İlk Derece Mahkemesi · Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi

Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 2023/123 E. 2024/176 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Esas No
2023/123
Karar No
2024/176
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA

T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2023/123 Esas KARAR NO : 2024/176

HAKİM : ... ... KATİP : ... ...

DAVACI : ... VEKİLLERİ : Av. ... Av. ... -... DAVALI : 1- ... ... VEKİLİ : Av. ... - ... ... DAVALI : 2- ... - ...

DAVA : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) DAVA TARİHİ : 16/03/2023 KARAR TARİHİ : 03/04/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 03/05/2024 Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili 16/03/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; Davalı şahsın ... sayılı “...” ibareli marka başvurusuna müvekkili şirket itirazlarının ... ...’nın ... sayılı kararı ile hukuka aykırı olarak reddedildiğini, müvekkiline ait “...” ibareli markanın ... nezdinde .... sayı ile tanınmış marka olarak kayıtlı olduğunu, müvekkili şirketin tanınmış markası olan “...” ibareli markaları ile yine “....” markasını çay alanında uzun yıllardır kullanıldığını, müvekkiline ait “...” markaları ile dava konusu “....” markasının görünüş, renk, okunuş ve telaffuz açısından birebir aynı olduğunu, markaların tüketici nezdinde iltibasa yol açacak mahiyette olduğunu, dava konusu markanın müvekkili markaları ile aynı sınıf ve emtia üzerinde faaliyet göstereceğini, müvekkilinin seri markası izlenimi yaratacağını, markaların aynı mal ve hizmet noktalarında, yan yana satışa sunulması ve aynı hizmetlerde kullanılması ve yine aynı ürünler üzerinde kullanılacak olmasının karışıklığa meydan vereceğini, davalının marka başvurusunun kötü niyetli olması nedeniyle de reddi gerektiğini beyanla; ... ...’nın ... sayılı kararının iptaline, davalıya ait ... sayılı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı ... vekili 29/03/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Taraflara ait markaların kavramsal, görsel bakımdan ve bıraktıkları toplu intiba yönünden birbirlerinden farklı markalar olduklarını, başvuru konusu markada yeşil zemin üzerine beyaz renkte büyük harflerle “...” ibaresinin yer aldığını, bu ibarenin üzerinde küçük harflerle “...” ibaresinin bulunduğunu, altında ise Arapça yazılmış bir yazının bulunduğunu, bir de markada açık kahve tonunda ... unsurunun yer aldığını, itiraza mesnet markaların ise “...” ibaresinin yer aldığı farklı ... unsurlarıyla beraber kullanılan markalar olduğunu, davalı markasını okuyan veya gören ortalama dikkate sahip ve her iki işareti yan yana karşılaştırma imkanı olmayan kişinin zihnindeki intibaın davacıya ait markaların bıraktığı intiba ile aynı olmayacağını, taraf markalarının aynı firmanın markası gibi algılanabilecek nitelikte olmadığını, karıştırılma olasılıkları bulunmadığını, ... kararının usule ve hukuka uygun olduğunu beyanla; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ..., her türlü araştırmaya rağmen tebliğe elverişli adresi bulunamadığından ilanen tebligat yolu ile dava dilekçesinin kendisine tebliğ edilmesine rağmen yasal süre içinde cevap dilekçesi sunmadığından 6100 sayılı HMK m.128 hükmü uyarınca dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılmıştır. UYUŞMAZLIK: Dava, 5000 sayılı .. Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının davacının itirazlarının reddine ilişkin kısmının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şahsa ait ... sayılı "...+..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, davacı markalarının tanınmış olup olmadığı, davalı şahsın kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.

Davanın açılmasını müteakip tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyası ile alâkalı kayıtlar getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, bilirkişi heyetinden özel veya teknik hususlara ilişkin rapor alınmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İşlem dosyasının tetkikinde; Davalı şahsın ... sayılı "...." ibareli markanın tescili amacıyla 24.02.2022 tarihinde gerçekleştirdiği başvurunun yapılan ilk incelemeler sonrasında ...'nca 28.03.2022 tarih ve 393 sayılı .... 'nde ilan edildiği, söz konusu ilana karşı davacı yanın 30.05.2022 tarihinde SMK m.6/1, m.6/6 ve m.6/9 hükümleri kapsamında .... sayılı markaları mesnet göstererek itirazda bulunduğu, davalı şahsın 03.10.2022 tarihli itiraza karşı görüş dilekçesi ibraz ettiği, yayına yapılan itirazın ...'nca reddine karar verildiği, davacı yanın 19.12.2022 tarihli yeniden itiraz dilekçesi ibraz ettiği, yeniden yapılan itirazı değerlendiren ... 'nun ... sayılı ... kararı ile itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı ... vekiline 17.02.2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka başvurusu 11.08.2023 tarihinde tescil edilmiştir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir. Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür. Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır. Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; Davacının gerekçe olarak gösterdiği ....sayılı markalar, geçersiz durumda olduğundan değerlendirme dışı bırakılmışlardır. Dava konusu marka başvurusu, 05 ve 30. sınıfta tescil edilmek istenmekte olup, davacının bir kısım markaları hali hazırda 05 ve 30. sınıf emtialar bakımından tescillidir. Bilirkişi raporunda yer verilen tabloda, karşılaştırılan markalarda aynı/aynı tür olan emtialar, kırmızı renk ile gösterilmiştir. Sonuç olarak, dava konusu marka kapsamında yer alan tüm emtialar bakımından taraf markaları arasında “emtiaların aynı veya benzer olması” şartının sağlandığı kanaatine varılmıştır. Dava konusu marka başvurusu; “...” ibaresi ile bu ibarenin altında Arap alfabesine ait olduğu değerlendirilen ibarelerle yazılmış bir kelimeden oluşmaktadır. Markanın tümü, yeşil kare bir arka plan üzerine konumlandırılmıştır. “...” ibaresinin hem yazıldığı punto itibariyle hem de “orijinal” anlamında gelen bir kelime olması nedeniyle, ayırt edici niteliği bulunmamaktadır. Dava konusu markada, marka vasfı taşıyan unsur “...” ibaresidir. “...” ibaresinin herhangi bir anlamı tespit edilememiştir. “...” ibaresinin, “..." şeklinde telaffuz edilmesi olasıdır. Davacıya ait markalar ise; ikisi haricinde tüm markalar bir ambalaj tasarımından oluşmaktadır. Davacıya ait ambalaj markalarının üzerinde, marka olarak “...” ibaresi yer almaktadır. Davacıya ait diğer iki marka ise “...+...” ve “...” ibaresinden oluşmaktadır. Davacıya ait markalar kapsamında yer alan “...” ibareleri, tali nitelik taşıyan unsurlardır. Zira hem markada kapladıkları boyut itibariyle hem de anlam itibariyle, marka vasıfları bulunmamaktadır. Davacıya ait markaların esas unsuru konumunda olan “...” ibaresi, İngilizce “şampiyon” anlamına gelen bir ibare olup, “...” şeklinde telaffuz edilmektedir. “...” ibaresi, anlamlı bir kelime olmakla birlikte, davanın konusunu oluşturan emtialar bakımından, tanımlayıcı bir ibare değildir. Taraf markaları global olarak karşılaştırıldığında; taraf markaları kapsamında yer alan emtialar bakımından ayniyet bulunmakla birlikte, markalar arasında gerek “...-...” ibareleri üzerinden yapılan değerlendirmede gerekse davacı ... dava konusu markaların bir bütün olarak dikkate alınarak yapılan değerlendirmede, taraf markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı, davacı markalarının genel olarak bir ambalaj görseli şeklinde tasarlandığı, koruma kapsamlarının bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği, bütünsel değerlendirmede, davacı markaları ile dava konusu marka arasında benzerlik bulunmadığı, esas unsurlar bazında yapılan değerlendirmede ise kelimelerin görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzer olmadığı, markaların görsel olarak ilk dört harfi benzer ise de, bu benzerlik işitsel benzerlik değerlendirmesinde üçe düşmekte ve davacı markasının anlamlı bir kelime olduğu gözetildiğinde, davacı markalarının hatırda kalmasının kolay olacağı, dolayısıyla dava konusu markayı gören bir tüketicinin, hafızasında kalan net bir izle hareket edeceği ve taraf markalarını gören tüketicilerin iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlamalarının mümkün olduğu, zira kavramsal olarak markaların hemen ve ilk bakışa farklılaştığı, tüketicinin taraf markalarını aynı/aynı tür ürünler üzerinde gördüğünde ya da işittiğinde, farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlayabilmelerinin mümkün olduğu, bununla birlikte ilgili tüketici kesiminin marka sahipleri arasında idari ya da ekonomik bir bağ da kurmayacağı anlaşıldığından, somut olayda SMK m.6/1 hükmü koşulunun oluşmadığı kanaatine varılmıştır. SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için; A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi, B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi, C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir. Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir. Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır. Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir. Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır. Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacı tarafça gerekçe gösterilen markalarının tanınmışlığın ispatına yönelik, dosyaya sunulan belgelerin tanınmışlığı ispatı için yeterli olmadığı, sunulan belgelerin markanın olağan kullanımını gösterir belgeler olduğu, bu nedenle iddia edilen tanınmışlığın ispatlanamadığı kanaatine varılmıştır. SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (....) Somut olayda; davaya konu marka ile itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markaların iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmadıkları, bunun haricinde davalı şahsın kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu da ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır. Yukarıda izah edilen gerekçelerle; davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: 1-Davanın REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 179,90 TL'nin düşümü ile alınması gereken 247,70 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'e verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan 179,90 TL peşin harç, 179,90 TL başvurma harcı, 64,00 TL vekalet harcı, 23.640,00 TL basın ilan kurumu masrafı, 5.500,00 TL bilirkişi ücreti, 45,42 TL dosya kapağı masrafı, 337,00 TL posta-tebligat masrafı olmak üzere toplam 29.946,22 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa re'sen iadesine, Dair, Davacı vekilinin ve Davalı Kurum vekilinin yüzüne karşı, davalı şahsın yokluğunda, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde .... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.03/04/2024

Katip ... E imzalıdır

Hakim ... E imzalıdır

Atıf: Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi, E. 2023/123, K. 2024/176, T. 03.04.2024, www.arakarar.com/karar/ankara-5-fikri-ve-sinai-haklar-hukuk-mahkemesi-2023-123-e-2024-176-k-576d047f49c2