Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/8531 E. 2012/10929 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2011/8531
- Karar No
- 2012/10929
- Karar Tarihi
Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi No :37-18 Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davalı ... müdürlüğü yönünden taraf ehliyeti bulunmadığından davanın reddine, diğer davalılar yeminden davanın kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davalılardan ... Başkanlığı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Davacı, 15.07.2002-24.2.2009 tarihleri arasında Hükümet Konağında temizlikçi ve kaloriferci olarak çalıştığının tespitini istemiş. Mahkemece, davacının, 24.02.2004 ile 24.02.2009 tarihleri arasında hükümet konağında çalıştığının tespitine karar verilmiştir. Husumet konusu Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 187. maddesinde yer alan ilk itirazlardan olmadığından davanın her aşamasında ileri sürülebilir. Taraflarca ileri sürülmese dahi gerek mahkemece, gerekse Yargıtay'ca, tarafların bu yönde bir savunmasının olup olmadığına bakılmaksızın kendiliğinden göz önünde tutulur. Öte yandan, taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneğidir. Taraf ehliyeti, Medeni Hukuktaki medeni haklardan istifade (hak) ehliyetinin Medeni Usul hukukunda büründüğü şekildir. Kimlerin taraf ehliyetine sahip bulunduğu Medeni Kanuna göre belirlenir (HUMK m.38, TMK m.8 ve m.48). Buna göre, medeni haklardan istifade (hak) ehliyeti bulunan her gerçek (TMK m.8) ve tüzel (TMK m.48) kişi, davada taraf olabilme ehliyetim de sahiptir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.12.2007 tarih ve 2007/5-972 Esas, 2007/972 Karar sayılı ilamı) Bu yönde, 5442 sayılı II idaresi Kanunu'nun 27. maddesine göre ilçede Hükümetin temsilcisi olan kaymakamlık. Devlet tüzel kişiliğine (İçişleri Bakanlığına) bağlı olup, ayrı tüzel kişiliği bulunmadığı için, davada taraf ehliyetine sahip değildir. Hal böyle olunca, kaymakamlığa karşı açılacak davaların kaymakamlığın bağlı bulunduğu İçişleri Bakanlığına karşı açılması gerekir. Bu yasal gerekliliğe karşın, kaymakamlığa karşı dava açılırsa; dava, kaymakamlığın taraf ehliyeti (tüzel kişiliği) olmaması nedeniyle reddedilemez. Çünkü davacının amacı Devlet tüzel kişiliğini (içişleri Bakanlığını; dava etmektir. Davacı, davasını yanlış kuruma yöneltmekle, hasımda değil, temsilci de yanılmış olmaktadır. Bu durumda, temsilcide yanılgıya ilişkin yanlışlık düzeltilerek davaya İçişleri Bakanlığına karşı devam edilmesi gerekir. Açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde; temsilcide yanılma sonucu tüzel kişiliği bulunmayan Başkale Kaymakamlığına husumet yöneltilerek açılan eldeki davada; Mahkemece, husumet yöneltilmesi sağlanacak olan içişleri Bakanlığına dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğ edilerek; bu davalının göstereceği deliller de gözetilerek, karar verilmelidir. 2-Davacı, uyuşmazlık konusu dönemlerde, Hükümet Konağı'nda temizlik işlerinde çalıştığını ve kalorifercilik yaptığını, bir kısım ücretinin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından ödendiğini iddia etmektedir. Mahkemece, öncelikle işverenliğin kime ait olduğunun belirlenmesi gerekir. 506 sayılı Yasanın 2. maddesinde bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar sigortalı sayılmışlardır. Hizmet akdi, öğretide de kabul edildiği gibi iş görme, bağımlılık ve ücret unsurlarından oluşmaktadır. Burada söz konusu olan iş, ekonomik bakımdan iş olarak değerlendirilebilen her türlü çalışmayı ifade etmektedir. Mahkemece, öncelikle, vakıf tarafından yapılan ödemelerin, ücrete dayalı olup olmadığı araştınlmalıdır. Davacıya yapılan ödemelerin ücrete dayalı olduğunun ve hizmetlerin de vakıf dışındaki işyerinde gerçekleştiğinin anlaşılması durumunda; davacının çalışmalarının, diğer kamu kurumundan aldığı talimatlar doğrultusunda, yani, bağımlılık ilişkisi içinde gerçekleştirdiği, bu sırada vakfın, yapmış olduğu yardım karşılığında davacıyı çalışmaya sevk ettiği gözetilmeli; gerçekte, vakfın anılan yardımı, karşılıksız bir sosyal yardım olması gerekirken, dava konusu olayda, bu ödeme için bir karşılık mevcut olup; bu halde, anılan ödemenin sosyal yardım niteliği ortadan kalkmakta ve davacının söz konusu çalışmalarının karşılığını oluşturmaktadır ki, bu durumda, bahse konu ödemeyi ücret olarak nitelendirmek mümkün olur. Bu durumda yapılacak değerlendirmede, vakfın, 4857 sayılı İş Kanununun 7.maddesinde düzenlenen geçici iş ilişkisi kavramı içerisinde, davacıyı davalı işyerlerine iş görme edimini yerine getirmek üzere geçici olarak devrettiği, bu tür ilişkilerin üç kişinin yani işçi, onun iş akdiyle bağlı olduğu işveren ve bu işverenle geçici işçi sağlama sözleşmesi yapan diğer (geçici) işverenin iradeleriyle oluşan üçlü bir ilişkiye dayandığı, bu ilişkiye dayanılarak işçinin yapmakta olduğu işe benzer işlerde çalıştırılması koşuluyla başka bir işverene iş görme edimini yerine getirmek üzere geçici olarak devredilebildiği, bu bağlamda, gerçek işverenin vakıf olduğu, işin görüldüğü yerin vakfa ait olmamasının bu durumu değiştirmeyeceği; anılan düzenlemede yer alan, "...Geçici iş ilişkisi altı ayı geçmemek üzere yazılı olarak yapılır, gerektiğinde en fazla iki defa yenilenebilir..." hükmü ile aynı maddede yer alan geçici iş ilişkisinin kurulabilmesi için, işçinin "devir sırasında yazılı rızasını alma" koşullarının bulunmamasının vakıf ile sigortalı arasında devam eden varsayımsal (farazi) bağımlılık sebebiyle sigortalılık haklarını etkilemeyeceği düşünülerek, davacının iş görme edimini başkasına sunmasının anılan bağımlılık ilişkisine zarar verebilecek yoğunluğa ulaşıp ulaşmadığı incelenmeli ve farazi bağımlılık ilişkisinin varlığını koruduğu sürece, davacının vakıfa bağlı sigortalılığının süreceği gözetilmelidir. Mahkemece, işveren sıfatının kime olduğu araştırılarak, gerektiği takdirde husumetin işverene yöneltilmesi sağlanmalı, dava konusu dönemde, hükümet konağında çalışan diğer çalışanların beyanlarına başvurulmalı, gerekirse, hizmet tespiti davalarının niteliği gereği resen delil araştırması yapılmalı ve çalışıldığı iddia edilen süreler yönünden kuşkuya yer verilmeyecek şekilde hüküm oluşturulmalıdır. Yukarıda açıklanan maddî ve hukuki esaslar gözetilmeden, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı biçimde karar verilmesi, usul ve yasaya aykın olup, bozma nedenidir. O halde, davalılardan ... Başkanlığı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 07.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.