İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2024/352 E. 2025/144 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2024/352
- Karar No
- 2025/144
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/352 Esas - 2025/144 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2024/352 KARAR NO : 2025/144
.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 13/08/2024 KARAR TARİHİ : 10/04/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 10/04/2025 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka .... Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkili ....” ibareli markanın görsel, işitsel ve kavramsal olarak müvekkil markasıyla son derece benzer olduğunu, özellikle “d” harfiyle başlayıp ....” harf dizilimleriyle bitmesi nedeniyle tüketici nezdinde karıştırılma ihtimalinin yüksek olduğunu, ortalama dikkat seviyesine sahip tüketicilerin markaları ilişkilendirebileceğini, SMK’nın 6/1 maddesi gereğince karıştırılma ihtimalinin bir ret sebebi olduğunu, ayrıca her iki markanın da aynı sektör ve ürün sınıflarında (5. sınıf ilaçlar ve sağlık ürünleri) yer almasının iltibas riskini daha da artırdığını, bu durumun müvekkilin marka itibarına zarar vereceğini ve davalının kötü niyetli şekilde müvekkilin tanınmış markasından haksız yarar sağlama amacı taşıdığını, ....nın itirazlarının reddine ilişkin 04.06.2024 tarihli kararının hukuka aykırı olduğunu, SMK’nın 6/5 ve 6/9 maddeleri gereğince markalar arasındaki iltibas ve kötü niyetin tespit edilmesi gerektiğini beyan ederek ederek .... kararının iptali ile dava konusu .... sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; verilen kurum kararının yerinde olduğunu, davanın reddinin gerektiğini savunmuştur. Dosya kapsamında diğer davalı başvuru sahibi tarafça sunulmuş herhangi bir cevap dilekçesinin mevcut olmadığı, davalı tarafın ön inceleme duruşmasında da hazır bulunmadığı gibi bir dilekçesine de rastlanmamıştır. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında,.... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. İşlem dosyasının tetkikinde, dava konusu ibaresinin 05. Sınıf bir kısım emtialarda tescili amacıyla 22.07.2022 tarih ve .... sayısı ile marka başvurusuna konu edildiği, yapılan ilk incelemeler sonrasında başvurunun 12.09.2022 tarih ve 404 sayılı Resmi Marka Bülteni’nde yayımlanmasına karar verildiği, ilana karşı davacının .... sayılı markasına dayalı olarak itirazda bulunduğu, Markalar Dairesi Başkanlığı’nın 24.05.2023 tarihli kararı neticesinde itirazları haklı görmediği ve reddettiği, söz konusu karara karşı bir kez daha itiraz sahibi davacı tarafça itirazda bulunulduğu, davacı tarafça yapılan itirazları inceleyen Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun 04.06.2024 tarih ve .... sayılı kararı ile nihai olarak itirazları reddettiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içesinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER ; MARKALAR ARASINDA BENZERLİK VE İLTİBAS İHTİMALİ; 6/1 maddesine göre, bir marka başvurusunun tescili için önceki marka ile aynılığı veya benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı veya benzerliği incelenir. Eğer halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa, itiraz üzerine başvuru reddedilir. Bu bağlamda markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi için ilk koşul; markaların aynı sınıfta veya benzer sınıflarda yer almasıdır. İkinci şart ise markaların kendilerinin benzerliğidir. Çifte benzerlik şartı gerçekleştiğinde, genel izlenime göre karıştırılma ihtimaline karar verilir. Zira öğreti, kanun ile gösterilen kapsamı da gözeterek, hukuki anlamda karıştırılma ihtimalini markalar arasındaki benzerliğin, alıcıları, satın almayı düşündükleri mal yerine bir başka mal alma satın almak durumunda bırakması veya alıcıların iki farklı marka karşısında bulunduklarını anlamalarına rağmen bu markaların aynı işletmeye ait olduğunu sanmaları ya da bu malları üreten işletmeler arasında örgütsel ya da ekonomik bir bağlantının bulunduğu düşüncesine kapılmaları tehlikesi” şeklinde tanımlamaktadır. EMTİALARIN BENZERLİĞİ; Doktrinde de kabul gördüğü üzere, markalara ait mal veya hizmet listelerinde yer alan emtiaların "benzer" olup olmadığının değerlendirilmesinde, sınıflandırmaya ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemeler bağlayıcı kesin kurallar içermemektedirler. Bu nedenle, inceleme konusu markaların emtia listelerindeki sınıf numaralandırması ile bağlı kalınmaksızın, karşılaştırılan emtia listelerinin "aynı veya benzer" mal veya hizmetlerden oluşup oluşmadığı incelenmelidir. Önemli olan husus, işaretlerin, kapsamındaki mal veya hizmetler üzerinde tescilli bir marka olarak kullanılması durumunda, tüketicilerde karışıklık yaratma olasılığı taşıyıp taşımadığıdır. Bu nedenle, mal ve hizmet sınıfları ile alt gruplarında benzerlik araştırması yapılırken, piyasanın algısı, hedeflenen alıcı kitlesine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, mal veya hizmetlerin birbirinin yerine kullanılabilirliği ve rekabet koşullarının olup olmadığı, birinin diğerini tamamlama potansiyeli bulunup bulunmadığı, mal veya hizmetlerin dağıtım kanallarının ortaklığı, aynı veya bitişik raflarda satışa sunulup sunulmadığı, kullanım yöntemleri ve hedeflenen müşteri kitlesinin benzer olup olmadığı gibi unsurların incelenmesi gerekmektedir. Markalar arasında iltibas değerlendirmesinin ilk koşulunun, taraf markaları kapsamındaki emtiaların benzerliği olduğu hususu Yüksek Mahkemenin birçok kararında da açıkça belirtilmiştir. Nitekim .... nezdinde verilen kararlarda da malların benzerliğine ilişkin değerlendirmenin, mal ve hizmetler arasındaki ilişkilerin ilgili özellikleri dikkate alınarak yapılması gerektiğini, bu özelliklerin, malların doğaları, kullanım amaçları, kullanım yöntemleri ve birbiriyle rekabet halinde veya birbirini tamamlayıcı olup olmadıklarını içerdiği belirtilmiştir. Taraf markaları kapsamında, başvuru konusu edilen malların tamamı yönünden doğrudan aynı tür ürünlerin yer aldığı, bu çerçevede taraf markalarının karşıladıkları ihtiyaç, ilgili tüketici grubu, satış noktaları, tamamlayıcılık ilişkileri, doğaları ve rekabet olanakları itibariyle aralarında doğrudan bir ilişki olduğu, Benzerliği tespit olunan mallar arasındaki bu ilişkinin işaretler arasında iltibas ihtimali yaratıp yaratmadığı hususunun tespiti, işaretler yönünden bir değerlendirme yapılmaksızın mümkün olmadığından aşağıda markaları oluşturan işaretlerin de ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. İŞARETLERİN BENZER OLUP OLMADIĞI ; Markaların karıştırılma olasılığından bahsedebilmek için, emtiaların veya hizmetlerin aynı ya da benzer olması gerektiği gibi, markayı oluşturan unsurların da aynı ya da benzer olması şarttır. İki işaret arasındaki karıştırılma ihtimali, iki farklı şekilde ortaya çıkabilir. Birincisi, başvurusu yapılan markanın, daha önce tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış bir markaya benzerliği nedeniyle, tüketicinin bu markayı daha önceki markayla karıştırması ve bu nedenle satın almayı düşündüğü üründen farklı bir ürünü almasıdır. İkinci durum ise, tüketici, iki marka arasındaki farkları fark etmesine rağmen, bu markaların aynı işletmeye ya da aynı ekonomik-idari kaynağa ait olduğunu düşünebilir. Bu durumda, tüketici aslında almak istemediği bir ürünü, güvendiği önceki markayla bağlantılı olduğunu düşündüğü için satın alabilir. Bu durum, önceki tescilli veya başvurusu yapılmış markanın tüketici nezdinde oluşturduğu güvenin haksız bir şekilde kullanılmasına yol açar ve karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olur. Benzerlik ve karıştırılma ihtimaline dayalı değerlendirmelerde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. .... kararlarında da belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar / kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir . Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zeka ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir . Ancak tüketici kitlesinin dikkat ve özen düzeyinin mal ve hizmet sınıflarına bağlı olarak değişkenlik göstermesi de mümkündür. Somut uyuşmazlıkta taraf markaları arasında benzerliğe konu 05. Sınıftaki mallar ilaç içerikli, tıbbi veya kimyasal nitelikte ürünler olmalarının yanı sıra, kişisel kullanıma yönelik ve yine kişi sağlığını ilgilendiren ürünler olup tüketicilerin söz konusu ürünleri satın alırken/kullanırken ortalamanın çok daha üstünde bir dikkat, bilinç ve seçicilik ile hareket edeceği, bu ürünlerin nihai kullanıcısı herhangi bir tüketici olabilir ise de ilgili tüketicinin niteliğinin gerek tüketicinin bu ürünlere erişiminin genellikle doktor, eczacı, diş hekimi, medikal uzmanı gibi sektör uzmanları aracılığı ile olması gerekse de taşıdıkları risklerden kaynaklı doğrudan kişi sağlığını ilgilendirmesi nedeniyle, bahsi geçen ilaç ürünleri reçeteli veyahut reçetesiz olarak dahi satılsa tüketicinin daha yüksek düzeyde bilinç, dikkat ve özene sahip olduğun kabul edilmesi gerektiği değerlendirilmektedir. Benzerlik değerlendirmesine ilişkin bu genel tespitler çerçevesinde yapılması gereken temel değerlendirme, dava konusu marka ile davacı tarafa ait marka arasında karıştırılmaya yol açabilecek düzeyde bir benzerliğin mevcut olup olmadığı ile ilgili olacaktır. .... sayılı ilamında da belirtildiği üzere karıştırılma ihtimalinde ölçü bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, tüketici olan halktır. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurma ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta, markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise, iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir” denilmektedir. Dolayısıyla ilgili tüketicinin aldığı mal ya da hizmetin başka bir işletmeye ait olduğunu bildiği ve fakat güvendiği işletme ile malını/hizmetini aldığı işletmenin arasında ekonomik bir bağlantı bulunduğunu düşünmesi hali dahi "karıştırılma ihtimali" nin var olduğunun kabulü için yeterli olacaktır. Markaların karşılaştırılmasında, işaretlerin görsel, sesçil (fonetik) ve kavramsal (semantik) açıdan benzer olup olmadıkları, markaları oluşturan unsurların bütünsel bir bakış açısıyla değerlendirilmesiyle tespit edilebilir. Aynı şekilde, markaların kapsadığı mal ve hizmetler açısından benzerlikleri de bir bütün olarak ele alınmalıdır. Görsel benzerlik karşılaştırılırken, markalara konu olan yazı ve işaretlerin yerleşim biçimleri, harf sırası ve yazı karakterleri gibi belirgin özelliklere dikkat edilmelidir. Sesçil benzerlik açısından, markaların ortalama tüketici kitlesi tarafından kendi dillerinde nasıl telaffuz edildiği önemlidir; özellikle markaların başlangıç kısımlarının fonetik olarak benzer sesler çıkarıp çıkarmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Kavramsal benzerliklerin karşılaştırılmasında ise, tescil kapsamındaki ortalama tüketici kitlesinin bu kelimelere kendi dillerinde anlam verip veremeyeceği dikkate alınmalıdır. Bu genel ilkeler çerçevesinde taraf markaları incelendiklerinde dava konusu başvurunun ... şeklinde tek kelime ve altı harften oluşan bir marka olduğu, markanın asli unsurunun herhangi bir etken maddeden türetilip türetilmediği konusunda dosyada bilginin mevcut olmadığı, internet kaynaklı yapılan araştırmalarda da bir sonuca varılamadığı, markanın yazımına en uygun şekilde “Do-lek-sa” şeklinde telaffuz edileceği, bilinen bir anlama sahip olmadığı değerlendirilmiştir. Davacı yanın dayanak markası ise DYLOXİA şeklinde olup anılan markanın da düz bir sözcük markası olduğu, yedi harften oluştuğu, yazımına en uygun şekilde “Di-lok-si-ya" olarak telaffuz edilecek olduğu, doğrudan bir kavramsal karşılığının bulunmadığı, işlem dosyasındaki bilgilerden ”Dyloxia" markasının bir ilaç adı olarak kullanıldığı ve etken maddesinin “Duloksetin” olduğunun görüldüğü, dolayısıyla bu isimden türetilmiş bir marka olarak algılanabileceği (etken maddenin “duloks” kısmına atfen), Bu tespitler çerçevesinde değerlendirilmesi gereken husus, taraf markaları arasında, ilgili tüketiciler nezdinde, iltibasa neden olabilecek düzeyde bir benzerlik halinin mevcut olup olmadığıdır. Taraf markaları görsel anlamda hiçbir şekli unsur taşımamaktadır. Markalar harf dizilimsel olarak da “...” şeklinde dizilimlerine sahip olup markalardaki beş harf aynı sıralamaya haiz olacak şekilde ortak olarak kullanılmıştır. Dolayısıyla taraf markaları belli oranda benzer bir harf dizilimine sahip ise de davacı markasının ilk üç harfi tamamen sessiz harflerden oluşurken, dava konusu markada böyle bir dizilimin yer almaması markaların görsel algısını nispeten uzaklaştırmaktadır. Zira iki sessiz harfin veyahut bir sesli bir sessiz harfin yan yana gelmesinin yarattığı görsel algı ile üç sessiz harfin yanyana gelmesinin yarattığı görsel algı, tüketici dikkatini doğrudan çekecek niteliktedir. Keza yine taraf markalarının “...." şeklindeki telaffuzlarında da başlangıç ve devam hecelerinde algılanabilir düzeyde farklılıklar kanaatimizce mevcuttur. Her iki kelimenin de bilinen bir anlamı olmadığından, kavramsal bir benzerlik veya farklılık hali değerlendirilebilir değildir. Bu haliyle taraf markaları her ne kadar ortak harfler içermekte iseler de kelimelerin bütünsel olarak birbirlerinden yeterli düzeyde uzaklaştıkları, işaretlerin bütünsel görsel algıları ve telaffuzları arasında doğrudan bir benzerlik bulunmadığı, kaldı ki uyuşmazlık konusu emtiaların ilgili tüketicilerinin de dikkat, özen ve seçicilik düzeyinin genel ortalaması gözetildiğinde, her iki taraf markası ile aynı ya da farklı zamanlarda karşı karşıya kalan tüketicilerin, birbirinden bağımsız ibareler ile karşı karşıya olduklarını fark etmeleri, bu markaları taşıyan ürün ve hizmetlerden yararlanırken, anılan markaları birbirleri ile ilişkilendirme eğiliminde hareket ederek tercihlerini somutlaştıracaklarından bahsedilmesi mümkün görülmemiştir. Her ne kadar bu ürünlerin nihai kullanıcıları son tüketiciler olacak ise de bu durumda dahi, tüketicinin bu ürünü profesyonel kullanıcılar aracılığıyla satın alacak olması ve bu profesyonel kullanıcıların (doktorlar ve eczacılar) ilaç isimlerini dikkatlice inceleyerek reçeteleme veya dağıtım yapacakları gözetildiğinde işaretler arasındaki bu düzeyde farklılık karşısında, hataya düşme ihtimalinin mevcut olmayacağı, Karıştırılma ihtimali incelenirken, markaların görsel, işitsel ve kavramsal özelliklerinin tamamı gözetilerek bütünsel anlamda bıraktığı intiba üzerinden bir değerlendirme yapılması gerekmekte salt markaların ortak harf dizilimleri taşıyor olmaları nedeniyle işaretlerin benzer görülmeleri doğru ve isabetli bir değerlendirme biçimi olmayacaktır. Sonuç olarak taraf markaları 05. sınıfta aynı tür malları ihtiva etmekle birlikte bu emtiaların ilgili tüketicileri nezdinde markaların bütünsel algılarının birbirinden yeterli düzeyde ve somut olarak farklılaştığının kabulü gerekeceği, tüketicinin dava konusu markayı bu bağlamda davacı markalarından farklı bir marka olarak algılayacağı, her iki işaretin de hem görsel hem de sözel imaj bakımından farklı kurumsal kimlikleri işaret ettikleri, işaretler arasındaki somut farklılığın, tüketicinin, taraf markalarının aynı iktisadi ya da idari kaynaktan çıktığı yönünde bir algıya kapılmasını engelleyeceği, nihai olarak işaretler arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olmayacağı, Davacının markaları ile dava konusu marka başvurusu birbirinden farklı / benzerlik göstermeyen işaretleri ihtiva ettiklerinden, davacının tescilli markalarına dayalı olarak gerçekleştirdiği kullanımları somutlaştırır SMK m. 6/3 kapsamındaki iddiaları uyarınca da davacı yanın, dava konusu işaret açısından üstün ve gerçek hak sahipliğinin mevcut olmadığı, davacı yanın doğrudan dava konusu işaret üzerinde önceye dayalı bir kullanımı bulunduğunu gösterir hiçbir delilin ise dosyada bulunmadığı, bu halde SMK m. 6/3 kapsamında davacı yanın ayrıca bir hak sahipliğinden yararlanarak dava konusu markanın tesciline engel olma ihtimalinin mevcut olmadığı, TANINMIŞLIK İDDİALARI; Mevzuatımızda markaların tanınmışlık düzeyiyle ilgili tescil engeli bakımından “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” Düzenlemesi bulunmaktadır. Söz konusu düzenleme ile birlikte önceki markanın tanınmış olması halinde aynı veya benzer mal veya hizmet gruplarının yanı sıra farklı mal veya hizmetlerde de korunabileceği hüküm altına alınmıştır. Söz konusu tescil engeli kapsamında, koruma elde edilebilmesi için önceki tarihli markanın tanınmış olması, önceki tarihli marka ile sonraki tarihli başvurunun aynı veya benzer olması ve düzenlemede öngörülen üç şarttan birinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu nedenle, markanın tanınmışlığı ve anılan şartlardan en az birinin varlığı söz konusu tescil engelinin ortaya çıkması açısından bir zorunluluktur. Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır . Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir. Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin(sulandırılma)tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması söz konusu değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır . Tanınmış markanın aynısının veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kullanılması halinde markanın ayırt edici karakterinin zarar görmesi olasılığı artmakta, markalar arasındaki benzerlik azaldıkça, bu tehlike de azalmaktadır. Yukarıda da belirtildiği üzere bu hallerden her birisinin aynı anda mevcudiyeti mecbur olmayıp bunlardan herhangi birisinin varlığının maddenin uygulanabilirliği açısından yeterli olduğu kabul edilmektedir. Tanınmışlık hususuna ilişkin bu genel ilkeler çerçevesinde somut uyuşmazlığa dönüldüğünde ise, dosya kapsamına (işlem dosyasına) davacı yan tarafından sunulan bilgi ve belgelerin, davacı markasını taşıyan ilaçların satışlarını gösterir faturalar, ürün ve içerik bilgisine yönelik yazılar, ürün ambalaj görselleri, ürün tanıtımına yönelik bir takım görseller gibi deliller olduğu, ancak bu mahiyetteki delillerin en fazla bir markanın olağan kullanımını somutlaştırır nitelikte deliller olarak görülebileceği, bu delillerin SMK m. 6/5 kapsamında tanınmışlık kanaatine ulaşılmasını ve buna bağlı olarak ilgili madde uyarınca ek bir korumadan yararlanılmasını sağlayacak düzeyde bir kanaat edinimini sağlamaya yeterli görülemediği, KÖTÜNİYET İDDİALARI; Davacının, davalının marka tescil başvurusunda bulunurken kötü niyetli olduğuna yönelik iddiasını destekler nitelikte marka işlem dosyası ve dava dosyası kapsamında somut bir bilgiye ya da delile rastlanılmamıştır. Salt benzerlik iddiaları ise kötü niyet değerlendirmesi açısından önem teşkil eden bir argüman olarak görülmemektedir. Netice itibariyle, Dava konusu başvuru ile davacının önceki tarihli markalarının, ihtilaf konusu 05. Sınıf emtiaları doğrudan kapsadıkları, Açıklanan nedenlerle taraf markaları arasında, ilgili tüketici grubu nezdinde, ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimaline yol açacak bir benzerliğin bulunmadığı, Davacının markalarının tanınırlığı hususunda ve SMK m. 6/5 koşullarının oluşma riski bulunduğu konusunda bir kanaate varılamadığı, SMK m. 6/3 koşullarının oluşmadığı, Kötü niyet iddialarının ispat edilemediği, Kurum kararının yerinde olduğu sonuç ve kanaatlerine varılmış aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 427,60.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 187,80.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılar verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalı vekilinin yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde .... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.10.04.2025 Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır