İlk Derece Mahkemesi · İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/61 E. 2026/284 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2022/61
Karar No
2026/284
Karar Tarihi

T.C. İstanbul Anadolu 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2022/61 KARAR NO : 2026/284

DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) DAVA TARİHİ : 26/01/2022 KARAR TARİHİ : 01/04/2026

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA, SAVUNMA ve DOSYA KAPSAMI: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ----, küçük ---- annesi olup gebelik takibi dava dışı Dr. --- tarafından yapıldığını, Dr. ----- Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi geçerli olmak üzere ----- no. ile dava---- Şirketi tarafından düzenlendiğini, Dr. ------ Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi geçerli olmak üzere ---- ile davalı ------ Şirketi tarafından düzenlendiğini, sigortalı doktor gebelik takibinde davacı anneyi down sendromunu tespit eden testler, doğruluk oranları, alternatif tespit seçenekleri ve bunların reddedilmesi halinde başta down sendromu olmak üzere, ortaya çıkacak riskler konusunda usulünce aydınlatmayarak küçük ----- down sendromlu olarak doğmasına sebebiyet verdiğini, oysa down sendromu gebelikte tespiti mümkün olan, tespiti halinde de 2827 SK'na göre gebeliğin sonlandırılmasına izin veriten bir özür olduğunu, Yargıtay -----Hukuk Dairesi ise down sendromunu teşhise yönelik imkanlar konusunda hastayı aydınlatmayan doktorun sorumlu olacağını kabul etmekte olduğunu, davanın, sigortalı doktorun davacıları aydınlatmaması sebebiyle down sendromlu doğumdan sorumlu otduğu iddiasına dayandığını, Yargıtay ---- Hukuk Dairesi'nin bu konudaki ilke kararı; anomaliyi tespit imkanları konusunda aydınlatma yapılmamasının hekimin sorumluluğunu gerektirdiği ve aydınlatma konusunda da ispat yükünün davalı sigortacıya ait olduğu yönünde olduğunu belirterek son talep olarak özetle müvekkili küçük ----- için: 430.000 TL işgöremezlik (bakıcı ücreti dahil maddi) tazminatı, 40.000 TL manevi tazminat, müvekkilii ---- (anne) için 20.000 TL manevi tazminat, müvekkili ----- (baba) için 20.000 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 510.000 TL tazminatın davalıya başvuru (22/12/2021) tarihinden itibaren avans faizi, mahkeme masrafları ve avukatlık ücretiyle davalıdan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ---- vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava dilekçesi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (HMK) belirtilen unsurlarının tamamını ihtiva etmemekte olup davanın usûlden reddi gerektiğini, dava dilekçesi, dava dilekçesinde hangi hususların bulunması gerektiğini hükme bağlayan 6100 Sayılı HMK m. 119 'da belirtilen unsurların tamamını ihtiva etmediğini, dava dilekçesinde, tıbbî sürece dair hiç bir bilgi/veri yer almamakta olup dava konusu olduğu iddia olunan tıbbî hatanın ne zaman ne şekilde meydana geldiği dava dilekçesinden anlaşılamadığını, dava dilekçesinin açıklatılması gerektiğini, dava dilekçesinde küçük ----- hangi tarihte dünyaya geldiği hususunda bir bilgi yer almamakta olup bu nedenle talebin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı tespit edilemediğini, işbu hususun davacı tarafa açıklattırılması gerektiğini, sigorta poliçesi bulunduğu gerekçesi ile müvekkili şirkete dava yönlendirilen hekim Dr. ---- halen dahi Özel --- Hastanesi'nde çalıştığı; diğer hekim Dr. ---- ise halen dahi ----- Kadın Doğum Ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde çalıştığı tespit edildiğini, dosya kapsamında öncelikle davacı tarafın kusur iddiasında bulunduğu Dr. --- ve Dr. ----- ile hastanın ilişkisinin hukukî niteliğinin tespit edilmesi gerektiğini, Mahkememizin de mâlûmu olduğu üzere hasta ile hekim arasındaki ilişki, hastanın doğrudan hekime başvurması, hastanın başvurusu olmaksızın hekimin zorunlu tıbbî müdahalede bulunması ve hastanın sağlık kuruluşuna başvurması şeklinde kurulmakta olup her birinde ilişkiye bağlanan hukukî sonuç farklılılar arz ettiğini, dosya kapsamında hastanın adı geçen hekimlere doğrudan başvurusu olmadığı ya da acil durum nedeniyle zorunlu müdahalenin söz konusu olmadığı anlaşılmakta olup dava dilekçesinden hastanın hangi sağlık kuruluşuna başvurduğu anlaşılamadığından hasta ile hekimler arasındaki hukukî ilişkinin tespiti için işbu hususun davacı tarafa açıklattırılması ve tüm tedavi belgelerinin temini gerektiğini, ilgili belirsizliğin giderilmesinin akabinde yargı yeri itirazı da dahil olmak üzere her türlü ek beyan ve itirazda bulunma hakkı saklı tuttuklarını, davacının hukuka ve kişisel verilerin korunmasına dair mevzuata aykırı olarak kişisel verilere ulaştığını belirterek talep sonucu olarak özetle davanın usul ve esas bakımından reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İNCELEME ve GEREKÇE : Dava, dava dışı hekimlerin tıbbi kötü uygulamasına dair zorunlu mali sorumluluk sigortacısına karşı açılmış maddi ve manevi tazminat davasıdır.Davacı anne ---- gebelik takibinin dava dışı Dr. ------ ve Dr. ---- tarafından yapıldığı anlaşılmıştır. Davalı -- dava dışı Dr. ---- ve Dr. -----’in zorunlu mali sorumluluk sigortacısıdır. Dava dışı doktor --- ile davalı sigorta şirketi arasında -------nolu Tıbbi Kötü uygulamaya ilişkin Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi düzenlendiği, dava dışı Dr. ---- ile de -----nolu poliçe düzenlendiği görülmüştür. Davacı anne ----- (doğum sırasında 35 yaşında), bir sağlıklı erkek çocuğundan sonra, 13/12/2016 tarihinde ----- down sendromlu olarak dünyaya getirmiştir. Gebelik boyunca ---- Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Dr. ----- 30/05/2016, 08/06/2016 ve 22/06/2016 tarihlerinde başvurduğu, kişinin son adet tarihinin 25/04/2016 tarihi olduğu dikkate alındığında Dr.----son muayene tarihi olan 22/06/2016 tarihinde 8 haftalık ile uyumlu gebeliği olduğu, daha sonrasında Dr. ------ gebelik takibi için başvurulmadığı, kişinin --- Hastanesinde Dr.----- ilk olarak 23/09/2016 tarihinde başvurduğu ve bundan sonra Dr. -----tarafından muayene edilmiştir.Tüm ilgili yerlere ve hastanelere müzekkereler yazılmış, tedavi ve tanı evrakları celp edilmiştir. Gelen yazı cevaplarından 30/05/2016 tarihinde gebeliğin takibinin başladığı Dr. ----tarafından yapıldığı, 23/09/2016 tarihinden sonra takibin Dr. ------ tarafından yapıldığı, annenin 29/07/2016 tarihinde ikili tarama testi yaptırdığı, tarama testinde riskin düşük çıktığı, 15/11/2016 tarihinde ayrıntılı obstetrik USG çektirdiği ve fetal anomali taraması için ileri tarihli olduğunu, 13/12/2016 tarihinde doğumun gerçekleştiği ve 03/02/2017 tarihinde bebek ---- down sendromu teşhisi konduğu anlaşılmıştır.Hekimin, hastayı aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi sebebiyle maddi ve manevi zarara uğranıldığı iddia edilerek çocuk için maddi ve manevi tazminat; davacı anne ve baba için de manevi tazminat isteminde bulunulmuştur. Tıbbi verilere ve ATK raporunda ayrıntılı belirtildiği üzere, çocuğun down sendromlu doğması ile hekimin tıbbi uygulamaları arasında illiyet bağı yoktur. Down sendromu kromozom sayısındaki fazlalıktan kaynaklanan genetik bir anomalliktir. Hekim hatası ile oluşmadığı gibi, tedavi ile giderilebilmesi de mümkün değildir. Burada önem arz eden husus down sendromunun tanısına dair kesinlik içermeyen kimi tarama ve testlerin varlığından gebe kadının haberdar olmasıdır. Gebelikte genetik anomalilik tespit edilirse fetüsün tahliyesini talep edip etmeyeceği gebenin tercihi olduğu gibi, gebe kadının tercihi fetüsün tahliyesi olsa dahi, bu talep de ilgili kurul tarafından uygun bulunup bulunmayacağına bağlıdır. Diş çekiminde de ölüm sonucuna varan komplikasyonlar meydana gelebildiği bilinmektedir. Ancak her diş hekiminin, dişçi koltuğuna oturan her hastaya, her diş çekiminden evvel ölüm ihtimalinin olduğunu hatırlatması beklenemez. Gebelik gibi özel bir durum olmasa bile, gerekli olmayan durumlarda, tüm kötü ihtimallerin (üstelik güçlü tanı imkanı da yokken) hastaya sayılması, aydınlatma yükümlülüğü değil; aksine hastayı korkutmak, tedavi almaktan vazgeçirmek yahut yoğun stres gibi psikolojik başkaca sıkıntılar edindirmek sonucuna hizmet eder. Burada aydınlatma yükümlülüğünün de, bir referans aralığı olduğunu, hekimin her hastanın kendi özel durumuna ve sağlık mevzuatının kabul ettiği kriterlere göre bunu belirlemesi gerektiğini kabul etmek gerekir. Diğer bir ifadeyle hastanın kendi özel tıbbi kayıt ve sonuçları, hangi komplikasyonlar hakkında aydınlatılması gerektiği hususunda belirleyici olacak; hekimin de güncel tababet kurallarına göre bunu takip ve tayin etmesi beklenecektir. Tarama testlerinin sonucunda anne karnındaki bebeğin down sendromlu doğmasının yüksek riskli çıkması halinde hekimden sıradaki daha ayrıntılı tarama testini önermesini, yahut durumun gereğine göre amniyon sıvısından örnek alınarak yapılacak amniyosentez uygulamasını (bu işlemin sebep olacağı düşük riskiyle) beraber açıklamasını bekleyebilirsek de, tarama testlerinde riskli çıkmayan anne adayları için hekimden aynı aydınlatmayı yapmasını beklemek insan doğasıyla, aydınlatma yükümlülüğünden umulan fayda ile ve hatta vekalet ilişkisi ile bağdaşmaz. Hekimin vekalet ilişkisinden doğan özen borcu, asilin (gebe kadının) beden ve ruh sağlığını olumsuz etkileyecek tüm davranışlardan da kaçınmayı gerektirir. Bu sebeple aydınlatma yükümlülüğünün hemen her durum ve koşulda, mutlak biçimde aramaktan ziyade, sağlık otoriterince kabul edilen riskli referans aralıklarının varlığında, güncel tabebet kurallarına göre aramak gerekir. Somut olayda davacı annenin tarama testini yaptırdığı, riskin düşük çıktığı; ayrıntılı ultrasonda ise fetal anomalinin tespitinin 18-23. Hafta aralığında olduğu, sürecin ilerisinde olduğu belirtilmiştir. Güncel tababet kurallarına göre kili, üçlü, dörtlü ve ultrasongrafik testlerin hangi haftalarda yapıldığı, yapılması için yasal bir zorunluluğun olup olmadığı, hastanın bu haftalarda muayeneye gelip gelmediği, doktorun aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmede ihmal ve kusurunun olup olmadığı, tıp kurallarına uygun olup olmadığı, doktorun ihmal ve kusuru var ise davacı annenin buna göre mütefarik bir kusurunun olup olmadığına dair hekimin özen borcu bakımından dosya ATK’ya gönderilmiş, ATK 7. İhtisas Kurulunun 27/10/2025 tarihli raporunda mevcut verilere göre ’-----son muayene tarihi olan 22/06/2016 tarihinde 8 haftalık ile uyumlu gebeliği olduğu, ilk trimester down sendromu tarafa testlerinin 11-14.haftalar arasında yapıldığının tıbben bilindiği ve kişinin de bu gebelik haftalarında ilgili hekime başvurusu bulunmadığından Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. ---- uygulamalarına tıbbi hata atfedilemediği, kişinin ----- Hastanesine 22/07/2016 tarihinde başvurduğu, 29/07/2016 tarihinde yapılan tarama testinde kombine risk ve biyokimyasal riskin cut off değerinin altında olduğu, kişinin down sendromu açısından tarama testine göre risk faktörünün olmadığı, kişinin ---- Hastanesinde Dr.----ilk olarak 23/09/2016 tarihinde başvurduğu, ikili tarama test sonuçlarının cut off değerinin altında olması nedeniyle ek tetkik gerekliliği bulunmadığı, dolayısıyla Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. ----- uygulamalarına tıbbi hata atfedilemediği belirtilmiştir. Adli Tıp Raporuna göre down sendromu testlerinin 11-14. Haftalarda yapıldığı, bu haftalarda davacının dava dışı iki doktora da başvurusu bulunmadığı, Dr.---- başvuru tarihinde ikili testlerde cut off değerinin altında olması nedeniyle ek tetkik yapılmadığı görülmüştür. Yazılı bir onam alma mecburiyeti sadece tıbbi müdahalelerde zorunlu olup, mevcut durumda, daha önce 2007 yılında ikiz gebelik ile 2 sağlıklı erkek çocuğu sahibi olmuş 35 yaşındaki anne için sözlü bilgilendirmenin, olayın ve hayatın akışına uygun olduğu görülmüştür. Bilgilendirmenin hastanın yaşı, geçmişi, sosyal, ekonomik ve kültürel düzeyi itibariyle de yeterli görülmüştür. HGK'nın 22/03/2022 tarih ve ------. Sayılı kararında; dosyada alınan bilirkişi raporuna göre, down sendromunun gebelik sırasında tanısı için ikili, üçlü, dörtlü test, ense kalınlığı gibi prenatal tarama testleri ve ultrason gibi yöntemlerin kullanıldığı, gebelik döneminin 11 ilâ 14. haftalarında yapılan ikili test, 15 ilâ 20. haftalarında yapılan üçlü/dörtlü testler neticesinde down sendromu ihtimalinin ortaya konulmasının mümkün olduğu, bebeklerde gebelik ultrasonografisinde15 ilâ 20. gebelik haftaları arasında down sendromlu bebeklerin yaklaşık %40-50’sinde artmış ense kalınlığının saptanabileceği, ayrıca tarama testlerine ek olarak detaylı fetal ultrasonografinin tüm gebelere uygulanması gerektiği, hekimin, yapmış olduğu gebelik takibinde, tarama testleri ile ortaya çıkan yeni risk faktörlerini temel risk faktörleriyle çarpmak suretiyle risk belirlemesi sonrasında bir üst seviye olan ve girişimsel müdahale olarak nitelendirilen kesin tanı tetkiklerinin önerilmesi gerektiği, bunların bebeğin plasentasından ya da içerisinde bulunduğu amniyon sıvısından örnek alınarak yapılacak olan CVS veya amniosentez (su alınması) olduğu, prenatal tarama testleri normal çıkan fakat ultrasonda down sendromu açısından risk saptanan gebelikler için de amniosentezin önerilmesi gerektiği, bu yöntemlerle kromozom analizi neticesinde down sendromu teşhisinin kesin olarak konulabileceği ifade edildikten sonra devamla "Görüldüğü üzere gebelik takibi yapan hekim tarafından yukarıda belirtilen hususlara dikkat edilerek gerekli tarama testlerinin önerilmesi, tarama testleri hakkında hastanın aydınlatılması, riskli bir durum karşısında fetal detaylı ultrasonografi, CVS veya amniosentez yaptırılmasını önerilmesi ve bunlar hakkında bilgi verilmesi gerekmektedir. Ancak hekimin, riskli bir durumun tespit edilmesi karşısında dahi anneyi anılan testleri yaptırmaya veya kesin tanı yöntemlerine başvurmaya zorlaması mümkün değildir. Hekim sadece gerekli aydınlatmayı yaparak gerekli olan işlemlerin yapılması için öneride bulunmalı; ikili, üçlü, dörtlü test gibi prenatal tarama testlerinde risk saptandığında dahi kesin tanı için gerekli olan CVS veya amniosentez işlemlerini yaptırması kararını, bu işlemler bazı riskleri içerdiği için hastaya bırakmalıdır." şeklinde gebelik takibinde hekimin aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin belirleme yapılmıştır. HGK kararı doğrultusunda annenin 11-14. Haftalarda muayene olmak için hastaneye başvurmadığı, ikili test taramalarında risk saptanmadığından üçüncü ve dördüncü taramaların yapılmasının risk olmadığı için gerekli olmadığının ATK Raporunda belirtildiği, bu kapsamda hekimlere atfedilebilir bir kusur tespit edilememiştir.Sonuç olarak, somut olayda davacı anneye ikili tarama testinin yapıldığı, down sendromunun tespit edilebileceği 11-14. Haftalarda davacı tarafından hastaneye başvuru yapılmadığından Dr. ------ 8. Hafta itibariyle gebelik takibini bıraktığı dosya kapsamından ve ATK Raporundan anlaşıldığından herhangi bir kusur atfedilemeyeceği, Dr.------başvuru öncesi 29/07/2016 tarihinde yapılan tarama testinde kombine risk ve biyokimyasal riskin cut off değerinin altında olduğu, kişinin down sendromu açısından tarama testine göre risk faktörünün olmadığı, kişinin --- Hastanesinde ------ ilk olarak 23/09/2016 tarihinde başvurduğu, ikili tarama test sonuçlarının cut off değerinin altında olması nedeniyle ek tetkik gerekliliği bulunmadığı tespit edilen dava dışı ----- tıbbi hata atfedilemeyeceğinin ATK Raporunda belirtildiği, raporun mahkememizce benimsendiği, ayrıntılı ultrason çektirdiği, ATK raporunda belirtildiği gibi mevcut verilere göre daha ileri tetkiklerin önerilmesinin beklenmediği görülmekle, davacı annenin üçüncü çocuğuna gebe kaldığı, yaşı, sağlığı, ekonomik ve kültürel düzeyi bir arada düşünüldüğünde, mevcut doktorların tarama testi önerisi ile ihtimallerin varlığı konusunda bilgi sahibi olduğu kabul edilmiştir. (Benzer durum ----ile kabul edilmiştir) Dava dilekçesinde hekimlerin usulüne uygun aydınlatma yapmadığı iddiası isabetli görülmemiş; davacı anne ve baba için istenen manevi tazminat isteminin koşullarının oluşmadığı anlaşılmıştır. Çocuk bakımından talep edilen maddi ve manevi tazminat bakımından ise hukuki yararın olmadığını kabul etmek gerekir. Yaşam hakkı en önemli mutlak ve vazgeçilmez haklardan olup; çocuğun, ana babası aydınlatılmadığı için yaşamına son verilmesi ihtimalinden mahrum kaldığını ileri sürerek tazminat isteminde bulunmasında hukuki yarar yoktur. Yargıtay---- sayılı kararda da bu husus ayrıntılı olarak izah edilmiştir.Açıklanan sebeplerle davanın reddine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı çocuk için istenen maddi ve manevi tazminat talebinin; davacı anne ve baba için manevi tazminat talebinin AYRI AYRI REDDİNE; 2-Alınması gerekli 732,00-TL harçtan davacılar tarafından peşin olarak yatırılan 1.741,91-TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 1.009,94-TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,. 3-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı ------ Şirketi tarafından yapılan 150,00-TL yargılama giderinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, 5-Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştikten sonra talep halinde yatırana iadesine, 6-Reddedilen maddi tazminata ilişkin olarak, davalı---- Şirketi kendisini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T.ye göre hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacı--- alınarak davalı --- Şirketi'ne verilmesine, 7-Reddedilen manevi tazminata ilişkin olarak, davalı ----- Şirketi kendisini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T.ye göre hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacı --- alınarak davalı ---- Şirketi'ne verilmesine, 8-Reddedilen manevi tazminata ilişkin olarak, davalı ----- Şirketi kendisini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T.ye göre hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacı --- alınarak davalı ---- Şirketi'ne verilmesine, 9-Reddedilen manevi tazminata ilişkin olarak, davalı ----- Şirketi kendisini vekille temsil ettirdiğinden A.A.Ü.T.ye göre hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin ---- alınarak davalı ------ Şirketi'ne verilmesine, 10-6325 Sayılı Kanun m. 18/A-13 uyarınca Adalet Bakanlığı tarafından karşılanan 1.360,00-TL zorunlu arabuluculuk ücretinin davacılardan alınarak hazineye gelir olarak kaydedilmesine,Dair, e-duruşma ile bağlanan davacı vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.

Atıf: İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2022/61, K. 2026/284, T. 01.04.2026, www.arakarar.com/karar/istanbul-anadolu-3-asliye-ticaret-mahkemesi-2022-61-e-2026-284-k-a15e568b4a1c