Yargıtay · 16. Hukuk Dairesi

Yargıtay 16. Hukuk Dairesi 2007/1387 E. 2007/2477 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
16. Hukuk Dairesi
Esas No
2007/1387
Karar No
2007/2477
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Adana 5. İcra Mahkemesi Gerçeğe aykırı beyanda bulunmak suçundan sanıklar ..., ..., ..., ... , ..., ... 'ın ayrı ayrı 600'er YTL idari para cezası ile cezalandırılmalarına, tazminat talebi yönünden ise taleple bağlılık ilkesi gereğince suç tarihi itibarıyla 44.611.666.670 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiliyle davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, yasal süresi içerisinde sanıklar vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairemizin 2005/12851 esas ve 2006/4673 karar sayılı ilamıyla tazminat yönünden kurulan hükme değinilmeden sadece verilen ceza açısından idari para cezalarına karşı Ağır Ceza Mahkemesine itiraz edilmesi gerektiği gerekçesiyle temyiz isteminin reddine karar verilmesi üzerine, sanıklar tarafından verilen 1.11.2006 tarihli karar düzeltme talebinin tazminat yönünden kurulan hükme ilişkin bulunması ve mahallince doğrudan Daireye gönderilmesi gerekmesi karşısında dosyanın sehven C.Başsavcılığına gönderildiği gerekçesiyle dosya Daireye gönderilmiş olmakla, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okunarak; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: Her ne kadar sanıklar vekili tazminat konusunda da temyiz istemleri olmasına rağmen Dairemizin 2005/12851 esas ve 2006/4673 sayılı kararında sadece ceza konusunda inceleme yapıldığını, tazminat yönünden bir hüküm kurulmadığını belirterek karar düzeltme talebinde bulunmuş ise de, Dairemizin anılan kararında zuhulen tazminatla ilgili bir değerlendirme yapılmadığı anlışıldığından karar düzeltme dilekçesinin tazminat ile ilgili karar açısından temyiz istemi olarak kabulü gerekmiştir. Şikayetçi Sadi Özel'in 13.6.2002 tarihinde Adana 9. İcra Müdürlüğünün 2002/3489 esas sayılı dosyası ile borçlu ... hakkında başlattığı icra takibinde, alacaklı vekilinin, borçlu ...'nun alacaklı sıfatı ile takipte bulunduğu Adana 7. İcra Müdürlüğünün 1999/2683 esas sayılı takip dosyasındaki hak ve alacaklarına haciz konulması talebi üzerine Adana 7. İcra Müdürlüğünün 1999/2683 esas sayılı dosya borçluları olan sanıklara İİK'nun 89. maddesi uyarınca gönderilen Birinci Haciz İhbarnamesine anılan dosya borçlusu olan sanıkların süresinde (21.4.2003 tarihinde) itiraz ederek ...'na borçlarının olmadığını belirterek buna ilişkin 5.4.2002 tarihli "ibraname"yi ekledikleri, şikayetçi vekilinin de 21.7.2003 havale tarihli dilekçe ile ibranamenin gerçek olmadığını ileri sürerek sanıklar hakkında şikayette bulunduğu anlaşılmıştır. Uyuşmazlık, ibranamenin geçerli olup olmadığı noktasındadır. Öncelikle "ibra" kavramını açıklamakta fayda bulunmaktadır. "Alacaklının alacak hakkından vazgeçmesine ve bu suretle borçlunun borçtan kurtarılmasına ilişkin bulunan akde ibra denir." Alacak hakkı alacaklının tek taraflı bir vazgeçme beyanı ile sona ermez. (Tekinay/Akman Burcuoğlu/Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, sh:985) İbra sözleşmesinin kurulması için de icap, kabul ve bu iki irade beyanı arasında uygunluk bulunması zorunludur. Ancak borçlunun ibrayı kabul iradesi daima zımnen açıklanmaktadır. Alacaklının irade beyanı kendisine vardığı ve bundan bilgi edindiği halde uygun bir süre içinde sesini çıkarmayan borçlunun Borçlar Kanunu 6. madde kıyasen uygulanmak suretiyle ibraya razı olduğu kabul edilmelidir. İbra sözleşmesinin geçerli olması için ise sadece tarafların bir sözleşme yapmaları ve tarafların bu sözleşme ile alacağı sona erdirmeyi istemeleri yeterlidir. (K.Tunçomağı, Borçlar Hukuka Genel Hükümler, C.İ, İstanbul 1969, sh:681vd) Somut olaya bakıldığında; 5.4.2002 tarihli ibra ile alacaklı ...'nun borçlusu ... Varisleri ..., ..., ..., ..., ..., ... olan Adana 7. İcra Müdürlüğünün 1999/2683 esas sayılı icra dosyası ile yapılan icra takibinden hiç bir alacağının olmadığını.... borçluları ibra ettiğini belirttiği, sözleşmeyi alacaklı ile birlikte borçlu Necip varisleri adına ... ve kefil olarak da ...'nin imzaladığı, icra mahkemesince yürütülen yargılama sırasında 17.12.2004 tarihli duruşmada tanık olarak ifadesine başvuran ...'nun ibranamedeki imzasını inkar etmediği, borçlulardan alacağını tahsil edemediğini, ancak borçlu ...'ın yanında tanımadığı birisi ile çalıştığı işyerine geldiklerini, patronunun manevi etkisi altında kalarak ibra sözleşmesini imzaladığını beyan ettiği, mahkemecede verilen kararda ibranamenin manevi baskı altında imzalandığı yönündeki beyana itibar edilerek gerçeğe aykırı beyanda bulunmak suçundan idari para cezası ile cezalandırılmasına ve tazminat talebinin kabulüne karar verildiği görülmüştür. İbranamenin manevi baskı altında imzalandığına dair alacaklısı ...'nun beyanından başka delil bulunmadığı gibi, ibranamenin düzenlendiği tarih ile ifadesi arasında 2,5 yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen alacağının tahsili yönünde bir girişimde bulunmaması da dikkate alındığında, alacaklı ...'nun beyanına itibar edilmemesi gerekir. İbranamanenin gerçek olmadığı isbat edilememiştir. Mahkemece tazminat talebinin reddi yerine kabulüne karar verilmesi isabetsizdir. Bu nedenle sanıklar hakkında tazminat yönünden kurulan hükmün BOZULMASINA, 26.6.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 16. Hukuk Dairesi, E. 2007/1387, K. 2007/2477, T. 17.12.2004, www.arakarar.com/karar/yargitay-16-hukuk-dairesi-2007-1387-e-2007-2477-k-ddfc4afb0d8c