İlk Derece Mahkemesi · Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 2025/380 E. 2026/108 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
- Esas No
- 2025/380
- Karar No
- 2026/108
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/380 Esas - 2026/108
T.C. " TÜRK MİLLETİ ADINA" ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ K A R A R
ESAS NO : 2025/380 KARAR NO : 2026/108
DAVA : Marka ... kararı iptali DAVA TARİHİ : 01/09/2025 KARAR TARİHİ : 23/03/2026 Yazım Tarihi: 02/04/2026 İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde ÖZETLE: Davacı taraf, dava ve replik dilekçelerinde özetle; 2018 yılından bu yana 35 ve 43. sınıf hizmetler kapsamında faaliyet gösterdiğini ve bu faaliyetleri çerçevesinde kullandığı “...” markasını davalı ... nezdinde tescil ettirdiğini, “...” ibaresini içeren stilize ve renkli markanın ... sayı ile tescilli olduğunu ve bu marka üzerinden kazanılmış haklarının bulunduğunu, markanın asli unsuru korunarak seri marka yaratma amacıyla siyah-beyaz stilize “...” şekil markasının ... sayı ile yine aynı hizmetler bakımından tescili için başvuruda bulunulduğunu, davalı ... tarafından söz konusu başvurunun “yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” başta olmak üzere 35 ve 43. sınıf hizmetlerin bir kısmı açısından SMK’nın 5/1(b) ve 5/1(c) maddeleri uyarınca kısmen reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, zira davacı firmanın daha önce tescil edilmiş “...” markasının aynı hizmetler bakımından ayırt edici bulunarak tescil edildiğini ve bu durumun dava konusu edilen ... kararı ile açıkça çeliştiğini, dava konusu kararda belirtildiğinin aksine “...” ibaresinin yalnızca İtalyanca’da “...” anlamına geldiği varsayımına dayanılarak tanımlayıcı kabul edilmesinin yerinde olmadığını, kaldı ki İtalyanca dilinin ülkemizde ilgili tüketici kitlesi tarafından yaygın olarak bilinen bir dil olmadığını, yabancı dildeki kelimelerin anlamlarının tüketiciler nezdinde yaygın olarak bilinmediği hallerde bu ibarelerin tanımlayıcı sayılamayacağına ilişkin yerleşik yargı içtihatlarının mevcut olduğunu, ayrıca “...” markasının salt bir kelime markası olmayıp kendine özgü ve güçlü görsel unsurlar içeren bir şekil/logo markası olduğunu ve bu durumun markanın ayırt ediciliğini artırdığını, markanın hem doğası gereği hem de 2018 yılından bu yana yoğun ve sürekli kullanımı sonucunda ayırt edici nitelik kazandığını, buna rağmen davalı ...’in bu hususları ve davacı firmanın kazanılmış haklarını değerlendirmeksizin karar verdiğini, ayrıca davalı Kurumun benzer nitelikteki yabancı dilde ibareler ve balık figürü içeren dava dışı üçüncü kişilere ait markaları aynı sınıflarda tescil ettiğini, bu yönüyle dava konusu edilen kararın çifte standart içerdiğini ileri sürerek, ...’nun 10.07.2025 tarihli ve ... sayılı kısmi ret kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiş, duruşmada da dilekçesini aynen tekrar etmiştir. SAVUNMA: Davalı kurum vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE: Alınan kararlar ve yapılan işlemlerin usule ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. MUHAKEME:HMK kapsamında "Yazılı Yargılama Usulü " uygulanmıştır. DELİLLER ve DEĞERLENDİRME: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davacı firmanın ... başvuru sayılı markasının reddedilen emtiaları açısından SMK 5/1-b-c maddesine göre ayırt edici olmadığı, tanımlayıcı olduğu gerekçesi ile davacı itirazının reddi konusunda verilen ... sayılı ... kararının iptalinin gerekip gerekmediği noktasında olduğu anlaşılmıştır. ... kararının 18/07/2025 tarihinde davacı tarafa tebliğ edildiği, davacının da 5000 sayılı ... Kanununun 15/C maddesinde öngörülen iki aylık süre içerisinde 01/09/2025 tarihinde ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu 156.ncı maddesinde görevli ve yetkili mahkemeye dava açtığı anlaşılmıştır. ... ...'nun ... sayılı kararında; “.....Bu bağlamda esas unsur konumunda bulunan "..." ibaresinin İtalyanca dilinde "..., balık satan yer" anlamına geldiği ve bu yönüyle orta düzeydeki tüketiciler nezdinde kısmi redde konu hizmetlerde markasal bir algıya ve ayırt edici niteliğe sahip bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Açıklanan nedenlerle ... numaralı "..." ibareli başvurunun "SINIF 35: Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri. malların bir araya getirilmesi hizmetleri (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir). SINIF 43: Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri, restoran hizmetleri, cafe hizmetleri, kantin hizmetleri, kokteyl salonu hizmetleri, ikram (catering) hizmetleri, yiyecek ve içecek hizmet araçlarının kiralanması hizmetleri." için ayırt edicilikten yoksun ve doğrudan tanımlayıcı nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmış ve aynı tespit doğrultusunda ...'nca verilen kısmi ret kararı yerinde görülmüştür. Sayılan nedenlerle itirazın reddedilmesi gerekmiştir. İtirazın reddedilmesine oybirliği ile karar verilmiştir." şeklinde ifade edilmiştir. 6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU (10/01/2017 yürürlük tarihli) 4. Maddesinde "Marka, bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla, kişi adları dahil, sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların biçimi veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her türlü işaretten oluşabilir", 5/1-b maddesinde " Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler", 5/1-c maddesinde " Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler ", marka olarak tesçil edilemez 5/2 maddesinde "Bir marka, başvuru tarihinden önce kullanılmış ve başvuruya konu mal veya hizmetler bakımından bu kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmışsa bu markanın tescili birinci fıkranın (b), (c) ve (d) bentlerine göre reddedilemez "hükmü yer almaktadır. SMK 5/1-b yönünden ; Markanın en önemli fonksiyonu markanın ayırt edici bir işaret olmasıdır. Marka, bir teşebbüsün mal ve hizmetlerini başka bir teşebbüsün mal ve hizmetlerinden ayırt etmeye yaradığından, bir işaretin marka olma kabiliyetini haiz olması, o işaretin ayırt edicilik fonksiyonuna sahip olmasına bağlıdır. Bir işaretin bu fonksiyona sahip olup olmadığının tespiti önce soyut olarak yapılmalıdır. Yani marka olma niteliğine bakılmalıdır. Bir işaretin soyut ayırt edicilik niteliğinin varlığı tespit edildikten sonra, o işaretin marka olabilmesi açısından, ayrıca sicilde gösterilebilir olması ve üzerinde kullanılacak mal veya hizmetler açısından somut ayırt edicilik özelliğini haiz olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, işareti gören ortalama tüketici kitlesinin, tescil kapsamındaki mallar veya hizmetler yönünden bu işareti marka olarak, yani bir ticari işletmenin mal ve hizmetlerini tanıtan ve diğer işletmelerin aynı tür mal ve hizmetlerinden ayırt edildiğini algılaması zorunluluğu bulunmaktadır. SMK 5/1-c yönünden ; Marka başvurusundaki ibare ortalama tüketici nezdinde yukarıda belirtilen "Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten "tanımlayıcı, vasıf bildirici özellikleri varsa marka olarak tesçili mümkün bulunmamakta ve mutlak red engeline takılmaktadır. Marka hakkı münhasır olarak sahibine tekel / inhisari hak bahşettiğinden tanımlayıcı bir işaret bir kişiye verilirse ticari rekabet sağlanamaz. Buna göre, bir malın ya da hizmetin cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak gibi özelliklerine (iyi / güzel / süper / büyük / vb.) atıf yapan tanımlayıcı işaretlerin marka olarak tescil edilebilmesi mümkün değildir. Marka başvurusundaki ibare içerdiği emtia sınıfındakilerden ne kadar uzak ise tanımlayıcı, vasıf bildirici halinden de uzaklaşmış sayılır. SMK 5/2 yönünden ; Kanunun 5/2 maddesindeki koşuldan yararlanmak için ise , tescili talep edilen işaretin, başvurudan önce başvuru sahibince markasal kullanıldığı ve bu kullanım sonucunda ayırt edici nitelik kazanmış olduğu ve bu işaretin, tescil talebi kapsamında bulunan mallara ya da hizmetlere ilişkin olarak ayırt edicilik kazandığı ve de işaretin korumanın talep edildiği Türkiye’de marka olarak algılanır hale gelmiş olduğu ispatlanmalıdır. Ülkesellik ilkesi gereğince, yurt dışında kazanılmış ayırt edici niteliğin ispatlanması işaretin Türkiye’de tescili için yeterli değildir. Yukarıdaki kriterler, taraf markası , tescil kapsamları ve işaretsel yönden karşılaştırıldığında; Davacı başvuru Markası Red gerekçesi madd ... .... Başvuru markasının kapsamındaki 35.nci sınıfta "Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için “Et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri” malların bir araya getirilmesi hizmetleri (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir) hizmetleri " ile 43.ncü sınıftaki "Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri, restoran hizmetleri, cafe hizmetleri, kantin hizmetleri, kokteyl salonu hizmetleri, ikram (catering) hizmetleri, yiyecek ve içecek hizmet araçlarının kiralanması hizmetleri" çıkartıldığı anlaşılmaktadır. 23/10/2025 tarihli bilirkişi heyet raporunda ÖZETLE; " ... işaretinin, kısmen reddedildiği hizmetler yönünden; 1) Marka olabilecek nitelikte soyut-somut ayırt ediciliğinin bulunduğu, 2) Tanımlayıcı nitelikte olmadığı, 3) 43. Sınıftaki “yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” özelinde, markasal anlamda kullanımı sonucu ayırt edici nitelik kazanmış olduğu, 4) Dava konusu edilen 10.07.2025 tarih ve ... sayılı ... kararının bu değerlendirmeler ile çeliştiği/uyumlu olmadığı," şeklinde ifade edilmiştir. GEREKÇE: Tarafların iddia ve savunması, marka başvuru kapsamı ve görseli, bilirkişi heyet raporu, ... kararı ve dosyanın bütünü birlikte ele alındığında; 6769 sayılı SMK 5/1-b yönünden değerlendirme; " ... " ibareli başvuru markasının kapsamında olup da yukarıda belirtilen / kapsamından çıkartılan 35 ve 43.ncü sınıftaki emtialar açısından hedef kitle yani ortalama tüketici kitlesi nazarında bu işareti marka olarak, yani bir ticari işletmenin mallarını/hizmetini tanıtan ve diğer işletmelerin aynı tür mallarından/hizmetinden ayırt edildiğini algılamasına yol açan şekilde soyut ve somut ayırt ediciliği bulunduğunu anlayabilecekleri ; nitekim benimsenen bilirkişi heyet raporunda bu husus " Dava konusu edilen ... işaretinde, her ne kadar harflerin yazım stili yönünden bir tasarım/kompozisyon var ise de; işarette ilk bakışta göze çarpan ve ön planda olan unsurun, “...” kelimesi olduğu ve bu kelimenin “h” harfinin çizgisinden taşlanmış olta figürünün ve “i” harfinin balık şeklinde tasarlanmış olmasının, işaretin markasal hüviyette ayırt ediciliğine katkısının, kelime unsuruna nispeten düşük kaldığı değerlendirilmektedir. Zira; böyle, basit şekil unsuru yanında baskın kelime unsurları ihtiva eden markalarda “söz görünümden daha yüksek sesle konuşur” ( ....) Ayrıca; potansiyel müşteriler, bu tür karma markalarda kelime unsuruna diğer unsurlara göre daha fazla önem vereceklerdir( ....) . Dolayısıyla; dava konusu edilen markanın esas unsurunun “...” ibaresi olduğu değerlendirilmektedir. Bundan sonra; Dava konusu işarette geçen ve uyuşmazlık konusu olan “...” ibaresi, İtalyanca kökenli bir sözcük olup, Türkçe’deki anlamı “balık satıcısı”dır (....) . Bu anlamı itibariyle, “...” ibaresinin, uyuşmazlık konusu olan 35 ve 43. Sınıfa giren hizmetler açısından somut ayırt ediciliğinin bulunup bulunmadığı, huzurdaki uyuşmazlığın esas noktasıdır. 6769 s. SMK’da tanımlayıcılık konusunda dil sınırlaması bulunmadığına göre, yabancı dilde de olsa, eğer Türk toplumunda o dil ve sözcük yaygın olarak biliniyor ve kullanılıyor ise tanımlayıcı olarak kabul edilebilir (.... ) . Görüldüğü üzere; burada önemli olan kriter, o sözcüğün Türkiye’de de anlamının yaygın olarak biliniyor ve kullanılıyor olmasıdır. Nitekim, Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında da; “.....bir markanın, markanın yönelik olduğu ortalama Türk tüketicilerince anlamı bilinmeyen bir ibareden oluştuğu, bu ibarenin ortalama tüketici kitlesi tarafından yaygın şekilde anlamı bilinen belirli bir meslek veya sanatı ifade eden bir ibare olarak anlaşılacağının kabulü mümkün görülmediğinden......”(.... sayılı karar düzeltme kararı. Nitekim, kararın bir örneği davacı tarafından dava dilekçesi ekinde dava dosyasına sunulmuştır. ) gerekçesi ile, yabancı dildeki sözcüklerin tanımlayıcı olarak nitelendirilebilmesi için, o sözcüğün ve anlamının Türk tüketicileri nezdinde de yaygın olarak bilinmesi/bilinebilmesi kriterine atıf yapılmaktadır. Buna göre; Herşeyden önce, dava konusu işarette geçen “...” ibaresi, Türkiye’de (.... ve .... dillerine kıyasen) çok yaygın olarak bilinmeyen İtalyanca dilinde anlamı olan bir kelimedir, halbuki İtalyanca’ya hâkim Türk tüketicisinin çok da fazla sayıda olmadığı değerlendirilmektedir. Ayrıca; “...” ibaresi, İngilizce pek çok sözcüğün aksine, günlük konuşma dilimizde yaygın olarak/sık sık kullanılan bir kelime değildir ve bu yüzden de, İtalyanca diline hâkim olmayan tüketiciler nezdinde dahi bilinebilir olduğu düşünülmemektedir. “balık satıcısı” anlamı yerleşik olarak bilinmeyen “...” ibaresinin, Türk tüketicisi zihninde uyandırdığı ilk algı, “yabancı veya kurgusal bir kelime olduğu” şeklindedir ve “balık” ile ilişkilendirilmemektedir. Ayrıca, dava konusu işarette basit de olsa bir tasarım/kompozisyon kullanılmış olduğundan, bu işaretin, tüketicilerin belirli bir firmanın hizmetlerini diğer firmaların hizmetlerinden ayırt etmeye yarayan bir işaretle, yani bir markayla karşılaştığını anlamasını sağlayacak derecede soyut ve somut ayırt ediciliğinin bulunduğu kanaatine varılmıştır. Ayrıca; davacının “...” ibaresini esas/tek unsur olarak ihtiva eden başka bir markasının, dava konusu edilen markanın kompozisyonu ile birebir aynı olmasına rağmen, dava konusu edilen markanın kısmen reddedildiği emtiaların aynıları yönünden marka olarak tescil edilmesi, davalı ... tarafından sakıncalı görülmemiştir. Bu sebeplerle; dava konusu edilen “...” işaretinin, “yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” ve “balık ürünlerinin satışı hizmetleri” de dahil olmak üzere, Türk tüketicisi nezdinde, tüm emtialar açısından, başka herhangi bir ibare veya işaretten daha az ayırt edici niteliği haiz olmadığı, bu hizmetlerden fonksiyonel ve kavramsal açılardan yeterli derecede bağımsız olduğu, “...” ibaresinin söz konusu hizmetlerin bir özelliğini doğrudan doğruya ve derhal düşündürmediği, bu ilişkinin tüketicinin algısında ekstra bir irdeleme veya analize veya ilave bir araştırmaya gerek olmadan doğrudan kurulamayacağı, yani; markasal hüviyette soyut ve somut ayırt ediciliği haiz bir işaret olduğu değerlendirilmiştir. " şeklinde izah da edildiği; bu açıdan ... ... 'nın davaya konu marka başvurusunun kapsamında olup sa reddedilen 35 ve 43.ncü sınıftaki emtialar hakkında SMK 5/1-b kapsamında ayırt edicilik niteliği taşımadığı tespitinin yerinde ve doğru olmadığı sonucuna varıldığı; 6769 sayılı SMK 5/1-c yönünden değerlendirme: " ... " ibareli başvuru markasının kapsamında olup da yukarıda belirtilen / kapsamından çıkartılan 35 ve 43.ncü sınıftaki emtialar açısından hedef kitle yani ortalama tüketici kitlesi nazarında cins, vasıf bildiren, tanımlayıcı bir durum olarak algılanmayacağı ; nitekim benimsenen bilirkişi raporunda bu husus " Bir işaretin SMK m. 5/I-c kapsamında değerlendirilebilmesi için; mal veya hizmetin karakteristik bir özelliğini, vasfını, amacını hiçbir özel zihni çabaya mahal bırakmadan, mal veya hizmet ile sıkı ilişkisi sebebiyle mal veya hizmetin bir özelliğini derhal düşündürmesi ve akla getirmesi gerekmektedir. SMK 5/1-c hükmü uyarınca, marka kapsamındaki mal veya hizmetleri tanımlayıcı nitelikteki işaretler marka olarak tescil edilmek suretiyle bir şahsın inhisarına verilemez. Zira mal veya hizmeti tanımlayıcı nitelikteki bu tür işaretler üzerinde bir kişiye marka hakkı tanınması, rekabet imkânının haksız biçimde sınırlandırılmasına yol açar. Çünkü marka üzerinde elde edilen hak, aynı zamanda bir ‘tekel hakkı’dır. Marka sahibi, kendisi dışındaki kişi ve kuruluşların, aynı işareti/tanıtma vasıtasını, başkalarının kullanmasını engelleyebildiğinden, bu, söylenebilmektedir. Dolayısıyla, üzerinde kullanılacağı mal veya hizmetin karakteristik bir özelliğini tek başına ihtiva eden, o mal veya hizmet için tanımlayıcı olan bir işaret, marka olarak tescil edilmemelidir. Bu tür işaretler, ancak ve sadece, yanına ayırt edici ekler/eklemeler/başka unsurlar alınmak şartıyla oluşturulacak yeni markalarda herkes tarafından kullanılabilir. Bu durumda; dava konusu “ ... ” işaretinin, kısmen reddedildiği hizmetler açısından tanımlayıcı özelliği bulunup bulunmadığı irdelenmelidir. Yukarıda, 5/1-b bendi ile ilgili değerlendirmelerimiz esnasında da belirttiğimiz üzere; dava konusu edilen markada geçen “...” ibaresinin, bütünleşik olarak algılandığı kompozisyonun içinde, markanın esas unsuru olduğu düşünülse de, bu ibarenin İtalyanca’da “balık satıcısı” anlamına geliyor olması, Türk tüketicilerinin İtalyanca diline hâkim olma oranının yüksek olmadığı, bir takım İngilizce ve dahi Almanca kelimelerin aksine bu kelimenin Türkçe günlük konuşma diline yerleşmemiş olduğu, dolayısıyla İtalyanca’da “balık satıcısı” anlamına gelen bu ibarenin, “yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” ve “balık satışı hizmetleri” de dahil, 35 ve 43. Sınıfların hitap ettiği bilgili/ilgili bir kesim tarafından dahi bilinmesinin ve bu tüketicilerde “balık satıcısı” algısını yaratmasının hayatın olağan akışı içinde beklenebilir olmadığı, işaretin tüketici zihninde uyandırdığı algının doğrudan bir ürünü işaret etmesi ihtimalinin mevcut olmadığı değerlendirilmiştir. Nitekim Yargıtay da olayımıza emsal teşkil edebilecek bir kararında (.... sayılı kararı ) “.....anılan ibarenin özel bir zihni çabaya gerek olmaksızın, sıkı ilişkisi nedeniyle doğrudan ve münhasıran saat emtiası için karakteristik bir özellik belirten bir işaret olduğu sonucuna varılamaz....” demekle; “özel bir zihni çabaya gerek olmaksızın, sıkı ilişkisi nedeniyle doğrudan ve münhasıran bir emtianın karakteristik bir özelliğini belirten işaretlerin” marka olarak tescilinin mümkün olmadığına işaret etmiştir. Halbuki; ... markası, “...” esas/kelime unsuru itibariyle, doğrudan, zihni bir çabaya gerek olmaksızın, herkes tarafından bilinen/bilinebilecek ve ticaret alanında herkes tarafından kullanılabilecek olan bir anlamı zihinde uyandırmamakta, kavramsal olarak İtalyanca bilmeyen tüketicilerin zihninde 35 ve 43. Sınıflara giren hizmetlerin karakteristik bir özelliğini betimlememekte ya da bu hizmetlerin cinsini, vasfını ve türünü belirtmemekte, ancak ve sadece “kurgusal veya yabancı bir dilden alınmış sözcük” algısını yaratmaktadır. Sonuç olarak; dava konusu edilen ... markasının, kısmen reddedildiği hizmetler yönünden tanımlayıcı da olmadığı görüş ve kanaatine varılmıştır. " şeklinde izah da edildiği; bu açıdan bu emtialarda ... ... 'nın davaya konu marka başvurusunun SMK 5/1-c kapsamında tanımlayıcı nitelikte olduğu tespitinin yerinde ve doğru olmadığı sonucuna varıldığı; 6769 sayılı SMK 5/2 maddesi yönünden değerlendirme: Tescili talep edilen " ... " işaretin, başvurunun yapıldığı 03/05/2024 tarihinden önce başvuru sahibince reddedilen emtialarda Türkiye de markasal kullanılıp kullanılmadığı , bu kullanım sonucunda ayırt edici nitelik kazanmış olup olmadığına bakılması gerekmektedir. Buna göre ; Benimsenen bilirkişi heyet raporundan " davacı, marka işlem dosyasına, ... markasının kullanımına dair, dava dosyasına da sunmuş olduğu, davacının “kardeş kuruluşu” olduğunu tevsik edebildiği “... A.Ş.” tarafından sosyal medyada yapılan paylaşımlar, ....’da yerleşik lokantaya ait menüler ve fotoğraflar, bu işyeri tarafından 2019- 2023 yıllarında düzenlenmiş logolu adisyon kopyaları, 2022-2023 yıllarına ait fatura örnekleri ve müşterilere gönderilen e-postalardan, dava konusu edilen işaretin, davacının “kardeş kuruluşu” tarafından, “yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” özelinde markasal hüviyette “yaygın/yoğun/ciddi bir kullanımı” olduğunu tevsik edebildiği düşünülmektedir. Dolayısıyla; bu delillerin, davacının marka olarak tescil ettirmek istediği ... işaretinin, sayılan hizmetler bakımından kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazandığını ve bu işarete, söz konusu hizmetler özelinde, markasal anlamda hukuken korunması gereken ekonomik bir değerin davacı tarafından kazandırıldığını yeterince ispatlar nitelikte olduğu yönündedir. Ancak aynı husus, davacının markasının kapsamına alınmak istenilen/markanın reddedildiği diğer mal ve hizmetler yönünden söylenemeyecektir. Davacı, bu mal ve hizmetlerde dava konusu işareti markasal hüviyette kullandığına dair marka işlem dosyasına herhangi bir delil sunabilmiş değildir. Bu yüzden de; söz konusu işaretin bu hizmetler açısından da “kullanım sonucu ayırt edicilik” kazanmış olduğunun söylenmesi mümkün görülmemiştir. Sonuç olarak; davacının .... işaretine, 43. Sınıftaki “yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” bakımından kullanım sonucu ayırt edici nitelik, yani; söz konusu hizmetler özelinde, markasal anlamda hukuken korunması gereken ekonomik bir değer kazandırdığını, marka işlem dosyası kapsamında, yeterli içerik, nitelik ve nicelikte delil ile ispatlayabilmiş olduğu, yani bu hizmetler bakımından 6769 sayılı SMK’nın 5/2 maddesinde düzenlenen “kullanım sonucu ayırt edicilik kazanılmış olması” halinin somut olayda gerçekleşmiş olduğu, davacının markasının kapsamına alınmak istenilen diğer mal ve hizmetler açısından ise aynı durumun gerçekleşmiş olduğunun ispat edilemediği kanaatine varılmıştır. " şeklinde tespit ve gerekçeye aynen iştirak edilerek davacının dava konusu ... işaretine, reddedilen 43. Sınıftaki “yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri” bakımından kullanım sonucu ayırt edicilik kattığı ; bunun dışında kalan yani diğer reddedilen emtialarda ise kullanım sonucu ayırt edicilik katmadığı değerlendirilmiştir. ANCAK yukarıda açıklanan SMK madde 5/ 1-b- c deki izahatlar nedeniyle ; Neticeden bilirkişi heyet raporu benimsenerek dava bütünüyle kabul edilmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1- Davanın KABULÜNE, 2- Dava konusu .... sayılı ... kararının iptaline, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL maktu karar harcından peşin alınan 615,40 TL'nin düşümü ile bakiye 116,60 TL'nin davalı kurumdan tahsiliyle Hazine'ye gelir kaydına, 4-AAÜT uyarınca 55.000,00 TL vekalet ücretinin davalı kurumdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 5-Davacının yaptığı; 16.000,00 TL bilirkişi ücreti, 145,00 tebligat ücreti, 615,40 TL ilk harç masrafı olmak üzere toplam 16.760,40 TL yargılama giderinin davalı kurumdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 6-Karar kesinleştiğinde arta kalan gider avansının yatıran tarafa iadesine Dair verilen karar davacı vekili ile davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, 6100 sayılı HMK 341 ila 345 inci maddesine göre tebliğden itibaren 2 haftalık süre içinde mahkememiz aracılığı ile .... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf kanun yoluna dilekçe ile başvurulabileceğine yönelik karar okunup açıklandı. 23/03/2026
Katip .... Hakim .... E imzalıdır E imzalıdır