İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2023/81 E. 2026/100 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2023/81
Karar No
2026/100
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 3. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2023/81 Esas KARAR NO : 2026/100

DAVA : Marka Hükümsüzlüğü DAVA TARİHİ : 27/03/2023 KARAR TARİHİ : 08/04/2026

Mahkememizde görülmekte bulunan Markanın Hükümsüzlüğü davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: I.DİLEKÇELER AŞAMASI 1.Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: ... Ticaret Sicil Müdürlüğü'nde... sicil numarası ile kayıtlı olan ve halen 5.500.000,00 TL kayıtlı sermaye ile, " ..." adresinde ... kodları ile basın, yayın, habercilik ve haber ajansı alanlarında faaliyet yürütmekte olan müvekkili şirketin, kuruluş ana sözleşmesinin 10/09/1992 tarihinde tescili ile birlikte kurulmuş bir şirket olup, bünyesinde günlük siyasi gazete olan ... Gazetesi, ... haber sitesi, ...ve ... Kitapları gibi pek çok yayın ve neşriyatı barındırmakta ve bu yayın ve neşriyatın basım, yayım ve dağıtımı ile birlikte haber ajansı faaliyeti gerçekleştirdiğini, ... Ticaret Sicil Müdürlüğü'nde ...sicil numarası ile kayıtlı olan (Ek-3) ve halen 100.000,00 TL kayıtlı sermaye ile, " ... " adresinde ... kodu ile patent, telif hakkı ve diğer fikri mülkiyet hakları, varlıkların tasviyesi vb. danışmanlık ve diğer yasal hizmetler alanlarında faaliyet yürütmekte olan davalı şirketin, müvekkil şirketin ticaret unvanını içeren " yenigün haber " markasını, yine müvekkili şirketin ticari faaliyet alanını da kapsar şekilde 41 ve 42'nci sınıflarda, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ... başvuru ve tescil numarası ile tescil ettirdiğini, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 25'nci maddesi, Kanunun 5'inci veya 6 ncı maddesinde sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde, mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir, hükmünü havi olup; 6/6 maddesine göre, tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait ticaret unvanını içermesi hususu hükümsüzlük sebebi, 9'ncü maddesine göre, tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde haklı bir sebep olmadan tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından marka sahibi tarafından Türkiye'de ciddi biçimde kullanılmaması ya da kullanımına beş yıl kesintisiz ara verilmesinin iptal sebebi olarak düzenlendiğini, SMK'nın Geçici 1'inci maddesine göre, Kanunun yayımı tarihinden önce Enstitüye yapılmış olan ulusal ve uluslararası marka ve tasarım başvuruları ile coğrafi işaret başvuruları, başvuru tarihinde yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılacağını, her ne kadar Anayasa Mahkemesinin 14/12/2016 tarihli ve E.: ..., K.:... sayılı Kararı ile iptal edilmiş olsa da, dava konusu markanın tescil başvurusunun 09.10.2006 tarihinde yapıldığı ve tescilinin de 11.11.2008 tarihinde gerçekleştirilmiş olduğu gözetildiğinde, bu tarihler itibarıyla yürürlükte bulunan 556 sayılı KHK'nın “Markanın Kullanılması” başlıklı 14'ncü maddesi hükmü uyarınca markanın, tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde, haklı bir neden olmadan kullanılmaması veya bu kullanıma beş yıllık bir süre için kesintisiz ara verilmesi halinde, markanın iptal edileceğini, yine her ne kadar Anayasa in 24.7.2014 tarihli ve 09.04.2014 tarih,... E., ... K. sayılı kararı ile iptaline karar verilmiş olsa da; dava konusu markanın tescil başvurusunun yapıldığı ve tescil edildiği tarih itibarıyla yürürlükte bulunan 556 sayılı KHK'nın hükümsüzlük hallerini düzenleyen 42'nci maddesinin (c) fıkrası, aynı KHK'nın 14'üncü maddesine aykırılığı, yani markanın, tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde, haklı bir neden olmadan kullanılmaması veya bu kullanıma beş yıllık bir süre için kesintisiz ara verilmesi hususunu, aynı zamanda markanın hükümsüzlüğü halleri arasında saydığını, bu çerçevede, davalı şirketin, dava konusu markayı tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde kullanmaması sebebiyle, dava konusu markanın öncelikle hükümsüzlüğüne, aksi kanaat halinde ise iptaline ve sicilden terkinine karar verilmesi gerektiğini, öte yandan dava konusu marka, hali hazırda müvekkil şirketin basım ve yayım faaliyetini yürüttüğü ... Gazetesi'nin kurucusu ... tarafından, ... Gazetesi'nin öncüsü olarak,... tarihinde ...'ün talimatı ile kurulmuş olan ve ...'nin ... tarihinde ... Gazetesi'ni kurması sonrasında, ...'te yayın hayatına son vermiş olan ... Gazetesi'nden ve bu tarihi geçmişi dolayısıyla ticaret unvanı ... A.Ş. olan müvekkil şirketin unvanından birebir kopyalanmak suretiyle üretilmiş bir marka olup, ... kodu İle patent, telif hakkı ve diğer fikri mülkiyet hakları, varlıkların tasviyesi vb. danışmanlık ve diğer yasal hizmetler alanlarında faaliyet yürütmekte olan davalı şirketin, kendi ticari faaliyet alanında bulunmayan dava konusu markayı, tam da müvekkil şirketin ... kodları İle basın, yayın, habercilik ve haber ajansı alanlarında faaliyet yürütmekte olduğu ticari faaliyet alanlarını kapsayan sınıflarda tescil ettirmesi, üstelik davalı şirketin patent, telif hakkı ve diğer fikri mülkiyet hakları, varlıkların tasviyesi vb. danışmanlık ve diğer yasal hizmetler alanlarında ticari faaliyet yürüttüğü ve bu nedenle marka hukuku alanında bilgili ve bilinçli olduğu hususu da gözetildiğinde, açıkça müvekkil şirketten haksız yere maddi çıkar elde etmeyi amaçlayan kötü niyetli bir girişim olduğu hususunda tereddüt bulunmadığını, 30 yıldır faaliyet yürüten ve bünyesinde ... Gazetesi, ... haber sitesi, ... ve ...gibi pek çok tanınmış yayın ve neşriyatı barındırmakta olan müvekkil şirketin, ticaret unvanını teşkil eden dava konusu markanın, müvekkili şirketin ticari faaliyet yürüttüğü alanda tescil ettirilmesi, müvekkil şirketin iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile dava konusu markanın karıştırılması riskini doğurmaktadır ve bu durum aynı zamanda da müvekkil şirketin, tanınmışlığından yararlanacak şekilde ana faaliyet alanında faaliyet yürütülmesi sebebiyle davalı şirket lehine, müvekkil şirket aleyhine olacak şekilde haksız rekabete de yol açtığını, bu çerçevede, müvekkil şirketin ticaret unvanının, davalı şirket tarafından Müvekkil şirketin ticari faaliyet alanında haksız şekilde marka olarak tescil edilmesi, Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 52 maddesi kapsamında ticaret unvanına tecavüz, 54 ve devamı maddeleri kapsamında haksız rekabet ihlali olarak da değerlendirilmeye müsait olduğunu, mahkeme ileri sürerek, ... başvuru ve tescil numarası ile davalı şirket adına tescilli bulunan "..." markasının öncelikle tescil başvuru tarihinden itibaren hükümsüzlüğüne, aksi kanaat halinde ise iptaline ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 2.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: "..." sitesinin ilk kez 2006 yılında internet sitesi üzerinden yayıncılık hayatına başlamış olup şuanda da basın-yayın hayatına dijital ortamda, ... internet sitesinde başarıyla devam ettiğini, “..." sitesinin kurulduğu tarih olan 2006 tarihinden beri aktif ve yoğun biçimde yayıncılık hayatına devam eden, ağırlıklı olarakkültür, sanat ve sinema içerikleri üreten; özellikle bilinçli ve eğitimli kitle tarafından tanınır ve bilinir, İstanbul merkezli internet haberciliği sitesi olduğunu, müvekkil şirketin 17 yıl boyunca "..." markasını nizasız ve fasılasız olarak kullanmış, yoğun ve uzun süren İşbu kullanımları ile dava konusu markayı meşhur ve maruf hale getirmiş, toplum nezdinde tanınır ve bilinir kılmış olup müvekkil şirketin "..." markasının gerçek ve öncelikli hak sahibi olduğunu, huzurdaki dava konusu "..." markasının müvekkili şirket adına Türk Patent nezdinde... Sınıflarda ... tarih ... no ile tescilli olduğunu, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğramış olup dava açma hakkını yitirdiğini, davacı tarafın müvekkili şirketin "...” ibareli markasının 17 yıldır tescilli marka olarak koruma altında olduğunu ve “..." markasının müvekkili şirket tarafından 17 yıldır yoğun biçimde kullanıldığını bilmesine rağmen yani davacı taraf müvekkilin tescili markasından 17 yıldır haberdar olmasına rağmen müvekkili şirkete karşı herhangi bir dava açmamış, markaya itiraz etmemiş, başkaca herhangi bir iddia ve talepte de bulunmayarak sessiz kaldığını, davacı şirketin uzun yıllardan beri sessiz kaldıktan sonra, huzurdaki davayı ikame etmesinin tamamen kötüniyetli olup, aynı zamanda haksız ve hukuka aykırı olduğunu, SMK'da düzenlenen 5 yıllık hak düşürücü sürenin bitiminden tam 12 yıl daha geçtikten sonra ardından kötüniyetli olarak ikame ettiğini, davacı şirketin huzurdaki davayı ikame etmekte hukuki birmenfaati bulunmadığını, müvekkili şirketin 17 yıldan beri ... nolu "..." ibareli tescilli markanın sahibi olduğunu, davacının 27.03.2023 tarihli dava dilekçesinde huzurdaki davada hukuki menfaati bulunduğuna dair herhangi bir delil sunamadığını, bu sebeple işbu dav/anın usulden reddi gerektiğini, keza davacı şirketinTürk Patentnezdinde gerçek ve öncelikli hak sahibi olduğunu iddia edeceği, dava konusu markadan önceki tarihe ilişkin aynı ya da benzer bir marka başvurusu bulunmadığı gibi marka tescili de bulunmadığını, 6769 sayılı SMK'nın 27. maddesi “(2) 26 nci madde gereğince markanın iptaline karar verilmesi halinde ise bu karar, iptal talebinin Kuruma sunulduğu tarihten itibaren etkilidir.” Şeklinde olduğunu, işbu kanun hükmü uyarınca, -hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydıyla- huzurdaki davaya konu markanın iptaline karar verilse dahi söz konusu iptal kararının huzurdaki davada ittihaz edilecek kararın kesinleşmesinin akabinde TPMK'ya sunulduğu tarihten itibaren sonuçlarını doğuracağını, bu kapsamda, -yine kabul anlamına gelmemek kaydıyla- huzurdaki davaya konu markanın iptaline karar verilse dahi söz konusu iptal kararı huzurdaki davada ittihaz edilecek kararın kesinleşmesinin akabinde TPMK'ya sunulduğu tarihten itibaren sonuçlarını doğuracağından müvekkil şirketin gerçek hak sahibi olduğu "...” markası sebebiyle elde etmiş olduğu öncelik hakkı, müktesep hak kabul edilerek korunmaya devam edeceğinden, davacı yanın işbu davada hukuki menfaatinin olmadığının kabulü gerektiğini, "..." markası müvekkil şirket adına Türk Patent nezdinde 09.10.2006 tarih Ve ...no tescilli olup Müvekkil şirket tarafından kesintisiz ve fasılasız olarak yoğun bir biçimde kullanılmış, toplum genelinde bilinir hale gelerek ayırt edicilik kazandığını, müvekkili şirketin Türk Patent nezdinde ... no İle tescilli olan “...” markasını markasal olarak 17 yıldır kullanmakta olup, yoğun kullanım yoluyla da markalarını büyükemekve çaba harcayarak tanınır ve bilinir hale getirdiğini, işbu nedenlerle müvekkili şirketin “...” markasının gerçek ve öncelikli hak sahibi olduğunu, “...” markasının Müvekkili şirket tarafından yoğun ve aktif olarak nizasız ve fasılasız şekilde çeşitli mecralarda ve özellikle ... sitesinde 2006 yılından beri kullanılmakta, aktif olarak kültür-sanat alanında yayıncılık yapılmakta olduğunu, ayrıca anılan internet sitesinde sürekli bir şekilde haberler, sanat haberleri, güncel kültürel gelişmeler paylaşılmış olup bu hususun sunulacak haberler ve ekran görüntüleri ile açıkça ispatlanacağını ileri sürerek, davanın reddini talep etmiştir. 3.Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde özetle: Davalı vekilinin cevap dilekçesinin yerinde olmadığı, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. 4-Davalı vekili ikinci cevap dilekçesinde özetle; Davacı vekilinin cevaba dilekçesinin reddi ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. II.DELİLLER A.TPMK Kayıtları Davaya konu marka tescil belgelerinin TPMK dan gönderildiği görüldü. B.Bilirkişi Raporları 13/02/2025 tarihli bilirkişi kurulu raporunda özetle: Davalının markasını kullandığı, olayda sessiz kalma nedeniyle hak kaybının gerçekleştiği bildirilmiştir. 29/01/2026 tarihli bilirkişi kurulu ek raporunda özetle: Davalının markasını kullandığı,olayda sessiz kalma nedeniyle hak kaybının gerçekleştiği, yönünde kök raporda tespit edilen görüşünün devam etmekte olduğunu bildirmişlerdir. III.DAVA VE UYUŞMAZLIK Davada uyuşmazlığın; Davalı şirket adına tescilli ... numaralı "..." markasının hükümsüzlüğü istemi yönünden yasal koşuların oluşup oluşmadığı aksi halde anılı markanın iptali istemi yönünden yasal koşulların oluşup oluşmadığı, sessiz kalma sureti ile hak kaybının uygulama alanı bulup bulmayacağı hususlarında toplandığı anlaşılmıştır. IV.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE 6769 sayılı SMK kapsamında sessiz kalma yoluyla hak kaybı SMK'nun 25.maddesi 6.fıkrasında düzenlenmiştir. Madde metninde hak kaybının yalnızca hükümsüzlük davasına konu olabileceği yönünde düzenleme bulunmakta ise de; tecavüz davalarında da sessiz kalma sebebiyle hak kaybına uğranılacağına dair yüksek derece mahkeme kararları bulunmaktadır. Sessiz kalmaya ilişkin Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin ...E.,...K. Ve 14/06/2022 tarihli kararında “...İlke olarak hak sahibi olan davacı, hareket tarzı ile hakkın ihlaline zımnen müsaade ettiği takdirde, davalının senelerden beri kullandığı ve tanıttığı markanın iptalini talep edemez. Hukuka aykırı davranışın önlenmesine veya hukuka aykırı duruma son verilmesine ilişkin talebin kullanılmasını çok geciktiren kimsenin, MK'nun 2.maddesinde anlamını bulan dürüstlüğe aykırı davranıp davranmadığının değerlendirilmesi gereklidir. Zira haklı başka bir gerekçe olmadığı sürece, uzun süre tecavüze sessiz kalarak üçüncü kişiler nezdinde güven yaratan kişilere hükümsüzlük davası açma hakkı tanınmaması gerekmektedir...” şeklinde ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin ...E., ...K. Ve 04/11/2025 tarihli "...aynı zamanda SMK'nın 29. maddesi uyarınca davacıya ait markalar ile davalıya ait ticaret unvanı arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, burada da ticaret unvanının tescil tarihi ile dava tarihi arasındaki 7 yıllık sürenin sessiz kalma yoluyla hak kaybı oluşması için yeterli olduğu, davalıya ait .... internet alan adının 04.12.2013 tarihinde tescil edildiği, internet alan adının tescil tarihi ile dava tarihi arasındaki 7 yıldan fazla sürenin sessiz kalma yoluyla hak kaybı oluşması için yeterli olduğu..." şeklindeki kararları ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ...E., ...K. Ve 09/12/2020 tarihli kararında da "...Hakka konu ticari ad ve işareti iyi niyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak, ticari ad ve işareti koruma hakkını yitirmesi...” şeklinde değerlendirmelere yer verilmiştir. Yargıtay’ın kararlarında belirtildiği gibi, sessiz kalma yoluyla hak kaybına yol açacak davranış, kişinin önceki davranışlarıyla çelişkili davranış yasağı teşkil etmesinden kaynaklanabilir. Bir diğer ifade ile, eğer karşı tarafta dava açılmayacağına ilişkin bir güven uyandırılmadıysa (açıkça veya örtülü bir şekilde), artık sessiz kalma yoluyla hak kaybından bahsedilmesi MK m.2’ye aykırıdır. Yargıtay kararlarına göre, dürüstlük kuralının bir görünüş biçimi olan güven nazariyesi ve önceki davranışlarla çelişkili davranış yasağına aykırı olarak uzun süre dava açmayan kişi, hakkını kötüye kullanmış olup, sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğrar. Bunun sonucunda dava açma hakkını kaybettiği kabul edilir. “Sessiz kalma yoluyla hak kaybı” ilkesi, SMK öncesinde doktrin ve Yargıtay içtihatlarında kabul edilmekte iken, SMK ile ilk defa “hükümsüzlük” kapsamında düzenlenmiştir (m.25/6). Ancak Yargıtay, MK m.2’ye dayanarak, marka ihlal hallerinde de sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesini uygulamaktadır. Dolayısı ile, uzun süreli sessiz kalma yoluyla hak kaybı, Yargıtay uygulaması ile hukukumuza yerleşmiş olup, marka tecavüzü davaları bakımından yasal dayanağı MK’nin 2. maddesidir. Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olay incelendiğinde; Davalı, ... numaralı "..." markasının sahibidir. Davacının unvanı “... A.Ş.”dir. Davacı, davalıya karşı davalının marka tescilinden 17 yıl sonra, yani 2023 yılında dava açmıştır. Davacı vekili, davalının markasının 556 sayılı KHK döneminde tescil edildiğini, 556 sayılı KHK'da da sessiz kalma nedeniyle hak kaybının düzenlenmediğini iddia etmiştir. SMK'ye kadar olan dönemde sessiz kalma suretiyle hak kaybına ilişkin mevzuatta herhangi düzenleme yapılmamakla birlikte, kaynağını MK 2'den alan sessiz kalma suretiyle hak kaybı ilkesi, bu dönemde Yargıtay içtihatlarıyla kabul edilmiş, yine bu içtihatlarla ilkenin uygulanma koşulları ve temel esasları tespit edilmiştir. Nitekim, Yargıtay 11. HD, T. 10.02.2015, E. ... K... sayılı kararında ilkenin uygulanma esasları genel hatlarıyla şöyle ortaya konmaktadır: “Uzun süreli sessiz kalma suretiyle hak kaybı, gerek TTK'da ve gerekse 556 Sayılı KHK'da düzenlenmiş değildir. Bu durum Dairemiz uygulaması ile hukukumuza yerleşmiş olup, yasal dayanağı da TMK'nın 2. maddesidir. Sessiz kalma yolu İle hak kaybının oluşması için öncelik hakkı sahibinin sonraki markadan veya kullanımdan haberdar olması gerekmekte ise de sessiz kalmanın kaç yıl sonra hak kaybına yol açacağı ile ilgili kesin bir süre vermek mümkün değildir. Burada önemli olan öncelik hakkı sahibinin sonraki kullanıma bir süre katlanmış olmasıdır. Bu itibarla bu sürenin belirlenmesinde somut olayın özelliklerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu sürenin belirlenmesinde de esas alınacak olan dürüstlük kuralıdır. Sessiz kalma yoluyla hak kaybının gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilirken, öncelik hakkının sahibinin sonraki tescil veya kullanımdan haberdar olduktan sonra izlediği yol ve sergilediği tavır önemlidir.” İlkenin uygulandığı kararlar için bkz. Yargıtay 11. HD, T. 10.12.2014, E...., K....; Yargıtay 11.HD, T. 02.02.2015, E...., K. ...; Yargıtay 11. HD, T. 09.12.2013, E. ..., K. ...; Yargıtay 11. HD, T. 10.01.2013, E. ..., K. ...; Yargıtay 11. HD, T. 18.10.2012, E...., K. ...; Yargıtay 11.HD, T. 16.06.2012, E. ..., K.....; Yargıtay 11. HD, T. 16.06.2011, E. ..., K. ...; Yargıtay 11. HD, T. 02.06.2011, E...., K....; Yargıtay 11. HD, T. 13.04.2010, E. ..., K. ... Tarafların aynı alanda faaliyet gösterdikleri ve davalının internet sitesi olduğu dikkate alındığında, davacının, davalının markayı kullandığını bilmediği ileri sürülemeyecektir. Davalının kötü niyetli hareket ettiğine dair de dosya kapsamında herhangi bir delil tespit edilmemiştir. Buna göre, olayda yukarıda belirtilen sessiz kalma nedeniyle hak kaybının şartları gerçekleşmiştir. Davacı nezdinde gerçekleşen sessiz kalma sebebiyle hak kaybı nihayetinde davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tahsis edilmiştir. Keza davacı, davalının markayı kullanmadığını iddia ederek iptalini talep etmiştir fakat yapılan incelemede davalının markasını kullandığı tespit edilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere, 1-Davanın REDDİNE, A-) Harçlar Kanunu Gereğince alınması gereken 732,00.-TL harcın peşin alınan 179,90.-TL harçtan mahsubu ile bakiye harç 552,10.-TL eksik harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, B-) Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, C-) Avukatlık Ücret Tarifesi Gereğince alınması gereken 55.000,00.-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Dair verilen karar davacı ve davalı vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde İSTİNAF YASA yolu açık olmak üzere karar verilip tefhim kılındı, hazır olanlara duruşma zaptından örnek verildi.08/04/2026

Katip ¸e-imzalıdır

Hakim ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2023/81, K. 2026/100, T. 08.04.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2023-81-e-2026-100-k-a146ad4b76c8