak sonucuna göre karar vermek gerektiği, dosyaya sunulan NEÜ Tıp Fakültesi Adli Tıp ABD Başkanlığı'nın 18.03.2022 tarihli raporunda 1 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği'ne göre davacının maluliyet oranının %9,1 olarak belirlendiği, mahkemece hükme esas alınan aktüerya bilirkişinin 26.02.2024 tarihli 2.ek raporunda davacının %9,1 maluliyet oranı ile PMF 1931 yaşam tablosu esas alınarak hesaplama yapıldığı buna göre davacının 699.795,14 TL sürekli iş görememezlik tazminatına hak kazanacağı kanaatinin bildirildiği, mahkemece, sürekli iş görememezlik tazminatı olarak sigorta poliçesinde "bedeni zararlar" teminatı olan 430.000,00 TL gözetilerek karar verildiği anlaşılmakla, tarafların maluliyete, davalının aktüerya hesabına yönelik istinaf istemlerinin reddi gerekmiştir. 2-Davalının poliçe tek teminat limiti ile sorumlu olduğu, geçici iş göremezlik ve bakıcı giderinin de bu teminata dahil olduğu itirazının değerlendirilmesinde; İlk derece mahkemesince 430.000,00 TL sürekli iş görememezlik tazminatı, 21.908,83 TL geçici iş görememezlik tazminatı, 5.000,00 TL kaçınılmaz tedavi gideri ve 7.155,00 TL bakıcı giderine hükmedildiği, davalı sigorta şirketince düzenlenen ZMMS poliçesinde kişi başına ölüm/sakatlık teminatının 430.000,00 TL olduğu, görülmüştür. Sigortadan, Kazada yaralanan kişi, maluliyetinin oluşması halinde oluşacak sürekli iş göremezlik zararını bedeni zararlar klozundan(teminatından), geçici iş göremezlik, bakıcı ve tedavi gideri zararlarını ise tedavi giderleri klozundan(teminatından) karşılanmak üzere talep edebilir: Kazaya karışan aracın neden olduğu zararlardan sorumlu olan davalı, poliçe gereği bedeni zararlarda 430.000,00 TL, geçici iş göremezlik, bakıcı ve SGK tarafından karşılanmayan tedavi giderleri kapsamında sağlık giderleri teminatı altında 430.000,00 TL teminat limiti ile davacıya karşı sorumludur. Bu iki limit(teminat) birbirinden bağımsız olup, birinin tüketilmesi halinde davalının tüm yükümlülüklerini yerine getirerek sorumluluğunun sona erdiğinden bahsetmek olanaklı değildir. Kazada yaralanan kişi, maluliyetinin oluşması halinde oluşacak sürekli iş göremezlik zararını bedeni zararlar klozundan(teminatından), geçici iş göremezlik, bakıcı ve tedavi gideri zararlarını ise tedavi giderleri klozundan(teminatından) karşılanmak üzere talep edebilir. Bu itibarla, mahkemece davalı sigortanın, bedeni zarardan dolayı, teminat limiti olan 430.000,00 TL ile 21.908,83 TL geçici iş görememezlik tazminatı, 5.000,00 TL kaçınılmaz tedavi gideri ve 7.155,00 TL bakıcı gideri yönünden ise tedavi giderleri teminatından dolayı sorumlu tutarak yazılı şekilde karar verilmesinde bir yanlışlık bulunmamakta olup, davalının itirazının reddi gerekmiştir. 3-Davalı vekilinin, bakıcı giderinin teminat dışı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde: 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin "Sağlık Giderleri teminatı" başlıklı (b) maddesinde " Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir." ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar, 1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, 2-Tedaviyle ilgili diğer giderler, 3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler, Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir. Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır. Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki; 1-Bakıcı giderleri 2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları) 3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir. Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez. Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder. (Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ) Yine davalı sigorta şirketi ile dava dışı sigortalı arasında düzenlenmiş olan Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası poliçesinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de düşünülemez. ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN 09/10/2020 TARİHLİ RESMİ GAZETDE YAYINLANA 17/07/2020 TARİHLİ VE 2019/40 E 2019/40 K SAYILI KARARINA GÖRE 6704 SAYILI KANUNU 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA " İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN "VE GENEL ŞARTLARDA " İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR. Bu halde davalı vekilinin bakıcı giderlerinin teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir. 4-Davacının avans faizine hükmedilmesi gerektiği itirazının incelenmesinde; Dava dışı sigortalının tacir sıfatını haiz olmadığı, dava konusu sigortalı aracın ruhsatında aracın kullanım amacının ticari olduğuna dair ibare bulunmadığı, uyuşmazlığın trafik kazasından kaynaklanıp ticari işletmeyi ilgilendirmediği anlaşıldığından mahkemece hükmedilen alacaklara yasal faiz uygulanmasında bir yanlışlık bulunmadığından, itirazın reddi gerekmiştir. Anlatılan nedenlerle, kamu düzeni ve istinaf sebepleri çerçevesinde; dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön ile kamu düzenine aykırılık hallerinin bulunmamasına; dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilip ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılığın olmamasına göre davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-İhbar olunanın dava dışı üçüncü kişi olduğu ve aleyhine hüküm kurulmayan ihbar olunanın kararı istinaf hakkı olmadığından talebinin usulden REDDİNE, 3-Davacı tarafça yatırılan harç yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 4-Alınması gereken 31.700,20 TL harçtan peşin alınan 7.930,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 23.770,2‬0 TL harç giderinin davalı...... Sigorta Anonim Şirketi'nden tahsili ile hazineye irat kaydına, 5-İhbar olunan taraftan alınması gereken 427,60 TL harcın peşin alınan 1.586,00 TL harçtan mahsubu ile fazla 1.158,4‬0 TL harcın karar kesinleştiğinde iadesine, 6-Taraflarca yapılan yargılama giderlerinin üzerilerinde bırakılmasına, 7-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde temyiz yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi.11/12/2024 Başkan e-imzalı Üye e-imzalı Üye e-imzalı Katip e-imzalı Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2011/2546, K. 2011/3384, T. 01.06.2015, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2011-2546-e-2011-3384-k-aff7334b7704