Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2001/1 E. 2003/1 K. – İtirazın İptali (Ticari
Konu: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2001/1
- Karar No
- 2003/1
- Karar Tarihi
- Konu
- İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/733 KARAR NO: 2024/1085 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 22/12/2020 NUMARASI: 2015/1190 Esas - 2020/807 Karar DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/07/2024 Taraflar arasındaki İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 26/11/2014-25/03/2015 tarihleri arasında meyve sebze alım satımı ticaretinin gerçekleştiğini, davalı şirket ile müvekkili şirket arasında yapılan ticari faaliyet çerçevesinde müvekkil şirket davalı şirkete mal ve hizmet sunduğunu, müvekkili şirketin cari hesabından anlaşılacağı üzere 369.644,93-TL bakiye borcunu davalı şirketin ödemediğini, davalı şirket borcun 7.607,93-TL kısmını ödeyerek kısmi itirazda bulunduğunu, davalı şirket itirazında geriye kalan miktarı müvekkil şirketin alacağına konulan hacizler nedeniyle ödediğini itirazında belirttiğini, ancak müvekkili şirket davalı şirketi toplamda 1.818.933,48-TL değerinde mal gönderdiğini, müvekkili şirket cari hesap veresiye defter kayıtlarında ödeme yapıldığı tarih ve ne şekilde ödendiği mevcut olduğu, davalı şirketin toplamda 369.644,93-TL borcunun bulunduğu, borçlu şirketin müvekkili şirkete borcunu kısmi olan 7.607,93-TL miktarını icra dosyasına yatırdığını, geriye kalan miktar için ise davalı şirket borcunu diğer dosya borcuna müteakip ödendiğinden bahisle itirazda bulunduğunu, başlatılan icra takibine haksız, mesnetsiz ve kötü niyetli olarak itiraz ettiğini, davalının böyle bir borcu olmadığı iddiasının tamamen asılsız olduğunu, haksız itirazın iptalini ve yargılıma giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının hak ve alacaklarının haczi için müvekkili şirkete gönderilen haciz ihbarnameleri gereği müvekkili şirketin 14/04/2015 tarihinde İstanbul ... İcra Müdürlüğü' nün ... esas sayılı dosyasına 313.678,54-TL, 30/04/2015 tarihinde İstanbul ...İcra Müdürlüğü' nün ... esas sayılı dosyasına 19.255,46-TL ve İstanbul ...İcra Müdürlüğü' nün ... Esas sayılı dosyasından konulan haciz nedeniyle 21.595,06-TL ödeme yapıldığını bu ödemeleri yaptıktan sonra müvekkil şirketin davacıya 7.607,93-TL borcunun kaldığını, davacının kalan alacağı ise müvekkili şirket tarafından davacının alacaklı olduğu icra dosyasına ödemiş ve yapılan bu ödeme ile de müvekkili şirketin davacıya borcunun kalmadığını beyan ederek davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...taraflar arasında meyve sebze satışına yönelik açık hesaba dayalı ticari ilişki yürütüldüğü, davacı tarafından açık hesaba konu faturalardan kaynaklanan bakiye borcun ödenmediğinden bahisle davalı aleyhine ilamsız icra takibine girişildiği, davalının kısmi itirazı nedeniyle duran takip üzerine eldeki itirazın iptali davasının açıldığı, davalı tarafından; davacı aleyhine başlatılan İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas, İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas ve İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyalarına, kendilerine gönderilen haciz ihbarnameleri nedeniyle ödeme yapıldığının, kendi açık hesap bakiyelerine göre bu ödemeler yapıldıktan sonra kalan 7.607,93-TL nin dava konusu takip dosyasına ödendiğinin, davacıya borçlarının bulunmadığının savunulduğu anlaşılmaktadır. Taraf defterleri üzerinde yapılan incelemeler neticesinde; takip tarihi itibariyle taraf defterleri arasında fark bulunduğu tespit edilmiştir. Bu fark davalı tarafından davacıya kesilen iskonto, fiyat farkı ve iade faturalarından kaynaklanmaktadır. Bilirkişilerce yapılan inceleme sonucu alınan kök ve birinci ek bilirkişi raporunda; davalı tarafından davacıya toplam 332.720,97-TL tutarında iskonto, iade ve fiyat farkı faturasının kesildiği ve kesilen faturaların davacıya olan cari hesap borcundan mahsup ediliği, bu faturaların davalı kayıtlarında yer almadığı, bu faturalardan toplam 123.464,27-TL tutarındaki faturaların imza karşılığı davacı yana teslim edildiği, yine davacı tarafından davalı kayıtlarında yer almayan toplam 51.821,08-TL tutarında fatura bulunduğu, bu faturalara konu ürünlerin davalıya teslim edildiğini gösterir imzalı irsaliyeli fatura sunulmadığı, ayrıca davalı tarafından gelen haciz ihbarnameleri üzerine ödenen tutarların da davacı kayıtlarında yer almadığı tespit edilmiştir. Davalı yanın tek taraflı düzenlediği ve davacının imzasını taşımayan mutabakat mektuplarının incelemede dikkate alınmaması mahkememizce de yerinde görülmüştür. Öte yandan Bayrampaşa SGK Müdürlüğü'ne yazılan yazı cevabından imzalı 123.464,27-TL tutarındaki iade faturasında imzası bulunan kişilerin davacı çalışanı olmadığı tespit edilmiştir. Böylece davacı kayıtlarında yer almayan toplam 332.720,97-TL tutarında iade faturasına konu ürünlerin davalıya teslim edildiği ispat olunamamıştır. Taraflar arasında iadenin nasıl yapılacağına dair bir anlaşma bulunmadığından, sektör bilirkişi de eklenmek suretiyle alınan üçüncü ek bilirkişi raporunda; sektör bilirkişi tarafından taze meyve sebze satışlarında iade sürecinin nasıl işlediğine dair yapılan sektörel değerlendirmede, taze meyve sebze satışlarında dip fiyatla alım yapıldığından iade anlaşması mevcut değil ise iade yapılamayacağı, iade anlaşmasının mevcut olduğu durumlarda ise, ürün depoya indikten sonra kontrol edilerek tedarikçi ile yazışma yapılacağı, sorunlu ürün bulunması halinde, ürünü getiren şoförle tutanak tutularak ürünün ayıklanıp tekrar satılabilmesi için aynı kamyonla geri yollanacağı, tedarikçinin iade mesajını aldıktan sonra ürünü bekletip kendisi veya hal çalışanlarından biri tarafından ürünün kusurlularının ayıklanmasının sağlanacağı ve kusurlu ürünün tartılacağı, kusurlu ürün kadar iade faturası kesileceği, kalan sağlam ürünün tekrar satışa sunulacağı, bu şekilde işleyen süreçte orijinal iade oranının toplam ürünün %3,4 ünü geçmemesi gerektiği, mal reyona konulduktan sonra müşterinin seçtiği, kalan veya ezilen ürünlerin ise iade edilemeyeceği belirtilmiştir. Yine sektör bilirkişi tarafından yapılan incelemeler neticesinde, bazı ürünler için düzenlenen iade faturalarının, teslim alınan ürünlerin neredeyse %60'ına tekabül ettiği, irsaliyeli faturalarda yer alan imzaların davacı çalışanlarına ait olmadığı ve iade oranlarının yüksekliği göz önüne alındığında iade işlemlerini dayanaksız olduğu belirtilmiştir. Somut olayda taraflarca kararlaştırılmış bir iade anlaşması dosyaya sunulamadığı gibi, yukarıda belirtildiği şekilde kusurlu ürün nedeniyle iade yapıldığını gösterir e-mail yazışması veya tutanak da dosyaya sunulmamış, iadeye konu edilen ürünlerin davacıya teslim edildiği de ispat olunamamıştır. Davacı tarafça davalı kayıtlarında yer almayan toplam 51.821,08-TL tutarında faturalara konu ürünlerin davalıya teslim edildiği ispat olunamamıştır. Yukarıda yapılan tüm saptamalar çerçevesinde davacı tarafından davalıya toplam 1.818.933,48-TL tutarında meyve sebze satışı yapıldığı, davalı tarafça doğrudan davalıya 1.116.354,55-TL ödeme yapıldığı, ayrıca kendisine gelen haciz ihbarnameleri nedeniyle İstanbul ... İcra Müdürlüğü' nün ... esas, İstanbul ...İcra Müdürlüğü' nün ... esas, İstanbul ...İcra Müdürlüğü' nün ... Esas sayılı dosyalarına ve dava konusu takip dosyasına toplam 370.840,05-TL ödeme yapıldığı, buna göre davalının davacıya 331.738,88-TL borçlu olduğu anlaşılmış ve davanın kısmen kabulüne, davalının İstanbul ... İcra Müdürlüğü' nün ... esas sayılı takibine yaptığı itirazın 331.738,88-TL asıl alacak yönünden iptaline, takibin asıl alacağa takip tarihinden itibaren değişen oranlarda işletilecek avans faizi ile birlikte devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, davalının alacağın %20'si oranında 66.347,78-TL inkar tazminatı ile sorumlu tutulmasına, bu tutarın davalıdan alınarak davacıya verilmesine" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hem bilirkişi hem de mahkemenin cari hesap mutabakatlarını dikkate almamasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkeme cari hesap mutabakatlarında sadece müvekkili şirketin imzasının yer aldığını, davacının imzasının yer almadığını, bu sebeple cari hesap mutabakatlarını dikkate almadığını, dosyadaki bilirkişi raporlarının Yargıtay denetimine elverişli raporlar olmadığını ve hükme esas alınamayacağını, davacının defterlerinin delil vasfında olmadığı gibi davacının ticari defterleri de birbiri ile uyumsuz olmasına rağmen davacı defterlerinin hükme esas alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının müvekkili şirkete nakliye araçları ile malları teslim ettiğini ve iade ürünleri de yine kendi gönderdiği araçlarla teslim aldığını, kendi gönderdiği araçlarla ürün iadelerini aldığının davacının bizzat müvekkili şirkete göndermiş olduğu mail yazışmaları ile sabit olduğunu, tüm bunlara rağmen müvekkili şirket tarafından düzenlenen haklı iade faturalarının yerel mahkemece değerlendirilmesi hakkaniyete aykırı olduğunu, sektör bilirkişisinin yapılan iade miktarının yüksek olduğunu ve sebze meyvede iade oranının toplam ürünün %3,4 ünü geçmemesi gerektiğini belirttiğini, bilirkişi raporunda müvekkili şirketin davacıya toplamda 228.681,77TL iade, iskonto faturası düzenlediğini tespit ettiğini beyan etmesine rağmen davacının müvekkili şirketten 331.738,88 TL alacağı olduğu sonucuna varılmasının matematiksel bir açıklaması olmadığını, alacak konusu likit olmamasına rağmen icra inkar tazminatına hükmedilmesinin de usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkeme kararının kaldırılarak davanın tümden reddine karar verilmesini, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE: Dava, ticari satım sözleşmesinden kaynaklanan açık hesap alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı vekilince yukarıda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; davalı tarafında mail yoluyla gönderilen mutabakat mektubunun geçerli olup olmadığı, davalı tarafından düzenlenen iade, iskonto ve fiyat farkı faturalarının geçerli ve haklı şekilde düzenlenip düzenlenmediği, davalının borca itirazının haklı olup olmadığı, icra inkar tazminatı talep koşullarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplanmaktadır.Davacı tarafından davalı hakkında İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı takip dosyasında 369.644,93 TL asıl alacak ve 3.190,09 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 372.835,02 TL'ne cari alacak sebebine dayalı olarak 12.06.2015 tarihinde tahsili istemiyle ilamsız takip başlatılmış, 7.607,93 TL dışında kalan miktar yönünden itiraz edilmesi üzerine takip kısmen durmuştur. Kural olarak salt faturanın düzenlenmiş olması, dayanağı kanıtlanamayan faturaların düzenleyenin defterlerinde kayıtlı olması ve faturaya itiraz edilmemiş olması tek başına akdi ilişkinin kanıtı olamaz. (Yargıtay HGK'nun 19/09/2018 Tarih, 2017/19-915 Esas ve 2018/1338 Karar Sayılı İlamı). Başka bir ifadeyle dava konusu faturaya konu sözleşmesel ilişkinin varlığı ile edimin ifa edildiğinin HMK'nın 200 ve devamı maddeleri uyarınca yazılı delillerle ispatlanması gereklidir. Zira fatura, sözleşmenin infaz aşamasına ilişkin vesikalardan olup sözleşmesel ilişkinin ve edimin ifasının ispatında başkaca delillerle desteklenmediği sürece delil niteliğini haiz olmaz. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222. maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın 2.fıkra hükmüne uygun olarak tutulan ticari defterlerinin ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi halinde ticari defterler sahibi leline delil olarak kullanılamaz. Maddede sayılan şartların birlikte bulunması halinde ticari defterler kesin delillerdendir ve aksi ancak senet veya diğer kesin deliller ile ispatlanabilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 21/2. maddesinde, bir fatura alan kişinin aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Faturaya sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemişse, TTK. m 21/2'ye göre, itiraz etmeyen kimse, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Ancak sekiz gün içinde itiraza uğramayan fatura, taraflar arasında, aksi iddia ve ispat edilemeyen bir delil, geçici bir zaman için de olsa borçluyu sorumlu kılan bir ödeme emri de sayılmaz. İtiraza uğramayan fatura, içeriğinin aksi ispat edilebilir ticari bir belgedir. Ayrıca adına fatura düzenlenen, bu faturayı ticari defterlerine itirazsız olarak kaydetmişse, bu kayıt, fatura konusu sözleşmenin ve bu sözleşmedeki işin yapıldığı anlamına gelir. Borçlu taraf, faturaları ticari defterine işlemişse, borcun doğmadığını veya borcu ödediğini ispatlamak zorundadır. Zira, davalının kendi ticari defterlerindeki kayıtlar aleyhine delil teşkil eder. (Emsal Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamı) Davacı, dava dilekçesinde 1.818.933,48 TL değerinde meyve-sebze satışı nedeniyle davalıdan 809.977,21 TL'yi tahsil edemediğini ancak hakkında başlatılan icra takiplerine davalı tarafından 440.332,28 TL yatırıldığını (İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına 313.678,54 TL, İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına 19.255,46 TL, İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına 21.595,06 TL), aradaki fark olan 369.644,93 TL yönünden davalıdan cari hesap alacağı bulunduğunu beyan etmiştir. TTK'nın 21/3.maddesinde "Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır'' hükmü düzenlenmiştir.Somut olayda davalı, 11.06.2015 tarihinde davacıya gönderilen davalı şirket nezdindeki davacı cari hesabının 31.03.2015 tarihinde -486.570,65 TL olduğu yönünde mutabakatın bildirilmesine ilişkin iletinin, TTK. 21/3 Madde kapsamında teyit mektubu olduğunu ve teyit mektubuna davacı tarafça itiraz edilmediğini ileri sürmüş ise de davacının 12.06.2015 tarihinde davalı hakkında cari (açık) hesap alacağına dayalı icra takibi başlatması nedeniyle davacının imzasını taşımayan cari hesap mutabakatının davacı tarafından kabul edilmediği anlaşılmakla mahkemece davalı yanın tek taraflı düzenlediği cari hesap mutabakatlarının dikkate alınmaması isabetli olmuştur. Taraflar arasında meyve sebze alım satımı konusunda yazılı bir sözleşme bulunmamakta ise de ticari bir satım ilişkisinin bulunduğu ihtilafsızdır. Dosya kapsamına alınan bilirkişi raporlarında taraf ticari defterlerinin açılış ve kapanış onaylarının bulunduğu ancak davacının 2015 yılı yevmiye defterinin 30.06.2016'ya kadar kapatılması gerekirken 13.07.2016 tarihinde kapatıldığı, her iki tarafın hesapları incelendiğinde muhasebe kayıtlarının muhasebe standartlarına uymadığı belirtilmiştir. Bilirkişi raporlarında ayrıca davacı defterlerine göre davacının 1.818.933,48 TL'lik meyve sebze satışı yaptığı ve davalıdan 810.017,21 TL alacaklı olduğu, bununla birlikte davacı kayıtlarında yer almasına rağmen davalı kayıtlarında 51.821,08 TL tutarında faturaların yer almadığı, davalı kayıtlarında yer almasına rağmen davacı kayıtlarında 45.819,66 TL tutarında faturaların yer almadığı, davalının 28.02.2015 tarihine kadar bir işlem için 3 ayrı kayıt açarak önce kesilen alım iade, fiyat farkı ve iskonto faturalarını borç yazarak cari hesaba mahsup ettiği, ardından ödeme açıklamalı alacak yazarak nötrleştirdiği, davacı firmaya ödeme yaptığı gün ise ödeme tutarının üzerine alım iade, fiyat farkı ve iskonto faturaları tutarlarını da ilave ederek borç yazıp, cari hesaptan mahsup ettiği, davalının bu şekilde 332.720,97 TL tutarında iade, fiyat farkı ve iskonto faturalarını cari hesaba mahsup ettiği, davalı tarafından 19.11.2014-30.04.2015 tarihleri arasında düzenlenen iade faturaları toplamının 228.861,77 TL olduğu, bu tarihler arasındaki sevk irsaliyeli ve imzalı iade faturaları toplamının 123.464,27 TL olduğu tespit edilmiştir. Hükme esas alınan sektör uzmanı bilirkişinin de yer aldığı 11.03.2019 tarihli ikinci ek bilirkişi raporunda, davalı tarafından dosyaya iade anlaşması ve iadelerle ilgili tutanak, ürün imha veya iadesi için e-mail ibraz edilmediği, kesilen büyük miktarda ürün iade irsaliyelerinin iki iade arasında gelen ürünün yarısından fazla olduğu, neredeyse bir önceki iadenin 400 misli olduğu, hiç bir iadenin iki günde 121,20 TL'den 51.498,52 TL'ye çıkmasının inandırıcı olmadığı, bu iadelerin bir kaç defa 07.02.2015 tarihinde 29.842,59 TL, 28.02.2015 tarihinde 33.563,66 TL, 16.03.2015 tarihinde 35.291,73 TL, 31.03.2015 tarihinde 38.073,06 TL yapıldığı, en son 25.03.2015 tarihinden sonra davacıdan hiç ürün alınmamasına rağmen son ürün alınan 25.03.2015 tarihinden bir ay beş gün sonra alınmayan ürünler için 3.620,95 TL daha iade kesildiği, ürün yollanmayan tarihlerde 38.073,06 TL olmak üzere toplam 41.694,01 TL iade kesildiği, olmayan sözleşme ve kesilen iadelerin yüksekliği, kesilmiş irsaliyeler hakkında tutanak olmaması, irsaliyelerin altındaki imzalı şahısların davacıya ait SGK listesinde o tarihlerde çalışan olmamaları hususlarının bu iade işlemlerinin dayanaksız olduğunu gösterdiği,1.818.933,48 TL tutarındaki davacının yaptığı satıştan , davalının banka havaleleri ile davacıya ödediği 1.116.354,55 TL ile davacının ürün aldığı sahış ve şirketlerin yaptığı icra takibi nedeniyle davalının ödediği 370.840,05 TL'nin mahsusu sonrasında davacının cari (açık) hesap nedeniyle davalıdan 331.738,88 TL alacaklı olduğu belirtilmiştir. Kural olarak malın iadesine ilişkin teslimi ispat külfeti davalı alıcıya ait olup, yasal delillerle desteklenmediği sürece iade faturası ve davalı defter kayıtları tek başına teslimi ve buna bağlı alacağın varlığını kanıtlamaz. İade faturasının usulüne uygun şekilde düzenlenerek tebliğ edildiğinin ve faturaya konu emtianın iade edildiğinin kanıtlanması gerekir.Davalı tarafça cevap dilekçesi, ikinci cevap dilekçesi ve bilirkişi raporuna beyan dilekçeleri ekinde ürün iadesine ilişkin e-mail yazışmaları sunulmuş ve iade faturalarına konu sevk irsaliyelerinde imzası bulunanların, taraflar arasında yapılan ve inkar edilmeyen e posta yazışmalarına göre davacının yönlendirdiği ve onun adına taşıma yapan araç şoförleri olduğu ileri sürülmüştür. Her ne kadar mahkemece davacının defterinde kayıtlı olmayan iade faturalar yönünden dayanak belgesi bulunmadığı, toplam tutarı 123.464,27 TL olan sevk irsaliyeli iade faturalarında yer alan imzaların yapılan araştırmaya göre davacının çalışanlarına ait olmadığı kabul edilmiş ise de bu kişilerin davacının yönlendirdiği ve onun adına taşıma yapan araç şoförleri olup olmadığı, bu bakımdan iade faturalarına konu malların davacıya teslim edildiğinin kabulü gerekip gerekmediği konusunda inceleme yapılarak, gerektiğinde irsaliyelerde plakaları yazılı araçlarla ilgili nakliyecilerin celp edilip dinlenmesi suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.Taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmamakla birlikte taraflar arasındaki satım ilişkisinin bulunduğu 26.11.2014 - 25.03.2015 tarihleri arasında davalı defterlerinde 3 adet fiyat farkı, 15 adet iskonto faturası kayıtlıdır. Bu faturalar davacı defterinde kayıtlı olmamakla birlikte davalı, fiyat farkı ve iskonto faturası düzenlenmesi konusunda davacının bilgilendirildiğini ve bu duruma itiraz edilmediğini beyan ederek bu husustaki mail yazışmalarını dosyaya sunmuştur. Bu durumda fiyat farkı ve iskonto faturası konusunda taraf defterleri yeniden incelenerek ve bu faturaların tanzim şekli araştırılarak, taraflar arasında fiyat farkı ve iskonto faturası düzenlenmesi konusunda teamül oluşup oluşmadığı yönünden inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken mahkemece eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.Bilirkişi raporunun hükme esas alınabilmesi için gerekçeli, denetime açık ve somut olaya uygun olması gerekir. O halde mahkemece davaya konu cari hesap alacağı ile ilgili olarak yukarıda belirtilen hususlar yönünden gerekli araştırma yapılarak, dosyanın daha önce rapor sunan bilirkişiler dışında mali müşavir ve sektör uzmanı bilirkişiden oluşacak bilirkişi heyetine tevdi ile taraf ticari defterleri üzerinde inceleme yapılması, ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alınarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekir. Bu nedenle kök bilirkişi raporu ve birinci ek raporla çelişir şekilde, içeriği denetlenebilir olmayan 11.03.2019 tarihli ikinci bilirkişi ek raporuna itibar edilerek mahkemece eksik inceleme ile hüküm kurulması isabetli görülmemiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, kaldırma sebebine göre davalının sair istinaf sebebi incelenmeksizin davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. KARAR:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-Davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.16/07/2024