Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2010/6571 E. 2011/6609 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2010/6571
- Karar No
- 2011/6609
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... tarafından, davalı .........., aleyhine 28/01/2004 gününde verilen dilekçe ile haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 03/03/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Davacı, davalı tarafından haksız olarak şikayet edildiğini, bu yüzden kişilik haklarının zarar gördüğünü iddia etmek suretiyle manevi tazminat isteminde bulunmuş, mahkemece, istemin reddine karar verilmiştir. Karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir. Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir. Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır. Somut olayda; davacı, davalının Cumhuriyet Savcılığına verdiği 13.11.2002 tarihli şikayet dilekçesiyle davacının makbuzsuz para topladığı ve zimmete para geçirdiğini iddia ederek şikayetçi olduğunu, yapılan tahkikat sonucunda takipsizlik kararı verildiğini, iddiaların gerçek olmadığını belirterek davalının haksız şikayeti nedeniyle manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalı ise şikayet hakkını kullandığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Yerel mahkemece, iddiaların asılsız olması nedeniyle davanın bir bölümünün kabulüne karar verilmiştir. Davacı hakkında siyasi partiler yasasına muhalefet, zimmet ve tehdit suçundan açılan davada yapılan tahkikat, dinlenen tanıklar, defter ve kayıtlar üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda gelir ve giderlerin bir kısmının belgeye dayanmadığı, bu eylemin Siyasi Partiler Kanunun 69.maddesini ihlal mahiyette olduğu, bir kısım harcamaların bütçe kanununda belirtilen miktarı aştığı halde yönetim kurulu kararı alınmadığı, bu eyleminde Siyasi Partiler Kanununun 70. maddesini ihlal mahiyetinde olduğu, davacının bu eylemlerinden dolayı Dernekler Kanunun 86.maddesi uyarınca ön ödeme önerisinde bulunulduğu ve davacının ön ödemeyi yerine getirdiğinden ve tehdit sucundan da delil bulunmadığından takipsizlik kararı verilmiştir. Davalı hakkında iftira suçundan dolayı acılan davada ilk önce mahkumiyetine karar verilmiş, Yargıtay 4.Ceza Dairesi tarafından yeni TCK hükümlerine göre değerlendirme yapmak üzere karar bozulmuş, daha sonra davalının iftira kastı olmadığı şikayet hakkını kullandığından unsurları oluşmayan suçtan beraatine karar verilmiş yargıtay 4.Ceza Dairesi tarafından zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verilmiş, ve kesinleşmiştir. Dosyaya toplanan delillere göre davacı DYP Niğde Merkez ilçe Başkanı, davalı ise yönetim kurulu üyesidir. Davacının yaptığı bazı harcamalarda makbuz almadığı, yönetim kurulu kararı olmadan harcama yaptığı, aidat aldığında makbuz vermediği anlaşılmaktadır. Davalı davacının usulsüz bu eylemleri nedeni ile şikayet hakkını kullanmıştır. Dava konusu olayın gelişimi ve yukarıda açıklanan ilkeler birlikte değerlendiğinde şikayet için yeterli belirti bulunduğunun kabulü gerekir. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 08/06/2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.