Yargıtay · 9. Hukuk Dairesi

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2024/15068 E. 2025/2580 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
9. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/15068
Karar No
2025/2580
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/945 E., 2024/1159 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Şanlıurfa 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/559 E., 2023/334 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı nezdinde, 09.09.2008 - 14.01.2022 tarihleri arasında belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalıştığını, davalının iş sözleşmesini feshetmesi sonucunda müvekkiline ihtiyati arabuluculuk teklifinde bulunduğunu, Şanlıurfa Arabuluculuk Bürosunun 2022/19642 No.lu arabuluculuk dosyası kapsamında 14 yıllık çalışmasına karşılık müvekkiline 25.000,00 TL tutarında bir rakamın teklif edildiğini, müvekkilinin ise ekonomik olarak zor durumda olduğu için bu anlaşma belgesini imzaladığını, edimler arasında aşırı dengesizlik bulunduğunu, ayrıca tüm bu sürecin davalı işverenin vekili tarafından yürütüldüğünü, müvekkilinin süreç hakkında yeteri kadar bilgilendirilmediğini iddia ederek işveren-işçi uyuşmazlığı konulu arabuluculuk tutanağının ve anlaşma belgesinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iş sözleşmesini haksız olarak kendisinin feshettiğini, işsizlik ücreti alabilmek için çıkış kodunun (04) olarak bildirildiğini, gabinden söz edilmesinin mümkün olmadığını, arabuluculuk son tutanağı ve arabuluculuk anlaşma belgesi uyarınca davacı tarafın alacaklarının kendisi ile anlaşılarak eksiksiz bir şekilde ödendiğini, davacının okur yazar olup irade sakatlığının bulunmadığını, söz konusu arabuluculuk sürecinin usulüne uygun olduğunu ve davacının sürecin tamamından bilgilendirildiğini, davacının iddialarının kötüniyetli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı ile davalı arasındaki iş sözleşmesinin 14.01.2022 tarihinde son bulduğu, davacı işçinin işsiz hâle geldiği, bu tarihte ihtiyari arabuluculuk görüşmelerinin başladığı ve aynı gün anlaşma belgesi tanzim edilerek sürecin sonlandırıldığı, davacı tanıkları ... ile ...'nin beyanlarına göre davacının bu dönemde ekonomik sıkıntı yaşadığı ve bu nedenle söz konusu belgeyi imzaladığının anlaşıldığı, yine ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi ile davacı işçiye ödenmesi kararlaştırılan miktar net 25.000,00 TL ve davacının hak kazandığı net 100.856,40 TL alacak miktarı karşılaştırıldığında edimler arasında açık bir oransızlık bulunduğu, davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığı, buna göre edimler arasında açık bir oransızlık bulunması ve davacı işçinin anlaşma belgesini zor durumda kalması nedeniyle imzaladığı dikkate alındığında ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerli olduğundan bahsedilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Davacı tarafından yetkisiz vekil tarafından yapılan işlemlere muvafakat verilmediğini, 2. Dava konusu arabuluculuk belgesinin iptalini gerektirir şartların bulunmadığını, 3. Davacıya yemin delilinin hatırlatılmadığını ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin aşırı yararlanma (gabin) nedeniyle geçersizliğinin tespiti istemine ilişkindir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) "Aşırı yararlanma" kenar başlıklı 28. naddesinin 1. fıkrasında “bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir" düzenlemesine yer verilmek suretiyle, gabinin unsurları ile sonuçları hüküm altına alınmıştır. Sözleşmenin taraflarından birinin, gabin hukuksal nedenine dayanarak sözleşmeyle bağlı olmamayı ya da sözleşmenin varlığını korumakla birlikte edimler arasındaki dengesizliğin giderilmesini istemesi hâlinde; gabinin objektif ve subjektif unsurlarının somut olayda varlığının irdelenmesi gerekir. Bu bağlamda sözleşmenin gabinin kabulü için edim ve karşı edim arasındaki oransızlığın, taraflardan birinin, diğerinin şahsında mevcut özel bir durumu bilerek istismar etmesi, sömürmesi sonucu oluşması gerekir. Somut uyuşmazlıkta; davacı vekili müvekkilinin ekonomik olarak zor durumda olduğu bir dönemde ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesini bilgilendirilmeden imzaladığını, edimler arasında aşırı dengesizlik bulunduğunu, gabinin söz konusu olduğunu iddia ederek ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptaline talep etmiş, davalı vekili ise arabuluculuk sürecinin, davacının, müvekkilinin amcası olan ... ile iletişime geçmesiyle gerçekleştiğini, 25.000,00 TL ödemenin davacının teklifi olduğunu, gabinden söz edilebilmesinin mümkün olmadığını, davacının okur yazar olduğunu, bir irade sakatlığının söz konusu olmadığını ve arabuluculuk tutanağının hukuka uygun olduğunu savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince; edimler arasında açık bir oransızlık bulunduğu, anlaşma belgesinin davacı işçi tarafından zor durumda kalması nedeniyle imzalandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de; varılan bu sonuç somut olayda gabinin koşulları oluşmadığından yerinde değildir. Dosya içeriğine göre davalının, davacının özel durumunu bilerek istismar ettiği ispatlanmamıştır. Bu durumda somut olayda gabinin varlığı için gerekli subjektif unsur şartı gerçekleşmediğinden davanın reddi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.03.2025 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. K A R Ş I O Y Taraflar arasındaki uyuşmazlık arabuluculuk anlaşma belgesinin aşırı yararlanma (gabin) nedeniyle iptal edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/1 hükmünde arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varan taraflar ve arabulucu arasında bir anlaşma belgesi düzenlenebileceği ifade edilmektedir. Öğretide de arabuluculuk anlaşma belgesi, arabuluculuk faaliyeti sonucunda uyuşmazlığın taraflarınca (yasal veya iradi temsilcileri) varılan anlaşmanın yazılı hâle getirildiği, taraflar ve arabulucu tarafından imzalanması sonucunda tamamlanan bir sözleşme olarak tanımlanmaktadır. Arabuluculuk süreci sonunda düzenlenen anlaşma belgesi ise maddi hukuka ilişkin bir borçlar hukuku sözleşmesidir (Asiye Şahin Emir, Büşra Kazmaz Tepe, “ İş Uyuşmazlıklarına İlişkin İbra Hükmü İçeren Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Arabuluculuğa Elverişlilik Bakımından Değerlendirilmesi”, Çalışma ve Toplum, 2018/3, s.1497; Emel Badur, "Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Borçlar Hukuku Açısından Değerlendirilmesi", Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Y.9, S.11, Aralık 2021, s.66-67; ... Akkan, “Arabuluculuk Faaliyeti Sonucunda Anlaşılan Hususlarda Dava Açma Yasağı ve Sonuçları”, DEÜHFD, C.20, S.2, s.16). Söz konusu belgede taraflar dışındaki bir üçüncü kişinin imzasının bulunması ve hatta bu belgenin mahkemece şerh verilebilir nitelikte olması, belgenin maddi hukuk sözleşmesi olma özelliğini ortadan kaldırmaz. Tarafların ehliyeti, sözleşmenin konusunun emredici hukuk kurallarına, kamu düzenine, genel ahlâka, kişilik haklarına aykırı olmaması, irade beyanlarının sağlıklı olması gibi diğer tüm sözleşmeler bakımından aranan geçerlilik şartlarının, arabuluculuk sonunda düzenlenen anlaşma belgesi bakımından da aranması, bu durumun bir sonucudur (Melis Taşpolat Tuğsavul, "Arabuluculuk Faaliyeti Sonunda Varılan Anlaşmanın Hukuki Niteliği", Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2019/1, 344). 6325 sayılı Kanun'un 18/1 hükmünde “Arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir...” düzenlemesi yer almaktadır. Taraflar arabuluculuk süreci sonunda anlaşmaya varırlarsa anlaşmanın kapsamını sözleşme özgürlüğü çerçevesinde serbestçe belirleyebileceklerdir. Bu sebeple arabuluculuk anlaşma belgesinin tüm sözleşmeler için aranan geçerlilik şartlarına uygun olması gerekir (Taşpolat Tuğsavul, s. 344). Arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerli olması için öncelikle tarafların ehil olması gerekir. 6098 Kanun'un 27. maddesi uyarınca, sözleşmenin konusunun Kanun’un emredici hükümlerine, genel ahlâka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı olmaması gerekir. Ayrıca tarafların irade beyanlarının sıhhatini etkileyecek irade bozuklukları, gabin gibi durumların varlığı hâlinde 6098 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali ileri sürülebilir. Gabin, bir sözleşmede taraflardan birinin, diğer tarafın içinde bulunduğu düşüncesizlik, tecrübesizlik veya zor durumda olmak gibi yoksunluk durumundan faydalanarak, karşı tarafın zararına olacak şekilde edimler arasında açık bir oransızlık yaratılarak, yarar sağlanması durumudur (Fikret Eren, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’na Göre Hazırlanmış Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2015, s. 417 vd.; M. ... Oğuzman, ... Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C.1, İstanbul, 2017, s.106 vd.) Gabine yönelik yasal düzenleme ile; müzakere gücü yüksek tarafın zayıf taraf üzerindeki tahakkümü neticesinde aşırı derecede menfaat temin etmesi engellenmek istenmiştir (Gediz Kocabaş, “Aşırı Yararlanmaın şartları ve Aşırı yararlanmaya Bağlanan sonuçlar” Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.20, S.20, s. 107-108). 6098 sayılı Kanun'un 28. maddesinde gabin “Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.” şeklinde düzenlenmiştir. 6098 sayılı Kanun'un 28. madde hükmünün amacı, sözleşme özgürlüğünden ahlâka aykırı biçimde yararlanılarak zayıf durumdaki karşı tarafın sömürülmesinin önlenmesidir. Taraflardan birinin zayıf durumda olmasından yararlanan güçlü tarafın, karşılıklı edimler arasında açık oransızlık yaratacak şekilde sözleşme yapması hâlinde, gabine uğrayan kişiye bu sözleşmeyi iptal edip verdiği edimi geri alma veya aradaki oransızlığın giderilmesini isteme hakkı tanınmıştır. Bu şekilde sözleşme özgürlüğüne bir sınırlama getirilmiştir (Gaye Baycık, "İş İlişkisinin Kurulması, Hükümleri ve Düzenlenmesi", Yargıtay’ın İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Kararlarının Değerlendirilmesi Semineri 2016, 2018, s. 247). 6098 sayılı Kanun'un 28/1 hükmüne göre bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı olarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilecektir. Sözleşmenin kurulması sırasında edimler arasında açık oransızlık bulunması gabinin objektif koşulunu oluşturur. Bu oransızlığın zarar görenin hastalık, ailevi bir sebebin baskısı gibi hâllerle zor durumda olmasından, deneyimsizliği yahut düşüncesizliğinden yararlanılarak gerçekleştirilmesi gerekir. Diğer tarafın bilerek ve yararlanma kastıyla, karşı tarafın zor durumda olmasından veya düşüncesizliğinden yahut deneyimsizliğinden yararlanması ise gabinin subjektif şartıdır. Anayasa Mahkemesinin 10.07.2013 tarihli ve 2012/94 Esas, 2013/89 Karar sayılı kararında arabuluculuk tutunaklarına karşı gabin olgusunun ileri sürülebileceği irade fesadı hâlleri kapsamında denetlenebileceği belirtilmiştir. Öğreti de mahkeme içi sulh sözleşmesinin dahi gabin iddiasıyla iptalinin mümkün olması (HMK 315/II) karşısında arabuluculuk anlaşma tutanaklarının evleviyetle gabin kapsamında irdelenmesi gerektiği ifade edilmektedir (Süha Tanrıver, Hukuk Uyuşmazlıkları Bağlamında Arabuluculuk, Ankara, 2020, s. 124-125; ... Çelik, Nurşen Caniklioğlu, ... Canbolat, Ercüment Özkaraca, İş Hukuku Dersleri, İstanbul, 2020, s. 76). Yine öğretide işçilik alacaklarına ilişkin arabuluculuk anlaşma belgesinin gabin nedeniyle de geçersiz olabileceği, özellikle işsiz kaldığı dönemde işçinin zor durumda olduğu, alacaklarını tam olarak bilebilmesinin mümkün olmaması nedeniyle deneyimsizlik veya tecrübesizlik şartının gerçekleşeceği ileri sürülmektedir (Hasan Kayırgan, “İş Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Anlaşma Tutanaklarının İrade Fesadı Bağlamında Değerlendirilmesi” Arabulucuğun Geleceği Sempozyumu Bildiri Tam ... Kitabı, 14 Kasım 2020, s.71,72) Bir diğer görüşe göre de anlaşma tutanağı kapsamındaki ödemelerin gerçek tazminat ve alacak tutarlarına göre aşırı oransız olması hâlinde, anlaşmaya varılan hususlarda dahi dava açılabileceği belirtilmiştir. (Şahin Çil, İş Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Uygulamaları, Ankara, 2020, s. 49). Somut olay bakımından davacı işçi vekili dava dilekçesinde; davacının 09.09.2008-14.01.2022 tarihleri arasında davalı işverenlik yanında çalıştığını, iş sözleşmesinin feshinden sonra işverenin 14 yıllık çalışmasına karşılık 25.000,00 TL tutarında bir rakam teklif ettiğini, zor durumda olması nedeniyle arabuluculuk anlaşma tutanağını imzaladığını ancak söz konusu tutanağın ekonomik olarak zor durumda olması ve edimler arasında aşırı dengesizlik bulunması nedeniyle iptali gerektiğini iddia ederek arabuluculuk anlaşma belgesinin iptalini talep etmiştir. Davalı işveren vekili cevap dilekçesinde; 25.000,00 TL'nin davacı tarafından teklif edildiğini, gabinden söz edilmesinin mümkün olmadığını, iş sözleşmesini mazeretsiz işe gelmeyerek davacının haksız feshettiğini ancak işsizlik maaşı alabilmesi için Sosyal Güvenlik Kurumu işten ayrılış bildirgesinde çıkış kodunun (04) olarak bildirildiğini, dava açılmayacağı için ve davacı tarafın zor durumda kalmaması için davalının bu durumu kabul ettiğini, davalının iyiniyetle 25.000,00 TL ödediğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince 6098 sayılı Kanun'un 28. maddesinde düzenlenen gabin hükümleri doğrultusunda edimler arasında açık bir oransızlık bulunduğu, anlaşma belgesinin davacı işçi tarafından zor durumda kalması nedeniyle imzalandığı gerekçesiyle arabuluculuk anlaşma belgesinin iptaline karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince de gabin niteliği taşıyan arabuluculuk anlaşma belgesinin arabulucuğun amacına uygun olmadığı ve iptalinin gerektiği kanaatiyle davalı Şirketin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. İş ilişkilerinde işçinin korunması gerekliliği, subjektif bir tercih olmayıp, bu ilişkinin kaçınılmaz olarak özünde yer alan bazı özelliklerinden kaynaklanır. İşçi işveren ilişkisinin temel özelliği, işçinin işverene bağımlı çalışmasıdır. Herşeyden önce, geçimini sağlayabilmek için ücreti dışında bir olanağa sahip bulunmayan işçi, sermayeyi elinde tutan işverenin ekonomik bağımlılığı altındadır. İşverenin ekonomik ağırlığına karşı bir denge kurabilmek amacıyla işçinin korunması bir zorunluluk olarak ortaya çıkar. İş hukukunda hareket noktası işçilerin korunması ise de işçinin ekonomik ve sosyal durumunun düzeltilmesine ilişkin çabaları sınırsız bir biçimde genişletmek de mümkün değildir. İş hukukunun da son amacı toplum yararıdır (Sarper Süzek, Süleyman Başterzi, İş Hukuku, İstanbul, 24. Baskı, 2024, s.18,20). İşçi işveren arasındaki ve nihayetinde toplum yararı noktasındaki hassas dengenin de korunması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır. İş sözleşmesinin sona ermesiyle birlikte bağımlılık ilişkisi ortadan kalkmış ise de işçinin işveren karşısındaki ekonomik bakımdan zayıf olma durumu varlığını korumaya devam eder (Kübra Doğan Yenisey, "İş Yargısında Zorunlu Arabuluculuk", İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Derneği 40. Yıl Uluslararası Toplantısı, İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı Taslağının Değerlendirilmesi, s. 178). Davacı işçi davalı işyerinde 13 yıl 4 ay 5 gün çalışmış olup arabuluculuk anlaşma tutanağına göre kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, hafta tatili, aylık ücret, ulusal bayram ve genel tatil, prim, ikramiye, yemek ve servis ücreti alacaklarının tamamı karşılığında arabuluculuk anlaşma belgesi ile davacı işçiye 25.000,00 TL ödenmesi kararlaştırılmıştır. Dosya içeriğinde mevcut bilirkişi raporunda ise işçinin ücreti ve işveren yanında çalıştığı süre gözetilerek sadece kıdem tazminatı için 66.281,62 TL, ihbar tazminatı için 7.868,78 TL, fazla çalışma alacağı için 38.151,43 TL (indirimli hâli 26.706,00 TL) olmak üzere toplam 100.856,40 TL alacağı bulunduğu hesaplanmıştır. Gabinin objektif unsuru olan edimler arasında oransızlığın "açık" değil "çok ve olağanüstü açık", "olağanüstü açık dengesizlik" (Baycık, s.248,250) olması hâlinin arabuluculuk anlaşma belgelerinin geçerliliğinin belirlenmesinde etkili olacağını söylemek mümkündür. Yine işçinin iş sözlemesinin sona ermesiyle birlikte işsiz kaldığı dönemlerde zor durumda kalacağının aşikâr olduğu, işçiden alacaklarını tam olarak tespit edebilmesini beklemenin de mümkün olmayacağı gözetildiğinde; gabin için aranan tecrübesizlik veya düşüncesizlik şartlarının bulunduğu söylenebilir. Bunun yanında deneyimsizliğin sadece genel bir bilgisizlik değil, söz konusu olayı kavrayabilmek için temel bilgilere sahip olunmaması olarak ifade edildiği dikkate alındığında işçilerin alacaklarını tam olarak bilebilmelerinin mümkün olmadığı belirtilmelidir (H. Murat Develioğlu, Doğan Kara, Borçlar Hukuku Genel Hükümler ile İlgili İsviçre Federal Mahkemesi Kararlarından Örnekler, İstanbul, 2020, s.3 vd.). Bu nedenle anlaşma belgelerinde kararlaştırılan tutarların açık oransızlık oluşturup oluşturmadığı titizlikle incelenmelidir (Kayırgan, s.71). Alman hukukunda gabin ise BGB 138 uyarınca ahlaka aykırılık yaptırımı ile düzenlenmiştir. Bir tarafın diğer tarafın içerisinde bulunduğu zayıf durumdan faydalanması ve bunun neticesinde arabuluculuk anlaşma belgesi düzenlenmesi durumunda zarar görenin bu anlaşmayla bağlı tutulması hakkaniyete uygun düşmeyeceği gibi böyle bir anlaşmayı ayakta tutmaya çalışmak menfaat temelli bir çözüm yöntemi olan arabuluculuğun doğasına da aykırıdır. Zarar gören anlaşma belgesinin gabin nedeniyle iptalini talep edebilir. Edimler arasındaki oransızlığı denetim dışı dışı bırakmak zayıf tarafın güçlü tarafça ezilmesine neden olacaktır ( ..., "Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Aşırı Yararlanma Sebebiyle İptali", Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S. 1421, s.1425). Neticeten davacı işçinin iş sözleşmesi sona erdikten sonra sadece kıdem ve ihbar tazminatları ile birlikte fazla çalışma alacağı için işverenden 100.856,40 TL alacağı bulunmasına rağmen anlaşma belgesinde 25.000,00 TL kararlaştırılması karşısında ekonomik (maddi) ve manevi anlamda zayıf durumda olan ve dosya içeriğine göre ayrıca dolandırıldığını iddia ve ispat eden davacı yönünden, 6098 sayılı Kanun'un 28. maddesinde düzenlenen gabin müessesesinin objektif unsurunun mevcut olduğu kabul edilmelidir. Toplum düzenini ve sosyal barışı sürekli olarak sağlayacak gerçek denge, işçi ile işvereni eşit kabul eden bir anlayışla değil bu ilişkinin güçsüz tarafı işçinin belirli ölçüde korunması ile kurulabilecektir. Bu husus Anayasa Mahkemesinin 23.05.1972 tarihli ve 1972/2 Esas, 1972/28 Karar sayılı kararında da "Anayasa'nın 2. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti, sosyal bir hukuk devletidir. Toplumsal devlet güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçek eşitliği ve dolayısıyla toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü devlet demektir." şeklinde ifade edilmiştir. İş hukuku ve iş kanunları, anayasal sosyal devlet ilkesinin işçi işveren ilişkilerinde somut bir biçimde gerçekleşmesinin araçlarını oluşturmaktadır. Ancak iş hukukunda işçinin korunması ilkesine mutlak bir geçerlilik tanınmamakta olup, "sosyal olan" ile "ekonomik olan" arasında hassas dengenin bozulmasından da kaçınılmalıdır (Süzek, Başterzi, s. 21). İş ilişkisinin yukarıda belirtilen özellikleri, işverenin, işçi karşısında ekonomik ve sosyal üstünlüğü ve işçiye ödenmesi gereken alacak miktarını tüm unsurları ile birlikte bildiği dikkate alındığında; edimler arasında "olağanüstü açık oransızlık" oluşturulmasında davalı işverenin, işçinin bilgisizliğinden tecrübesizliğinden veya zorda kalmasından yararlanma kastıyla hareket ettiğinin ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmamaktadır. İş hukukunun temel prensibi gereği işçinin işveren karşısında korunması amacıyla hareket etmekle birlikte hassas dengenin de bozulmasından kaçınılarak edimler arasındaki açık oransızlığın, somut olayımızda olduğu gibi "çok ve olağanüstü açık" olduğu anlaşma belgeleri yönünden, 6098 sayılı Kanun'un 28. maddesinde düzenlenen gabin müessesenin unsurlarının gerçekleştiği kabulü ile arabuluculuk anlaşma belgesinin iptaline karar veren mahkeme kararının onanması gerektiği kanaatinde olmamız sebebiyle bozma yönündeki Sayın Çoğunluğun görüşüne katılamıyoruz.

Atıf: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2024/15068, K. 2025/2580, T. 23.05.1972, www.arakarar.com/karar/yargitay-9-hukuk-dairesi-2024-15068-e-2025-2580-k-0587456155e8