Yargıtay · 4. Ceza Dairesi
Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2009/28217 E. 2010/1239 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2009/28217
- Karar No
- 2010/1239
- Karar Tarihi
Tehdit ve müessir fiil suçlarından sanık ...’nın, 765 sayılı Türk Ceza Kanun’un 191/1, 456/4, 457/1, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun’un 4. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 42,00 ve 288,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair ... 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 23.06.2009 tarihli ve 2002/1511 esas, 2009/589 sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 11.11.2009 gün ve 63869 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.12.2009 gün ve 272035 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi: Tebliğnamede “Mahkumiyete konu suçların kanunda öngörülen cezasının nev’i ve süresine göre, sanık hakkında ... 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 04.03.2003 tarihli ve 2002/1511 esas sayılı kararıyla çıkarılan gıyabi tevkif müzekkeresi ile yakalanarak savunmasının alındığı ... Sulh Ceza Mahkemesinin 30.03.2008 tarihli ve 2008/388 değişik ... sayılı karar tarihleri arasında 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/4. maddesinde öngörülen 5 yıllık dava zamanaşımı süresinin dolmuş bulunduğu cihetle, davanın ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir” denilmektedir. Gereği görüşüldü; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309.maddesinin 1 .fıkrasında “Hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.” hükmü yer almaktadır. Belirtilen maddede düzenlenen olağanüstü yasa yoluna başvurunun ilk koşulu hakim veya mahkeme tarafından verilen karar veya hükmün kesinleşmiş olmasıdır. Henüz kesinleşmemiş karar veya hükümler için bu yasa yoluna başvurulamaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.09.2007 tarih ve 2007/162-177 sayılı kararında “ Karar ve hükümlerde yer alan yasa yolu açıklamalarının, bu yola başvuru hakkı olan kişilere tam bir açıklıkla ifade edilmesi ve yanılgılara sebebiyet verilmemesi yasal zorunluluktur. Anayasanın 4709 sayılı Yasanın 16. maddesi ile 03.10.2001 tarihinde değiştirilen 40.maddesinin 2. fıkrasındaki; “devlet işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.” 5271 sayılı C.Y.Y.’nın 232. maddesinin 6. fıkrasındaki; “hüküm fıkrasında kanun yollarına başvurma ve tazminat istemi olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir. 5271 sayılı C.Y.Y.’nın “eski hale getirme” başlıklı 40. maddesinin 2. fıkrasındaki; “kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de kişi kusursuz sayılır.” hükmü birlikte değerlendirildiğinde, Yasa koyucunun, hak sahibi olanlar yönünden yasa yolunun mercii, biçimi ve süresi bakımından hükmün yeterli olması ve keza her türlü yanıltıcı ifadeden uzak bulunması keyfiyetini önemsediği ortaya çıkmaktadır Yapılacak işlem; yasa yolu açıklamasını, her türlü kuşkuyu kaldıracak ifadeyle sanığa duyuran yasa yolu mercii, süresi ve yöntemini tam bir netlikle ifade eden yeni bir bildirimin, yöntemine uygun meşruhatlı tebligatla gerçekleştirilmesinin sağlanması, gerekmektedir.” denilerek yasa yoluna başvuru hakkının kullanılabilmesini sağlayacak tebligatın içeriği ve yöntemi açıklığa kavuşturulmuştur. İncelenen somut olayda, mahkemece verilen mahkumiyet kararının hüküm fıkrasında, sanık hakkında verilen hükümlerin, C.Y.Y.’nın 305. maddesi uyarınca kesin nitelikte olduğu belirtildikten sonra başvurulacak yasa yolu olarak kanun yararına bozmanın gösterilmesi yanıltıcı niteliktedir. Oysa sanığa tehdit suçundan verilen 7 gün hapis cezası 647 sayılı Yasanın 4. maddesi gereğince paraya çevrilmiştir. Anılan yasa maddesinin 4. fıkrası uyarınca bu hükme karşı temyiz yasa yolu açıktır. Bu aşamada yaralama suçundan kurulan hükmün yasa yararına bozma yoluyla incelenmesi de olanaklı değildir. Yasal düzenlemeler ve Y.C.G.K.’nun içtihadı birlikte değerlendirildiğinde, hükmü temyiz hakkı olup son oturumda hazır bulunmayan sanığa, mahkumiyet kararına karşı başvurabileceği yasa yolunun şeklini, türünü, süresini ve sürenin ne zaman başlayacağını açıkça belirten yeni bir tebligat çıkarılarak, sanığın, yasa yoluna başvuru hakkını kullanmasına olanak sağlanması gerektiği sonucuna ulaşılacağı kuşkusuzdur. Yapılan açıklamalara göre, sanık ... hakkında tehdit ve yaralama suçlarından verilen mahkumiyet kararlarının kesinleştiği ileri sürülemeyeceğinden yasa yararına bozmaya konu olabilecek nitelikte bir hüküm de bulunmamaktadır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yukarıda belirtilen nedenlerle yerinde görülmediğinden, yasa yararına bozma isteğinin REDDINE, 3.2.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.