Diğer ·
2025/356 E. 2025/356 K.
- Mahkeme
- Diğer
- Esas No
- 2025/356
- Karar No
- 2025/356
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/356 Esas - 2026/148 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2025/356 KARAR NO : 2026/148
.... DAVA : Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 22/08/2025 KARAR TARİHİ : 08/04/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 08/04/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Hükümsüzlük istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkiline ait... esas unsurlu markaları ile davaya konu "...... %100 tambuğday ekşi mayalı çiya tohumlu sarımsaklı ekmek şeker ilavesiz” ibareli marka arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bulunduğunu, dava konusu marka başvurusunun "......" kelimelerinden meydana geldiğini, bu markanın müvekkiline ait mesnet... markasını vurgu yapılan başlangıç kısmında, aynen ve esas unsur olarak içerdiğini, marka örneğinde geçen ... ibaresi başvuru sahibi adına zaten birkaç kez farklı unsurlarla birlikte tescilli ve tescili için başvurusu yapılan bir ... marka olup, başvuru sahibinin amacının adına zaten tescilli olan bir markayı bir kez daha tescil ettirmek olamayacağını, başvuru sahibinin asıl amacının, tek başına tescil ettiremediği... kelimesini, ... tescilli markasının garantisi altında ikincil marka yaratma suretiyle gizleyerek tescil ettirmek istemesi ve bu yolda... kelimesini marka olarak kullanma niyet ve eylemini meşru hale getirme çabası olduğunu, nitekim "%100 tambuğday ekşi mayalı çiya tohumlu sarımsaklı ekmek şeker ilavesiz” unsurları hiçbir ayırt ediciliği bulunmayan tanımlayıcı unsur niteliğinde olup markanın esas unsurunu "..." ibaresinin oluşturduğunu, davaya konu marka başvurusunda "......” ibaresindeki asli unsurun “...” olması ve davaya konu başvurunun müvekkile ait markaların tescili kapsamında yer alan malları da kapsadığı dikkate alındığında markalar arasında benzerliğin gözden kaçırılamayacak kadar açık şekilde ortada olduğunu, müvekkili şirketin 2007 yılından bu yana “...” ibaresini seri marka haline getirerek “... ........” markalarını oluşturmuş olduğunu, müvekkili şirket markalarının da esaslı unsurunun... ibaresi olduğunu, dolaysıyla, müvekkiline ait “...” markalarının tanınmışlığı haiz olduğu da dikkate alındığında, davaya konu markayı gören ortalama tüketiciler nezdinde doğrudan müvekkilinin “...” markalarının akla geleceğini ve bu nedenle de marka başvurusunun müvekkili markaları ile ilişkilendirilip, karıştırılacağını ve markanın kaynağı konusunda tüketicilerin yanılacağını ve müvekkiline ait “...” esas unsurlu seri markaları da düşünüldüğünde, müvekkili markasının yeni versiyonu /uzantısı/ serisi zannedilmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu, müvekkili adına tescilli... markasının üzerinde kullanıldığı mallar ilgili tebliğin 05, 29, 30, 35. sınıfında yer alan mallar ve hizmetler olduğunu, dava konusu "......" markasının da 30. sınıfında yer alan mallardan ve hizmetlerden meydana geldiğini, davalı marka başvurusunun, müvekkili markasıyla ortak olarak 30. Sınıf emtiaların tamamını kapsadığını, davalı marka başvurusunun müvekkili şirket adına tescilli global açıdan tanınmış ‘‘...” ibareli markalarının ayırt ediciliğini zedeleyeceğini, müvekkili ile aynı sektörde faaliyet gösteren davalının davaya konu başvuru ile, müvekkili şirketin markanın ticari itibarından yararlanmaya çalışarak hem haksız rekabet oluşturduğunu hem de müvekkilinin ticari itibarına zarar verdiğini beyan ederek, .... sayılı kararının iptali ile ... başvuru numaralı "...... %100 tambuğday ekşi mayalı çiya tohumlu sarımsaklı ekmek şeker ilavesiz” ibareli markanın tescil edilmesi halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; başvuruya konu markanın bir bütün halinde "...... %100 tambuğday ekşi mayalı çiya tohumlu sarımsaklı ekmek şeker ilavesiz" şeklinde anlam ifade eden bileşke bir marka olduğunu, bileşke markalar birden fazla unsur ihtiva eden markalar olup bileşke marka ile başka bir marka arasındaki benzerlik incelemesi bileşke markayı oluşturan öğelerden sadece birisini alarak, o öğeyi başka bir markayla karşılaştırmanın ötesinde bir incelemeyi gerektirdiğini, bileşke markayı oluşturan ögelerden sadece birini alarak o öge üzerinden benzerlik incelemesi yapmanın hukuka uygun olmayacağını, somut olayda da davalının “...” ibaresini de içeren ve birden fazla unsurdan oluşan bileşke markasından “...” ibaresini almak ve markayı oluşturan, “...” ibaresiyle eşit önemi haiz diğer unsurları göz ardı etmek suretiyle bir benzerlik ilişkisi kurmanın mümkün olmadığını, “...” ibaresinin davalı markasının markasal kimliğini oluşturan ayırt edici/baskın/asli unsur olmayıp asli unsurun diğer bileşenlerle eşdeğer önemi haiz bir parçası olduğunu, bu marka bütünü içinden yaygın kullanıma sahip, ayırt ediciliği düşük ve herkesçe kullanılabilecek olan “...” ibaresi ön plana çıkmadığı gibi ayırt ediciliği düşük “...” ibaresi sebebiyle taraf markaları arasında benzerlik ilişkisi kurulabilmesinin mümkün olmadığını, taraf markaları görsel, işitsel ve anlamsal olarak ayırt edicilik sağlanacak derecede farklılaşmış olup iltibas ihtimalinin bulunmadığını, davacıya ait markaları gören, işiten, bu markalı emtiaları satın alan ilgili tüketici kesiminin, sonraki zaman diliminde davaya konu marka başvurusu ile karşılaştığında, davaya konu edilen malları satın almak için ayıracağı sınırlı süre içerisinde, bu markayı davacıya ait markalardan farklı bir marka olarak algılayacağı gibi marka sahipleri arasında idari ya da ekonomik bir bağlantı da kurmayacağını, somut olayda markalar arasında benzerlik ilişkisi bulunmadığı gibi SMK 6/5’te geçen risklerin sağlandığına ilişkin somut bilgi ve belgenin de sunulamamış olduğunu, bu sebeple somut olayda SMK 6/5 maddesi anlamında bir tescil engelinin mevcut olmadığını, kurumun kararının hukuka uygun olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili dilekçeleriyle özetle; davacı markaları ile "...... ...." ibaresinin birbirinden bağımsız ve gerek emtia tasarım şekilleri, renkleri ve gerek kullanılan ibareler yönünden birbirlerinden tümüyle farklı, ayrı markalar olduğunu, markanın görsel ve işitsel farklılığının mevcut olduğunu, ortalama kavrayış dikkat ve zekaya sahip tüketici nezdinde iltibas oluşturacak herhangi bir benzerliğin söz konusu olmadığını, markayı oluşturan işaretlerin bir bütün olarak incelenmesi ve ortalama tüketici nezdinde bıraktıkları genel izlenimin dikkate alınacağı göz önüne alındığında müvekkilinin markasının görünüş, yazılış ve düzenleniş şeklinin iddia konusu markalar ile benzer olmadığını, kavramsal farklılığının da bulunduğunu, bu nedenle söz konusu markaların tüketiciler tarafından bağlantı kurma suretiyle karıştırılması, işletmeler arasında yönetsel ve işletmesel bağlantı bulunduğu tehlikesi içermesinin söz konusu olmadığını ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, .... Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
İşlem dosyasının tetkikinde, Davalı şirket tarafından 05.01.2023 tarihinde .... başvuru numarası ile “...... %100 tambuğday ekşi mayalı çiya tohumlu sarımsaklı ekmek şeker ilavesiz” ibareli marka için 30. Sınıftaki malları kapsayan marka başvurusunda bulunulmuş; söz konusu marka başvurusu ... tarafından kabul edilerek 13.02.2023 tarihli ve 414 sayılı Resmi Marka Bülteni'nde ilan edilmiş, söz konusu yayına davacı şirket ve dava dışı bir şirket tarafından itiraz edilmiş, itirazlar .... sayılı kararı ile nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir. DEĞERLENDİRMELER Taraf Markaları Arasında Karıştırılma İhtimali; 6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” hükmüne amirdir. 6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi anlamında benzerlik değerlendirmesinin ilk koşulu markaların tescilli oldukları sınıfların birbirine benzerliğidir. Markaların tescilli oldukları veya tescili talep edilen mal ve hizmetlerin benzerliğine kanaat getirilmesi halinde, ikinci şart olan markaların benzerliğine geçilir. Eğer her iki koşul da gerçekleşmiş ise markalar arasında iltibas olduğuna karar verilecektir. Markalar arasındaki benzerlik incelenirken, Markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlik, Çağrıştırma, Bir bütün olarak markaların uyandırdığı toplu kanaat, Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, Markayı taşıyan mal veya hizmetin değeri ve alıcının bu mal ve hizmeti almaya ayırdığı zaman kriterleri ele alınmalıdır. Yerleşik Yargıtay içtihatları ile sabit olduğu üzere; bir markanın bir başka marka ile benzer olup olmadığı müşterisi hafızasında bıraktığı imaja göre belirlenir. Bir marka, hizmet veya malın, diğer bir marka, hizmet veya malla karşılaştırılarak benzerliği tespit edilirken marka, mal veya hizmete bütünsel bir açıdan yaklaşılmalı ve müşterileri nezdinde bıraktıkları izlenim dikkate alınmalıdır. Nitekim .... sayılı kararında; “…556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8/1-b bendi uyarınca markaların iltibas yaratıp yaratmadıklarının belirlenmesinde, markaların kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının alıcısı olan ortalama düzeydeki halk nezdinde karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığının tespiti gereklidir. Bunun için de işaretleri oluşturan harf, kelime, şekil gibi asıl ve yardımcı unsurların değerlendirilmesi zorunludur... Dairemizin bu konuda yerleşik içtihatları uyarınca asıl unsurun; bunların ayırt edici ve baskın unsurları unutulmaksızın markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin tümüne hâkim olan görünüş ve ayırt ediciliği vurgulayan imajda aranması gereklidir...” denmektedir. İltibas, kanunlarda tanımlanmamış olmakla birlikte öğretide “bir markanın aynen veya benzerinin kullanılması suretiyle, alıcı zihninde gerek emtiaların (veya hizmetlerin), gerekse müteşebbisin kaynağı açısından yanlış kanaatler uyandırılması ve bunların aynı yerden piyasaya sürüldüklerinin düşündürülmesi, bu yönden çağrışımlar yapması” olarak tanımlanmıştır. Sadece alıcıların belirli bir mal veya hizmet yerine başka mal veya hizmeti almak istemeleri halinde değil; alıcıların mal veya hizmetlerin birbirinden farklı olduklarını anlamalarına rağmen, bunların kaynağının aynı işletme olduğuna veya malları satan yahut hizmetleri sunanlar arasında idari veya ekonomik bağlılık olduğuna inanmaları halinde de iltibas ihtimali vardır . Dolayısıyla, iltibas bulunduğunun kabulü için işaretin marka ile bağlantı kurulmasına ve düşünsel olarak markayı çağrıştırmasına elverişli olması gerektiği anlaşılmaktadır. Karıştırılma ihtimalinin varlığı 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi uyarınca “halk” nezdinde olmalıdır. Bir markanın diğer marka ile karıştırılma ya da iki marka arasında ilişki bulunduğu ihtimali, malın hitap ettiği uzman ya da satıcı nezdinde değil, halk nezdinde araştırılmalıdır. Dolayısıyla, markaların hitap ettiği tüketici ya da kullanıcı dikkate alınmak suretiyle, markaların bu kişiler nezdinde karıştırılıp karıştırılmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasada geçen “halk” tabiri amaca uygun şekilde “markayı taşıyan ürünlerin nihai tüketici kitlesi” olarak anlaşılmalıdır. Benzerlikte görüşüne başvurulacak kişi markalı ürünün yöneldiği hedef kitleye mensup/makul derecede bilgilendirilmiş, makul derecede dikkatli ve makul derecede ihtiyatla değerlendirme yeteneğine sahip kişinin değerlendirmesidir. İltibas tehlikesinin bulunup bulunmadığının tespitinde, mal ve hizmetlerin aynı veya benzer alıcı çevresine hitap edip etmediklerine ve aynı veya benzer ihtiyaçları gidermede kullanılıp kullanılmadıklarına; markaların kullanıldığı mal veya hizmetin ekonomik değerine; bunların hitap ettiği alıcı grubunun sosyal ve ekonomik düzeyine ve orta yetenekteki alıcıların markanın kullanılacağı mal veya hizmetleri aldıkları sırada sarf edecekleri dikkat ve özene de bakılır. Emtiaların Aynı/Benzer/İlişkili Olup Olmadığı; Dava konusu .... sayılı markanın malları ile davacıya ait redde mesnet markaların kapsamlarındaki mallar/hizmetler incelendiğinde, dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu malların davacı markalarının (....) kapsamında aynı/aynı tür olarak yer aldığı, Mal ve hizmetlerin benzerliği değerlendirilirken çekişme konusu mal ve hizmetlerin ortalama tüketici kitlesi, doğal yapısı, kullanım amacı, fiyatı, alım sıklığı, üretim dağıtım ve satış kanalları ile yerleri, rekabet, ikame veya tamamlama ilişkisi olup olmadığı gibi bütün faktörler dikkate alınmalıdır. Tüketicinin dikkat ve bilinç seviyesi, markalar arasındaki iltibas riskini etkileyecek bir unsurdur. Dikkati düşük olan tüketici kitlesine yönelik emtiaların tescillendiği markalarda iltibas riskinin daha yüksek olacağı açıktır. Diğer yandan, tüketicinin bilinç ve dikkat seviyesi tek başına iltibas riskini oluşturan unsurlardan değildir. Marka işaretlerinin ne derece ayırt edici olduğu, markanın ne derece iltibas riski taşıdığı, markaların korunma düzeyinin ne aşamada değerlendirileceği de iltibas riskinin tespitinde önem taşımaktadır. Dava konusu markanın tescil kapsamına giren 30. sınıflara giren malların yani gıda maddelerinin hitap ettiği nihai tüketici kitlesinin seçicilik/algı/dikkat/özen seviyesi açısından somut olaya bakıldığında; bu emtiaların hepsi, nispeten uygun fiyatla satılan, satın almadan önce uzun bir araştırma ve inceleme aşamasından geçmeyen, yani ucuz ve risk faktörü düşük ürünlerdendir ve hitap ettikleri tüketicilerin markaları aynı anda incelemeye tabi tutmaması, küçük ayrıntıları da dikkatli biçimde incelememesi, sadece geçmişte edindiği izlenimin etkisiyle hafızasında kalan ile yetinerek bir sonuca varmaya çalışması nitelikleri de gözetildiğinde, bu emtiaların hitap ettiği hedef kitlenin, seçicilik/algı/dikkat/özen/bilinç seviyesinin ortalama/makul düzeyde olduğu, Marka İşaretlerinin Benzer Olup Olmadığı; Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, yukarıda da değinildiği üzere, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaya göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla asıl olan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaya göre değerlendirme yapılmasıdır. Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir. Görsel benzerlik, kelime veya şekil markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Görsel benzerliğin tespiti, markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için, tek başına yeterli olarak kabul edilebilir. Bilindiği üzere, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmaktadır. Bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi yoktur. Kelime markalarında görsel değerlendirme; kelimenin uzunluğu/kısalığı, harf sayısı, harflerin dizilimi, kelime sayısı ve işaretlerin yapısı gözetilerek yapılmalıdır. Görsel değerlendirmede, kelimenin ilk kısmında oluşan benzerlik ya da benzememe durumu kelimenin son kısmına göre daha büyük öneme sahiptir. Bununla birlikte, görsel algı önce dışta bulunan elemanları ayırt ettiği için, son harf, kelimenin iç kısımlarında yer alan harflere kıyasla, daha büyük etkiye sahip olacaktır. Kelime markalarında, kelime yazıldığından farklı şekilde okunmadığı sürece (yabancı dillerdeki markalar), görsel ve işitsel benzerlik genellikle aynı anda ortaya çıkar. Bununla birlikte, kısa zaman aralığında gerçekleşen işitsel algıya kıyasla, görsel algının daha kesin ve tekrarlanan algılama imkânı sağladığı dikkate alınmalıdır. Bu nedenle, işaretler arasındaki görsel farklılıklar işitsel farklılıklara kıyasla daha fazla etkiye sahip olacaktır. İşitsel benzerlik, kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik halidir. İşitsel benzerliğin tespiti, bazı durumlarda tek başına markaların benzer markalar olarak değerlendirilmeleri için yeterli kabul edilebilir. Ancak, işitsel benzerliğin görsel benzerlikle yeterli düzeyde desteklenmemesi halinde markaların benzer markalar olarak değerlendirilmemesi de mümkündür. Kavramsal (anlamsal) benzerlik, kelime veya şekil markalarının karşılık geldikleri anlam veya kavramlar bakımından ayniyet veya benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıkar. Kelime markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği, temel olarak, farklı şekilde yazılı kelimelerin aynı veya farklı dilde aynı/benzer kavramlara (anlamlara) karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Şekil markalarının kavramsal (anlamsal) benzerliği ise temel olarak, markalarda yer alan şekil unsurlarının aynı kavramlara karşılık gelmeleri durumunda ortaya çıkabilir. Dava konusu “ ” ibareli marka, ambalaj tasarımı kullanılarak, kırmızı zemin üzerine, beyaz renkte, ilk harfi büyük, “...” ibaresi ile bu ibarenin altında, daha küçük punto ile “...” ve “%100 Tambuğday ekşi mayalı çiya tohumlu sarımsaklı ekmek şeker ilavesiz” ibarelerinin yer aldığı karma bir markadır. Dava konusu markada yer alan “...” ve “%100 Tambuğday ekşi mayalı çiya tohumlu sarımsaklı ekmek şeker ilavesiz” ibarelerinin tanımlayıcı ve tüketiciyi bilgilendirme amaçlı ibareler olması nedeniyle dava konusu markanın esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, Davacı markaları, münhasıran “...” ibaresi veya bu ibare ile birlikte “...”, “....” veya “x” ibarelerinin yer aldığı kelime markalarıdır. Davacı markalarından “......” ibareli markanın esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, diğer markaların esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, Marka korumasının kapsamını genişleten hâller gibi daraltan hâller de ayırt edicilik unsuru ile ilgilidir. Bu bağlamda korumanın kapsamının daraldığı, marka sahibinin üçüncü kişilerin benzer veya yakın kullanımlarına katlanma zorunluluğunun doğduğu ilk hâl, markanın ayırt ediciliğinin zayıf olması hâlidir. Markanın ayırt ediciliğinin zayıf olarak değerlendirilmesine yol açan temel husus ise, tescili istenen işaretin niteliğidir. Söz gelimi; ticari hayatta yaygın kullanılan sözcük ve işaretler, özellikle cins isimleri, bir ülkede yaygın kullanılan kişi ad ve soyadları, günlük dilde sıklıkla kullanılan sözcükler, bir malın şekli veya ambalajından oluşan işaretler nitelikleri gereği sınırlı düzeyde ayırt ediciliğe sahiptir. Bütün olarak, sadece bu tür işaretlerden oluşan markaların koruma kapsamı da aynı ölçüde daralmaktadır. Zayıf ayırt ediciliğin sonucu olarak, daha dar bir koruma alanına sahip olan bu markalar öğretide “zayıf marka” olarak adlandırılmaktadır. Esasen “güçlü” ya da “zayıf” marka ayrımının kanunî bir dayanağı bulunmamaktadır; ancak markaya tanınacak korumanın kapsamının belirlenmesinde önemli bir ayrım olarak öğretide ve yargı kararlarında kabul edilmektedir. Zayıf markalara, özgün markaların aksine benzer mal veya hizmetleri ya da tanınmış markanın aksine farklı mal veya hizmetleri kapsayacak biçimde koruma sağlamak olanaklı değildir. Zayıf bir marka tescil ettiren kişi, o işaret ile normal koşullarda iltibas oluşturabilecek benzer işaretlerin üçüncü kişiler tarafından kullanılmasına katlanmak durumundadır. Zira marka olarak tescil edilmiş olsa bile zayıf bir işaret üzerinde bir kişiye tüm mal veya hizmetleri kapsayacak şekilde inhisarî hak tanınamaz. Bu husus, yukarıda koruma kapsamının genişlediği hâller arasında sayılan ve karıştırılma ihtimalinin yükselmesine neden olan özgün markanın tam tersi bir durumu ifade etmektedir. Markanın birden fazla unsurdan oluştuğu hâllerde unsurların ayırt edicilik düzeyleri birbirinden farklı olabilir. Bu doğrultuda, bir marka zayıf unsurlar içerse dahi, bir bütün olarak değerlendirildiğinde zayıf marka olarak nitelendirilmeyebilir. Şüphesiz zayıf markada olduğu gibi, zayıf unsurlar içeren markada da unsurların ayırt ediciliği koruma kapsamını etkilemektedir. Şöyle ki; marka sahibi, markasının ayırt edicilik gücü yüksek unsurları bakımından SMK m. 7.2 çerçevesinde koruma elde edebilirken; zayıf unsurlarının üçüncü kişilerce kullanılmasına ise kural olarak katlanmak zorundadır. Temelde bir sözcüğün anlamsal içeriği o sözcüğün ayırt ediciliğini belirleyen en önemli husustur. Zira bir ülkenin konuşma dilinde yaygın olan sözcüklerin üçüncü kişiler tarafından kullanımının tümüyle engellenerek, sözcüğün sadece marka sahibinin tekeline verilmesi olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu hâllerde marka sahibi, üçüncü kişilerin dürüst kullanımına katlanmak zorundadır. Dava konusu marka ile davacı markalarında ortak unsur olarak yer alan “...” ibaresinin İngilizce’de “uygun, zinde” anlamlarına geldiği, ülkemizde toplumda sağlıklı, zinde olunduğunu belirtmek için “... olmak” şeklinde kullanımının yaygın olduğu, dolayısıyla dava konusu gıda sektörüne ait mallar ve bu malların satışı hizmetleri bakımından ayırt edici niteliği zayıf bir ibare olduğu, ... kelimesi gıda ürünlerini tanımlayan, bu emtialar bakımından vasıf veya cins bildiren ve doğrudan bu emtiaları işaret eden bir anlamı haiz olmamakla birlikte; günümüzde yaygın ve yoğun piyasa kullanımı neticesinde söz konusu emtialar bakımından ayırt ediciliği zayıflamış ve hatırlatıcı bir işaret haline gelmiştir. Vücut yapısına ve gıda ürünlerinden temin ettiği içerik ve kaloriye dikkat eden tüketiciler, ambalajı üzerinde “...” yazan bir ürün satın aldığında, bu ürünün diyet bir ürün olduğu, kalorisinin eşlenik ürünlere göre (üzerinde “...” yazmayan) daha düşük olduğu, daha az yağlı veya daha yüksek proteinli ve tüketildiği takdirde tüketicinin dış şeklinin (bedeninin) istenen görünüşe daha yakın olacağı beklentisi yarattığı, Dosya kapsamında, davacının “...” ibareli markalarının kullanım sonucu ayırt edici niteliğinin arttığı yönünde iddiası somut delillerle ispat edilememiş, mahkememizde de bu yönde bir kanaat oluşmamıştır, Karşılaştırmaya konu olan markalar görsel, işitsel ve kavramsal olarak incelendiğinde, her ne kadar dava konusu marka ile davacı markalarında “...” ibaresi ortak olarak yer alsa da, dava konusu markanın esas unsurunun “...” ibaresi olması nedeniyle tüketicinin dava konusu işarette odaklanacağı unsurun “...” ibaresi olacağı, markalarda yer alan “...” ibaresinin dava konusu mallar bakımından ayırt edici niteliği düşük bir ibare olduğu, markaların tertip tarzlarının da farklı olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu marka ile davacının markaları arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal benzerlik bulunmadığı, Sonuç olarak, her ne kadar dava konusu markanın kapsamında yer alan dava konusu mallar davacının redde gerekçe markalarının kapsamında aynı/aynı tür olarak yer alsa da dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunmaması nedeniyle dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı, Tanınmışlık İddiaları; Dava konusu markanın davacı markalarının tanınmışlığından haksız yarar sağlama, tanınmış markanın itibarına zarar verme, tanınmış markanın ayırt edici karakterini zedeleme gibi hususların değerlendirilmesi için ilk şart dava konusu marka ile davacı markaları arasında aynılık/benzerlik olmasıdır. Somut olayda, dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmamaktadır. Öte yandan, 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunması şartının sağlanması gerektiği ancak bu şartın gerçekleşmediği, bu şart gerçekleşse dahi dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, davalı başvurusunun davacıya ait “...” esas unsurlu markasının sahip olduğu imaj ve prestijden faydalanma amacı taşıdığına yönelik somut bir kanaat oluşmadığı, sonuç olarak davalıya ait markanın tescilinin 6769 s. SMK'nın 6/5 hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açmayacağı ve dava konusu başvuru bakımından 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanamayacağı, Kötü Niyet İddiaları ; Markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, karıştırılma ihtimali olsa dahi, salt markayı tescil ettirme eylemi, kötü niyetin bir göstergesi olarak değerlendirilemez. Kötü niyetin varlığı somut delillerle kanıtlanmalıdır. Dosya kapsamında, davalının kötü niyetini gösteren başka bir beyan veya kanıt sunulmamıştır. Bu nedenle, velev ki markalar arasında karıştırılma ihtimali olsa dahi, -somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir- davalının markasının davacı markalarıyla karışıklığa yol açması, tek başına kötü niyet ve hükümsüzlük sebebi oluşturmadığı, Netice itibariyle, Dava konusu markanın kapsamındaki dava konusu mallar davacının redde gerekçe markalarının kapsamında aynı/aynı tür olarak yer aldığı, Dava konusu marka başvurusu ile davacı markaları arasında marka işaretleri bakımından benzerlik olmadığı, Dava konusu marka ile davacı markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı, Davacının tanınmışlık gerekçeli itirazının yerinde olmadığı, Kötü niyet olup iddialarının ispat edilemediği, .... Kararı’nın yerinde olduğu, iptali koşullarının oluşmadığı kanaatlerine varılmış davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 732,00.-TL harçtan, peşin alınan 615,40.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 116,60.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalı kurum ile şirket kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Davalı şirketin yapmış olduğu bir gider olmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum ile şirket vekillerinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde.... istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.
Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır