Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2011/13563 E. 2012/2109 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2011/13563
- Karar No
- 2012/2109
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : ELATMANIN ÖNLENMESİ VE ECRİMİSİL Taraflar arasında görülen davada; Davacı, kayden maliki bulunduğu 107 ada 3, 4, 5 parsel sayılı imar parsellerini davalının sera yapmak suretiyle işgal ettiğini ileri sürüp, elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil istemiştir. Davalı, dava konusu cam seraların babası tarafından kadastro parseli üzerine yapıldığını, imar uygulaması ile seraların tecavüzlü hale geldiğini bildirip, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, verilen kesin süre içinde muhtesat bedelinin yatırılmadığı gerekçesiyle, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinin reddine, ecrimisil isteğinin esasten reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ...'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü. -KARAR- Dava, imar parseline el atmanın önlemesi, yıkım ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. Mahkemece, kesin süre içerisinde muhtesat bedelinin yatırılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 107 ada 3,4 ve 5 parsel sayılı taşınmazlarda davacının mirasbırakanı ... ...'un imar uygulaması sonucu malik olduğu, ...'in ölümü üzerine taşınmazların davacının da aralarında bulunduğu mirasçılarına intikal ettiği, davalının ise başka imar parsellerinde paydaş kılındığı, davalının bu hakkının mirasbırakanı ... ...'nin paydaşı olduğu 139 no'lu kadastral parselden geldiği, bilirkişi raporuna göre 139 sayılı kadastral parsel üzerine yapılan seraların imar uygulaması sonucu davacının iştiraken maliki olduğu imar parsellerine tecavüzlü halde bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda olayda 3194 sayılı Yasanın 18. maddesinin uygulanması gerekeceği kuşkusuzdur. Bilindiği üzere; yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüz'ün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf ... üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus M.K.nun 684. maddesinde açıkca vurgulanmıştır. Ne varki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı Yasanın l605 sayılı Yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3l94 sayılı İmar Kanununun l8. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş, bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece, yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı yada ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece, bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar, eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır. Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır. 298l sayılı Yasanın 3290 sayılı Yasa ile değişik l0/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir. Gerçekten, bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşaa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi ... ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur. Davalının, kaim bedel ödeninceye kadar taşınmazı yasanın verdiği yetkiye dayanarak kullandığı kabul edilmelidir. Bu durumda, kaim bedel ödenmeden önceki dönem için davalının fuzuli şagil sayılamayacağı gözetilerek, ecrimisil isteğinin reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davacının bu yöne ilişkin temyiz itirazının reddine. Ne var ki, mahkemece 26.10.2010 tarihli oturumda davacıya, belirlenen kaim bedeli mahkeme veznesine depo etmesi için 20 günlük kesin süre verildiği ve duruşmanın 21.12.2010 tarihine talik edildiği, davacının 20.12.2010 havale tarihli dilekçe ile mahkemeye başvurarak, "sürenin son günü olan 15.11.2010 tarihinin Kurban Bayramının Arife günü olup Bakanlar Kurulu Kararı ile idari tatil edilmesi nedeniyle Kurban Bayramının bitimi olan 22.11.2010 günü kaim bedel yatırılmak istenmişse de mahkemece kabul edilmediği" ifade edilerek yeniden süre istendiği görülmektedir. Hemen belirtilmelidir ki, kesin süre taraflarca yapılacak iş ve işlemlerin sürüncemede kalmaması amacıyla getirilmiş bir müessese olup, somut olayda, davacının bedeli yatırmaya yönelik davranışları dikkate alındığında, belirlenen önelde öngörülen bedeli yatırmaması makul ve kabul edilebilir bir nedene dayandığı anlaşıldığından, bu sebeple davanın reddi yönünde karar verilmiş olması doğru değildir. Hal böyle olunca, yıkımı istenen muhtesatın kaim bedelinin mahkeme veznesine depo edilmesi için davacıya yeniden süre verilmesi, önel ve kesin önele rağmen yatırılmazsa davanın reddedilmesi, anılan bedel yatırıldığı takdirde el atmanın önlenmesi ve yıkım isteğinin kabulü, her iki halde ecrimisil isteğinin reddi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davacının bu yöne ilişkin temyiz itirazaları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.