İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2001/415 E. 2001/737 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2001/415
Karar No
2001/737
Karar Tarihi

İstemin Özeti : Danıştay Onuncu Dairesinin 26.3.2001 günlü, E:2001/361, K:2001/1093 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması davacı tarafından istenilmektedir. Savunmanın Özeti : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. Danıştay Tetkik Hakimi T.Tuncay Varlı'nın Düşüncesi: Bir kişinin belediye mezarlığı dışında özel bir yere defnine izin veren Bakanlar Kurulu Kararının iptali istemiyle dava açılabilmesi için "vatandaş" olmak yeterlidir. Bu tür davalarda farklı bir menfaat ilişkisi aramak, bu işlemlerin yargı denetimi dışında bırakılması sonucunu doğurur ki, bu durumun Hukuk Devleti İlkesi ile bağdaşmadığı açıktır. Açıklanan nedenle, davayı ehliyet yönünden reddeden Daire kararının bozulması gerekir. Danıştay Savcısı Bilgin Arısan'ın Düşüncesi : ...'ın İstanbul İli Süleymaniye Camii Haziresine defnine izin verilmesine ilişkin 2001/1888 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının iptali talebiyle açılan davayı ehliyetten red eden Danıştay 10 uncu Dairesi kararının temyizen incelenerek bozulması talep edilmektedir. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na istinaden Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulunun 12.7.1995 tarihli ve 6848 sayılı kararı ile "Kentsel ve tarihi SİT alanı ve Kentsel Arkeolojik SİT alanı" ilan edilen Süleymaniye Camii Haziresine ölü gömülmesine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı aleyhine açılan davada her vatandaşın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2 inci maddesi 1 inci fıkrasının 4577 sayılı Kanunla değişik A bendinde belirtilen menfaat ihlali mevcut olduğundan temyiz talebinin kabulü ile davanın ehliyetten reddine ilişkin Danıştay 10 uncu Dairesi kararının bozulması gerekeceği düşünülmüştür. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunca gereği görüşüldü: KARAR : Dava; ...'ın İstanbul İli, Süleymaniye Camii haziresine defnine izin verilmesine ilişkin 9.1.2001 günlü,2001/1888 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının iptali istemiyle açılmıştır. Danıştay Onuncu Dairesi, 26.3.2001 günlü, E:2001/361, K:2001/1093 sayılı kararıyla; 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinin 1/a fıkrasında, idari dava türleri belirlenirken, iptal davalarının, "idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar" olarak tanımlandığı, iptal davalarıyla güdülen amacın, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetlenmesi olduğu, ancak yargısal denetim amacıyla her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunması koşuluna ihtiyaç duyulduğu; her olay ve davada, yargı merciine başvurarak dava açan kişinin menfaatinin, iptali istenen işlemle ne ölçüde ihlal edilip edilmediğinin takdirinin de bu mercilere bırakıldığı, iptal davası açılabilmesi için gerekli olan menfaat ilişkisinin, kişisel, meşru, aktuel bir menfaatin bulunması halinde gerçekleşeceği; başka bir anlatımla, iptal davasına konu olan işlemin davacıyı etkilemesi, yani davacının kişisel menfaatini ihlal etmesinin, işlem ile davacı arasında ciddi ve makul bir ilişkinin bulunması halinde söz konusu olacağı; aksi halde, kişilerin kendisine etkisi bulunmayan, menfaatlerini ihlal etmeyen idari işlemler hakkında da iptal davası açma hakkının doğacağı, bu durumun da idarenin işleyişini olumsuz etkileyeceği; Anayasa'ya, yasalara ve hukuka aykırılığından bahisle iptali istenilen ve Yusuf Bozkurt Özal'ın Süleymaniye Camii haziresine defnine izin verilmesine ilişkin olan dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı ile davacının kişisel bir menfaatinin ihlal edilmediği, bu işlemle davacı arasında ciddi ve makul bir menfaat ilişkisinin bulunmadığı gibi davacının avukat ve vatandaş olmasının da yasanın aradığı anlamda bir menfaat bağının kurulmasında yeterli olmadığı gerekçesiyle davayı ehliyet yönünden reddetmiştir. Davacı, hukuka aykırı olduğu savıyla anılan kararın temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir. Anayasanın 2.maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesinin kararlarında da açıklandığı üzere, "Hukuk Devleti", insan haklarına saygı gösteren, bu hakları koruyucu adaletli bir hukuk düzeni kurup sürdürmekle kendisini yükümlü sayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve anayasaya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan devlet biçiminde tanımlanmaktadır. Öte yandan, Anayasanın 125.maddesinin birinci fıkrasında, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 8.6.2000 günlü, 4577 sayılı Kanunla değişik 2.maddesinde belirtildiği üzere, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar iptal davası olarak tanımlanmış olup, bu davalar idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli araçlardandır. Bu nedenledir ki iptal davasında davacı olabilmek için "menfaat ihlali" yeterli görülmüş, davacı ile dava konusu işlem arasında sadece meşru, kişisel ve güncel bir ilişkinin varlığı aranmıştır. Bu anlayışla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 10.6.1994 günlü, 4001 sayılı Yasanın 1.maddesiyle değiştirilen 2.maddesinin 1.bendinin ( a ) alt-bendinde yeralan "... kişisel hakları ihlal edilenler...." ibaresi nedeniyle sözkonusu ( a ) altbent Anayasa Mahkemesinin 21.9.1995 günlü, E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararıyla anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiş, iptal davalarında menfaatleri ihlal edilenlerin dava açabilecekleri esası benimsenmiştir. Kaldı ki sözkonusu iptal kararına esas olan düzenlemede dahi"... çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren hususlar hariç olmak üzere..." şeklinde sınırlama ile çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması konularında açılacak davalarda dava açma ehliyeti önceki düzenlemede olduğu gibi korunmuştur. Anayasamızın 63. maddesi; Devletin, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlayacağını, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alacağını öngörmüş, yine 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 9.maddesi de korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarında her çeşit inşai ve fiziki müdahale yasaklanmış bulunmaktadır. Yukarıda yeralan düzenlemeler karşısında, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı ile defin yapılacak olan yerdeki Süleymaniye Camii ve çevresinin,İstanbul Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulunun 12.7.1995 günlü, 6848 sayılı kararıyla "kentsel ve tarihi SİT, kentsel ve arkeolojik SİT alanı" olarak kabul ve ilan edilmiş olduğu iddiasıyla, sözkonusu Bakanlar Kurulu Kararının iptali istemiyle, taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması açısından her vatandaşın dava açmada menfaatinin bulunduğunun kabulü gerekeceğinden, davacının vatandaş olarak, bir kişinin belediye mezarlığı dışında özel bir yere defnini öngören Bakanlar Kurulu Kararının iptalini istemekte menfaati bulunduğu açık olup; davanın ehliyet yönünden reddi yolunda verilen kararda hukuka uygunluk bulunmamaktadır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüyle, Danıştay Onuncu Dairesinin 26.3.2001 günlü, E:2001/361, K:2001/1093 sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın Dairesine gönderilmesine 19.10.2001 günü oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY : Anayasamıza göre Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Bu nedenle 125 nci maddesinde idarenin işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilmiştir. Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere hukuk devletini sağlayan en önemli dava türü idari işlemlere karşı açılan iptal davasıdır. İptal davalarının hukuk devletini sağlaması amacına bakılarak bu davanın her konuda herkes tarafından açılacağını söylemek mümkün değildir. Nitekim İdari Yargılama Usulü Kanununun 2 nci maddesinde bu konuda ölçü ve sınırlama konulmuştur. İptal davaları öğretide "subjektif ehliyet" diye tavsif edilen menfaati ihlal edilenler tarafından açılabilecektir. Gerçekten dava açacaklar yönünden makul bir sınırlamanın bulunması, hem mahkemelere gelişigüzel dava açılarak iş yükünün artırılmaması, hemde idarenin ilgisiz kişilerce dava tehdidi altında tutulmaması açısından gereklidir. Bu nedenle gerek içtihatlarda gerekse bilimsel incelemelerde iptal davasına konu olan işlemle, bu işleme karşı dava açacak kişi arasında belirli bir yakınlık ve ilişkinin bulunması gerektiği kabul görmüştür. İşlem ile davacı arasındaki bu ilişki ve yakınlığın nitelikleri de "Meşru, güncel, kişisel" olarak belirlenmiştir. Bir davada meşru, güncel ve kişisel nitelikte bir menfaat ihlali bulunup bulunmadığı davayı gören mahkemece her olayda değerlendirilecektir. Menfaat ihlalinin kişisel olması, işlemin davacıyı doğrudan veya dolaylı olarak etkilemesi şeklinde tanımlanmaktadır. Olayda, davacının Ankara'da tebligat adresi gösterdiği ve vatandaş olarak taşınmaz kültür varlığı olan Süleymaniye Camii ve çevresinin korunması amacıyla bu davayı açtığı anlaşılmaktadır. İstanbul'da ikamet etmeyen ve sadece vatandaş olarak dava açan davacının davaya konu işlemle yukarıda belirtilen şekilde kişisel bir menfaatinin ihlal edildiği söylenemez. Nitekim temyize konu kararda bu husus "işlemle davacı arasında ciddi ve makul bir menfaat ilişkisi bulunmadığı gibi davacının avukat ve vatandaş olmasının da yasanın aradığı anlamda bir menfaat bağının kurulmasında yeterli olmadığı" şeklinde ifade edilmiştir. Nitekim Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu 19.10.2001 tarihinde karara bağladığı ( E:2000/954, K:201/683 ) bir ısrar dosyasında, daha önce sit alanı olan bir yerin imara açılmasına ilişkin nazım ve imar planı değişikliklerine karşı bir partinin ilçe teşkilatı tarafından açılan iptal davasında parti ilçe teşkilatının menfaat ihlalinin bulunmadığı ve davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği görüşüyle idare mahkemesinin ısrar kararını bozmuştur. Belli bir seçmeni ve üyesi bulunan bir parti ilçe teşkilatının o ilçenin sit alanının korunması için imar planına karşı açtığı davada ehliyeti kabul edilmediğine göre bu kişinin aynı amaçla vatandaş sıfatıyla açtığı davada ehliyetinin kabulü mümkün değildir. Açıklanan nedenlerle temyize konu Daire kararının onanması gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2001/415, K. 2001/737, T. 19.10.2001, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2001-415-e-2001-737-k-4d29548a4978