İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 1993/132 E. 1994/30 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 1993/132
- Karar No
- 1994/30
- Karar Tarihi
İstemin Özeti : Davacının. ... Sanayi sitesinde bulunan hazineye ait taşınmazı işgal ettiği öne sürülerek, 1989 yılına ilişkin olarak tahakkuk edip kesinleşen ecrimisilin ödenmemesi üzerine, 6183 sayılı Yasanın 3505 sayılı Yasanın 24 üncü maddesiyle değişik 51 inci maddesinin 3 üncü fıkrası uyarınca, hesaplanan gecikme zammının asıl alacağa dönüştürülerek tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açmış olduğu dava sonucunda. Gaziantep İdare Mahkemesince verilen ret kararı, temyiz incelemesi üzerine Danıştay Onuncu Dairesince bozulmuş ise de mahkeme bozma kararına uymayarak ret kararında ısrar etmiştir. Davacı, Gaziantep İdare Mahkemesinin, ret kararında ısrarına ilişkin 11.11.1992 günlü E:1992/879, K:1992/989 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir. Savunmanın Özeti : Temyiz edilen kararın usul ve hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmaktadır. Danıştay Tetkik Hakimi : Nalan Terzi Danıştay Savcısı Metin Yüksel'in Düşüncesi : Danıştay Onuncu Dairesince verilen bozma kararı usul ve kanuna uygun bulunduğundan idare mahkemesinin ısrar kararının bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunca gereği görüşüldü: Davacının...Sanayi Sitesinde bulunan hazineye ait taşınmazı işgal ettiği öne sürülerek 25.12.1987-25.12.1988 dönemi için tahakkuk edip kesinleşen ecrimisilin ödenmemesi üzerine, 6183 sayılı Yasanın, 3505 sayılı Yasanın 24 üncü maddesiyle değişik 51 inci maddesinin 3 üncü fıkrası uyarınca, hesaplanan gecikme zammının asıl alacağa dönüştürülerek tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açmış olduğu dava sonucunda, Gaziantep İdare Mahkemesinin 7.11.1991 günlü, E:1991/339, K:1991/1594 sayılı davanın reddine ilişkin kararı temyiz incelemesi sonucunda. Danıştay Onuncu Dairesinin 14.5.1992 günlü, E:1992/950, K:1992/1961 sayılı kararı ile bozulmuş ise de; mahkeme bozmaya uymayarak ret kararında ısrar etmiştir. Davacı, Gaziantep İdare Mahkemesinin 11.11.1992 günlü, E:1992/879, K:1992/989 sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir. Danıştay Onuncu Dairesince, 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 75 inci maddesinin birinci fıkrasında devletin özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufunda bulunan taşınmaz malların, gerçek ve tüzel kişilerce işgali üzerine fuzuli sağıl den bu kanunun 9 uncu maddesindeki yerlerden sorulmak suretiyle 13 üncü maddesinde gösterilen komisyonca takdir ve tesbit edilerek ecrimisil isteneceği, ecrimisil talep edilebilmesi için, hazinenin işgalden dolayı bir zarara uğramış olması gerekmeyeceği ve fuzuli şagilin kusuru aranmayacağı hükmünün yer aldığı, anılan yasa hükmüne göre, ecrimisil işlenebilmesi için kişilerin devletin özel mülkiyetindeki veya hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazı fuzulen işgal etmiş olmaları gerektiği, bu durumda davacının fuzuli şagil olmadığı yolundaki iddialarının. 6183 sayılı Yasanın 58 inci maddesinde belirtilen "böyle bir borcun olmadığı" şeklindeki ödeme emrine itiraz nedeni kapsamında nitelendirilmesi suretiyle uyuşmazlığın çözümü gerekeceği, davacının, küçük sanayiyi geliştirmek amacıyla yapılmış olan bir sitede tahsis kararı uyarınca kullandığı işyerini fuzulen işgal ettiğinin kabulü olanaksız bulunduğu, nitekim belirtilen hususun temyizen incelenen kararda da belirtildiği, dolayısıyla fuzuli şagil durumunda olmayan davacıdan ecrimisil tahsili amacıyla ödeme emri düzenlenmesinde hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle Gaziantep İdare Mahkemesinin 7.11.1991 günlü E:1991/339, K:1991/1594 sayılı kararı bozulmuştur. Gaziantep İdare Mahkemesi, 6183 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten bugüne kadar geçen sürede oluşan Danıştay içtihatları, doktrin çalışmaları ile idari uygulama ve teamüllere göre, gecikme zammının ancak borçlunun borcunu ödemekten kaçınması halinde uygulanması gereken ve cezai niteliği haiz bir zam karakterinde olduğunun kabul edildiği, yasanın 3505 sayılı Yasayla değişik 3 üncü fıkrası ile getirilen hükmün gecikme zammının bu niteliğini değiştirmediği ancak yeni bir anlam ve boyut kazandırdığı, gecikme zammının feri bir amme alacağı olup asıl alacak olmadığı, bu duruma göre davacı adına düzenlenen alacağın aslına dönüştürülmüş gecikme zammının, 6183 sayılı Yasaya göre hesaplanan gecikme zammı olup, ecrimisil ile hiçbir bağı bulunmadığı gibi tahakkuk ettirilerek kesinleşen ecrimisil alacağının hukuki niteliğini kazandığı ve bu alacağın tabi olduğu hukuki rejime tabi olacağı sonucuna ulaşılamayacağı, bu nedenle kesinleşen ecrimisilden dolayı vade gününden itibaren hesaplanan gecikme zammının asıl alacağa dönüştürülerek takip edilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, 6183 sayılı Yasanın 58 inci maddesinde, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın: ödeme emrine karşı açtığı davada böyle bir borcunun olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı şeklinde ileri sürülebileceği yasal hükme bağlanmış iddiaların ancak asıl alacak veya alacağın aslı için ileri sürülebileceği ve yargı yerlerince bu doğrultuda inceleme yapılacağı, bunun dışında alacak aslı dava konusu yapılmayıp kesinleştiği için kesinleşen amme alacağının oluş biçiminin tartışma konusu yapılmasının 58 inci madde kapsamında olanaklı olmadığı, bu duruma göre davacı adına tahakkuk, ettirilerek kesinleşen ve tahsili amacıyla tebliğ edilen Ödeme emrine karşı da dava açılmayarak kesinleşen ecrimisil borcunun, bu defa hesaplanan gecikme zammının aslına dönüştürülmesi sonucu bu alacağın tahsili için düzenlenen ödeme emrinin asıl alacağın hukuki niteliğini taşımadığından bu davada alacak aslına yönelik itirazların incelenemeyeceği ve davacının asıl alacağın doğumuna ve gerçekleşmesine yönelik iddialarının, gecikme zammı için düzenlenen ödeme emrinde "böyle bir borcun bulunmadığı" kapsamına da girmediği sonucuna varıldığından, söz konusu ödeme emrine karşı açılan davanın reddine ilişkin kararda hukuka aykırılık olmadığı gerekçesiyle, Danıştay Onuncu Dairesinin bozma kararına uymayarak, davanın reddine ilişkin ilk kararında ısrar etmektedir. Temyiz dosyasının incelenmesinden; davacının, devletin özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu altında bulunan bir taşınmazı işgal etmediği, kısaca fuzuli şagil olmadığı anlaşılmakta ve hakkında. 2886 sayılı Devlet İhale Yasası hükümleri uyarınca ecrimisil tahakkuk ettirilmesinde yasal düzenlemeye uyarlık bulunmamaktadır.Durum böyle olunca, hukuken meydana gelmemiş bir alacak hakkında, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Yasanın uygulanması ve bu alacağın tahakkuk ettiği ileri sürülerek aynı alacağa bağlı alacaklar hakkında da ödeme emri düzenlenmesinde ve Danıştay Onuncu Dairesinin bozma kararında yer alan gerekçe karşısında idare mahkemesinin ısrar kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, davacının, temyiz isteminin kabulü ile Gaziantep İdare Mahkemesinin 11.11.1992 günlü E:1992/879, K:1992/989 sayılı ısrar kararının Danıştay Onuncu Dairesinin bozma kararı doğrultusunda bozulmasına ve dosyanın Gaziantep idare Mahkemesine gönderilmesine, 21.1.1994 gününde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 55 inci maddesinde, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmalarının, bir ödeme emriyle tebliğ olunacağı belirtilmiş, aynı kanunun 58 inci maddesinde, ödeme emrine itiraz yollan gösterilmiş ve itirazın ancak, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı iddialarıyla yapılabileceği açıklanmıştır. Bu hükümlere göre, amme alacağının esasına ilişkin iddiaların tahsilat safhasında öne sürülmesine ve incelenmesine olanak bulunmamaktadır. Amme alacağının tahsili safhasında yargı yerince incelenecek olan, yalnızca tahsilata ilişkin idari işlemlerin hukuka uygun olup olmadığı hususudur. İcra edilmekte olan idari işlemdeki hukuka aykırılıklar, bu işleme karşı açılmış idari davalarda araştırılıp incelenebilir. Davaya konu edilmeden kesinleşmiş idari işlemlerin uygulanmasını sağlamak üzere tesis edilen yeni işlemler nedeniyle açılan davalarda kesinleşmiş hukuki durumların yeniden ele alınarak incelenmesi mümkün değildir. Açıklanan nedenle, mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına karşıyım.