Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2002/13209 E. 2003/5053 K.
Konu: Genel Kurul Kararının İptali
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2002/13209
- Karar No
- 2003/5053
- Karar Tarihi
- Konu
- Genel Kurul Kararının İptali
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/1156 KARAR NO: 2024/1632 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 31.01.2019 NUMARASI: 2016/885 Esas - 2019/115 Karar DAVA: Genel Kurul Kararının İptali Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin davalı şirketin kurucularından ...'nın mirasçıları olduklarını, ...'nın vefatı üzerine müvekkillerinin davalı şirketin ortağı konuma geldiklerini, 01/06/2016 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında iptalini istedikleri kararların görüşülmesi sırasında muhalefet beyanlarının genel kurul toplantı tutanağına işlendiğini, Genel kurulun 4 ve 5 nolu maddelerinde bilançonun onaylanması ve yönetim kurulunun ibrasına ilişkin kararların geçersiz olduğunu, kar dağıtılmamasına ilişkin 6 nolu kararın iptali gerektiğini, 7 nolu maddesinde alınan yönetim kurulu üyelerinin aldıkları ücretlerin fahiş olduğunu ve bu ücretlerin hayatın olağan akışı ile dengeli olmadığını, bu nedenle davalı şirketin 01.06.2016 tarihinde yapılan olağan genel kurulun 4., 5. , 6. ve 7. maddelerinde alınan kararların iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacıların müteveffa ...'nın mirasçısı sıfatıyla davalı şirkette 31/03/2009 tarihiden itibaren pay sahibi olduklarını, müteveffa ... mirasçısı ...'nın halen şirkette pay sahibi olduğu ve yönetim kurulu üyesi olduğunu, davacıların bu davadan öncede davalı şirkete karşı çeşitli davalar açtıklarını, davalı şirketin 2015 yılına ait olağan genel kurulunun Ticaret Bakanlığı Komiseri gözetiminde 01/06/2016 günü yapıldığını, toplantının tüm ortakların asaleten ve vekaleten katılımları ile gerçekleştiğini, gündemin şirket yönetim kurulu tarafından belirlendiğini ve usulüne uygun olarak tüm ortaklara duyurulduğunu, genel kurul toplantısında 4 nolu gündem maddesi ile 2015 yılı bilanço ve kar zarar hesaplarının oy çokluğu ile kabul edildiğini ve onaylandığını, 5 nolu gündem maddesi ile yönetim kurulu üyelerinin oy çokluğu ile ibra edildiğini, 6 nolu gündem maddesi ile yönetim kurulunun önerisi doğrultusunda 2015 yılı karının dağıtılmamasına oy çokluğu ile karar verildiğini, 7 nolu gündem maddesi ile yönetim kurulu başkan ve başkan yardımcısına aylık net 3.000.000 TL ve yönetim kurulu üyelerine aylık net 2.000.000 TL huzur hakkı (ücret ödenmesine) oy çokluğu ile karar verildiğini, davacı tarafın genel kurulda alınan kararların eşitlik ilkesine ve dürüstlük kuralına aykırı olduğu yönündeki iddiaların soyut, dayanıksız ve haksız olduğunu, davalı şirketin ticaret defter ve kayıtlarının muhasebe ilke ve standartlarına uygun tutulduğunu, şirketin mali ve ticari faaliyetinin açıklık ve doğrulukla yansıttığını, davacı pay sahipleri tarafından şirkete gönderilen ihtarnameleri yanıtlandığını, sorulan sorular hakkında özenli ve gerçeğe uygun olarak yazılı yanıtlar verildiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Mahkememizce toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; davalı şirket bilanço ve gelir tablosu kalemleri ile ilgili olarak açıklığa kavuşması gereken hususların bulunması nedeniyle iptali istenen genel kurul toplantı tutanağının 4. nolu maddesinin iptalinin gerektiği, bu husus şirket yönetim kurulunun ibra edilmesini etkileyeceği dolayısıyla yönetim kurulu üyelerinin ibrası ile ilgili olan 5 nolu maddesinin de iptalinin gerektiği, şirketin kaynak yapısı ve net çalışma sermayesi itibariyle finansal risk düzeyinin yüksek bulunması, gerek varlık ve kaynak yapısı gerekse faaliyet sonuçları ile ilgili olarak gözlenen olumsuzluklar var iken kar dağıtılmamasının davalı şirket yönünden daha makul görüldüğü, bu nedenle kar dağıtılmamasına ilişkin 6 nolu genel kurul kararının iptalinin gerekmediği, davalı şirketin çalıştırdığı personel sayısı ve yapılan işin kapasitesine göre ayrıca şirketin satış kalemleri dikkate alındığında yönetim kurulu başkan ve başkan yardımcısına aylık 3.000 TL diğer yönetim kurulu üyelerine aylık 2.000 TL ücret verilmesinin aşırı olmadığı bu nedenle 7 nolu gündemin iptalinin gerekmediği..." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davalı şirketin 01.06.2016 tarihinde yapılan 2015 yılına ait genel kurulunda alınan 4 nolu ve 5 nolu kararların iptaline, 6 nolu ve 7 nolu kararların iptali taleplerin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Öncelikle genel kurulda davacı pay sahiplerinin sorularına verilen yanıtların yetersiz olduğunun söylenemeyeceğini, hükme esas alınan kök ve ek raporlarda da belirtildiği üzere genel kurul toplantısında “davacılar vekili tarafından yöneltilen sorular çok kapsamlıdır” denildiğini, bilirkişi kurulunun söz konusu soruların mali tabloların uygunluk denetimi dışında ancak faaliyet denetimi ile yanıtlanabileceğini de belirtildiğini, yani davacının pay sahiplerinin sorularının geniş kapsamlı olduğunu ve genel kurul toplantısında tüm ayrıntılarıyla yanıtlanmasının olanıksız olduğunu, esasen soruların, salt uyuşmazlık çıkarmak amacıyla yöneltildiğini, soruların pay sahipliği haklarının kullanılması bakımından da herhangi bir gerekliği bulunmadığını, bu kapsamlı soruların yönetim kurulu başkanı tarafından genel kurulda olanak ölçüsünde ayrıntılı olarak yanıtlandığını, davacının pay sahiplerinin şirkete karşı sürekli uyuşmazlık çıkardıkları ve her genel kurul toplantısı sonrasında kararların iptali ve şirkete kayyım atanması istemleriyle davalar açtığının sabit olduğunu, davaya yanıt ve delil dilekçelerinde söz konusu dava dosyalarını mahkemeye bildirdiklerini, davacı pay sahiplerinin, şirkete karşı dava açabilmek için her genel kurulda geniş kapsamlı sorular sorduğunu; bunun da bir hakkın kötüye kullanılması olduğu dosyaya sunulan kanıtlardan açıkça anlaşıldığını, ayrıca davalı ... A.Ş. bir sermaye şirketi olduğunu, sermaye şirketlerinde ortakların tüm şirket çalışmalarını ayrıntılı olarak izlemesi veya bilmesinin de olanaksız olduğunu, bu hususların değerlendirilmemesinin yasaya aykırı olduğunu, Diğer yandan bilançolarda açıklanması gereken hususlar bulunduğu görüşünün de kabul edilemez olduğunu, kararın dayanağı kök ve ek raporlara karşı 10.11.2017 ve 27.04.2018 günlü dilekçeleriyle ayrıntılı itirazlarını bildirdiklerini, şirketin ticari defterleri, muhasebe usul ve tekniklerine uygun olarak tutulduğunu ve gerçeği yansıttığını, ticari defterlerde yer alan “banka hesabı”, “kasa hesabı” “alacak senetleri hesabı” kayıtlarına ilişkin bilirkişi kurulu görüşünün soyut ve gerekçesiz olduğunu, davaya yanıt dilekçesinde belirttikleri üzere davalı şirketin öz varlık yapısının güçlü olduğunu, şirket sermayesinin şirket ödenmiş sermayesi öz varlık içerisinde fazlası ile korunduğunu, ayrıca şirketin “brüt satış karı oranı”, “net satış kar oranı”, “cari oran”ları da son derece olumlu ve tatminkâr olduğunu, bunun da şirketin yıllar içerisinde karlılığının arttığı ve verimli bir biçimde yönetildiğini gösterdiğini, öte yandan bilançonun kabulüne ilişkin (4) sayılı genel kurul kararı, sermayenin yaklaşık yüzde doksan ikisini (% 92) temsil eden pay sahiplerinin olumlu oylarıyla alındığını, bu nedenlerle (4) sayılı genel kurul kararının iptalinin yasaya aykırı olduğunu, Mahkemece, yönetim kurulunun ibrasına ilişkin (5) sayılı genel kurul kararının da iptaline hükmolunduğunu, bilirkişi kurulunun, (5) no.lu kararın (4) no.lu karar ile bağlantılı olduğu ve takdirin mahkemeye ait olduğunu (5) no.lu karar yönünden de iptal koşullarının oluştuğunun bildirildiğini, belirtmek gerekir ki açık bir ibra kararı yok ise bilançoların kabulünün Türk Ticaret Kanunu 424.maddesi uyarınca yönetim kurulu üyelerinin ibrası sonucunu doğurduğunu, ancak burada bilançoların kabulü kararından ayrı olarak pay sahipleri çoğunluğunun aldığı açık bir “ibra kararı” bulunduğunu, bu bakımdan (4) ve (5) no.lu genel kurul kararları arasında bağlantı kurulmaması gerektiğini, ... A.Ş. genel kurulunun, 2015 yılına ilişkin bilanço ve gelir tablosunun kabulüne oy çokluğuyla karar vermekle yetinmediğini, ayrıca yönetim kurulu üyelerinin ibrasına da oy çokluğuyla karar verdiğini, toplantıya katılan çoğunluk pay sahiplerinin özgür iradeleri ibra yönünde olduğunu, genel kurul toplantısının usule ve yasaya uygun olarak yapıldığını ve ortaya çıkan çoğunluk pay sahiplerinin iradesini hukuk düzeninin tanımamasının düşünülemeyeceğini, ibra kararının iptali isteminde esasen hukuki yararın da olmadığını, bu nedenlerle (5) sayılı genel kurul kararının iptali de yasaya aykırı olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın tümüyle reddine karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemece tesis edilen kararın 6 ve 7 numaralı gündem maddelerine ilişkin kısmı için istinaf yoluna başvurma zarureti hasıl olduğunu, Yargıtay içtihadı uyarınca sermaye şirketlerine hissedar olmanın öncelikli amacı kar elde ettiğini, sonrasında ise kârın elde edilmesiyle birlikte büyüme sağlanacağını, halbuki somut olayda davalı şirket yıllardır keyfi bir şekilde kar dağıtımı yapmadığını, Nitekim Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin, 16.05.2003 tarihli, 2002/13209 E., 2003/5053 K. sayılı kararında ifadeleri ile genel kurul kararını iptal eden mahkemenin aynı zamanda dağıtılması gereken kâr miktarını da belirlemesi gerektiğini belirttiğini, dolayısıyla burada dikkate alınacak hususun yıllardır davalı şirketçe kar payı dağıtılmadığı, böylelikle paydaşların direngen hale getirilmeye çalışıldığı olduğunu, Keza Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 14.10.1982 tarihli, 1982/3556 E. ve 1982/3887 K. sayılı ilkesel kararında, kâr payı dağıtımının zorunlu olmadığını, ancak bu dağıtımın yapılıp yapılmamasında şirket ve ortaklar arasındaki menfaatler dengesinin gözetilmesi gerektiğini ifade ettiğini, kararın da ekli olduğunu, Somut olayda da iyi niyet kuralalrına aykırı olarak kar payı dağıtılmamakta ve ortaklar arasındaki menfaat dengesi davacılar aleyhine bozulduğunu, bu hususların araştırılmaksızın kar payı dağıtımının reddine ilişkin 6. maddenin iptali talebin reddedilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, Yine somut olayda kâr payı dağıtılmaz iken şirket yöneticilerine fahiş huzur hakları verilerek; ortaklar arasındaki menfaat dengesinin bir kez daha ihlal edildiğini, nitekim konuyla ilgili Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 29.11.2017 2016/4873 E. 2017/6710 K. sayılı kararının da ekli olduğunu, Bu bağlamda huzur hakkı ve diğer menfaatler ücret kisvesi altında bilançoda yer alan örtülü kar payı aktarımına hizmet ettiğini, somut olayda kâr payı dağıtmayan şirket fahiş huzur hakkı tanzim ederek şirket paydaşları arasında dengesizlik tesis ettiğini, bu hususlar araştırılmaksızın fahiş huzur hakkına ilişkin 7. maddenin iptali talebinin reddedilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın tümüyle kabulüne karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davalı şirketin 01.06.2016 tarihli genel kurulunda alınan 4, 5,6, ve 7 nolu genel kurul kararlarının TTK'nın 445 vd. maddeleri uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulü ile 4 ve 5 nolu kararın iptaline 6 ve 7 nolu kararlar yönünden talebin reddi yönünde hüküm kurulduğu, karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulduğu anlaşılmıştır.İstinaf incelemesi HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacılar vekilinin istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesinde; Davacılar vekilince kârın dağıtılmamasına ilişkin 6 ve yöneticilere huzur hakkı verilmesine ilişkin 7 nolu kararlar yönünden taleplerinin reddinin yerinde olmadığı ileri sürülerek istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Anonim şirket genel kurul toplantı ve karar nisabı genel olarak TTK'nın 418. maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre kanunda veya ana sözleşmede aksi öngörülmedikçe toplantıda hazır bulunan oyların çoğunluğu ile karar alınır. Her iki kararın da anılan genel kurulda kanun ve ana sözleşmede öngörülen toplantı ve karar nisaplarına uygun oylama sonucunda alındığı görülmüştür. Kanunda ve şirket ana sözleşmesinde söz konusu kararlar için ağırlaştırılmış karar nisabı öngörülmemiştir. TTK'nın 394. maddesinde tutarı esas sözleşmeyle veya genel kurul kararı ile belirlenmiş olmak kaydıyla yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı ödeneceği düzenlenmiştir. Ücretin miktarı, şirketin mali yapısı, bu yöndeki uygulaması, yönetim kurulunun bu iş için harcadığı emek ve mesai ile orantılı olmalıdır. Alınan bilirkişi kök ve taraf itirazlarını gidermek için alınan ek raporda belirtildiği üzere, tayin edilen ücretlerin, şirketin büyüklüğü, çalıştırdığı personel sayısı, yapılan işin kapasitesi dikkate alındığında takdir edilen huzur hakkı tutarlarının, yönetim kurulu üyelerinin harcadığı mesai ve sorumluluk dikkate alındığında makul bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle iş bu kararların kanuna, ana sözleşmeye ve dürüstlük kurallarına aykırı olduğu ispatlanamamıştır. Bu nedenle davacılar vekilinin 7 nolu kararın iptali gerektiği yönündeki istinaf sebepleri yerinde değildir. Kârın dağıtılması konusunda karar alma yetkisi, genel kurulun devredilmez yetkilerindendir. Dava konusu 6 nolu karar ile kârın dağıtılmaması kararı alınmış, iş bu karara karşı açılan iptal davası reddedilmiştir. İlk derece mahkemesi gerekçesinde de işaret edildiği üzere, alınan bilirkişi rapor içerikleri dikkate alındığında, yapılan analiz ve değerlendirme sonucu davalı şirketin varlık ve kaynak yapısı ile çalışma sermayesinin finansal yönden riskli bir yapıya sahip olduğu, kâr dağıtımının neden olacağı nakit çıkışının bu risklerin artmasına neden olabileceği tespitleri karşısında, 6 nolu kararın da iptali gerektiği yönündeki davacı vekili istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Davalı vekilinin istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesinde; Davalı vekilince iptaline karar verilen 4 ve 5 nolu kararlar yönünden davanın reddi gerektiği ileri sürülerek karar istinaf edilmiştir. 4 nolu karar, bilanço ve gelir tablosunun onayı; 5 nolu karar ise yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin alınan kararlardır. İlk derece mahkemesince alınan kök ve ek bilirkişi rapor içeriği dikkate alındığında; davalı şirketin defter ve kayıtlarının incelenmesinde, davalı şirket bilanço ve gelir tablosu kalemleri ile ilgili olarak açıklığa kavuşması gereken hususların bulunduğu, bu kapsamda davacılar vekilince soru ve eleştirilerin yöneltildiği, bilanço ve gelir tablosu kalemlerinden bazıları ile ilgili olarak davalı şirket yönetim kurulu başkanı tarafından yapılan açıklamaların rapor içeriğinde ayrıntılı irdelemeler çerçevesinde ortakların bilgilendirilmesine yönelik yeterlilikte de olmadıkları anlaşılmakla, davalı vekilinin bilanço ve gelir tablolarının onayına ilişkin alının 4 nolu karar yönünden açılan davanın reddi gerektiği yönündeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Yine bilirkişi rapor içeriğinden tespit edildiği üzere, bilanço ve gelir tabloları yönünden açıklığa kavuşması gereken hususların olduğu, bu konuda genel kurulda ortaklara gerekli açıklama yapılarak yeterli bilgi de verilmediği, ortakların bilgi alma ve inceleme haklarının ihlal edildiği sabit olduğundan, ortaklar mali tabloları inceleyerek değerlendirme sonucuna göre yönetim kurulu üyelerinin ibra edilip edilmemesine ilişkin oy kullanacaklarından, söz konusu eksiklikler üzerine alınan ibra kararının dürüstlük kurallarına uygun olduğundan da bahsedilemeyecektir. Buna göre davacılar vekilinin yönetim kurulu üyelerinin ibralarına ilişkin 5 nolu karar yönünden de davanın reddi gerektiği yönündeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Taraf vekillerinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, istinafa konu ilk derece mahkemesi kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyaınca her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, 2-Davacılar tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 368,30 TL istinaf harcının davacılardan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 368,30 TL istinaf harcının davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine,6-Karar kesinleştikten sonra dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 14.11.2024 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.