Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2010/3258 E. 2011/14647 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2010/3258
- Karar No
- 2011/14647
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 19/11/2009 tarih ve 2007/91-2009/510 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı ... A.Ş. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalı ... .....ın maliki, diğer davalı şirketin kiracısı olduğu işyerinde meydana gelen yangın sonucu, müvekkili nezdinde yangın poliçesi ile sigortalı olan işyerinde hasar meydana geldiği, ekspertiz raporu ile tespit edilen 2.465,09 TL tutarındaki hasar bedelinin 31/07/1997 tarihinde sigortalıya ödendiği ve davacı şirketin sigortalısının haklarına halef olduğunu ileri sürerek bu miktarın 31/07/1997 ödeme tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket vekili, müvekkilinin herhangi bir kusuru bulunmadığını, yangının çıkmasına nden olan elektrik tesisatını kullanmadığını, bu tesisatın davacının sigortalısı tarafından kullanıldığını savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı ... ... davaya cevap vermemiştir. Mahkemece, Dairemizce verilen bozmaya uyularak, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre taşınmaz maliki olan davalı ... ...'ın %50 oranında, sigortalı ile diğer davalı ... A.Ş.'nin %25'er oranında kusurlu oldukları, buna göre davacı ... şirketinin talep edebileceği tazminat tutarının 1.848,75 TL olduğu gerekçesiyle davalı ... ... hakkında mahkemece verilen önceki kararın davacı vekilinin temyiz etmemesi nedeniyle kesinleştiğinden, bu davalı yönünden yeniden karar ittihazına yer olmadığına, diğer davalı hakkındaki davanın kısmen kabulüne 1.232,50 TL tazminatın ödeme tarihi olan 31/07/1997 tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Kararı, davalı ... A.Ş. vekili temyiz etmiştir. 1-Dava, işyeri sigorta poliçesine dayalı olarak sigortalıya ödenen tazminatın rücuen tahsili istemine ilişkindir. HUMK.'un 388. maddesine göre; hüküm sonucu kısmında, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Yine aynı Kanun'un 389. maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Öte yandan, hüküm sonucunun tefhim edilerek gerekçeli kararın sonradan belli bir süre içinde yazılması mümkündür. Bu gibi durumlarda HUMK'un 388. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasa'nın 141. maddesi ile HUMK'un yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.4.1992 gün ve 1991/7 esas, 1992/4 sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir. Somut olayda mahkemece kısa kararda, "Davanın kısmen kabulü ile, 1.848,75 TL tazminatın ödeme tarihi olan 31.07.1997 tarihinden itibaren reeskont faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine" şeklinde hüküm kurulmasına rağmen, gerekçeli kararın hüküm kısmında "Davalı ... ... hakkında açılan dava mahkememizin 2002/1174 E, 2005/262 karar sayılı hükümle redddilmiş olup, bu karar davacı tarafında temyiz edilmemekle kesinleştiğinden adı geçen davalı hakkında hüküm ittihazına yer olmadığına, diğer davalı hakkındaki davanın kabulü ile 1.232,50 TL tazminatın ödeme tarihi olan 31.07.1997 tarihinden itibaren reeskont faizi ile davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine" şeklinde karar verildiği anlaşılmıştır. Bu şekilde kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmış olup, bu durum HUMK.'un 388 ve devamı maddelerine aykırılık teşkil ettiğinden hükmün bozulması gerekmiştir. 2-Bozma neden ve şekline göre, davalı ... A.Ş. vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ... A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın bu davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı ... A.Ş. vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalı ... A.Ş'ye iadesine, 31.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.