Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2012/4803 E. 2012/15403 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2012/4803
- Karar No
- 2012/15403
- Karar Tarihi
Mahkemesi :İş Mahkemesi No : 2011/686-2011/812 Davacı, 15.05.1994-01.12.1994 ve 24.09.2008-10.08.2011 tarihleri arasında 2926 sayılı Kanun kapsamında Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalı Kurum vekili, çekişme konusu dönemin daha önce dava konusu yapılıp Aydın İş Mahkemesinin 2008/291 Esas sayılı dava dosyasında kısmen kabul ile sonuçlanıp kesinleştiğini belirterek; davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece; 01.06.1994-01.12.1994 ve 27.09.2008-10.08.2011 tarihleri arasındaki dönemde tarımsal faaliyetin gerçekleştiği belirtilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Eldeki davada uyuşmazlığın çözümü için öncelikle, yargılama hukuku açısından “dava şartı” ile “kesin hüküm” kurum ve kavramlarının temel hukuki esasları üzerinde durulmasında yarar vardır. Ayrıntıları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2003/21-30/57 ve 2012/21-176/382 sayılı kararlarında açıkça belirtildiği üzere; dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında yargılamada bulunabilmesi için gerekli olan şartlardır. Başka bir anlatımla; dava şartları, dava açılabilmesi için değil mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı günde, hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının tamam olup olmadığını kendiliğinden araştırıp, inceler ve bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartları dava açılmasından, hüküm verilmesine kadar varolmalıdır. Dava şartlarının, davanın açıldığı günde bulunmaması yada bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda mahkemece, davanın mesmu (dinlenebilir) olmadığından reddedilmesi gerekir. Dava konusu uyuşmazlığın; daha önce 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 237 ve 6100 sayılı Hukuk Mahkemeleri Kanununun 114/1-i maddelerinde tanımlanan şekilde bir kesin hüküm ile çözümlenmiş olması da dava şartıdır. Bu şart olumsuz dava şartı olarak adlandırılır. Kesin hüküm, hem bireyler için hem de devlet için hukuki durumda bir kararlılık ortaya koyar. Bununla, hukuki güvenlik ve yargı erkine güven sağlandığından kamu yararı ile doğrudan ilgilidir. Hemen belirtilmelidir ki, kesin hükmün amacı; kişiler arasındaki uyuşmazlıkların kesin bir biçimde çözümlenmesidir. Bu amacın gerçekleşmesinde, hem kişilerin hem de Devletin yararı vardır. Çünkü kişiler, uyuşmazlığın kesin bir biçimde sonuçlanması için dava sırasında bütün olanaklarını kullanırlar ve dava sonucunda verilecek kararla artık, bu uyuşmazlığın sona ermesini isterler. Bu açıdan, Devletin de menfaati söz konusudur. Çünkü Devlet, mahkemelerin sınırsız bir biçimde aynı uyuşmazlık (dava) ile sürekli ve yinelenerek meşgul edilmesini istemez. Dava konusu uyuşmazlık hakkında kesin hüküm bulunuyorsa, aynı konuda, aynı taraflar arasında ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir dava açılamaz. Kesin hüküm itirazı, davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkemenin de; (Yargıtay’ın da) davanın her aşamasında kesin hükmün varlığını kendiliğinden gözetip, davayı kesin hükümden (dava şartı yokluğundan) reddetmesi gerekir. Yine kesin hüküm itirazı mahkemede ileri sürülmemiş olsa dahi, ilk defa Yargıtay'da (temyiz veya karar düzeltme aşamasında) ve dahası bozmadan sonra da ileri sürülebilir. Bu bakımdan usulü kazanılmış hakkın istisnasıdır ve tarafların iradesine de bağlı olmayan mutlak bir etkiye sahiptir. O nedenle kesin hükmün varlığının, yargılamanın bir kesiminde nazara alınmamış olması diğer bir kesiminde ele alınmasını engellemez. Maddi anlamda kesin hükmün koşulları 1086 sayılı HUMK’nun 237. maddesinde açıklanmıştır. Birinci dava ile ikinci davanın müddeabihlerinin (konusunun), dava sebeplerinin (vakıaların) ve taraflarının aynı olması maddi anlamda kesin hüküm oluşturur. 6100 sayılı HMK’nun 303/1. maddesi de “Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.” şeklinde benzer bir düzenleme içermektedir. Kesin hükmün ilk koşulu, her iki davanın taraflarının aynı kişiler olması; ikinci koşulu, müddeabihin aynılığı; üçüncü koşulu ise, dava sebebinin aynı olmasıdır. Kesin hükmün ikinci koşulu olan müddeabih, dava konusu yapılmış olan hak, yani dava ile elde edilmek istenilen sonuçtur. Önceki dava ile yeni davanın müddeabihlerinin (konularının) aynı olup olmadığını anlamak için hakimin, eski davada verilen kararın hüküm fıkrası ile yeni davada ileri sürülen talep sonucunu karşılaştırması gerekir. Eski ve yeni davanın konusu olan maddi şeyler fiziki bakımdan aynı olsa bile, bu şeyler üzerinde talep olunan haklar değişikse, müddeabihler aynı değil demektir. Kesin hükmün üçüncü koşulu ise dava sebebinin aynı olmasıdır. Dava sebebi, hukuki sebep olmayıp, davacının davasını dayandırdığı vakıalardır. Öyle ise; her iki davanın da dayandığı maddi vakıalar (olaylar) aynı ise, diğer iki koşulun da bulunması halinde kesin hükmün bulunduğundan söz edilebilir. Kesin hüküm ancak konusunu teşkil eden iddia hakkında geçerli olabilir; bu nitelikteki bir hüküm nedeniyle yeniden söz konusu edilemeyecek olan, hüküm fıkrasında karara bağlanan husustur. Zira hüküm olmayan yerde kesinlik de olamaz. Bu nedenle olumu veya olumsuz olarak karara bağlanmamış olan bir iddia her zaman yeni bir davaya konu yapılabilir. Davacının, 26.09.2008 tarihli dava dilekçesi ile; ilk prim kesintisinin 15.05.1994 tarihinde yapıldığını belirterek 01.06.1994-26.09.2008 tarihleri arasında 2926 sayılı Kanun kapsamında Tarım Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitini istediği, mahkemece 01.12.1994-26.09.2008 tarihleri arasındaki dönem yönünden davanın kısmen kabulüne dair verilen 02.10.2009 günlü ilk kararın davacı tarafından temyiz edilmediği, davalı Kurum vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 29.12.2009 gün ve 2009/16025-19734 sayılı kararı ile "mahkemece; ürün bedelinden son kesintinin 2005 yılında yapıldığı, Ziraat Odası kaydının 30.11.2005, Tarım Satış Kooperatifi kaydının 14.12.2005 tarihinde sona erdiği, Kurum tarafından 01.01.2005-14.12.2005 tarihleri arasında Tarım Bağ-Kur sigortalısı kabul edilen davacının 22.12.2005 tarihli terk formu düzenleyip Kuruma verdiği gözetilmeksizin 26.08.2008 tarihine kadar sigortalılığına karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu" gerekçesiyle yerel mahkemece 26.09.2008 olarak gösterilen sigortalılık tespit sonu tarihinin 01.01.2005 olarak düzeltilmesine karar verilmiş olup, buna göre davacı yönünden kesinleşen sigortalılık süresinin 01.12.1994-01.01.2005 tarihleri arasındaki dönemi kapsadığı çekişmesizdir. Bu durumda ilk dava dosyasında yapılan yargılama sonucunda talep edildiği halde tespit dışı bırakılan ve bilahare 24.08.2011 harç tarihli eldeki dava dilekçesiyle tespiti istenilen 15.05.1994-01.12.1994 tarihleri arasındaki dönem yününden kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekir. Davalı Kurum vekilinin, 27.09.2008-10.08.2011 tarihleri arasındaki döneme ilişkin temyizine gelince; Öncelikle çözümlenmesi gereken; tescile (resen veya istem üzerine) veya prim kesintisine (tevkifata) dayalı olarak başlayan 2926 sayılı Kanun kapsamındaki zorunlu sigortalılığın devamı sürecinde devreye giren ve kabul edilebilir (makul) süreden fazla kesintiye uğrayan Tarım Bağ-Kur sigortalılığının hangi koşullarda yeniden başlayacağına ilişkin hukuksal sorundur. Yargıtay Hukuk Genel kurulunun 14.03.2012 gün ve 2011/10-804 Esas, 2012/152 Karar sayılı ilamında da açıkça belirtildiği üzere, kesintinin makul süreyi aşması durumunda, tarımsal faaliyet aralıksız sürdürülse dahi Tarım Bağ-Kur sigortalılığının yeniden başlayabilmesi için, tescil başvurusu veya prim ödeme ya da ürün teslimatına dayalı prim tevkifatı olgularının gerçekleşmesi zorunlu olup, bu takdirde sigortalılık, başvuru veya prim ödeme ya da kesinti tarihini izleyen aybaşından geçerli olmak üzere yeniden başlayabilecektir. İnceleme konusu davada, davacının sigortalılığının; terk nedeniyle 14.12.2005 tarihinde Kurumca sona erdirildiği, yeniden prim ödemesinin 24.09.2008 tarihinde gerçekleştiği, S.S. 131 Nolu Söke Pamuk Tarım Satış Kooperatifine yapılan ürün satışından dolayı prim tevkifatının 31.10.2009 tarihinde başlayıp 2010 ve 2011 yıllarında devam etteği dava dosyasındaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığından bu döneme ilişkin istemin 01.10.2008-10.08.2011 tarihleri arası için kabul edilmesi gerekirken yazılı şekilde 27.09.2008-10.08.2011 tarihlerini kapsar şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 18.09.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.