Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2012/11035 E. 2012/26401 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2012/11035
- Karar No
- 2012/26401
- Karar Tarihi
Mahkemesi :İş Mahkemesi No :361-129 Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Dava, davacının 01.02.2006 - 13.01.2009 tarihine kadar (30.01.2008 - 10.04.2008 tarihleri hariç) kesintisiz olarak geçtiği iddia edilen hizmetlerinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, yapılan araştırma neticesinde, davacının talep tarihi olan 01.02.2006 tarihinde 1033053 sigorta sicil numaralı işyerinde çalışmasının bulunduğu, farklı işyerlerinden olsa bile, 13.01.2009 tarihine kadar çalışmalarının eksiksiz olarak kuruma bildirildiği, 30.01.2008-10.04.2008 tarihleri arasında davacının zaten bir talebinin bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, hüküm eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olup, dosyadaki mevcut deliller davacının işvereninin kim olduğunu tam olarak ortaya koymamakta, mahkemenin bildirilmeyen eksik gün olmadığı yönündeki tespit kararının da hatalı olduğunu göstermektedir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında, davacının 2006-2009 yılları arasında geçtiğini iddia ettiği çalışmalarının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla; mahkemece davacının işverenin açıkça dava edilen işverenlerden hangisi olduğunun tespiti yoluna gidilmediği, gerekçede belirtildiği gibi dosya kapsamında davacının talep tarihi olan 01.02.2006 tarihinde 1033053 sigorta sicil numaralı işyerinde çalışmasının bulunduğuna ilişkin bir kaydın bulunmadığı görüldüğünden, öncelikle davacının fiili ve gerçek şekilde çalıştığı işverenin kim olduğu, hizmet cetvelinde gözüken bildirimlerin hangi davalılara ait olduğu tespit edilmeli, akabinde gerçek işverinin dava dilekçesinde talep edilen tarihleri kapsar işe giriş bildirgeleri, aylık sigorta primleri bildirgeleri, ücret bordroları, dönem bordroları, aylık prim ve hizmet belgeleri, kurum müfettişleri tarafından yapılan teftişe ilişkin tutanaklar ve diğer kayıtları celbedilmeli, davacı tarafından bildirilen ve davalı işyerinde çalışmış olup olmadıkları anlaşılamayan tanıkların beyanları ile yetinilmeyerek, davacının çalışmaları hakkında bilgi sahibi olabilecek, kuruma bildirim yapılmayan dava konusu dönemde davacı ile birlikte çalışan ve işverenlerin bordrolarında kayıtlı kişiler ile gerektiğinde, aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı, sonradan dinlenen tanık beyanları ile daha önce dinlenen tanık beyanları arasında çelişki oluşması halinde, bu çelişki giderilmeye çalışılmalı, bunun dışında sigortalının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu gereğince araştırılmalı, böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir. Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 20.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.