İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/39 E. 2025/1064 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/39
- Karar No
- 2025/1064
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/39 Esas KARAR NO : 2025/1064
DAVA : 5464 S.K. Uy.Tacirlere Verilen Kurumsal Banka Ve K.Kartlarından Kaynaklanan (5411 S.K. 142/1 Hariç) (Alacak) DAVA TARİHİ : 22/05/2023 KARAR TARİHİ : 27/11/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 12/12/2025
Bakırköy ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası dosyasında görevsizlik kararı verilerek dosyanın Bakırköy .... ATM'ye tevdi edildiği, Bakırköy .... ATM'nin ... Esas sayılı dosyasıyla görevsizlik kararı verilerek dosya mahkememize gönderilmiştir.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde ÖZETLE;Temlik eden ... Bankası Anonim Şirketi ile imzaladıkları 01/06/2015 tarihli kredi sözleşme gereği borcunun ödenmemesi üzerine temlik eden şirket tarafından borçlulara 11/01/2016 tarihinde ... Yevmiye Numaralı ihtarname keşide edilmiş olup, borcun ödenmemesi üzerine ... Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi, ... , ... aleyhine İstanbul .... İcra Dairesi ... E. (ESKİ ESAS: ... ) Sayılı dosyası 22/01/2016 tarihinde ilamsız (sözleşme alacağından kaynaklanan) icra takibi, ... Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi, ... Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi aleyhine İstanbul .... İcra Dairesi ... (ESKİ ESAS: ... ) ve İstanbul .... İcra Müdürlüğü ... E. Sayılı dosyaları ile kambiyo icra takibi, ... Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi ve .. Sanayi Ticaret Limited Şirketi aleyhine İstanbul .... İcra Dairesi .. E. (ESKİ ESAS: ... ), İstanbul .... İcra Müdürlüğü : ... E. Sayılı dosyaları ile kambiyo icra takibi başlatıldığını, icra takiplerinin başlatılmasından bu yana borcun ödenmediğini, ... icra dosyasının şahsi borçlusu olduğunu, ...'nun ..., ... Ve ... (...) ... adına 3 çocuğu bulunduğunu, borçlu ... sanayi ve ticaret limited şirketi (kadıköy vergi dairesi / ..) dosyanın şahsi borçlusu ...'nun tek hissedarlı olarak kurmuş olduğu şirket olduğunu, işbu şirket üzerinden borç altına girilmiş akabinde, alacaklıları ızrar kastı ile aralarında organik bağ bulunan davalı şirketin tüzel kişilik şemsiyesi altına saklanarak muvazaalı olarak faaliyetlerine devam ettiğini, borçlu ... Sanayi Ticaret Limited Şirketi'nin şahsi borçlu ...'nun kızı ... (...) ... ve eşi (...'nun damadı) .... hissedarlğında kurulmuş olan şirket olduğunu, borçlu ... Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi, borçlu ...'unun oğlu ... tarafından tek hissedarlı olarak "... Mahallesi ... Köyü Yolu blv. no:4" adresinde kurulduğunu, davalı (namı müstear) şirket de işbu borçu ... Şirletinin kurulmuş olduğu "... Mahallesi ... Köyü Yolu blv. no:4" adesinde kurulduğunu, davalı (namı müstear) ... Sanayi Ticaret Limited Şirketi, borçlu ... Şirketinin kuruluş adresi olan "... Mahallesi ... Köyü Yolu Blv. no:4" adresinde, icra dosyası borcunun doğumundan ve hatta icra takibinin başlatılmasından sonra 10/11/2017 tarihinde borçlu ... Şirketinin kurucu ortağı ...'ın Kardeşi ... tarafından tek hissedarlı olarak kurulduğunu, yani davalı (namı müstear) ... Şirketi, borçlu ...'nun damadı olan aynı zamanda borçlu ... Şirketinin de kurucu ortağı olan ...'ın kardeşi ... tarafından borcun doğumundan sonra tek hissedarlı olarak diğer borçlu şirket olan ... Şirketinin kurulduğu "... Mahallesi ... Köyü Yolu Blv. no:4" adresinde kurulduğunu, davalının borçlular ile aralarındaki organik bağ nedeniyle, davalı ... Sanayi Ticaret Limited Şirketi ve ... borçluların nam-ı müstearı olarak kabul edilmesi gerektiğini, davalı ... Sanayi Ticaret Limited Şirketi ve ... borçludan ayrı bir kişiliğe sahip olmadığı, borçlu ile organik bağlantılarının olduğunu belirterek ... Sanayi Ticaret Limited Şirketi'nden ve ...'dan fazlaya ilişkin talepleri saklı kalmak kaydıyla 4.000.000,00 TL alacağın davalıdan tahsilini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde ÖZETLE; Davacı HMK 120. madde gereği yatırması gereken harcı yatırmamıştır. Buna gerekçe olarak da Bankacılık Kanununun 143. Maddesini göstermişse de, iş bu madde davacı şirketi harç ödemekten muaf tutmamaktadır. Bankacılık Kanunu 143. Maddede Varlık Yönetim Şirketlerinin yargılama giderlerinden muaf olmadığını, müvekkilleri ile davacı arasında yapılmış bir işlem ve bununla ilgili düzenlenmiş bir kağıdın bulunmadığını, bu nedenle HMK'nin 120/1’inci maddesi uyarınca davacı yargılama harçlarını dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorunda olduğunu, harçlar Kanununun 32’nci maddesi uyarınca yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağını, somut olayda davacının harçtan muaf olmadığı halde başvurma ve peşin harç alınmaksızın yargılamaya devam edilmesinin usul ve kanuna uygun olmadığını, hal böyle olunca 492 Sayılı Harçlar Kanununun 30’uncu ve 32’nci maddeleri uyarınca harç yatırılmadan müteakip işlemler yapılamayacağından eksik harcın tamamlanması için davacıya verilecek kesin süreden sonra süresinde harç ikmali yapılmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiğini, bu sürede harç tamamlanırsa yargılamaya devam edilerek işin esasına girilmesi gerektiğini, dava dilekçesinde ... Şirketinin, borçlu ...'unun oğlu ... tarafından tek hissedarlı olarak "... Mahallesi. ... Köyü Yolu Blv. No:4" adresinde kurulmuş olduğu, icra dosyası borcunun doğumundan ve hatta icra takibinin başlatılmasından sonra 10/11/2017 tarihinde aynı adreste ... Şirketi'nin kurucu ortağı ...'ın kardeşi ... tarafından tek hissedarlı olarak ... Sanayi Ticaret Limited Şirketi'nin kurulmuş olduğu beyan edilerek huzurdaki davanın açıldığını, davaya konu icra takibinin borçlusu haciz tutanağında da yer aldığı gibi ..., ... ve ... Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi''nin olduğunu, müvekkilleri ile illiyet bağı kurulmaya çalışılan dava dışı ... Şirketinin davaya konu borçla hiçbir ilgisinin olmadığını, müvekkillerine husumet yönetilmesinde hukuki yarar mevcut olmayıp davanın hukuki yarar yokluğundan reddinin gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla huzurdaki davanın açılış tarihi itibariyle zamanaşımına uğramış olduğunu bu sebeple davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, hukukta tüzel kişiliğin varlığı asıl olup borcun yükümlüsü olan bir tüzel kişilik bulunmakta iken bu tüzel kişiliğin malvarlığının alacaklarının zararına olarak kötüye kullanılması durumu iddia edilip kanıtlanmadığında şirketin ortaklarına ya da başka bir şirkete karşı bu borçtan dolayı husumet yöneltilemeyeceğini, huzurdaki davada tüzel kişilik ortaklarının sorumluluğuna gidilmeden müvekkillere husumet yöneltilmesine itiraz ettiklerini, müvekkillerine yöneltilmiş olan iş bu davanın husumet yönünden reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davacının mal kaçırma riskinin bulunduğu ileri sürerek müvekkillerinin mallarının üzerine ihtiyati haciz konulmasını talep ettiğini, huzurdaki davada davacı şirketin müvekkillerinden alacağı bulunmadığını, davacının müvekkilerinden alacağını ispat edecek bir delil sunmadığını, bu nedenle müvekkillerinin malları üzerinde ihtiyati haciz uygulanmasının mümkün olmayacağını, Huzurdaki davanın nam-ı müstear iddiasına ilişkin olduğunu davacı, müvekkillerinin perde şirket ve şahıs kullandığını ileri sürdüğünü ancak iş bu iddia hukuki mesnetten yoksun olduğunu, müvekkili şirket ile müvekkili ...'ın, kredi sözleşmesinde borçlu ve kefil bulunan şahıslarla hiçbir yönden ilgisinin bulunmadığını, müvekkillerinin hiçbir zaman dava dışı ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin gerek yönetiminde gerek hissedarı olarak yer almadığını, kredi sözleşmesindeki kefillerin de hiçbir zaman müvekkil şirketin gerek yönetiminde gerek şirkette hissedar olarak yer almadığını, müvekkilleri ile borçlular arasında bağlantı bulunmadığını, tüm bunlarla birlikte nam-ı müstear davası muvazaaya dayalı bir dava olduğunu, müvekkilleri ile borçlular arasında muvazaa bulunmadığını, nam-ı müstear olarak kullanılan bir şirketin gerek ortakları arasındaki hisse devirleri gerek yaptıkları işler yönünden muvazaalı olması gerektiğini, muvazaa bulunduğunun kabul edilebilmesi için işlemi yapan kişiler arasında birinci dereceden yakınlık bulunması gerektiğini, icra takibi başlatılan borçlular ile müvekkileri arasında birinci dereceden akrabalık bağı bulunmamakla birlikte aralarında hisse devirleri de olmadığını, bu nedenle nam-ı müstear iddiası müvekkilleri yönünden kabul edilemeyeceğini, Kredi borçlusu ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin kurulmuş olduğu adres "... Caddesi ... Sokak ... Apt. NO:17 K:2 D:5" olup, şu an ki kayıtlı adresi "... Mah. ... Cad. ... Apt. NO:65 D:2" adresi olduğunu, müvekkili şirketin kuruluş adresinin ise ... Mah. ... Köyü Bulvarı No:4/1 Sultangazi/İstanbul adresi olup şu an ki adresinin ... Mah. ... Cad. ... İş Merkezi Blok No:12 İç Kapı No:307 Bağcılar/İstanbul adresi olduğunu, borçlu şirket ile müvekkili şirketin faaliyet göstermiş olduğu adreslerin farklı olduğunu, bir diğer yandan ise borçlu şirketin faaliyet konusunun "Kara yolu yük nakliyat komisyoncularının faaliyetleri" iken, müvekkili şirketin faaliyet konusu "Taş, kum, çakıl, mıcır, kil, kaolin vb. inşaat malzemeleri toptan ticareti" şeklinde olduğunu, müvekkili şirket ile borçlu şirketin faaliyet konularının farklı olduğu da göz önünde bulundurulduğunda; borçlu şirketin gizli tutmak kastıyla sözleşmeleri kendi hesabına müvekkili şirkete yaptırmasının söz konusu olmadığını, 03.05.2023 tarihli haciz tutanağında ...'nun yalnızca yardımcı olmak için müvekkili şirkete geldiğini beyan etmesi müvekkili şirketi nam-ı müstear olarak kullandığı anlamına gelmediğini, Müvekkili ...'ın da borçlularla bağlantısının bulunmadığını, davacı şirket vekili sıfatıyla fiili hacze gelen Av. ...; ofiste çalışan ...'e kendisini mali polis olarak tanıttığını, yanında bulunan icra memuru ve polis memurları ile haciz mahalinde tanıklara söz hakkı tanımadan, hatta tanıklardan ...'ı zorla haciz mahallinden uzaklaştırarak, ...'in kadın olmasından yararlanılan kolaylıkla haciz mahallindeki dosyalarda, bilgisayarlarda bizzat arama yaptığını, haciz mahallindeki dosyalarda yer alan evrakların ve haciz mahallinin fotoğraflarını çektiğini. ... San. Tic. Ltd. Şti. yetkilisini telefonla aramak istediğinde ise davacı vekili ve beraberinde gelen 2 adet polis memuru kamu görevlisi sıfatını kullanarak ...'in şirket yetkilisini telefonla aramasını engellediklerini, avukatlık mesleğini icra etmek amacıyla ...'in yanında bulunmak isteyen diğer meslektaşının ise davacı vekilinin isteği üzerine şüpheli iki polis memuru tarafından haciz mahallinden zorla çıkartıldığını, bu süreçte tanık ... karşılaştığı sert ve hakkaniyete aykırı tutum sebebiyle sinir krizi geçirdiğini söz konusu tutanakta yer alan beyanları bile okuyamadığını, . bu sebeple hukuka aykırı fiillerle oluşturulmuş ...'in imzasını taşımayan haciz tutanağının delil olarak kabul edilmesine itiraz ettiklerini, ... kendisine geldikten sonra gerçeğe aykırı beyanlarla oluşturulmuş olan haciz tutanağını görmüş, davacı vekili ve beraberinde gelen 2 adet polis memurunun eylemleri sebebiyle görevi kötüye kullanma suçundan cezalandırılması amacıyla savcılığa şikayette bulunduğunu, söz konusu şikayete ilişkin soruşturma Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı ... Esas sayılı dosya ile görüldüğünü, mahkemece gerekli görülmesi halinde müvekkili şirketin ticari defterleri, banka hesapları, taşınır ve taşınmaz malları, bu malların nasıl elde edildiği incelendiği takdir de müvekkili şirketin nam-ı müstear olmadığını, ayrıca müvekkil ...'ın ekonomik durumunun oldukça iyi olan bir aileden geldiğini, mal kaçırma işleminin arkasında muvazaalı bir işlemin bulunmasının gerektiğini, ancak müvekkillerinin icra dosyası borçlularıyla hiçbir muvazaalı işlemi olmadığını, ispat yükünün bu bağlamda davacıda olduğunu, Ayrıca müvekkili şirketin 16.11.2017 tarihinde kurulduğunu, borçlu şirketin ise 10.04.2010 tarihinde kurulduğunu, iki şirket arasında kuruluş tarihleri bakımından yakınlık bulunmaması, müvekkili ...'ın geçmişten günümüze kadar ki maddi durumundan anlaşılabileceğini, tüzel kişi ile ortaklarının ya da birden fazla tüzel kişi şirketi birbirinden ayrı olan çalışma alanlarının ve malvarlıklarının birbirine karışması halinde tüzel kişilik perdesinin kaldırılması mümkün olabileceğini, aksi bir durum borç ilişkilerinin nispiliği ilkesine aykırı olacağını, müvekkili şirketin ve müvekkili ...'ın malvarlıkları ile borçluların malvarlıklarının birbirine karışmadığını, nam-ı müstear istisnai bir teori olduğundan dar yorumlanması gerektiğini, borçlular ile müvekkilleri arasında muvazaalı hiçbir işlem bulunmadığını, müvekkili şirket ile borçlu şirketler arasında iltibasa sebep olan bir isim benzerliği bulunmadığını, müvekkili şirket sektöründe kendi adıyla bilindiğini, müvekkilleri ile borçlular arasında organik bağ bulunmadığını, davacının iddiası hukuki mesnetten yoksun olduğunu, bu sebeplerle davanın reddini yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ile alacağın tahsili davasıdır. İş bu dava, Bakırköy ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasında açılmış, mahkemece uyuşmazlık konusunun mutlak ticari dava niteliğinde olması nedeniyle görevsizlik kararı verilmiş ve kararın kesinleşmesine müteakiben dosyanın Bakırköy .... ATM'ye tevzi edildiği, Bakırköy .... ATM'nin ... Esas sayılı dosyasıyla da ihtisas mahkemesi olması nedeniyle dosyanın mahkememize gönderildiği ve iş bu esasa kaydı yapıldığı anlaşılmıştır.
Somut olayda kredi alacağını temlik alan davacı şirket tarafından, tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak dava dışı borçlu şirket ve gerçek kişilerden olan alacağın davalı şirket ve gerçek kişiden tahsili talep edilmiştir. Dolayısıyla taraflar arasındaki uyuşmazlık; dava dışı borçlular ile davalı şirket ve özel kişi arasında organik bağ olup olmadığı, davacının alacağının tüzel kişilik perdesinin aralanması yoluyla şirkete veya şirket ortağı ve yetkilisine başvurulup başvurulamayacağı, iktisadi birlik mevcut olup olmadığı ve nihayetinde kredi alacağının tahsili noktasında toplanmaktadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesi uyarınca;" Bu kanunun 4'üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, dava konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." 6235 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 3'üncü maddesinin birinci fıkrasına eklenen cümle ile, "Dava şartı olarak arabuluculuk, Madde 18/A - (1) İlgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine aşağıdaki hükümler uygulanır. (2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılmadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması halinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." Somut olayda Bakırköy .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... esas ve ... görevsizlik karar ilamı ile Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... esasına kaydedilen işbu dosyanın ... esas ... sayılı ilamı ile gönderme ilamı ile mahkememize tevzi edildiği, mahkememiz esasına 14/01/2025 tarihinde kaydedildiği, 6102 sayılı yasanın 5/A maddesi uyarınca söz konusu talebe ilişkin davanın dava şartı olarak arabuluculuğa tabi işlerden olduğu ve dava açılmadan evvel arabulucuya başvurulmasının somut olay bakımından zorunlu olduğu ve bunun aynı zamanda 6100 sayılı HMK gereği dava şartları arasında sayıldığı görülmekle birlikte mahkememiz 06/11/2025 tarihli celse (2) nolu ara kararı ile ''Asliye Hukuk Mahkemesince görevsizlik kararı verilmesi akabinde arabuluculuğa başvurduğuna dair arabuluculuk belgelerinin mahkememize sunulmasının istenilmesine, buna ilişkin ihtarlı davetiye çıkartılarak 2 haftalık kesin süre verilmesine, 2 hafta içerisinde bu hususta cevap verilmediği takdirde arabuluculuk başvurusunda yapmadıklarının kabul edileceğinin tebliği ile ihtarına,'' şeklinde ara karar tesis edildiği, ihtara rağmen verilen kesin süre içerisinde tutanağın mahkememize sunulmadığı anlaşılmıştır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafça asliye hukuk mahkemesinde dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmadığı gibi görevsizlik kararı verildikten sonra ve dosyanın görevli olan mahkememiz esasına kaydedilmesinden önce de arabuluculuğa başvurulmadığı dosya kapsamından sabit olduğundan, dava şartı arabuluculuk sürecinin hiç işletilmediği tartışmasız olup, davanın TTK 5/A-1 maddesi uyarınca dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddi gerektiği sonucuna ulaşılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. (Emsal İçtihat Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2024/3170 E 2025/1085 K sayılı ilamı) HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın arabuluculuk dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL karar harcının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Dosyada yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara verilmesine, Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal sürede İstinaf Başvuru hakları olduğu hatırlatılarak verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.27/11/2025
Başkan ... e-imzalı Üye ... e-imzalı Üye ... e-imzalı Katip ... e-imzalı