Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2012/11882 E. 2012/22917 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2012/11882
Karar No
2012/22917
Karar Tarihi

Mahkemesi :İş Mahkemesi No : 314-198 Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalılar avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1-) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalılar vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-) Dava dışı farklı işverenler adına tescilli işyerlerinden 26.12.2002 – 01.04.2006 döneminde 506 sayılı Kanuna tabi zorunlu sigortalılığı bulunan davacının istemi, 01.01.1999 – 28.02.2009 tarihleri arasında davalı işverene ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmaların tespitine ilişkin olup, mahkemece yapılan yargılamada talep kısmen kabul edilerek 15.01.2000 – 29.01.2009 dönemine yönelik süre hüküm altına alınmıştır. Davanın yasal dayanağı; 01.01.1999 – 01.10.2008 dönemi yönünden 506 sayılı Kanunun 79. maddesinin onuncu fıkrası, 01.10.2008 – 28.02.2009 dönemi bakımından ise 5510 sayılı Kanunun 86. maddesinin dokuzuncu fıkrasıdır. Anılan maddelerde, yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak (5) yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının göz önünde bulundurulacağı açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden maddeyle getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Buna göre; ilgili kişi hakkında işe giriş bildirgesi düzenlenmediği, düzenlenmesine karşın yasal hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, sigortalılık bildirimini içeren dönemsel sigorta primleri bordrosunun/aylık prim ve hizmet belgesinin hazırlanmadığı veya anılan süre içerisinde Kuruma teslim edilmediği, sigorta priminin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde Kurum görevlilerince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre içerisinde yargı yoluna başvurması zorunludur. Bununla birlikte önemle vurgulanmalıdır ki, değinilen kuralın tek istisnası, kamu kurum ve kuruluşlarında gerçekleşen hizmete ilişkin olarak, Kuruma aktarılmasa dahi işveren tarafından ödenen ücret/maaş üzerinden sigorta primi kesintisi yapılması olgusudur. Bir başka anlatımla, sözü edilen niteliğe sahip işyerinde çalışanların kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin de belgelere dayandırılması asıl olduğundan, yukarıda açıklanan durumların hiçbiri gerçekleşmemiş olsa da Kuruma aktarılmamasına karşın işverence ilgiliye ödenen ücret/maaş üzerinden sigorta primi kesintisi yapıldığı takdirde hak düşürücü süreye ilişkin hüküm uygulanamaz. Belirtilmelidir ki, uygulama yapılırken, hizmetin ara vermeksizin kesintisiz gerçekleştiği durumlarda, çalışmanın sona erdiği (işten çıkış yapıldığı) yılın sonuna karşılık gelen 31 Aralık gününden başlayarak (5) yıllık sürenin hesaplanması gerekmektedir. Değinilen yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında 06.04.2011 tarihinde açılan dava değerlendirildiğinde; hakkında yukarıda belirtilen olgular söz konusu olmayan davacının 01.01.1999 – 26.12.2002 dönemine yönelik isteminin, dava 31.12.2002 tarihinden itibaren (5) yıl içerisinde açılmadığından hak düşürücü süre nedeniyle dinlenemeyeceği belirgin olduğu gibi, farklı işverenlere ait işyerlerinden adına bildirim ve prim ödemelerinin gerçekleştirildiği 26.12.2002 – 01.04.2006 dönemindeki çalışma iddiasının da kanıtlanamadığı anlaşılmaktadır. Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O hâlde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan TRT Gen. Müd.'ne iadesine, 22.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/11882, K. 2012/22917, T. 22.11.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2012-11882-e-2012-22917-k-cc8b02c50765