İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2022/35 E. 2026/25 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2022/35
Karar No
2026/25
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2022/35 Esas KARAR NO : 2026/25

DAVA : Fikir Ve Sanat Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Ref'i, Önlenmesi Ve Tazmini DAVA TARİHİ : 01/03/2022 KARAR TARİHİ : 06/03/2026

Mahkememizde görülmekte bulunan Fikir Ve Sanat Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Ref'i, Önlenmesi Ve Tazmini davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Dava dilekçesinde özetle; tespite konu edilen telif haklarının sahibi müteveffa ... olduğunu, Müteveffa ... başta olmak üzere birçok camii'de imamlık yaptığını, müteveffanın sohbetlerinin farklı kişiler tarafından kayıt altına alındığını ve hatta sosyal platformlar üzerinden dahi bu sohbetler paylaşıldığını, Cami'de verilen sohbetlerinin yanı sıra paylaşımlarının izlendiğini, müteveffa dini ve ilmi konularda fikirleri benimsenen, takip edilen bir kişi olarak bu konularda toplumu yönlendirmiş ve hala daha paylaşılan videoları ile toplumu yönlendirmeye devam etmekte olduğunu, Müteveffanın bu bilgi birikiminden ve tanınırlığından yararlanmak isteyen davalılar hiçbir telif sözleşmesi olmamasına rağmen müvekkillerinin eserini işlemek, çoğaltmak ve yaymak suretiyle telif haklarını ihlal ettiklerini, davalıların internet sitelerinden alınmış ekran görüntülerinden görüleceği üzere; davalı ... tarafından müvekkillerinin eseri işlenmek suretiyle dört kısımdan oluşan toplam 13 ciltlik bir külliyat izinsiz olarak oluşturulduğunu, kitapların isimleri ve içerikleri ise şu şekilde olduğunu, ... İhtisas 5 ilk bakışta dahi kitapların isimlerinden, yazılı hale getirilen eserin müteveffaya ait olduğu anlaşıldığını, oluşturulan ve satışa çıkartılmak suretiyle kar elde edilen kitaplarda, müteveffanın eserleri yer almasına rağmen yazar olarak kendini lanse eden davalı ..., müteveffadan ya da müvekkillerinin mirasçılardan hiçbir izin almadığını, öncelikli olarak, yasaya aykırı olarak çoğaltılmış nüshaların satışının ülke genelinde durdurulmasını ve/veya mevcutların toplatılmasına dair ihtiyati tedbir kararı verilmesini, devam eden tecavüzün ref'i ve muhtemel tecavüzün men'i, FSEK'nın 68 vd. maddeleri uyarınca (tespit edilecek bedelin üç kat fazlası) tazminatın şimdilik 1.000.-TL'lik kısmının ticari faiziyle müvekkillerinin lehine hükmedilmesini, davalıların hukuka aykırı fiilleri sebebiyle müvekkillerinin uğradığı zararların tespitini, şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın ticari temerrüt faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsilini, FSEK md. 70/3 uyarınca temin edilen karın tespiti ile şimdilik 1.000 TL'sinin ticari faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen müvekkil lehine tahsilini, davaya konu kitapların davalılar tarafından çoğaltılmasının ve yayınlanmasının önlenmesini, hükmün en yüksek trajlı üç gazetede ilanına karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yüklenmesini, talep ve dava etmiştir. Cevap dilekçesinde özetle; arabuluculuk dava şartı yerine getirilmediğinden, davanın usulden reddi gerektiğini, davacı tarafın herhangi bir hak ve alacağın bulunduğunu kabul etmediklerini ve davaya ve alacak taleplerine karşı zamanaşımı itirazında bulunduklarını, buna karşılık dava dilekçesinde, davacının ...' ün "müvekkillerden ...' nun ...' ün kamuya arz ettiği bu fikir ve bilgileri derleyip 13 ciltlik bir külliyat haline getirdiği" iddiasında bulunduğu görüldüğünü, oysa bir fikri hakkın FSEK kapsamında korunması, FSEK kapsamında taleplerde bulunabilmesi için, o fikri hakkın FSEK kapsamında sınırlı sayıda belirlenen eser kategorilerinden birine girmesi gerektiğini, özetle davacı taraf eser sahipliği iddiasında bulunmakla birlikte, sahip olduğu ve tecavüze uğrayan eserin ne olduğunu dahi ortaya koyamadığını, dava dilekçesinde dile getirilen, cami vb kamusal alanlarda kamuya arz edilen "fikir açıklamaları, sohbetler, ayet, hadis, çeşitli din alimlerine ilişkin mektubat okumaları" ise FSEK kapsamındaki eser kategorilerinden herhangi birisine girmediğini, bu çerçevede ortada FSEK kapsamında korunabilecek, davacı tarafın hak sahipliği iddiasına bulunabileceği bir eser mevcut olmadığından davanın reddi gerektiğini, müvekkillerinin ...'nun 5 yıllık bir emek çerçevesinde kamuya arz edilen sohbetleri, bilgileri, anıları derlemiş, kaynaklarını da belirtmek sureti ile müvekkillerinin kendi hususiyetini yansıtan basılı bir eser haline getirmiş olduğunu, müvekkillerinin kitap kalbi yayıncılık, yazarı müvekkillerinin ... olan kitapları bu kişi ile akdettiği sözleşme kapsamında basıp yayınlayan iyi niyetli 3. Kişi olduğunu, davaya cevaplarımızın kabulünü, davanın öncelikle zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine getirilmemiş olması sebebi ile reddini, miraşçılık belgesi sunmak için davacı tarafa kesin süre verilmesini, davacı tarafın verilen kesin süreye rağmen eser tecavüzü iddiasının mesnedini oluşturan eseri sunamaması ve beyan edememesi, davacının herhangi bir eser malikliği bulunmaması sebebi ile davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddinei, ispat edilemeyen davanın reddini, zamanaşımı itirazımızın kabulünü, fazlaya dair haklarımızın saklı tutulmasını, dava masraf ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekilinin cevaba cevap dilekçesinde özetle; somut uyuşmazlık dava şartı arabulucuk kapsamında olmadığını, huzurdaki davada tarafların ileri sürdüğü hiçbir talep zamanaşımına uğramadığını, telif haklarında koruma süresi eser sahibinin yaşadığı müddetçe ve ölümünden itibaren 70 yıl devam ettiğini, eser sahibi müvekkillerinin 2006 yılında vefat ettiğini, dolayısıyla müvekkillerinin mirasçılarının telif hakları 2076 yılına kadar korunacağını, müvekkillerinin ...'ün çocukları olup yasal mirasçıları olduğunu, bu durum nüfus kayıtlarında açık bir şekilde görüleceği gibi ekte sunmuş olduğumuz mirasçılık belgesinde de açıkça görülmekte olduğunu, bununla birlikte davalı tecavüze uğrayan eserlerin dava dilekçesinde belirtilmediğini ve eserlerin sunulmadığını belirtmişse de dava dilekçesinde esere ilişkin yeterli açıklama yapılmış olduğunu, oluşturulan kitaplarda da açıkça kitapların müvekkillerinin eserine dayanılarak oluşturulduğu belirtilmiş olduğunu, davalının husumet itirazı da mesnetsiz olduğunu, dava konusu fikri ürünler, FSEK kapsamında "eser" olarak korunmakta olduğunu, davalı Kitap Kalbi yayıncılık'ın iyiniyetli üçüncü kişi olarak değerlendirilmesi mümkün olmadığını, davalı Kitap Kalbi yayıncılık, yayın alanında faaliyet gösteren bir tüzel kişi olup asıl eser sahibi ile telif sözleşmesinin yapılması gerektiğinin çok iyi bilmesi gerekmekte olduğunu, kitapların tamamının üzerinde ve üstünkörü incelendiğinde kitap içeriklerinde sürekli ...'ün adı geçmekte olduğunu, hatta kitaplardan birinin adı doğrudan ...'tür olduğunu, yayıncı kitabı eline alır almaz ...'ün de bir hakkının var olduğunu anlayabilecek yetide olduğunu, bu aşamadan sonra, davalı ...'na müteveffadan izin alınıp alınmadığını sorup ardından bu kişi ile sözleşme yapması gerekmekte olduğunu, açıklanan sebeplerle, davalının basiretli ve iyi niyetli olduğu ancak bu halde kabul edilebilir olduğunu, davalı Kitap Kalbi Yayıncılık, diğer davalıya bu soruları ya hiç sormadı ya da davalının elinde bulunan kısa süreli ve kısıtlı yetkileri içeren sözleşmeye dayanarak hukuka aykırı şekilde basım, yayım, çoğaltma ve dağıtma eylemlerini gerçekleştirdiğini, her iki durumda da davalının özen yükümlülüğüne aykırı davrandığını, basiretli hareket etmediği ve iyi niyetli olmadığı sabit olduğunu, davalının tazminat taleplerinin mükerrerliği iddiası mesnetsiz olduğunu, öncelikli olarak, yasaya aykırı olarak çoğaltılmış nüshaların satışının ülke genelinde durdurulmasını ve/veya mevcutların toplatılmasını ve ihtiyati tedbir kararı verilmesini, devam eden tecavüzün ref'i ve muhtemel tecavüzün men'i, FSEK'nın 68 vd. maddeleri uyarınca (tespit edilecek bedelin üç kat fazlası) tazminatın şimdilik 1.000.-TL'lik kısmının ticari faiziyle müvekkillerinin lehine hükmedilmesini, davalıların hukuka aykırı fiilleri sebebiyle müvekkillerinin uğradığı zararların tespitini, şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın ticari temerrüt faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsilini, FSEK md. 70/3 uyarınca temin edilen karın tespiti ile şimdilik 1.000 TL'sinin ticari faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen müvekkillerinin lehine tahsilini, davaya konu kitapların davalılar tarafından çoğaltılmasının ve yayınlanmasının önlenmesini, hükmün en yüksek trajlı üç gazetede ilanına karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yüklenmesini talep etmiştir. Davalı vekilinin İkinci cevap dilekçesinde özetle; tazminat talebi ile ilgili zorunlu arabuluculuk dava şartı yerine getirilmediğinden, davanın tefrik edilerek tazminat talepleri yönünden davanın usulden reddi gerektiğini, zamanaşımı süresi 2 yıl olduğunu, her ne kadar tecavüz iddiasını ve bundan kaynaklanan bir tazminat alacağının varlığını kabul etmesek de, FSEK' ten kaynaklanan tazminat alacağının temelinde TBK' da öngörülen haksız fiil sorumluluğu yer almakta olduğunu, bu sebeple zamanaşımı süresi azami 2 yıl olduğunu, 70 yıl olmadığını, davanın zamanaşımı sebebi ile reddi gerektiğini, davacı taraf halen eser tecavüzünden bahsetmekte ise de, ortaya tecavüze uğrayan eserin örneğini sunamadığını, ikinci cevap dilekçelerinin kabulününü, HMK 166 maddesi uyarınca davacının müdahalenin meni davasının tefrik edilerek ayrı esasa kaydedilerek görülmesini, tazminat talepleri yönünden zorunlu arabuluculuk dava şartı yerine getirilmediğinden davanın reddini, davacı taraf FSEK kapsamında eser malikliğini kanıtlayacak delil ibraz edemediğinden ve açıkladıkları diğer sebeplerle ispat edilemeyen davanın reddini, fazlaya dair haklarının saklı tutulmasını, dava masraf ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini, davacının hak sahipliğini ispat edemediği halde, kendisine telif ödenmesini talep etmesinin hiç bir hukuki dayanağı olmadığını, ...' e ait herhangi bir basılı kitap eserine rastlanmamış olduğunu, bilgi ve fikir açıklamalarının FSEK kapsamında eser niteliğini haiz olmaması bir yana, kamusal alanda kamuya arz şeklinde gerçekleşen dini bilgiler, kuran ayetleri, hadisler, mektubat olması sebebi ile de hiç kimse tarafından sahiplenilmesi mümkün olmayan değerler olduğunu, davacının mürerrer tazminat taleplerinin her halükarda ayrı ayrı reddi gerektiğini beyan etmiştir. 22/11/2022 tarihli bilirkişi raporunda özetle; re’sen tespit edilecek hususlar doğrultusunda dosya münderecatında yer alan tüm bilgi ve belgeler incelenip değerlendirildiğinde, davacılar mirabırakanın yapmış olduğu iddia olunan sohbetlerinin FSEK md. 2 anlamında sahibinin hususiyetini taşıyan dil ve yazı ile ifade olunan eser olarak korunabilmesi için sahibinin hususiyetini taşıyıp taşımadığının belirlenebilmesi gerektiğinden, eser sahibinin davacılar mırasbırakanı olup olmadığının belirlenebilmesi için davacılar mirabırakanın sohbetlerinin içeriğini ve kopyalarını sunması gerekmekte olduğunu, yine davalıların da kitaplarının içeriğinin belirlenebilir olması gerekliliği de birlikte değerlendirildiğinde, ihtilaf konusu edilen sohbetler/kitapların örnekleri/içerikleri dosyada mevcut olmadığından, davacılar mirasbırakanın sohbetlerinin FSEK kapsamında eser niteliğine haiz olup olmadığının tespit edilemediğini ve FSEK kapsamında yapılabilecek ayrıntılı değerlendirmenin açıklanan bu sebeplerle yapılamadığını, görüş ve kanaatlerine varıldığını yönünde rapor sunulmuştur. 05/06/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle; mahkemenizin 19/01/2023 tarihli kararı gereği bilirkişi olarak tarafımıza verilen ek görevlendirme kapsamında ... Cumhuriyet Başsavcılığı ... sayılı soruşturma dosyasına dair 21/03/2023 tarihli yazı ile müzekkere cevabının dosyanız arasına eklendiğini, söz konusu ... Cumhuriyet Başsavcılığı ... sayılı soruşturma dosyasından gelen evraklar incelendiğinde, şikâyet dilekçesi ve şüphelinin sunmuş olduğunu, dilekçenin gönderildiği ancak ihlale konu edilen eser/eserlere dair herhangi bir bilgi/belge ve/veya delilin ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı Bürosunca Mahkemenize gönderilmediğini, Kök raporda da ifade edildiği üzere, ihtilaf konusu edilen sohbetler/kitapların örnekleri/içerikleri dosyada mevcut olmadığından, davacılar murisinin sohbetlerinin FSEK kapsamında eser niteliğine haiz olup olmadığını ve davalılar kitaplarının davacı murisinin eseri yönünden ihlal teşkil edip etmediği tespit edilemediğinden FSEK kapsamında yapılabilecek ayrıntılı değerlendirmenin bu nedenle yapılamadığı görülmekte olduğunu, açıklanan nedenlerle, kök rapordaki tespitlerimizi değiştirecek herhangi bir unsura rastlanmadığını yönünde görüş ve kanaatlerini sunmuşlardır. 18/12/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle; münderecatında yer alan tüm bilgi ve belgeler incelenip değerlendirildiğinde, kök raporumuzda ve ek raporda da ifade edildiği üzere, ihtilaf konusu edilen sohbetlerin içeriği dosyada mevcut olmadığından, davacılar murisinin sohbetlerinin FSEK kapsamında eser niteliğine haiz olup olmadığı ve davalılar kitaplarının davacı murisinin eseri yönünden ihlal teşkil edip etmediği tespit edilemediğinden FSEK kapsamında yapılabilecek ayrıntılı değerlendirmenin bu nedenle yapılamadığını, davacılarının iddialarına dayanak teşkil eden mirasbırakanın sohbetlerine ve içeriğinin dosyaya dahil edilmesi halinde de, dava konusunun davacılarının mirasbırakanın dini sohbetlerinin izinsiz olarak davalılar tarafından kitaplaştırılması olduğundan dini sohbetlerin değerlendirilebilmesi amacıyla dosyaya ilahiyat alanında uzman bir bilirkişinin de eklenmesi gerektiğini, kanaatini içerir yönünde görüş ve kanaatlerini sunmuşlardır. 24/09/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle; Davaya konu kitap içerikleri incelendiğinde sohbetlerdeki ifadelerin, vaazların, fikirlerin ve açıklamaların dini ve ruhani aleme ilişkin kendi bakış açısı ile kendi ifade tarzı ile bir bütünlük arz eden uslupla ifade edilmesi nedeniyle söz ile ifade edilen ilim ve edebiyat eseri vasfını haiz olduğunu, davacıların murisinin söz ile ifade edilen ilim ve edebiyat eseri vasfını haiz belirtilen fikir açıklamaları, sohbetler, ayet, hadis, din alimleri mektubat okumalarının davalı yazar tarafından araştırılarak, emek verilerek sistematize edilerek farklı konulara ayrılıp kitap haline getirildiği dava konusu bu kitapların bu özellikleri sebebiyle FSEK m.6/6b anlamında külliyat türünden derleme eser olduğunu, dosyada mübrez davaya konu kitapların kapakları ve içeriklerinden kitap içeriklerindeki sohbetlerin, fikirlerin, okumaların ve görüşlerin eser sahibinin davacıların murisi olduğu, davacıların ise ... 4. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin ... Esas sayılı mirasçılık belgesine göre eser sahibinin mirasçıları olduklarını, kitapları külliyet haline getiren davalı yazarın ise işlenme eser sahibi olduğunu, eser sahibinden, eser sahibi ölmüşse mirasçılarından izin alınmaksızın eserin izinsiz işlenmesi somut olayda olduğu gibi eserlerin külliyat haline getirilmesinin eser sahibinin mali haklarından FSEK 21’de belirtilen işleme hakkının ihlali sayılacağını, davacı FSEK 68 ve FSEK 70 çerçevesinde maddi tazminat talebinde bulunmuş olup hem FSEK.m.68, hem de FSEK.m.70.f.2 veya FSEK.m.70.f.3 kapsamında maddi tazminat talep edildiğinde, talep edilen toplam bedel, anılan seçenekler uyarınca istenebilecek “en çok bedel” ile olmakla davacının bu taleplerinden hangisi yüksek ise, en yükseğine hükmedilmesi gerektiği, bu çerçevede davacı FSEK 68 ve FSEk 70/3 çerçevesinde hesaplanacak tazminattan birisini seçmek durumunda olacağını, davacının FSEK 68 tercihini kullanması ihtimalinde men ref taleplerinin de reddinin gerekeceğini, FSEK 68 çerçevesinde telif bedeli hesabı yapılabilmesi için davaya konu kitapların bandrol adetleri ile kitapların satışlarının dosyaya celbinin gerektiğini, FSEK 70 çerçevesinde maddi tazminatın hesaplanabilmesi davalı şirket defter ve kayıtlarının mali bilirkişi tarafından incelenmesinin gerektiği yönünde görüş ve kanaatlerini sunmuşlardır. 14/07/2025 tarihli bilirkişi raporunda özetle;davalı şirketin ticari defterlerinin açılış tasdiklerinin yasal süresinde yapıldığını, defterlerin usulüne uygun tutulduğunu, takdir Sayın Mahkemeye ait olmak üzere defterlerin sahibi lehine delil niteliğine haiz olduğunu, Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü’nden gelen müzekkere cevabında dava konusu kitaplara ilişkin bandrol bilgilerinin ... Sohbetleri için 3.000 adet, ... için 7.500 adet, ... için 1.500 adet olduğunu, davalı şirketin dava konusu ... kitabının 66 adet 20.922,80-TL bedelle, ... kitabının 103 adet 22.196,00-TL bedelle, ... kitabının 69 adet 22.304,30-TL bedelle ve ... kitabının 69 adet 36.411,45-TL bedelle satıldığını, davacının gelir gelir tablosu verilerinden Brüt Satış Karlılığının %8 olduğunu, Sayın Mahkemece davacının FSEK 68 uyarınca tazminat hesaplanmasına kanaat edilmesi halinde bandrol adetlerine ortalama satış fiyatının uygulanması yoluyla elde edilen olası satış gelirine Sektörel olarak %10 telif oranı uygulanarak oluşan telif bedelinin 604.851,50-TL olabileceğini, katının takdiri halinde 1.814.554,50-TL olabileceğini, Sayın Mahkemece FSEK 70 uyarınca tazminat hesaplanmasına kanaat edilmesi halinde davalı şirketin elde ettiği kar üzerinden hesaplama yapıldığında 8.146,76+-TL olabileceği yönünde görüş ve kanaatlerini sunmuşlardır. 14/07/2025 tarihli bilirkişi raporunda özetle;davalı şirketin ticari defterlerinin açılış tasdiklerinin yasal süresinde yapıldığını, defterlerin usulüne uygun tutulduğunu, takdir Sayın Mahkemeye ait olmak üzere defterlerin sahibi lehine delil niteliğine haiz olduğunu, Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü’nden gelen müzekkere cevabında dava konusu kitaplara ilişkin bandrol bilgilerinin ...için 3.000 adet, ... için 3.000 adet, Kısım 3 Mektubat Dersleri için 7.500 adet, ...için 1.500 adet olduğunu, davalı şirketin dava konusu ... kitabının 66 adet 20.922,80-TL bedelle, ... kitabının 103 adet 22.196,00-TL bedelle, ...kitabının 69 adet 22.304,30-TL bedelle ve ... kitabının 69 adet 36.411,45-TL bedelle satıldığını, davacının gelir gelir tablosu verilerinden Brüt Satış Karlılığının %8 olduğunu, Sayın Mahkemece davacının FSEK 68 uyarınca tazminat hesaplanmasına kanaat edilmesi halinde bandrol adetlerine ortalama satış fiyatının uygulanması yoluyla elde edilen olası satış gelirine Sektörel olarak %10 telif oranı uygulanarak oluşan telif bedelinin 604.851,50-TL olabileceğini, katının takdiri halinde 1.814.554,50-TL olabileceğini, Sayın Mahkemece FSEK 70 uyarınca tazminat hesaplanmasına kanaat edilmesi halinde davalı şirketin elde ettiği kar üzerinden hesaplama yapıldığında 8.146,76+-TL olabileceği yönünde görüş ve kanaatlerini sunmuşlardır. KANAAT VE GEREKÇE Uyuşmazlığın eser sahipliğinin tespiti ile, davalı kullanımlarının davacıya ait eser sahipliğinden kaynaklanan mali ve manevi haklara tecavüz oluşturup oluşturmadığının tespiti, tecavüzün ref'i ve Fsek m.68 ve m.70 uyarınca maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. FSEK’te eser sahibine tanınan manevi haklar; umuma arz hakkı (FSEK m.14), adın belirtilmesi hakkı (FSEK m.15), eserde değişiklik yapılmasını men etme hakkı (FSEK m.16) ve esere ulaşma hakkı (FSEKm.17) olarak düzenlenmiştir. Adın belirtilmesi hakkı, güzel sanat eserlerinde çoğaltma ile elde edilen kopyalarla bir işlenmenin aslı veya çoğaltılmış nüshaları üzerinde asıl eser sahibinin ad veya alametinin, kararlaştırılan veya adet olan şekilde belirtilmesi ve vücuda getirilen eserin bir kopya veya işlenme olduğunun açıkça gösterilmesini şart kılar. FSEK’te eser sahibine tanınan mali haklar; işleme hakkı (FSEK m.21), çoğaltma hakkı (FSEK m.22), yayma hakkı (FSEK m.23), temsil hakkı (FSEK m.24), umuma iletim hakkı (FSEK m.25) ve pay alma hakkı (FSEK m.45) olarak düzenlenmiştir. Bir eserden, onu işlemek suretiyle faydalanma hakkı (FSEK m.21), eserin aslını veya kopyalarını, herhangi bir şekil veya yöntemle, tamamen veya kısmen, doğrudan veya dolaylı, geçici veya sürekli olarak çoğaltma hakkı (FSEK m.22), aslını veya çoğaltılmış nüshalarını, kiralamak, ödünç vermek, satışa çıkarmak veya diğer yollarla dağıtmak hakkı (FSEK m.23), eserden doğrudan doğruya yahut işaret, ses veya resim nakline yarıyan aletlerle umumi mahallerde okumak, çalmak, oynamak ve göstermek gibi temsil suretiyle faydalanma hakkı (FSEK m.24) münhasıran eser sahibine aittir. Davacıların murisinin söz ile ifade edilen ilim ve edebiyat eseri vasfını haiz belirtilen fikir açıklamaları, sohbetler, ayet, hadis, din alimleri mektubat okumalarının davalı yazar tarafından araştırılarak, emek verilerek sistematize edilerek farklı konulara ayrılıp kitap haline getirildiği dava konusu bu kitapların bu özellikleri sebebiyle FSEK m.6/6b anlamında külliyat türünden derleme eser olduğu kanaatine varılmıştır. “ Bir eser sahibinin bütün veya aynı cinsten olan eserlerinin külliyat haline sokulması”, FSEK m.6/f.1/b.6’da işlenme örneklerinden biri olarak kabul edilmiştir. Aynı şahsa ait eserlerin külliyat haline sokulması ile, külliyat içindeki tek tek eserlerden bağımsız, yeni bir değer ortaya çıkar. Mesela, bir hukuk bilgininin uzun yıllar boyu çeşitli yerlerde fikir ve sanat eserleri hukuku ile ilgili yayınladığı makalelerini toplayan bir eser, bu eser içindeki münferit makalelerden farklı bir eser, bir işlenmedir. Bu nedenle dava konusu kitapların FSEK m.6/6 anlamında külliyat türünden derleme eser olduğu kanaatine varılmıştır. Yargıtay kararlarına göre, FSEK kapsamındaki uyuşmazlıkta dava konusu fikri ürünün “eser” niteliği taşıyıp taşımadığı re'sen araştırılmalıdır. FSEK'in 1/B maddesinde öngörülen tanım dikkate alındığında bir fikir ve sanat ürününün eser olarak nitelendirilebilmesi için iki unsuru haiz olması gerekir. Bunlardan ilki, fikir ve sanat ürününün sahibinin hususiyetini taşıması”, ikincisi ise kanunda sayılan eser kategorilerinden birine dahil olması"dır. Doktrinde, bu unsurlardan ilkine “sübjektif unsur” veya esasa ilişkin şart', ikincisine ise “objektif unsur” veya “şekle ilişkin şart” denilmektedir. Subjektif unsur gereğince, bir fikir ve sanat ürününün eser olarak kabul edilebilmesi için, bu ürünün onu meydana getiren kişinin “hususiyetini” taşıması gerekmektedir. Başka bir deyişle eser onu yaratan zihnin bireyselliğini gösteren özellikler taşımalıdır. Objektif unsur gereğince, bir fikir ve sanat ürününün hukuk alanında korunmayı hak edebilmesi için, sahibinin hususiyet arz eden fikri çabasının somut neticesi olması gerekir. Başka bir deyişle bu fikri çaba gözle görülebilir, elle tutulabilir, kulakla duyulabilir, kısaca algılanabilir olmalıdır. Fikir ve düşünceler, ancak bir şekle büründüğünde yani eser formunda açıklığında fikri hukuk kapsamına girer' . Diğer taraftan eserde algılanabilir olma dışında düşüncenin açıklanış formatı da önemlidir. Yani fikir ve sanat ürününün FSEK'te öngörülmüş olan düşünceyi ifade formatlarından birine dahil olması gerekir. FSEK'te eser formatları olarak; ilim ve edebiyat eserleri, musiki eserleri, güzel sanat eserleri, sinema eserleri ve bağlı eser olarak kabul edilen işlenme eserler gösterilmiştir. Dolayısıyla bir fikir ve sanat ürününü bu formatlardan birine sokmak mümkün değilse, onu kanuna göre eser saymak ve korumak da mümkün olmayacaktır. FSEK 2/1 bendine göre herhangi bir şekilde dil ve yazı ile ifade olunan eserler hususiyet taşımaları koşulu ile ilim ve edebiyat eseri sayılır. “Yazı ile ifade olunan”dan kasıt; hangi dilde, hangi şekilde yazıya dökülürse dökülsün hususiyet taşıyan yaratımlardır. Örneğin şiir, roman, öykü, senaryo, tiyatro oyununun teksti vs.. iken “Dil ile ifade olunan” dan kasıt yazıya dökmeksizin de işitilmesi koşuluyla söylenerek ortaya konulan eserleri ifade eder2. Örneğin; konferans konuşmaları, nutuklar yazıya dökülmeseler bile söylemlerin bütünü dikkate alındığında anlatım tarzı ve ifade ediş şekli hususiyet arz ediyorsa eser olarak korunacaktır3. Davaya konu kitap içerikleri incelendiğinde sohbetlerdeki ifadelerin, vaazların, fikirlerin ve açıklamaların dini ve ruhani aleme ilişkin kendi bakış açısı ile kendi ifade tarzı ile bir bütünlük arz eden uslupla ifade edilmesi nedeniyle söz ile ifade edilen ilim ve edebiyat eseri vasfını haiz olduğu kanaati hasıl olmuştur. Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 11 ve 12 inci maddelerinde eser sahipliğine ilişkin karinelerin neler olduğu düzenlenmiştir. FSEK m.11 hükmüne göre; “Yayımlanmış eser nüshalarında veya bir güzel sanat eserinin aslında, o eserin sahibi olarak adını veya bunun yerine tanınmış müstear adını kullanan kimse, aksi sabit oluncaya kadar o eserin sahibi sayılır. Umumi yerlerde veya radyo-televizyon aracılığı ile verilen konferans ve temsillerde, mutat şekilde eser sahibi olarak tanıtılan kimse o eserin sahibi sayılır; meğer ki, birinci fıkradaki karine yoluyla diğer bir kimse eser sahibi sayılsın”. Dosyada mübrez davaya konu kitapların kapakları ve içeriklerinden kitap içeriklerindeki sohbetlerin, fikirlerin, okumaların ve görüşlerin eser sahibinin davacıların murisi olduğu, davacıların ise ... 4. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin... Esas sayılı mirasçılık belgesine göre eser sahibinin mirasçıları oldukları, kitapları külliyet haline getiren davalı yazarın ise işlenme eser sahibi olduğu kanaati hasıl olmuştur. Davalının biyografiye ilişkin talebinin ise yazarın kendisi olması ve herkesin biyografisinin yazılabileceği ancak biyografisi yazılan kişinin hak iddia edemeyeceğine ilişkin beyanına ise davacıların murisinin biyografisinin davacılar murisinin kamuya mal olmuş bir kişi olmadığı bu nedenle biyografisinin izin alınmadan yazılamayacağı kanaatine varılarak bu yöndeki savunmaya itibar edilmemiştir. Tüm bu değerlendirmeler ışığında, davaya konu edilen FSEK kapsamında; Davaya konu eserlerin Davacıların murisinin söz ile ifade edilen ilim ve edebiyat eseri vasfını haiz belirtilen fikir açıklamaları, sohbetler, ayet, hadis, din alimleri mektubat okumalarının davalı yazar tarafından araştırılarak, emek verilerek sistematize edilerek farklı konulara ayrılıp kitap haline getirildiği dava konusu bu kitapların bu özellikleri sebebiyle FSEK m.6/6b anlamında külliyat türünden derleme eser olduğu, FSEK m.68/l hükmüne göre; “Eseri, icrayı, fonogramı veya yapımları hak sahiplerinden bu Kanuna uygun yazılı izni almadan, işleyen, çoğaltan, çoğaltılmış nüshaları yayan, temsil eden veya her türlü işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletenlerden, izni alınmamış hak sahipleri sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği bedelin veya bu Kanun hükümleri uyarınca tespit edilecek rayiç bedelin en çok üç kat fazlasını isteyebilir". FSEK m.68'deki kapsamında bu taleplerin ileri sürülebilmesi için, mütecavizin kusurunun olması” ya da zararın gerçekleşmiş bulunması şart değildir' Yine Yargıtay'a göre; “...eser sahibinin Mali hakları korunurken sadece bu tecavüzün haksız fiil olduğu varsayımından hareket edilmeyecektir. Somut olayın özelliğine göre varsayımsal sözleşme bedeli tayin edilirken eser sahibinin bilimsel/sanatsal yeteneği, üretim kapasitesi gibi sübjektif nitelikleri, eserin beğeni ölçüsü, sayfa sayısı, estetik görünümü, nitelik ve niceliği, ihlal edilen mali hakkın türü, coğrafi kapsamı, ihlal süresi, ihlalin yapıldığı vasıta, bunun geniş halk kitlesine ulaşımı gibi objektif kriterler dikkate alınarak eser sahibi izinsiz kullananla sözleşme yapması halinde, bu sözleşme uyarınca isteyebileceği bedel, bunun faizi 68. madde uyarınca açılacak davada dikkate alınacaktır. Ayrıca rayiç bedelin tespitine ilişkin taraflar arasında daha önceden yapılmış bir sözleşme, teklif var ise, başka bir deyişle rayiç bedel somuta indirgenmiş ise, rayiç bedelin tespiti taraflar arasındaki sözleşme, teklif vs. ile tespit edilecektir. Zira mali haklara tecavüz halinde FSEK'in 68/1. maddesi gereğince, eseri, icrayı, fonogramı veya yapımları hak sahiplerinden bu Kanuna uygun yazılı izni almadan, işleyen, çoğaltan, çoğaltılmış nüshaları yayan, temsil eden veya hertürlü işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletenlerden, izni alınmamış hak sahipleri sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği bedelin veya bu Kanun hükümleri uyarınca tespit edilecek rayiç bedelin en çok üç kat fazlasını isteyebilir. Davacı vekilinin dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak, FSEK 68. Madde gereğince üç kat hesabıyla şimdilik 1.000 TL maddi tazminat talep ettiği, davacı tarafça 23/02/2026 tarihinde bedelin 1.813,554,50 TL artırılarak 1.814,554,50 TL 'ye artırılması talebinin olduğu bilirkişi raporu ile hesaplanan bedel olan 604.851,50 TL'nin FSEK 68/1. Maddesi uyarınca 3 katı olan 1.814,554,50 TL maddi tazminatın haksız fiil tarihi tam tespit edilemediği ve taleple de bağlılık ilkesi gereği dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KABULÜ ile, 2-Davalı tarafın davacı tarafa ait eseri izinsiz kullanmak suretiyle FSEK'ten kaynaklı haklarını ihlal ettiğinin TESPİTİ ile, davalı tarafın davacının mali ve manevi haklarına muhtemel TECAVÜZÜN MENİNE ve TECAVÜZÜN REF'İNE 3-Davacının maddi tazminat isteminin kabulü ile; 604.851,50 TL'nin FSEK 68. Madde kapsamında 3 katı olan 1.814.554,50 TL maddi tazminatın tecavüzün gerçekleştiği tarih tespit edilememiş olmakla, dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan müştereken tahsili ile davacıya verilmesine,, 4-Dava konusu kitapların davalılar tarafından çoğaltılmasının ve yayınlanmasının önlenmesine, 5-Karar kesinleştiğinde karar özetinin masrafı davalıdan tahsil edilmek üzere Türkiye çapında yayın yapan ve kararın kesinleşeceği tarih itibariyle tirajı en yüksek 3 gazeteden birinde ilanına, 6-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gerekli 123.952,22-TL karar harcından peşin yatırılan 80.70-TL peşin, 30.971,00-TL ıslah harcı' nın mahsubu ile kalan 92.900,52-TL bakiye karar harcının davalılardan müştereken tahsili ile Hazine'ye irat kaydına, 7-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen maddi tazminat talepleri yönünden davacı yararına hesap olunan 272.037,63-TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken alınarak davacıya verilmesine, 8-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca kabul edilen tecavüz talepleri yönünden davacı yararına hesap olunan 55.000,00-TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken alınarak davacıya verilmesine, 9-Davacı tarafından yapılan 31.132,40-TL (peşin+başvuru+tamamlama) ve 21.012,50-TL (bilirkişi ücreti+posta gideri) olmak üzere toplam 52.144,90-TL yargılama giderinin davalılardan müştereken alınarak davacıya verilmesine, bakiye yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 10-Yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, Dair davacı ve davalı vekillerinin yüzüne karşı, (HMK 345/1 md. gereğince) gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamı ödenmek suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.06/03/2026

Katip ... ¸

Hakim ... ¸

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2022/35, K. 2026/25, T. 06.03.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2022-35-e-2026-25-k-d87c45bb5477