İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2007/2326 E. 2008/1714 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2007/2326
- Karar No
- 2008/1714
- Karar Tarihi
Karar Düzeltme İsteminde Bulunan (Davacı) :... Vekili: Av.... Karşı Taraf (Davalı): Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Vekili: Av. - İstemin Özeti : Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca verilen ve Danıştay Onüçüncü Dairesinin 29.3.2005 günlü, E:2005/39, K:2005/1720 sayılı kararının onanmasına ilişkin bulunan 22.2.2007 günlü, E:2005/1625, K:2007/128 sayılı karara karşı, davacı kararın düzeltilmesi isteminde bulunmaktadır. Savunmanın Özeti: Kararın düzeltilmesi isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Danıştay Tetkik Hakimi Muhsin Yıldız'ın Düşüncesi : Dava konusu işlemin dayanağı 4389 sayılı Bankalar Kanununun 15. maddesinin 3. fıkrasının, 8.12.2007 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 18.10.2007 günlü, E:2007/4, K:2007/81 sayılı Anayasa Mahkemesi kararıyla iptaline karar verilmiş olması karşısında Dairesince, yeniden bir karar verilmek üzere, karar düzeltme isteminin kabulü ile Daire kararının bu gerekçeyle bozulması gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı Gülen Aydınoğlu'nun Düşüncesi : Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54 üncü maddesinde yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından istemin reddi gerekeceği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 54. maddesi uyarınca davacının karar düzeltme istemi kabul edilerek, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 22.2.2007 günlü, E:2005/1625, K:2007/128 sayılı kararı kaldırılarak, gereği görüşüldü:' Dava, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna olan borcu nedeniyle davacı hakkında yurt dışına çıkış yasağı konulmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır. Danıştay Onüçüncü Dairesi 29.3.2005 günlü, E:2005/39, K:2005/1720 sayılı kararıyfa; 6183 sayılı Kanunun 37. maddesi uyarınca Fona olan 726 trilyon 122 milyar lira borcunu bir ay içerisinde ödemesi istenen ve verilen süre içerisinde borcunu ödememesi üzerine adına ödeme emri düzenlenen davacı hakkında söz konusu borcundan dolayı hakkında yurtdışı çıkış tahdidi konulmasında 4389 Sayılı Kanunun 15. maddesinin (3) numaralı fıkrasına aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Davacı, anılan kararın temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir. 15.7.1950 günlü, 5682 sayılı Pasaport Kanunu'nun, 3463 sayılı Yasa ile değişik, 22. madde&nin birinci fıkrasında; "Yurt dışına çıkmaları; mahkemelerce yasaklananlara, memleketten ayrılmalarında genel güvenlik bakımından mahzur bulunduğu İçişleri Bakanlığınca tespit edilenlere, vergiden borçlu olduğu pasaport vemeye yetkili makamlara bildirilenlere pasaport veya seyahat vesikası verilmez ... " hükmüne yer verilmiş; işlem tarihinde yürürlükte bulunan 18.6.1999 günlü, 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 15. maddecinin, 4672 sayılı Yasa ile değişik (3) numaralı fıkrasında da, 5682 sayılı Pasaport Kanunu'nun 22. maddesi hükümlerinin Fonun talebi üzerine Fona borçlu olanlar ile tüzel kişi borçluların kanuni temsilcileri hakkında da uygulanır düzenlemesi yer almıştır. Değinilen düzenlemelere dayanılarak Fona borçlu olan davacı hakkında yurt dışına çıkış yasağı konulmuş ise de; Anayasa Mahkemesi'nin 18.10.2007 günlü, E:2007/4, K:2007/81 sayılı kararıyla; vergi borcu nedeniyle yurtdışına çıkış yasağı getirilebileceği kabul edilmekle birlikte, yasa koyucunun bu yöndeki düzenlemelerinin somut ve açık olması, keyfi uygulanmalara neden olmamasının gerektiği, oysa Pasaport Kanunu'nun 22. maddesinin birinci fıkrasındaki "... vergiden borçlu olduğu pasaport vermeye yetkili makamlara bildirilenlere ..." bölümünün amaç ve araçları açık, belirgin ve somut bir şekilde öngörmediği, amaç ve araç arasında makul ve uygun bir ilişki kurmayarak ölçülülük ilkesinin gereklerini yerine getirmediği gerekçesiyle Anayasa'nın 2., 13. ve 23. maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiş,; aynı kararda Bankalar Kanunu'nun yukarıda değinilen ve işlemin dayanağı olan hükmü işe, "...Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun ya da itiraz konusu kurallarda yer alan bankaların alacağı olan ve özel hukuk hükümlerine dayanarak ortaya çıkan borçlar, belirli bir hukuksal süreçten sonra 6183 sayılı Yasa kapsamına girerek kamu alacağı haline getirilseler bile "vefgi borcu" niteliği kazanmazlar ve "vatandaşlık ödevi" içinde değerlendirilemezler. Vergi ödevi, kaynağını Anayasa'dan alan, Anayasa'nın 73. maddesi uyarınca kamu giderlerini karşılamak üzere herkesin ödemekle yükümlü olduğu bir ödevdir. Kamu alacağı olarak tahakkuk eden her parasal yükümlülük ya.da ödeme vergi ya da vergi benzeri mali yükümlülük olarak nitelendirilemez. Anayasa'nın 13. maddesinde, temel hak ve özgürlüklerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Yurt dışına çıkma özgürlüğü sadece Anayasa'nın 23. maddesinde sayılan özel sınırlama! nedenlerine bağlı olarak sınırlandırılabilecektir. 23. maddede yurt dışına çıkma yasağıyla; ilgili sınırlama nedenleri vatandaşlık ödevi ve ceza soruşturması veya kovuşturması olarak gösterilmiştir. Anayasa'da sınırlama nedenlerinin sayılarak belirlenmiş olması, yasa koyucunun bunlar dışında kalan bir nedenle yurt dışına çıkma özgürlüğünün sınırlanması sonucunıi doğuracak düzenlemeler yapamayacağını göstermektedir. Vatandaşlık ödevi kapsamında olmayan kamu alacaklarının tahsili amacıyla, borçlular | |hakkında yurt dışına çıkış yasağı konulması, Anayasa'nın 23. maddesinin güvence altına alcŞığı yurt dışına çıkma özgürlüğü alanına yapılmış açık bir müdahale niteliğindedir. Böyle bir (sınırlamanın Anayasa'nın ilgili maddesinde belirtilen sınırlama nedenlerinden birine dayandırılmış olması gerekir. Ancak, itiraz konusu kurallar Anayasa'nın 23. maddesinde belirtilen sınırlama nedenlerinden herhangi birine dayanmamaktadır..." gerekçesine yer verilerek Anayasa'nın 13. ve 23. maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesince vergi borcu nedeniyle çerçevesi yasakoyucu tarafından çizilmek suretiyle yurt dışına çıkış yasağı getirilebileceği, ancak vergi ve vergi benzeri mali yükümlülük dışındaki diğer kamu alacakları için bu yönde bir düzenleme yapılamayacağı sonucuna varılmıştır. Anayasa Mahkemesi, iptal hükmünün kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesini kararlaştırmış ve karar, 8.12.2007 günlü, 26724 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Ancak karar henüz yürürlüğe girmeden önce 6.6.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5766 sayılı Yasa ile Pasaport Kanunu'nun 22. maddesinin birinci fıkrasındaki işleme dayanak olan ve Anayasa Mahkemesince iptal edilen hüküm yürürlükten kaldırılmış, aynı Kanun'un 5. maddesi ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'a eklenen 36/A maddesinde de; "Devlete ait olup 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 4458 sayılı Gümrük Kanunu kapsamına giren amme alacakları ile bunlara ait zam ve cezalarını ödeme emrinin tebliğ tarihini takip eden yedi gün içerisinde ödemeyen ya da bu Kanun hükümleri uyarınca hakkında bu alacaklar nedeniyle ihtiyati haciz kararı alınan amme borçlusunun yurt dışına çıkışı, alacaklı tahsil dairesinin talebi halinde ilgili makamlarca engellenir. Yurt dışı çıkış tahdidi, yüzbin Yeni Türk Lirası ve üzerinde olan teminat altına alınmamış amme alacağı için uygulanır. Bakanlar Kurulu, bu tutarı on katına kadar artırmaya, yarısına kadar indirmeye ve yeniden kanuni tutarına getirmeye yetkilidir. Amme alacağına karşılık teminat alınması, alacağın tecil edilmesi, borçlunun aciz halinin tespit edilmesi, yargı mercilerince amme alacağının takibinin durdurulmasına karar verilmesi veya takibin kanunen durdurulması gereken diğer hallerde yurt dışı çıkış tahdidi, alacaklı tahsil dairesinin talebi üzerine ilgili makamlarca kaldırılır. Amme borçlusu hakkında uygulanan yurt dışı tahdidi, hastalık, iş bağlantısı gibi hallerde alacaklı tahsil dairesinin uygun görmesi ve bildirimi üzerine ilgili makamlar tarafından kaldırılır. Bu fıkraya göre yurt dışı çıkış tahdidinin kaldırılmış olması yeniden tatbikine mani değildir. Amme borçlusuyla birlikte amme alacağının ödenmesinden sorumlu olan ve bu Kanuna göre amme borçlusu sayılan kişiler hakkında da bu maddede yer alan esaslara göre yurt dışı çıkış tahdidi uygulanır. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir." düzenlemesine yer verilerek, vergi borcu nedeniyle yurt dışına çıkış yasağı ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi kararı gerekçesi gözetilerek düzenleme yapılmıştır. Her ne kadar Anayasanın 153.maddesinin üçüncü fıkrası "Kanun, Kanun Hükmünde Kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar, gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez."; beşinci fıkrası ise, "İptal kararları geriye yürümez." kuralını taşımakta ise de Anayasa Mahkemesince bir kanunun veya KHK'nin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu bilindiği halde eldeki davaların Anayasaya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasanın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülemez. Bir başka anlatımla, Anayasa Mahkemesinin, iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi ileriye dönük olarak ertelemiş bulunması öncelikle yasama organına aynı konuda, iptal kararının gerekçesine uygun olarak yeni bir düzenleme için olanak tanımak ve ortada hukuki bir boşluk yaratmamak amacına yönelik olup yargı mercilerinin bakmakta oldukları uyuşmazlıklarda hukuka ve Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiş kuralları uygulaması ve uyuşmazlıkları bu kurallara göre çözümlemesi sonucunu doğurmaz. Öte yandan, Anayasa'nın 153.maddesinde yer alan ve iptal kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin bulunan kural, iptal edilen hükümlere göre kazanılmış olan hakların ortadan kaldırılmasına veya toplum huzurunun bozulmasına yol açacak sonuçları önlemek amacıyla kabul edilmiş olup bu kuralın mutlak anlamda anlaşılıp uygulanamayacağı; özellikle bir davaya bakmakta olan mahkeme tarafından itiraz yoluyla AnayaSa Mahkemesine götürülen konularda uygulanmasının mümkün olmadığı, aksi halde Anayasa'nın 152.maddesinde düzenlenmiş olan "Anayasa'ya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi" (itiraz) yolunun hukuk ve uygulama yönünden sonuçsuz kalacağı yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim Anayasa'nın, itiraz yoluna başvurulan kanun ya da: KHK ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararının beş ay içinde gelmemesi halinde mahkemenin davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandıracağına işaret edilen 152. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır." yolundaki kural da Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararlarının, bu karardan önce açılmış bulunan ve bakılmakta olan davalarda uygulanması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu hukuksal durumun doğal sonucu olarak, bir kanun ya da kanun hükmünde kararnamenin uygulanması nedeniyle dava açmak durumunda kalan ve Anayasanın 153. maddeci uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasını isteme hakkına sahip olan kişilerin de, olayımızda olduğu gibi, hak veya menfaatlerini ihlal eden kuralın iptal davası yeya itiraz yoluyla daha önce yapılan başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması halinde iptal hükmünün hukuki sonuçlarından yararlanmaları gerekeceği açıktır, i Aksi halde başka bir anlatımla Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının uygularca tarihinin yukarıda belirtilen amaçla ayrıca belirlenmesi halinde iptal edilen yasa kuralının uygulanmasının sürdürülmesi nedeniyle bu uygulamaya karşı dava yoluna başvuracakların iptal kararının hukuki sonuçlarından yararlanamayacaklarının kabulü; bir yandan ıdava yoluna başvuran herkes için Anayasa ile tanınmış olan itiraz hakkının bunlar için fiilen işlemez hale getirilerek ortadan kalkması ve iptal kararının uygulanamaması, öte yandan i Anayasa'ya aykırılığı hükmen saptanmış olan bir yasa kuralının uygulanmasının hukuken korunması gibi bir sonuca neden olur ki bu durumun Anayasanın üstünlüğü ve Hukuk Devleti ilkesine aykırı düşeceğinin kabulü gerekir. Bu durumda, Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal karan karşısında dava konusu İşlemin hukuki dayanaktan yoksun kaldığı açıktır. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi'nce yasakoyucuya verilen altı aylık süre içerisinde yürürlüğe konuian 5766 sayılı Yasa ile 5682 sayılı Pasaport Kanunu'nun 22. maddesinin birinci fıkrasındaki işleme dayanak olan hüküm yürürlükten kaldırılmış ayrıca aynı Yasa ile Anayasa; Mahkemesi kararının gerekçesi gözetilerek yurtdışı çıkış yasağı konusu yeniden düzenletilerek, yurtdışına çıkış yasağının ancak vergi ve benzeri mali yükümlülükler nedeniyle ve Yasalda belirtilen koşullarla konulabileceği hükme bağlanmıştır. Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile Danıştay Onüçüncü Dairesinin 29.3.2005 günlü, E:2005/39, K:2005/1720 sayılı kararının bozulmasına, 26.6.2008 gününde esasta oybirliği, gerekçede oyçokluğu ile karar verildi. GEREKÇEDE KARŞI OY Dava konusu işlemin dayanağı yasa maddesinin Anayasa Mahkemesinin 18.10.2007 günlü, Eİ2007/4, K:2007/81 sayılı kararıyla iptal edilmiş olması karşısında, anılan hususun değerlendirilmesi suretiyle Dairesince yeniden karar verilmek üzere kararın bozulması gerektiği oyuyla, karara gerekçe yönünden katılmıyoruz.