İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2021/771 E. 2021/771 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2021/771
Karar No
2021/771
Karar Tarihi

T.C. ADANA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2021/771 Esas - 2022/906 TÜRK MİLLETİ ADINA

T.C. ADANA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2021/771 Esas KARAR NO : 2022/906

HAKİM : ... ... KATİP : ... ...

DAVACI : ... ... ... VEKİLLERİ : ... - ... ... - ... DAVALILAR : 1- ... - ... VEKİLİ : ... - ... : 2- ... - ... ... DAVA : Tazminat (Rücuen Tazminat) DAVA TARİHİ : 12/10/2021 KARAR TARİHİ : 08/11/2022 GEREKÇELİ KARARIN YAZILMA TARİHİ : ...

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Rücuen Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA :Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketlere bağlı olarak çalışan ...'nün kuruma yaptığı başvuru neticesinde 14/10/2019 tarihinde 10.768,55 TL ödeme yaptıklarını, davalı ile imzalanan sözleşmeler gereğince bu bedelin 2.397,42 TL'sinden sorumlu olmadıklarını bu nedenle ödenen 2.397,42 TL bedele ödeme tarihinden itibaren hesaplanacak avans faiziyle davalılardan tahsilini talep etmiştir. CEVAP :Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; kamu ihalesi neticesinde dava dışı işçinin çalıştırıldığını, sözleşmede alt işverene rücuya ilişkin bir madde bulunmadığını davanın reddi gerektiğini beyan etmiştir.

YARGILAMA USULÜ : Öncelikle 15.03.2018 tarihinde 7101 sayılı yasa ile ve son olarak 22/07/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanunun 58 inci maddesiyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4’üncü maddesinin ikinci fıkrasında değişiklik yapılarak "Ticari davalarda da deliller ile bunların sunulması 12/01/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabidir; miktar veya değeri beş yüz bin Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır" hükmü getirilmesi sebebiyle, mahkememizde açılan 2.397,42 TL'lik dava için basit yargılama usulü uygulanmıştır. DELİLLER VE GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının işçilik tazminatı ödeme sebebiyle davalılardan rucüen alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise miktarı hususunda olduğu anlaşılmıştır. Mahkememiz, dava açılışından sonra tensip kararı ile birlikte, gerekli gördüğü bilgi ve evrakları dosya arasına celp edilmesi için ilgili mercilere müzekkereler yazmış, dava dilekçesi ve ekleri davalı tarafa tebliğe çıkarılarak, her iki taraf içinde yargılama usul ve esaslarına dair gerekli ihtaratlar yapılmıştır. Dava konusu alacak talebi hakkında bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Bilirkişi ... 11.04.2022 tarihli raporunda özetle; dava dışı işçinin kurumda 22/07/2017-28/06/2019 tarihleri arasında hizmet süresinin bulunduğunu, bu hizmet karşılığı kendisine 6.785,69 TL net kıdem tazminatı, 3.982,86 TL ihbar tazminatı ödemesi gerçekleştirildiğini, işçinin fesih gerekçesinin toplu işten çıkartılma olarak gösterildiğini, işveren tarafından gerçekleştirilen bu işlemde işçi kıdem tazminatına hak kazındığını, dosyaya sunulan kıdem tazminatı hesap bordrosundan hareket ile işçinin giydirilmiş ücretinin 3.537,10 TL olduğunun tespit edildiğini, 6.785,69 TL net kıdem tazminatı hesaplandığını, yapılan ödeme ile hesaplanan ödeme miktarının aynı olduğunu, 16/10/2019 tarihinde yapılan ödeme nedeniyle davalı ...'nin tam sorumluluk miktarının 1.585,89 TL olduğunu, davalı ...'nin 836,20 TL sorumlu olduğunu rapor etmiştir. Davacı vekili ile davalı ... vekilinin işbu hesap raporuna ayrı ayrı itiraz ve beyan dilekçesi sunmuş oldukları, tarafların rapora karşı beyan ve itirazlarının değerlendirilmesi için dosya yeniden önceki bilirkişiye tevdi edilmiştir. Bilirkişi ... 06/07/2022 tarihli ek raporunda özetle; davalı vekilinin itirazları açısından kök raporda değiştirilmesi gereken herhangi bir husus bulunmadığını, tam nispette hesaplamanın ...'nin 1.585,89 TL olduğunu, ...'nin 836,20 TL olduğunu, davacı istemiyle orantılı hesaplamanın ...'nin 1.569,74 TL sorumlu olduğunu, ...'nin 827,68 TL sorumlu olduğunu rapor etmiştir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/6. maddesinde, “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.” hükmü bulunmaktadır. Dava konusu olayda da davacı ile davalı arasında alt işveren-asıl işveren ilişkisi mevcut olup, davacı asıl işveren, alt işverenlerin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak İş Kanunu’ndan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle, alt işverenlerle birlikte müteselsilen sorumludur. Burada kanundan kaynaklanan bir teselsül hali söz konusu olup, asıl ve alt işverenler, dış ilişki itibariyle (dava dışı işçiye karşı) müseselsilen sorumludurlar. Bu düzenleme, işçi alacağının güvence altına alınması amacıyla yapılmış olup, sadece işçilere karşı bir sorumluluktur. Asıl ve alt işveren arasındaki ilişkide ise İş hukuku değil, Borçlar Kanunu ve sözleşme hukuku esas alınacağından, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gereklidir. Alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular, kendi aralarındaki iç ilişkide, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda bir anlaşma yapabilirler. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 167. (Mülga Borçlar Kanunu’nun 146.) maddesinde düzenlenen, “Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır.” şeklindeki hükümde de, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları, ancak bunun aksinin kararlaştırılabileceği de açıkça belirtilmiştir. İşte müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki iç ilişkide, bu konudaki sorumluluğun tamamen borçlulardan birine ait olacağı yönünde bir sözleşme yapılmış ise, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacağından, dış ilişkide kanundan doğan teselsül gereğince borcu ödemiş olan müteselsil borçlunun, ödediği miktarın iç ilişkide borcun nihai yükümlüsü olan borçludan rücuen tahsilini talep edebileceği kabul edilmelidir. Asıl işverenden tahsil edilen işçilik alacakları, çoğunlukla işçinin birden fazla alt işverenler nezdindeki çalışmalarını kapsamaktadır. İşçinin çalışmış olduğu her bir alt işverenin dönemine isabet eden işçilik alacaklarından, ilgili olan alt işveren sorumlu olacağından, davalı alt işverenin sorumluluğu da sadece kendi dönemi ile sınırlı olmalıdır. Davalının “son işveren“ olması da bu sonucu değiştirmez. Bununla birlikte feshe bağlı bir hak olan ihbar tazminatından ise, diğer işverenler sorumlu olmayıp, sadece son işveren sorumludur. Başka bir ifade ile davacı üst işveren, dava dışı işçiye ödemiş olduğu ihbar tazminatını ancak son işverenden talep edebilir. Bunun dışındaki tüm işçilik alacaklarından ise, işçinin çalışmış olduğu alt işverenler, üst işverene karşı, kendi dönemleriyle sınırlı olmak üzere sorumludurlar. Yine, asıl işveren, yargılama gideri (dava ve icra), avukatlık ücreti, harç, faiz gibi fer'i borçlardan, her bir davalı alt işverenin toplam ana para tutarı içinde sorumlu olduğu tutarına oranı kadarını ilgili alt işverenlere rücu edebilir. Az yukarıda da değinildiği gibi, uyuşmazlığın İş Hukuku değil, Borçlar Hukuku hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiğinden, mahkemece “iş hukukunda geçerli olan mevzuat ve içtihatlara göre yapılan değerlendirmeler'' rücu davalarında hükme esas alınamaz. Değinilmesi gereken bir başka nokta ise alt işverenlerin sorumlu oldukları dönemlere ilişkin hesaplama yapılırken hangi tarihteki ücretlerin esas alınması gerektiğidir. Asıl işveren, iş mahkemesi ilamı gereğince işçilik alacaklarını iş akdinin sona erdiği tarihteki ücret üzerinden ödemekte olup, iş mahkemesi ilamındaki usul ve hesaplamalar doğrultusunda alt işverenlerden rücu isteminde bulunabilir. (Bkz. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 03.12.2015 tarih, 2014/38758 E., 2015/35433 K.) Tüm dosya kapsamı ve toplanan delillerin incelenmesi sonucunda; aslolan işçiyi çalıştıran alt işverenin işçilik haklarını işçiye ödemiş olmasıdır. Ancak işçi ödenmemiş işçilik alacaklarını alt işveren ile birlikte üst işverenden de talep edilebilir. Alt işverenin ödemediği işçilik alacaklarını ödeyen üst işveren, işçiye ödediği miktarla sınırlı olmak üzere, alt işverenlere rücu edebilir. Rücu miktarı alt işverenler bakımından ayrı ayrı tespit edilmelidir. Bu rücu işçinin çalıştığı dönem ve bu döneme tekabül eden ve işçiye ödenen ücretle sınırlıdır. Olayımızda alt işverenlerin işçiye işçilik alacaklarını ödemedikleri ve bu meblağın üst işveren tarafından ödendiği tartışmasızdır. Üst işveren konumunda olan davacı işçiye ödediği meblağın alt işveren tahsilini talep etmektedir. Hukuki problem davacı üst işverenin alt işverenler yerine ödediği miktarın tespiti ve hangi tarihten itibaren faiz isteyebileceği konusunda toplanmaktadır. Dava dilekçesinde işçiye yapılan ödemelerden toplam 2.397,42 TL'sinden davacının sorumlu olmadığı, bu meblağdan davalıların sorumlu olduğu belirtilmiştir. Dosya kapsamına alınan bilirkişi davacının 2.397,42 TL değil, 2.422,09 TL alacaklı olduğunu belirtmiştir. Hukuk hakimi, taleple bağlı olup talepten fazlasına karar veremez. Davacı tarafından talep edilen 2.397,42 TL'den hangi alt işverenin ne kadar miktar ile sorumlu olduğu konusunda ek rapor istenmiştir. Ek raporda, davacının talebine göre oranlama yapılarak davalı ...'nin 1.569,74 TL ile, ...nin ise 827,68 TL ile sorumlu olduğu belirtilmiştir. Bu rapor mahkememizce karar vermek için yeterli görülmüştür. Bu şartlarda, davalı ....'den 1.569374 TL tahsili ile 14/10/2019 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte ...nden ise 827,68 TL'nin tahsili ile 14/10/2019 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

KARAR : 1-Davanın KABULÜ ile, a) 1.569,74 TL'nin 14/10/2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle beraber davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine, b) 827,68 TL'nin 14/10/2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle beraber davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine, 2-Alınması gereken 163,76 TL karar ve ilam harcından, 59,30 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 104,46 TL harcın davalılardan tahsili ile hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından yatırılan 59,30 TL peşin harcın davalı ... 'den alınarak, davacıya verilmesine, 4-Arabuluculuk asgari ücret tarifesi kapsamında taraf sayısına göre hesaplanan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davalılardan alınarak hazineye gelir kaydı amacı ile tahsil müzekkeresi düzenlenmesine, 5-Davacı lehine göre hüküm tarihindeki AAÜT uyarınca hesaplanan 2.397,42 TL vekalet ücretinin davalılardan ( bu miktarın 1.569,74 TL'sinden davalı ...'nin, 827,68 TL'sinden davalı ...'nin sorumlu tutulmasına) alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafından harcaması yapılan 59,30 TL başvurma harcı, 14 tebligat gideri 288,00 TL, bilirkişi ücreti 800,00 TL olmak üzere toplam 1.147,30 TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 7-HMK'nun 297/ç bendi uyarınca artan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, Dair, davalı ... vekilinin yüzüne karşı, davacı vekili ile davalı ...nin yokluğunda miktar yönünden kesin olmak üzere karar verilerek taraflara açıkça okunup anlatıldı.

Katip ... ¸e-imzalıdır

Hakim ... ¸e-imzalıdır

¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2021/771, K. 2021/771, T. 08.11.2022, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2021-771-e-2021-771-k-2a8c1872b3c3