Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2015/7666 E. 2016/2199 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2015/7666
- Karar No
- 2016/2199
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... .. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 20/12/2006 NUMARASI : 2006/280-2006/89 Taraflar arasında görülen davada ... .. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 20.12.2006 tarih ve 2006/280-2006/89 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin mobilya sektöründe faaliyet gösterdiğini, tanınmış markalara sahip olduğunu, ''...'' ibareli yeni marka başvurularının 556 sayılı KHK'nın 7/1-a,c maddesi uyarınca reddi kararının hukuka aykırı olduğunu, başvuru konusu ibarenin cins, çeşit ve vasıf bildirir nitelikte olmadığı gibi uzunca bir süredir marka olarak kullanılıp ayırtedici niteliğe kavuştuğunu iddia ederek TPE YİDK'in 21.06.2005 tarih ve M 2234 sayılı kararının iptalini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalının 20., 24. ve 27. sınıf mal/hizmetler için yaptığı marka tescil başvurusunun reddine dair MDB kararına itirazının YİDK tarafından da reddedildiği, her ne kadar davalı tarafın red gerekçesinde başvuru ibaresinin ingilizcede rahat, konforlu anlamında kullanıldığı bu itbarla cins, vasıf, çeşit belirtildiği ifade edilmişse de, başvuru ibaresinin ne İngilizcede ne de Türkçe'de anlamının olmadığı, bu itibarla kararın KHK'nın 7/1-a ve c bentleri bakımından hukuka aykırı olduğu, KHK'nın 7/1-b bendi bakımından ise başvuru markasının ayırtedicilik kazandığı ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili, davalı vekili temyiz etmiştir. 1) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Gerek mülga 1086 sayılı HUMK'nın 382 ve devamı maddelerince gerekse yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır ve şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki olmaması gerektiği gibi gerekçe ile hüküm fıkrası arasında da çelişki bulunmaması yasal bir zorunluluk olup, HMK'nın 298/2. maddesinde gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Kararların bu hususlara aykırı oluşturulması mahkeme kararlarına duyulan güveni sarsacağı gibi verilen kararların hukuki denetiminin yapılmasını da olanaksız kılmaktadır. Somut olayda, mahkemenin kısa kararında davanın reddine karar verilmişken, gerekçeli kararda davanın kısmen kabulüne karar verilmekle kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılması doğru görülmemiş, yazılı şekilde çelişkili verilen kararın bozulması gerekmiştir. 2) Bozma neden ve şekline göre, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 29.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.