Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2012/263 E. 2012/16958 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2012/263
Karar No
2012/16958
Karar Tarihi

Mahkemesi :İş Mahkemesi No :2007/762-2011/928 Davacı, davalıların işlettiği ...adi ortaklığında 01.11.1984 tarihinden 1988 yılı haziran ayına kadar aralıksız çalıştığını iddia ile davalılar tarafından eksik gösterilen çalışmalarının tespitini istemiştir. Mahkemece, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulü ile davacının 01/11/1984-17/02/1986 tarihleri arasında her iki davalının ortak olduğu iş yerinde; 24/05/1986-31/12/1986 tarihleri arasında davalı ... nezdinde sigortalı çalışmaya esas teşkil edecek şekilde fiilen ve kesintisiz çalıştığının tespitine, fazla istemin reddine karar verilmiştir. Hükmün, davalılardan Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi 1-)5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde, re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Diğer taraftan, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi, ya da, çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının, Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile, sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün, Kuruma bildirilmeyerek, sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır. Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2003/21 - 43 Esas, 2003/97 Karar ve 26.02.2003 tarihli kararında ayrıntıları açıklandığı üzere; kural olarak işe giriş bildirgeleri ve ücret ödeme bordroları sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını, ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını, ya da, kesintisiz çalıştığını söylememiş ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin, aksinin, ancak, eş değer de delillerle kanıtlanması gerekmekte olup, tanık sözlerine değer verilemez. Bu halde ise, hak düşürücü sürenin kesinti tarihleri dikkate alınarak, her bir dönem bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecektir. Davaya konu somut olayda; Mahkemenin, her iki davalının ortak olduğu dönem bakımından 17.02.1986 tarihi öncesi ve davalı ...’ın yanında geçirildiği kabul edilen 01.08.1986 tarihi (30.09.1986 varide tarihli işe giriş bildirgesi) sonrası bakımından kabulü yerindedir. Ancak, Mahkemece davalı ...’ın faaliyetinin başladığı tarih olan 24.05.1986 tarihi esas alınarak, davacı adına verilen işe giriş bildirgesinde belirtilen 01.08.1986 tarihi arasındaki süre de kabul edilmiş ise de, bu süre bakımından, hak düşürücü süreyi kesebilecek nitelikte herhangi bir belgenin dosya arasında bulunmadığı anlaşılmakla; Mahkemece, bu sürenin hak düşürücü süreye uğrayıp uğramadığı irdelenmelidir. 2-) Kabule göre de; Hukuk Muhakemeleri Yasasının 294 ve 297. maddelerine aykırı olarak 24.05.1986-30.06.1986 tarihleri arasında 36 gün bulunmasına rağmen, Mahkeme kararında 6 gün yazılmak suretiyle infazda tereddüt oluşturacak şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma sebebidir. Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda, araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre bir karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalılardan Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 01.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/263, K. 2012/16958, T. 01.10.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2012-263-e-2012-16958-k-7402315d55e3