İlk Derece Mahkemesi · İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/839 E. 2026/290 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2025/839
Karar No
2026/290
Karar Tarihi

T.C. İstanbul Anadolu 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/839 Esas KARAR NO : 2026/290 DAVA : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 19/09/2025 KARAR TARİHİ : 31/03/2026

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekilinin dava dilekçesini özetle; Müvekkilinin, -------- Mahallesi --------- Köyü -------- Mevkii ------- ada --------- parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, müvekkil ile davalı arasında, bahse konu taşınmaz üzerinde 3178 kWp DC kurulu güce sahip olacak şekilde "---------" akdedilmesi hususunda görüşmelere başlandığını, davalının bu kapsamda; 25.11.2022 tarihli TEKLİF ini paylaştığını ve akabinde ise taraflar arasında 01.12.2022 tarihli "----------" akdedildiğini, taraflar arasındaki sözleşmeye göre, davalı tarafça anahtar teslim bir arazi montaj tipi "----------" yapılacak ve bunun --------- tarafından kabulü sağlanarak nihayetinde 14 ay içerisinde elektrik enerjisi üretimine başlayacağını, sözleşme bedeli 175.000.000,00-TL. + KDV olduğunu, davalı, -------- ---------- tarafından geçici kabulünü takiben, yaklaşık 75.000.000,00 TL. + KDV tutarında bir adet ve akabinde bakiye yaklaşık 100.000.000,00 TL. + KDV için 48 ay eşit taksitte fatura düzenleyeceğini, bu faturaların hiçbirisinin müvekkili açısından bir ödeme yükümlülüğü doğurmayacağını, müvekkilinin sadece sözleşmenin 10.2 maddesindeki "iş bedelleri"ni yani üretilecek elektrik enerjisi birim bedellerini 48 ay süresince ödeyeceğini, taraflar arasındaki sözleşme; adeta "yap-işlet-devret" modeli olarak adlandırılabilecek bir ilişkiyi esas aldığını, böylece, taraflar açısından "sürekli edim doğuran" bir düzleme öngörüldüğünü, buna göre, tesisin işletilmeye başlamasını takip eden 48 ay boyunca, tesisin üreteceği elektrik miktarı üzerinden yine sözleşmenin 10.2 ve devamında düzenlenen "İş Bedeli" formülüne göre her ay bulunacak bedel, müvekkile fatura edilecek ve ödemesi yapılacağını, sözleşmenin 14.1.1 maddesine göre müvekkil davalıya, 25.000.000,00 TL. Bedelli bir adet teminat mektubu vereceğini, bu teminat mektubunun; davadışı --------Ş. tarafından elektronik ortamda düzenlenerek davalıya verildiğini, ipoteğin, tek taraflı bir işlem olmayıp resmi senede bağlanan bir sözleşme ile akdedildiğini, nitekim TMK 856/son; 871/son; 873/2, 882/son maddelerinde sürekli olarak sözleşmeden bahsedildiğini, yani temelde bir sözleşmeye dayandığını, ipotek sözleşmesi, ipotek borçlusunun alacaklı lehine ipotek hakkı kurma borcu altına girdiği ve alacaklının da borçludan ipotek hakkını kurmasını talep etme hakkına sahip olduğu alacağı teminat alma amacı güden borçlandırıcı bir sözleşme olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin 14.2 maddesi açıkça "ipotek sözleşmesi yapma vaadi" olarak değerlendirilebileceğini, bu düzenlemeye göre, taraflar arasında ipotek sözleşmesinin imzalanmaması, tescilinin sağlanmaması durumunda sözleşmenin imzalanmamış yani hiç doğmamış olacağının düzenlendiğini, ancak sözleşmede öngörülen bu süre zarfında, taraflar arasında ipotek sözleşmesi imzalanmadığı gibi herhangi bir tescil de sözkonusu olmadığını, Ticari pratikte --------- projeleri, yabancı para (genellikle Amerikan Doları) üzerinden yapıldığını, kıstas ise, anahtar teslim kurulu gücüne göre tesisin kapasitesinin belirli bir USD kuru ile çarpılmasına göre hesaplandığını, bulunacak bu bedel üzerinde bazı etkenler/değişkenler (+/- )fark yarattığını, ancak somut olayda, dava konusu --------- değerinin belirlenmesinde; Panellerin yaşı, verimlilik oranları ve genel durumu, Inverterlerin durumu ve kullanım süreleri, montaj yapıları, kablolama ve diğer bileşenlerin durumu, --------- geçmişteki enerji üretim verileri, yapılan bakım ve onarımlar, ---------- bulunduğu arazinin durumu ve özellikleri, elektrik şebekesine bağlantı durumu ve ulaşım kolaylığı, ikinci el pazarında benzer sistemlerin fiyatları, ikinci el --------- olan talep ve mevcut arz durumu, ikinci el sistemin maliyeti ile yeni bir sistemin maliyeti arasındaki fark, ikinci el sistemin enerji üretim kapasitesine göre geri dönüş süresi, Güneş ışığı alma süresi ve yoğunluğu, enerji üretim verimliliği, kullanılmış olan teşvikler ve destekler, işletme maliyetleri, bakım giderleri ve olası vergi yükümlülüklerinin nazara alınmasının kaçınılmaz olduğunu, bu tutardan ise, müvekkilinin bu zamana kadar, -------- olmasaydı ödeyeceği elektrik bedeli ile davalıya ödediği farkın mahsubunun gerekeceğinin açık olduğunu, bir an için aksi kanaatte yani sözleşmenin yürürlükte olduğuna kanaat getirse bile, sözleşmeye müdahalesi kaçınılmayacağını, tesisin ilk kez 18.02.2025 tarihli Geçici Kabulün ardından üretime başladığını, her ne kadar fiziki çok eksik olmasına karşın, mevzuat gereği iş sahibinin geçici kabule imza atması gerektiğinden müvekkilinin, öncesinde davalıya KEP üzerinden gönderdiği yazı ile geçici kabulü ihtirazi kayıtla imzalayacağını bildirdiğini, yani şerh düştüğünü, bir an için sözleşmenin ayakta ve bağlayıcı olduğu düşünülse bile, hakimin olaya müdahalesi, 10.2.3 maddeyi yorumlaması ve faturaların bu yoruma göre düzenlenmesi gerekeceğinin açık olduğunu, bunun yanında, sözleşmenin bir an için ayakta olduğu ve bağlayıcı olduğu kabul edilse bile, davalının ---------- anahtar teslim etmesi için geçen süredeki gecikmesi müvekkilin zararına sebep olduğunu, davalı, sözleşme öncesi görüşmelerin ardından müvekkiline verdiği 25.11.2022 tarihli teklif dosyasında, projenin 14 ayda bitirileceğini taahhüt ettiğini, işin, teklifte belirtilen tarihte bitirileceğine inanan müvekkilinin, sözleşmede "iş bitimi ile ilgili açık bir düzenleme" bulunmaması veya 14 aylık bitirme taahhüdünün aksine bir düzenleme olmaması üzerine sözleşmeyi 01.12.2022 tarihinde tereddütsüz imzaladığını, bunun üzerine müvekkilinin davalıya sürekli sahayı teslim alması konusunda ısrarcı olduğunu, sözleşmede, iş bitirme ile ilgili süre bulunmaması, davalının işi dilediği sürede yapacağı şeklinde yorumlanmayacağını, TBK nun eser sözleşmesine ilişkin az yukarıda değindiğimiz özel hükümleri, gerekse TMK nun iyiniyet/dürüstlük kuralları gereği davalının herhangi bir savsamaya ve gecikmeye mahal vermemesi gerekeceğinin açık olduğunu, kaldı ki, tarafların iyiniyet, dürüstlük görevi sözleşme öncesi dönem için de bağlayıcı ve geçerli olduğunu, sözleşmeye göre, davalı müvekkilin aynı zamanda vekili konumunda olduğunu, taşınmaz üzerinde davalı lehine tesis edilmiş herhangi bir ipotek görülmediğini, sözleşmenin imzalanmamış sayılmasına dair hükmünün, devreye girdiği açıkça gözlediğini, müvekkilin ekonomik/mali açıdan, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre yapılacak bir tasfiye bakiyesini nakden ve defaten ödeme gücüne sahip olduğunu, takdiren teminatsız veya uygun görülecek bir teminat mukabilinde; davalı tarafından düzenlenecek faturaların ödenmesinin tedbiren durdurulmasını, davalı bankaya teslim edilmiş bulunan, ------- -------- tarafından düzenlenmiş bulunan Seri No:-------- -------- ------- ------- ---------- E-Mektup No: --------- olan teminat mektubunun tazmin edilmesinin veya tazmin talebine bulunulması durumunda adı geçen Banka tarafından ödenmesinin tedbiren durdurulmasına karar verilmesini, davalı tarafından iş bedeli faturası/makbuzu/dekontu düzenlenmesinin, düzenlenecek iş bedeli faturası/makbuzu/dekontu ödenmesinin tedbiren durdurulmasına, davalı bankaya teslim edilmiş bulunan, ------- --------- tarafından düzenlenmiş bulunan Seri No: -------- E-Mektup No: --------- olan teminat mektubunun tazmin edilmesinin veya tazmin talebine bulunulması durumunda adı geçen Banka tarafından ödenmesinin tedbiren durdurulmasına, taraflar arasında imzalanmış olan 01.12.2022 tarihli "---------- taraflar açısından imzalanmamış sayılacağının, sözleşmenin geçerli olmadığının, taraflar arasında bağlayıcı ve hüküm/sonuç doğurmaya elverişli olmadığının tespitine, buna bağlı olarak tarafların bu zamana kadar yerine getirdikleri edimlerin, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre tasfiyesine ve müvekkil tarafından davalıya yapılan yersiz ve fazla ödemelerden şimdilik (takas/mahsup sonucu bakiye olup olmayacağı belli olmadığından belirsiz) 300.000,00 TL.nın herbirisinin fiili ödeme tarihinden itibaren --------- tarafından ilan edilen ticari avans faizi ile davalıdan tahsili ile müvekkile ödenmesine, davalının, --------- projesinin imal ve tesliminde sorumluluklarını ihlal (hat uzaması, maliyet artışı, hatalı/eksik ve kusurlu işler vb.) nedeniyle uğranılan zararlardan şimdilik (fazlaya dair her türlü hak saklıdır) ve ayrıca --------- projesinin imal ve tesliminde, 14.04.2024 tarihinden sonra meydana gelen gecikmeler nedeniyle uğranılan zararlardan şimdilik (fazlaya dair her türlü hak saklıdır) ve hatalı hesaplamalarla tek taraflı oluşturduğu iş bedelleri (ödeme istemleri) nedeniyle fazladan ve yersiz yapılan ödemeler nedeniyle uğranılan zararlardan şimdilik (fazlaya dair her türlü hak saklıdır) toplam 2.000.000,00 TL.nın, davalıdan yukarıda 3/a ve 3/b maddelerinde yazılı kalemler için 18.02.2025 tarihinden, 3/c de yazılı iş bedelleri ödemelerinde ise her bir ödemeden itibaren hesaplanacak ticari avans faizi ile tahsili ile müvekkiline ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına, lehine vekalet ücreti verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle: davacı ---------Ş. tarafından, müvekkil -------Ş.’ye karşı açılan huzurdaki dava kapsamındaki dava dilekçesi, 23.09.2025 tarihinde şirketimize tebliğ edildiğini, dava dilekçesi haksız, mesnetsiz ve hukuka aykırı talepler içermekte olup davaya karşı cevaplarımızı, sayın mahkemece verilen 26.09.2025 tarihli süre uzatım kararı kapsamında süresi içinde sunuyor, haksız davanın reddini talep ettiklerini, dava yetkili mahkemede açılmadığını, sözleşmenin 23.6. maddesinde açıkça ------- mahkemelerinin yetkili olacağı kararlaştırılmış olup sayın mahkmenizce yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, dava belirsiz alacak davası olarak açılamaz nitelikte olup davacı’nın belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararı bulunmadığını, talep sonucunda yer alan talepler, dosyada mübrez arabuluculuk son tutanağının kapsamı dışında yer aldığını, davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı’nın talep sonucu müphem olup talep sonucunun açıklattırılması, aksi halde davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı, -------- e. dosyası ile “gecikme nedeniyle tazminat davası” ikame ettiğini, derdest dosya ile mükerrer talepler içermekte olup davanın derdestlik nedeniyle, dava şartı yokluğundan reddedilmesi gerektiğini, davacı’nın sözleşme’nin hükümsüz olduğuna yönelik iddiası kötü niyetli olduğunu, davacı’nın bu iddiayı sonradan ileri sürmesi açıkça “hakkın kötüye kullanılması” ve “dürüstlük kuralına aykırılık” oluşturmakta olup bu iddiaya dayanarak sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade talep edilebilmesi mümkün olmadığını, davacı’nın, sözleşme’deki birim fiyat artışına ilişkin iddiaları, hukuka ve hayatın olağan akışına aykırı olup kabulü mümkün olmadığını, davacı’nın, sözleşmeye konu tesisin tesliminin süreye bağlandığına ilişkin iddiaları hukuka ve sözleşme hükümlerine aykırı olduğunu, davaya konu sözleşme’nin ifasında gecikildiği iddiası gerçek dışı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte davacı’nın, müvekkilden kaynaklandığını iddia ettiği gecikmenin kendi ihmal ve kusuru sebebiyle gerçekleştiği kabul edilmesi gerektiğini, bahse konu gecikme iddiası kapsamında müvekkile hiçbir kusur yükletilemeyeceğini, sözleşme gereği “gecikmeden kaynaklı sorumluluk" davacıya ait olduğunu, davacı’nın sözleşme kapsamında “zarara uğradığına" ilişkin iddiası asılsız olduğunu, ispat yükü davacı tarafta olduğunu, davacı, uğradığını iddia ettiği zararın varlığını ve miktarını ispat edemediğini, bu itibarla davacı’nın terditli olarak ileri sürdüğü tazminat talebinin kabulü mümkün olmadığını, davacı yanın kötü niyetli olduğunu, kişinin kendi kusur ve ihmaline dayanarak tazminat talep etme hakkı bulunmadığını, mahkemenizin yetkisizliğine, davanın öncelikle dava şartı yokluğundan usulden reddine, davacı’nın talep sonucunun açıklattırılmasına aksi halde davanın usulden reddine, mükerrer talepler yönünden dosyanın tefrik edilerek davanın reddine, ihtiyati tedbir kararının usul ve esas yönünden hukuka aykırı olması nedeniyle kaldırılmasını talep etmiştir.Davacı vekilinin cevaba cevap dilekçesinde özetle: davalının yetki itirazı yerinde olmadığını, davalının belirsiz alacak davası açılamayacağına dair itirazı yerinde olmadığını, terditli dava, hmk 111 maddesinde düzenlendiğini, davalının yüklenici/vekil sorumluluğunu yerine getirmeyen davalıdan, bahse konu dava tarihine kadar olan gecikmeler nedeniyle uğranılan zararların giderimine yönelik olduğunu, bahse konu davada, sözleşmenin hükümsüzlüğünün ileri sürülmemiş olması, eldeki davada bu iddianın ileri sürülemeyeceği anlamına gelmediğini, ortada bir "eser"in varlığı yadsınamaz bir gerçek olduğunu, sözleşmenin "hükümsüzlüğünün tespiti"nin istenmesi, tüm maddi vakıaların inkar edilmesi değil aksine bu maddi vakılara bağlanan hukuki sonuçların, hükümsüz kalan sözleşmeye göre değil hukukun genel prensiplerinden olan "sebepsiz zenginleşme" hükümlerine göre tasfiyesine ilişkin olduğunu, "geçersizlik" ile "hükümsüzlük" arasındaki farka değinmek gerekir. taraflar, sözleşme serbestisi ilkesi kapsamında imzaladıkları sözleşmenin, "işbu sözleşme imzalanmamış kabul edilecek ve yürürlükten kaldırılacaktır." ifadesi nedeniyle bir tür "hükümsüzlük" hali kabul ettikleri açıktır. bu ise mahkemece resen nazara alınması gerektiğini, sözleşmenin ortadan kaldırılacağına dair açık bir düzenleme barındırdığı gerçeği bir yana, müvekkilin sözleşmeyi böyle bir sebep olmasaydı bile her zaman fesih edebileceği, bu yönde irade açıklayabileceği kabul edilmesi gerektiğini, davalının müvekkili sözleşme ile bağlı kılmaya zorlaması irade özerkliğine açıkça aykırı olduğunu, sözleşme ve içeriği, tarafların tamamen özgür iradelerinin bir ürünü olduğunu, sorun bahse konu, "bozucu şart"ın varlığı veya yokluğu değildir. sorun, taraf iradelerine uygun olarak hukuk sistemi açısından artık yok sayılan böyle bir sözleşmeye tarafların bağlı kalmaya zorlanıp zorlanamayacakları ile ilgili olduğunu, üstelik davalı, ipotek tesis edilmediği halde sözleşme edimlerine (gecikmeli ve kusurlu olarak) neden devam ettiğini de açıklayamadığını, taraflar söz konusu bozucu şartın sonuçlarını etksizileştirecek, bozucu şartın gereklerinin ifasına zarar verecek her türlü tutum ve davranıştan kaçınmak zorunda olduklarını, müvekkilin koşulun gerçekleşmesini dürüstlük kuralına aykırı olarak engellediğinin iddia ve ispat edilemediği olayda, şartın gerçekleştiğinin (ipoteğin kurulduğunun) ve sözleşmenin ayakta olduğunun iddia edilemeyeceğini, davalının, hiçbir eksik/gecikmeli iş yapmadığına ve iş bedellerini doğru hesapladığına dair cevaplarının kabulü yerinde olmadığını, davalı sürecin başından bu yana, bir vekilin göstermesi gereken özen ve sorumluluğu gösterdiğini iddia ve ispat edemediğini, davalı yanın cevap dilekçesinde ileri sürdüğü savunmalarını kabul etmemekle ve haklı davamızın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekilinin ikinci cevap dilekçesini özetle; Davacının mahkememizin yetkili olduğuna yönelik iddiasının hukuka aykırı olduğunu, yetki itirazları bulunmadığını, yetkisizlik kararı verilmesini, davacının cevaba cevap dilekçesinde talep sonucunda yer alan taleplerin dosyada mübrez arabuluculuk son tutanağını kapsamı dışında yer aldığı olgusuna cevap vermediğini, davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı dilekçelerindeki iddia ve savunmaları kapsamında talep sonucunu açıkça kavuşturmadığını, davanın bu haliyle talep sonucunun müphem oluşu ve derdestlik sebepleriyle usulden reddi gerektiğini, davacının sözleşmenin yürürlükte olmadığına yönelik iddialarının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup bu hususun cevap dilekçelerinde sunulan Yargıtay kararları ile sabit olduğunu, bu iddiaya dayanarak sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca iade talep edilebilmesinin hukuken mümkün olmadığını, davacı tarafın sözleşme kapsamında tüm süreçler hakkında açık ve yazılı olarak bilgilendirildiğini, davacının birim faiz artışına ilişkin olarak ileri sürdüğü iddiaların hukuki dayanaktan yoksun olup, kabul edilemeyeceğini, davacının tesisin tesliminin belirli bir süreye bağlandığına ilişkin iddiasının sözleşme hükümleri ve fiili durumla bağdaşmadığını, sözleşmede tesisin tesliminin süreye bağlandığına ilişkin bir düzenleme bulunmadığını, müvekkilinin sözleşme çerçevesinde edimlerini ifa etmek kapsamında gecikmeden söz edilecekse bu gecikmenin davacıdan kaynaklandığını, davacının sözleşme kapsamında zarara uğradığına ilişkin iddiasının asıl ve mesnetsiz olduğunu, mahkemenin yetkisizliğine, davanın öncelikle arabuluculuk dava şartı yokluğundan usulden reddine, davacının talep sonucunun açıklattırılmasına aksi halde davanın usulden reddine, mükerrer talepler yönünden dosyanın tefrik edilerek davanın reddine, dilekçelerinde ifade ettikleri maddi olgular ile mahkemece gözetilerek sair nedenler çerçevesinde esastan reddine, ihtiyati tedbir kararının usul ve esas yönünden hukuka aykırı olması nedeniyle kaldırılmasına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı yana tahmiline karar verilmesini talep ve beyan etmiştir. Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470. ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, her iki davada da taraf ve taraf sıfatlarının aynı olduğu, her iki davada da uyuşmazlığın taraflar arasında akdedilen 01.12.2022 tarihli ---------- kaynaklandığı anlaşılmaktadır.HMK 166/2 maddesinde;" Davalar, ayrı yargı çevrelerinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ise bağlantı sebebiyle birleştirme ikinci davanın açıldığı mahkemeden talep edilebilir. Birinci davanın açıldığı mahkeme, talebin kabulü ile davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren, bununla bağlıdır." şeklinde düzenlenmiştir. Yine aynı kanunun 166/4 maddesinde; "Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır." hükmünü içermektedir. Tarafları ve taraf sıfatları aynı olan her iki davada uyuşmazlığın 01.12.2022 tarihli --------- kaynaklandığı, dolayısıyla biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunduğu, bu hali ile davalar arasında bağlantı bulunduğu, her iki davada da uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak usuli işlemlerin benzer nitelikte olduğu, dolayısıyla her iki davanın birlikte görülmesinde taraflar yönünden de hukuki yarar bulunduğu gibi birleştirme kararının usul ekonomisine uygun düşeceği, mahkemece birleştirme hususunda takdirin mahkememize bırakıldığı hususları nazara alındığında iş bu dava doyasının ---------- Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi açıklandığı üzere; 1-İşbu dava dosyasının HMK 166/2 maddesi uyarınca hukuki ve fiili bağlantı nedeni ile --------- Esas sayılı dava dosyası ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, yargılamanın bundan sonra ilgili dava dosyasında yürütülmesine, 2-Birleştirme kararının HMK 166/3 maddesi gereği --------- Asliye Ticaret Mahkemesi'ne bildirilmesine, 3-Esasın bu şekilde kapatılmasına, Dair, tarafların yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde dilekçe ile başvurulacak İSTİNAF yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ ile verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 31/03/2026

Atıf: İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2025/839, K. 2026/290, T. 31.03.2026, www.arakarar.com/karar/istanbul-anadolu-9-asliye-ticaret-mahkemesi-2025-839-e-2026-290-k-6ecdba9738e8