Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2012/22238 E. 2012/26865 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2012/22238
Karar No
2012/26865
Karar Tarihi

Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi No : 2007/132-2012/294 Davacı, davalı ... nezdinde, 11.05.1982-14.09.2005 tarihleri arasında sürekli çalıştığını iddia ile eksik gösterilen çalışmalarının sigortalı çalışma olarak tespitini istemiştir. Mahkemece, hükümde belirtilen gerekçelerle davacının 11/05/1982-14/09/2005 tarihleri arasında davalı belediyede kesintisiz sigortalı olarak çalıştığının tespitine karar verilmiştir. Hükmün, davalılar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1-)5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalı, 506 sayılı Kanunun 79. maddesine 25.08.1999 tarih, 4447 sayılı yasayla eklenen “Ay içinde bazı işgünlerinde çalıştırılmadığı ve ücret ödenmediği beyan edilen sigortalıların otuz günden az çalıştıklarını açıklayan bilgi ve belgelerin işverence prim bildirgelerine eklenmesi şarttır.” düzenlemesi uyarınca, anılan tarih sonrasına ilişkin eksik bildirimlerin dayanağı belgelerin Kuruma ibraz edilip edilmediği de incelenip, aksine durumda Kurumun eksik bildirim nedeniyle resen tahakkuk işlemi gerçekleştirip gerçekleştirmediği yönü araştırılmalıdır. Diğer taraftan, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2003/21 - 43 Esas, 2003/97 Karar ve 26.02.2003 tarihli kararında ayrıntıları açıklandığı üzere; kural olarak işe giriş bildirgeleri ve ücret ödeme bordroları sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını yada kesintisiz çalıştığını söylememiş ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin, aksinin, ancak, eş değer de delillerle kanıtlanması gerekmekte olup tanık sözlerine değer verilemez. Bu halde ise hak düşürücü sürenin kesinti tarihleri dikkate alınarak her bir dönem bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecektir. Davaya konu somut olayda, Mahkemece davacının, kesintisiz olduğunu iddia ettiği çalışmasının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. Davacı adına 06.04.1983 tarihli ve 15.02.1984 tarihli işe giriş bildirgelerinin bulunduğu ve hizmet döküm cetvelinde de 11.05.1982 tarihinden 1994 Yılı ilk dönemine kadar aralıklı bildirimlerin yapıldığı anlaşılmakta ve davacının 03.03.1982 tarihli ve 04.04.1983 tarihli dilekçesinde mevsimlik işçi olarak çalışmak istediğini bildirdiği anlaşılmaktadır. Davalı Belediyenin ise, 11.05.1982 ve 05.04.1983 tarihli Encümen kararlarına göre, davacıyı geçici işçi olarak işe aldığı görülmektedir. Davacının Hizmet cetvelinde ise 11.05.1982’den 01.12.1985 tarihine kadar davalı Belediyeden girişleri ve çıkışlarının bildirildiği anlaşılmakta olup, bu giriş ve çıkışlar dikkate alınarak davacının kesintili çalışıp çalışmadığı, yine çalışmasının mevsimlik olup olmadığı ve hangi işleri kapsadığı, su arıza servisinde çalıştığını beyan eden davacının Belediyenin ilgili şefliğinde görev belgelerinin olup olmadığı, yaptığı işler bakımından arıza bildirim veya giderim formları bulunup bulunmadığı hususlarında yeterince araştırma yapılmamıştır. Diğer taraftan davacının bildirim yapılan sürelerinin tekrar tespitinde hukuki yararının olmadığı dikkate alınarak, 1994-2000 yılları arasında geçen dönem bakımından davalı ... tarafından kuruma bildirilen sürelerin Mahkemece dışlanarak, eksik kalan sürelerde davacının çalışıp çalışmadığı hususunda yöntemince araştırma yapıldıktan sonra bu sürelerin tespiti yönünde karar verilmelidir. Mahkemece davacının, kesintisiz olduğunu iddia ettiği çalışmasının gerçekliği ve ispatı bakımından, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla; yazılı belgelerin tümü temin edildikten sonra,dava konusu dönemde davacı ile birlikte çalışan ve davaya konu sürenin tamamında çalıştığı belirlenebilen nitelikte işverenin bordrolarında kayıtlı kişiler ile, aynı yörede komşu işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler kolluk marifeti ile saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir. Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre bir karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davalılar avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde davalılardan ...'na iadesine, 24.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/22238, K. 2012/26865, T. 24.12.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2012-22238-e-2012-26865-k-d2453d1db15f