Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/15385 E. 2012/24840 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2011/15385
Karar No
2012/24840
Karar Tarihi

Mahkemesi :İş Mahkemesi No :740-408 Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalı Kurum vekili ile davalılar ..., ..., ...ve ... vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Davacı, önceleri davalılar ... ve ... tarafından, sonra tasfiye edilmiş olan ve bir kısım davalıların ortağı olduğu ... İnşaat Tur. Gıda Teks. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından işletilen ve daha sonra da davalı ...’na devredilen lokanta işyerinde garson olarak 01.03.1984- 01.02.2003 tarihleri arasında kesintisiz çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiş, Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanunun geçici 7/1’inci maddesi uyarınca uygulama alanı bulan mülga 506 sayılı Kanunun 79’uncu maddesidir. Bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına ilişkin davalar kamu düzeni ile ilgili olup, resmi belge ve yazılı delil esas ise de; ispatı için özel bir usul öngörülmemiştir. Bu kapsamda; işverenle sigortalı arasındaki işçilik alacaklarının tahsiline ilişkin davada verilmiş ve kesinleşmiş karar hizmet tespiti davasında güçlü delil mahiyetindedir. Öte yandan; anılan maddenin 10’ncu fıkrası(eski 8) hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen veya Kurumca tespit edilemeyen çalışmaların, sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesi amacıyla açılacak davaların, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içinde açılması gerekir. 506 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte beş yıl olan hak düşürücü süre 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunla on yıla çıkarılmış, ancak 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunla tekrar beş yıla indirilmiştir. Kural olarak; sigortalı işe giriş bildirgelerini ve ilgili belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını söylememiş ise, işe giriş bildirgesinin varlığı çalışmanın kesintili olduğunun kabulünü ve hak düşürücü sürenin buna göre belirlenmesini gerektirecektir. Davaya konu somut olayda; davacının 01.01.1998 tarihi öncesi herhangi bir bildirimi bulunmamaktadır. Davalıların ortağı olduğu şirket nezdinde 01.01.1998 tarihinde işe başladığına ilişkin imzalı işe giriş bildirgesi ile 01.05.2000 tarihine kadar kısmi bildirimleri bulunmaktadır. Üstelik yine davacının imzasını taşıyan 01.05.2000 tarihli ibranamede işe giriş tarihi işe giriş bildirgesi ile uyumlu şekilde 01.01.1998 olarak gösterilmiştir. Ayrıca davacının davalılardan... nezdindeki çalışmalarının da 17.09.2002 tarihinden 01.02.2003 tarihine kadar kısmi olarak bildirildiği, dosya kapsamındaki imza incelemesinin dava dışı bir şahsa ait olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle; Mahkemece hükme esas alınan işçilik alacağı dosyasının kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak, davacının imzasını içeren söz konusu belgeler yönünden; imzanın kendisine aidiyeti sigortalı tarafından kabul edilenler ile inkâr edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelemesiyle saptananlardan, yine sigortalı tarafından hata-hile-ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksini eşdeğerde delillerle kanıtlanması için davacıya delilleri sorulup toplanmalı, dönem bordrolarında yer alan ve davalılara ait işyerinde çalışan diğer sigortalılar ve aynı yörede komşu veya benzer işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı ve bordrolara geçmiş kişiler saptanarak beyanlarına başvurulmalı, deliller hep birlikte değerlendirilip hak düşürücü süre ve çalışmanın süre ve niteliği bu deliller ışığında takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir. Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden eksik araştırmaya bağlı yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde karar verilmesi, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalı Kurum vekili ile davalılar ..., ..., ...ve ... vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan ..., ..., ...ve ...'e iadesine, 07.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/15385, K. 2012/24840, T. 07.12.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2011-15385-e-2012-24840-k-2ee1e9b20007