Danıştay · Danıştay

Danıştay 2023/916 E. 2024/2449 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
Danıştay
Esas No
2023/916
Karar No
2024/2449
Karar Tarihi

T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/916 Karar No : 2024/2449

TEMYİZ EDENLER :1- (DAVACI): ... Barosu VEKİLİ: Av. ... 2-(DAVALI): ... Bakanlığı VEKİLİ: Av. ...

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 22/06/2022 tarih ve E:2017/2301, K:2022/3444 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 05/08/2017 tarih ve 30145 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği'nin 7. maddesinin 4., 7. ve 9. fıkralarının, 11. maddesinin, 12. maddesinin 5. fıkrasının, 18. maddesinin 5. fıkrasının 2. cümlesinin, 22. maddesinin 6. ve 7. fıkralarının, 29. maddesinin 2. fıkrasının, 32. maddesinin 2. fıkrasında yer alan ''Aksi kararlaştırılmamışsa...'' ibaresi ile 4. fıkrasının, 48. maddesinin 3. fıkrasının (ç) bendinde yer alan ''...veya hukuk ya da hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat veya maliye alanlarında en az dört yıllık yüksek öğrenim yapmış olmak,'' ibaresinin ve 65. maddesinin 2. fıkrasının iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 22/06/2022 tarih ve E:2017/2301, K:2022/3444 sayılı kararıyla; Yönetmelik'in Tamamına Yönelik İnceleme: Anayasa'nın 123. maddesinde, idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği; 124. maddesinin, dava konusu Yönetmelik'in yürürlüğe girdiği tarihteki halinde ise, Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verildiği, Anayasa'nın 124. maddesinin, idarenin düzenleme yetkisinin anayasal dayanağını oluşturduğu, Anayasa'nın sözü edilen maddesinde, idareyi düzenleyici işlem yapma yetkisini kullanmaya zorlayan bir kurala yer verilmediği gibi, bu yetkinin ancak yasada açıkça belirtilen hallerde kullanılacağına ilişkin bir sınırlamanın da bulunmadığı, dolayısıyla Anayasa'nın 123. maddesi gereği kuruluş ve görevleri yasayla düzenlenen idarenin, bu görev alanlarını ilgilendiren yasaların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelik çıkarma yetkisini haiz olduğu, başka bir ifadeyle, yasayla verilen görev alanlarında idarenin düzenleme yapma yetkisinin mündemiç olduğu, aksi yorumun, idareye yasayla verilen görevin ifa edilmesinde yararlanılacak araçlardan biri olan düzenleme yetkisinin, görevli olunan alanda dahi kullanılamaması ve bu suretle görevin gereği gibi yerine getirilememesi sonucunu doğuracağı, Mevzuat hükümleri incelendiğinde; yargılama faaliyeti dışında kalan adalet hizmetleriyle ilgili konularda hukuki düzenlemeleri yapma yetkisinin Adalet Bakanlığının görevleri arasında bulunduğu ve Bakanlığın kanunla yerine getirmekle yükümlü olduğu hizmetleri; tüzük, yönetmelik, tebliğ, genelge ve diğer idari metinlerle düzenlemekle görevli ve yetkili olduğunun anlaşıldığı, Bu bakımdan, davaya konu edilen düzenlemelerin yetki unsuru yönünden hukuka uygun olup olmadığının tespiti için, öncelikle düzenlemelerin adalet hizmetlerinin yürütülmesi kapsamında olup olmadığının ortaya konulması gerektiği, 2992 sayılı Kanun'un ilgili hükümleri incelendiğinde; ceza muhakemesinde alternatif uyuşmazlık çözüm usullerinin geliştirilmesi ve etkin uygulanması amacıyla çalışmalar yapma yetkisinin Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan Alternatif Çözümler Daire Başkanlığına ait olduğu, bu haliyle anılan görev alanına ilişkin olarak Bakanlığa düzenleme yapma yetkisinin verildiğinin anlaşıldığı, Ceza yargılamasında alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden biri olarak 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesi ile hukukumuza dahil edilen uzlaştırma kurumunun, hem suçtan zarar gören ile şüpheliyi tarafsız bir kişinin hakemliğinde uzlaştırarak onarıcı adalet anlayışının toplumda hakim kılınmasını, hem de ceza yargılamasındaki yükün hafifletilmesini temin ettiği, sağlıklı işlemesinde kamu yararı bulunan uzlaştırma sürecinin yürütülmesini teminen her Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde uzlaştırma büroları kurulacağının ise 5271 sayılı Kanun'un anılan maddesinde kurala bağlandığı, bu haliyle uzlaştırma müessesesinin uyuşmazlığın yargı dışı yolla ve fakat adlî makamlar denetiminde çözümlenmesini amaçlayan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olduğunun anlaşıldığı, Uyuşmazlığa konu edilen Yönetmelik bir bütün olarak incelendiğinde; Yönetmelik'in uzlaştırmaya ilişkin usul ve esaslar ile uzlaştırma büroları ve Alternatif Çözümler Daire Başkanlığının çalışma usul ve esaslarını düzenlemek amacıyla çıkarıldığı ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253., 254. ve 255. maddelerinde düzenlenen uzlaştırmanın uygulama alanı, uzlaştırmacıların nitelikleri, eğitimi, sınavı, görev ve sorumlulukları, denetimi, uymak zorunda oldukları etik ilkeler, uzlaştırmacı eğitimi verecek kişi, kurum ve kuruluşların nitelikleri ve denetimleri, uzlaştırmacı sicilinin düzenlenmesi, uzlaştırmacılar ve eğitim kurumlarının listelerinin oluşturulması, Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde kurulan uzlaştırma bürolarının çalışma usul ve esasları, uzlaşma teklifi ile müzakere usulü, uzlaşma belgesi ve uzlaştırma raporunda yer alacak konular, uygulamaya dair diğer hususlar ile Alternatif Çözümler Daire Başkanlığının çalışma usul ve esaslarını kapsadığının görüldüğü, bu durumda, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olan uzlaştırmaya ilişkin sürecin düzenli ve etkin bir şekilde işleyişinin sağlanması amacıyla kurallar getirdiği anlaşılan dava konusu düzenlemelerin adalet hizmetleri kapsamında olduğu, yargısal alana ilişkin olmadığı, bu itibarla 2992 sayılı Kanun ile davalı idareye tanınan düzenleme yapma yetkisi içerisinde kaldığı sonucuna varıldığı, Yönetmelik'in Dava Konusu 7. Maddesinin 4. Fıkrasının İncelenmesi: Dava konusu edilen düzenlemede, birden fazla suç olmasına rağmen kanunda tek ceza öngörülen hâllerde her suç için ayrı ayrı uzlaştırma yapılacağının kurala bağlandığı, Öncelikle, dava konusu edilen düzenlemeyle getirilen kuralın 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesinin 25. fıkrasında davalı idareye verilen "uzlaştırmacının görev ve sorumlulukları ile uzlaştırma teklifine ilişkin usul ve esasları belirleme, uzlaştırma sürecinin işleyişini sağlama" görev ve yetkisi kapsamında adalet hizmetinin yürütülmesi niteliğinde olduğu, bu haliyle yargısal faaliyete ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, Uzlaştırma kurumunun kısaca, kamu davası açılması için yeterli şüphe bulunan ve uzlaştırmaya tabi olan suçların ilgililerinin kural olarak ceza kovuşturması öncesinde mağdurun zararının giderilerek tatmin edilmesi suretiyle anlaşmalarının sağlandığı alternatif bir çözüm yolu olduğu, dolayısıyla uzlaştırma kapsamında olan bir suçun işlendiğine dair yeterli şüphe bulunması halinde, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaşma veya uzlaşmama iradelerini esas itibarıyla kovuşturma aşaması öncesinde ortaya koymaları gerektiği, 5271 sayılı Kanun'un 254. maddesi uyarınca da kovuşturma aşamasında suçun uzlaşmaya tabi olması halinde kovuşturma aşaması sonuçlandırılmayıp öncelikle uzlaştırma işlemlerinin yapılması gerektiği, Türk Ceza Hukukundaki temel ilkelerden birinin "cezaların içtimaı (gerçek içtima)" olduğu, daha açık bir anlatımla, "ne kadar fiil varsa o kadar suç, ne kadar suç varsa o kadar ceza vardır." ilkesinin benimsendiği, dolayısıyla failin işlediği suç kadar cezaya mahkum olması ve her bir cezanın bağımsızlığını koruması prensibinin (cezaların toplanması sistemi) kabul edildiği, bu prensibin en önemli istisnasını ise "suçların içtimaı" kurumunun oluşturduğu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun, "Suçların İçtimaı" başlıklı Beşinci Bölümünde, bileşik suç, zincirleme suç ve fikri içtima hallerinin düzenlendiği; bileşik suçun gerek Kanun'da gerekse doktrinde bir içtima kurumu olarak değerlendirilmediği, iki ayrı suçun (örneğin yaralama/cebir ve hırsızlık) birleşerek yeni ve bağımsız bir suç (örneğin yağma) oluşturduğunun kabul edildiği, dolayısıyla suçların içtimaı halleri kapsamında kalan "zincirleme suç" ve "fikri içtima"nın söz konusu olduğu hallerde birden fazla suç işlenmesine rağmen, bu suçlara karşı tek ceza öngörülmüş olmasının işlenen suç sayısını değiştirmeyeceği, anılan Kanun kapsamında tek ceza verilmesine yönelik getirilen kuralın, ceza yargılamasında mahkemelerce (özellikle cezanın belirlenmesi, zamanaşımının başlangıcı, yetkili mahkemenin saptanması ve benzeri hallerde) dikkate alınması gereken bir kural olduğunun kuşkusuz olduğu, Bu itibarla, uzlaştırma kurumunun niteliği (bir yargılama olmadığı ve sonucunda ceza değil, edim öngörüldüğü) ile amacı gözetildiğinde, mağdurların/suçtan zarar görenlerin aynı veya farklı kişiler olması fark etmeksizin uzlaştırma kapsamında olan birden fazla suçun işlenmesi durumunda her bir suç için ayrı ayrı uzlaştırma yapılmasında 5237 ve 5271 sayılı Kanunlara aykırılık olmadığı sonucuna varıldığı, Yönetmelik'in Dava Konusu 7. Maddesinin 7. Fıkrasının İncelenmesi: Dava konusu edilen düzenlemede, soruşturma evresinde mağdur veya suçtan zarar görenin ölümü hâlinde uzlaştırma işleminin sonlandırılacağı, kovuşturma evresi yönünden ise 5271 sayılı Kanun'un katılmanın hükümsüz kalması halini düzenleyen 243. maddesi hükmünün saklı olduğunun kurala bağlandığı, Öncelikle, dava konusu edilen düzenlemeyle getirilen kuralın 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesinin 25. fıkrasında davalı idareye verilen uzlaştırma sürecinin işleyişinin sağlanması kapsamında adalet hizmetinin yürütülmesi niteliğinde olduğu, bu haliyle yargısal faaliyete ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, Uzlaştırmanın, uzlaştırma kapsamına giren bir suçtan dolayı, şüpheli veya sanık ile mağdur, suçtan zarar gören veya kanuni temsilcisinin ilgili mevzuata uygun olarak uzlaştırmacı tarafından anlaştırılmaları suretiyle uyuşmazlığın giderilmesi amacını taşıdığı, başka bir anlatımla, uzlaştırmanın amacının, ceza adalet sisteminde, mağdurun veya suçtan zarar görenin tatmin edilmesi, zararının ceza yaptırımı yerine alternatif edimlerle giderilmesi ve onarımına ağırlık verilmesi, dolayısıyla fail ile mağdur veya suçtan zarar gören arasında barışın tesis edilmesi olduğu, bu amacın yerine getirilmesi için kanun koyucunun, uzlaşma teklifinin bizzat şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene yapılması kuralını, istisna olarak ise adı geçenlerin reşit olmaması (veya özel hukuk tüzel kişisi olması) halinde kanuni temsilciye yapılmasını (5271 s.K.m. 253/4,6.) öngördüğü, dolayısıyla uzlaşma hakkını şahısla doğrudan ilgilendirdiği, öte yandan, uzlaştırmanın, kural olarak kovuşturma evresi öncesinde başvurulan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olduğu, ilam niteliğini haiz uzlaşma raporu veya belgesi ile sonuçlanmadıkça "dava ya da alacak hakkı" gibi miras hukukunun konusunu oluşturmadığı, Aktarılan hususlar dikkate alındığında; soruşturma evresinde mağdur veya suçtan zarar görenin ölümü hâlinde 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesi uyarınca artık uzlaştırma kurumunun uygulanması kapsamında bir anlaşmanın yapılması olanağı bulunmadığından, uyuşmazlığa konu maddenin ilk cümlesiyle getirilen kuralda hizmet gerekleri ve üst hukuk normuna aykırı bir yön bulunmadığı, Diğer taraftan, kovuşturma evresinde 5271 sayılı Kanun'un 243. maddesinde yer alan, "Katılan vazgeçerse veya ölürse katılma hükümsüz kalır. Mirasçılar, katılanın hakkını takip etmek üzere davaya katılabilirler." hükmünün saklı olduğu yönündeki düzenlemenin, Kanun'un anılan hükmünün göz önünde bulundurulması gerektiğine yönelik istisnanın öngörülmesinden ibaret olduğu ve Kanun'un uygulanmasına ilişkin bulunduğu, bu haliyle anılan kuralda üst hukuk normuna aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Yönetmelik'in Dava Konusu 7. Maddesinin 9. Fıkrasının İncelenmesi: Dava konusu edilen düzenlemede, uzlaştırmaya tâbi suçlarda, uzlaştırma girişiminde bulunulmadan, kamu davasının açılmasının ertelenmesine veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceğinin kurala bağlandığı, Öncelikle, dava konusu edilen düzenlemeyle getirilen kuralın uzlaştırma sürecinin işleyişini sağlama görev ve yetkisi kapsamında adalet hizmetinin yürütülmesi niteliğinde olduğu, bu haliyle yargısal faaliyete ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, Yönetmelik'in dayanaklarından olan 5271 sayılı Kanun'un 171. maddesinin, davanın açıldığı tarihteki halinde, kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilmesi için gerekli şartlara yer verilirken uzlaştırmaya ilişkin hükümlerin saklı olduğunun açıkça düzenlendiği, kaldı ki davanın açıldığı tarihten sonra 24/10/2019 tarih ve 30928 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 19. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 171. maddesinin 2. fıkrasında değişiklik yapıldığı ve kamu davasının açılmasının ertelemesine karar verilmesinde uzlaştırma ve önödeme kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, Cumhuriyet savcısının, üst sınırı üç yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı, yeterli şüphenin varlığına rağmen, kamu davasının açılmasının beş yıl süre ile ertelenmesine karar verebileceğinin kurala bağlandığı, Öte yandan, 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinde de, sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan cezanın 2 yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası olması halinde mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceği, ancak bu halde de uzlaşmaya ilişkin hükümlerin saklı olduğunun belirtildiği, ayrıca Kanun'un mahkeme tarafından uzlaştırmayı düzenleyen 254. maddesinde de, kovuşturma konusu suçun uzlaştırma kapsamında olması halinde uzlaşmaya ilişkin 253. maddeye atıf yapıldığı ve anılan maddede yer alan usulün işletilmesi hususunda emredici hükme yer verildiği, Dolayısıyla kanun koyucunun, öncelikle ve muhakkak uzlaştırma yolunun denenmesini, bu yoldan sonuç alınamaması halinde olağan soruşturma ve kovuşturma sürecinin işletilmesini istediği, esasen uzlaştırma müessesesinin amacının da, şüpheli ya da sanık hakkında iddia ve yargılama makamlarınca karar verilmeden önce şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görenin karşılıklı anlaşıp barışmasını sağlamak olduğu, Bu kapsamda yapılan değerlendirmede, uzlaştırmaya tabi olan suçlarda kamu davasının açılmasının ertelenmesine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için yetkili merciler tarafından öncelikle uzlaştırmaya ilişkin hükümlerin göz önünde bulundurulması, başka bir ifadeyle uzlaştırma sürecinin işletilmesi gerektiği anlaşıldığından, uzlaştırma müessesesinin amacına ve anılan Kanun maddelerinde yer alan hükümlere uygun olarak, söz konusu hükümleri açıklama mahiyetinde olduğu anlaşılan davaya konu düzenlemede üst hukuk normlarına aykırılık bulunmadığı, Yönetmelik'in Dava Konusu 11. Maddesinin İncelenmesi: Dava konusu düzenlemede, uzlaştırmadan sorumlu Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan inceleme sonucunda, büroya gönderme kararında, kabul edilen fiilin uzlaştırma kapsamında olmadığının veya gönderme kararına konu olan dosya içeriğinden şüpheli hakkında kamu davası açılması için yeterli şüphenin tespitine yönelik, suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan deliller toplanmadan dosyanın büroya gönderildiğinin anlaşılması hâllerinde dosyanın Ek-2'de yer alan iade kararıyla soruşturma bürosuna geri gönderileceğinin kurala bağlandığı, Uzlaştırmaya yönelik işlemlerin yerine getirilebilmesi amacıyla 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesinin 25. fıkrası uyarınca her Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde uzlaştırma bürolarının kurulduğu, 2992 sayılı Kanun uyarınca ceza muhakemesinde alternatif uyuşmazlık çözüm usullerinin geliştirilmesi ve etkin uygulanması, uzlaştırma bürolarının çalışma usul ve esaslarının belirlenmesi konularında yetkili bulunan idarece bu alana ilişkin olarak uzlaştırma sürecinin işleyişinin sağlanması kapsamında adalet hizmetinin yürütülmesi niteliğinde düzenleme yapılmasına yasal bir engel bulunmadığı, Diğer taraftan, işlenen bir suça yönelik uzlaştırma işlemlerine başlanabilmesi için, suçun 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesinde gösterilen uzlaştırmaya tabi suçlardan olması ve o suça yönelik yapılan ceza soruşturması neticesinde kamu davasının açılması için yeterli şüpheye ulaşılması şartlarının birlikte gerçekleşmesi ve ceza soruşturmasını yürüten Cumhuriyet savcısı tarafından, soruşturma dosyasının uzlaştırma işlemlerinin gerçekleştirilmesi için uzlaştırma bürosuna gönderilmesi gerektiği, dolayısıyla uzlaştırma kurumundan beklenen faydanın sağlanması ve uyuşmazlığın bir an önce giderilmesi bakımından gerek suçun niteliği ve uzlaştırmaya tabi olup olmadığı, gerekse de kamu davasının açılması için yeterli şüphe olup olmadığı hususlarının özenle incelenmesi gerektiğinin kuşkusuz olduğu, Bu kapsamda, dava konusu düzenlemeyle, soruşturma dosyasının gönderildiği uzlaştırma bürosundan sorumlu Cumhuriyet savcısına, 5271 sayılı Kanun'un öngördüğü uzlaştırmaya ilişkin şartların sağlanıp sağlanmadığı yönünden dosyaya konu suçun niteliğini ve dosyada bulunan delillerin yeterliliğini değerlendirme ve sorun tespiti halinde soruşturma bürosuna iade yetkisi getirildiğinin anlaşıldığı, yukarıda belirtildiği gibi, söz konusu yetkinin uzlaştırma bürosuna sadece uzlaştırmaya tabi ve uzlaştırma işlemlerine başlanabilecek suçlara ilişkin soruşturma dosyalarının gelmesinin sağlanması, anılan Kanun uyarınca getirilen uzlaştırma kurumunun düzenli ve verimli bir şekilde işlemesinin temin edilmesi, uzlaştırma sürecinin doğru ve hızlı bir şekilde sürdürülüp tamamlanması amacını taşıdığı, ayrıca dosyalara ilişkin yargılama süreçlerinin uzamasının da önüne geçilmesini sağlayacağı dikkate alındığında; Kanun'un uygulanmasını teminen getirilen düzenlemede kamu yararına, hizmet gereklerine, usul ekonomisi ilkesine ve üst hukuk normlarına aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Yönetmelik'in Dava Konusu 12. Maddesinin 5. Fıkrasının İncelenmesi: Dava konusu düzenlemede, uzlaşma teklifinin suçun işlendiği tarihten itibaren bir aylık süre geçmeden yapılamayacağının kurala bağlandığı, 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesinin 25. fıkrası uyarınca uzlaştırmacının görev ve sorumluluklarının, uzlaştırma bürolarının çalışma usul ve esaslarının, uzlaştırma teklifine yönelik esas ve usullerin belirlenmesi hususunda davalı idarenin yetkili olduğu, dolayısıyla söz konusu Kanun maddesinin uygulanması kapsamında uzlaştırmacı tarafından uzlaşma teklifinde bulunulabilecek süreye ilişkin olarak uzlaştırma müessesesinin amaç ve ilkelerini gözeterek düzenleme yapabileceği sonucuna varıldığı, 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesinin 4. fıkrasının dava tarihinden önceki halinde soruşturma konusu suçun uzlaşmaya tâbi olması durumunda, Cumhuriyet savcısı veya talimatı üzerine adlî kolluk görevlisi tarafından, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunulabileceği düzenlenmişken, söz konusu maddenin 02/12/2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ceza Muhakemesi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 34. maddesiyle değiştirildiği ve uzlaştırma işlemlerinin yerine getirilmesi amacıyla uzlaştırma bürolarının kurulduğu, bunun neticesinde artık bu bürolar tarafından görevlendirilen uzlaştırmacıların uzlaştırma teklifinde bulunabileceğinin kurala bağlandığı, değişiklik getiren söz konusu Kanun'un 34. maddesinin gerekçesine bakıldığında ise, mevcut uygulamada uzlaştırma kurumunun başarısını etkileyen başlıca iki olumsuz faktörden birinin taraflara uzlaştırma teklifinin kolluk aşamasında çok erken yapılması ve olayın sıcaklığıyla teklifin çoğunlukla reddedilmesi olduğunun belirtildiği, Bu kapsamda yapılan değerlendirmede, her ne kadar dava dilekçesinde, iptali istenilen düzenlemenin amacının belirli olmadığı ileri sürülmüş ise de; savunma dilekçesinde, uzlaştırmaya ilişkin olarak ilgili kişilerin bilimsel çalışmalarda, mal varlığına karşı işlenen suçlarda en az 15 günlük, diğer suçlarda ise 30 ilâ 40 günlük soğuma süresi sonunda uzlaşmaya yatkın oldukları, dolayısıyla uzlaşma kurumundan beklenen faydanın ve etkinliğin artırılmasına yönelik olarak bu yönde bir düzenleme yapıldığının belirtildiği, nitekim 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesinin 4. fıkrasına yönelik değişiklik gerekçesinde de, uzlaştırma teklifinin kolluk aşamasında çok erken yapılması halinde olayın sıcaklığıyla teklifin çoğunlukla reddedildiği hususuna yer verildiği dikkate alındığında; uzlaştırmaya konu suça yönelik olarak taraflar arasındaki husumetin soğumasından sonra uzlaştırma suretiyle taraflar arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi, başka bir ifadeyle uzlaşma sürecinin verimli bir şekilde işletilmesinin sağlanması amacıyla getirilen düzenlemede, 5271 sayılı Kanun'a, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık görülmediği, Yönetmelik'in Dava Konusu 18. Maddesinin 5. Fıkrasının 2. Cümlesinin İncelenmesi: Dava konusu düzenlemede, Cumhuriyet savcısının, uzlaştırma sonucu belirlenen edimin hukuka ve ahlaka uygun olmaması sebebiyle raporu onaylamaması halinde Yönetmelik'in uzlaştırma süresini düzenleyen 17. maddesinde belirtilen süreye uyulması koşuluyla edimin değiştirilmesini uzlaştırmacıdan isteyebileceğinin kurala bağlandığı, 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesinin 12. fıkrasının, davanın açıldığı tarihteki halinde, uzlaştırmacının, dosya içindeki belgelerin birer örneği kendisine verildikten itibaren en geç 30 gün içinde uzlaştırma işlemlerini sonuçlandıracağı, uzlaştırma bürosunun bu süreyi en çok 20 gün daha uzatabileceği; 15. fıkrasında, uzlaşma müzakereleri sonunda uzlaştırmacının, bir rapor hazırlayarak, bu raporu kendisine verilen belge örnekleriyle birlikte uzlaştırma bürosuna vereceği, uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde ise tarafların imzalarını da içeren raporda, ne suretle uzlaşıldığının ayrıntılı olarak açıklanacağı, bunun ardından uzlaştırma bürosu tarafından soruşturma dosyasının, raporun ve varsa yazılı anlaşmanın Cumhuriyet savcısına gönderileceği; 17. fıkrasında ise, Cumhuriyet savcısının, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlemesi halinde, söz konusu raporu veya belgeyi mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza edeceğinin düzenlendiği, Davacı tarafından anılan düzenlemenin Kanun ile yapılması gerektiği ileri sürülmüş olmakla birlikte; davaya konu düzenlemenin uzlaştırma süresine yönelik Kanun'da yer verilen düzenlemeden ayrı olarak yeni bir kural getirmediği, düzenlemeyle uzlaştırma süresi içerisinde edimin tekrar gözden geçirilmesi, başka bir ifadeyle hukuka ve ahlaka uygun bir edim belirlenerek 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesi kapsamında taraflar arasındaki uyuşmazlığın giderilmesinin amaçlandığı, dolayısıyla düzenlemenin Kanunla öngörülen süre içinde uzlaştırma kurumunun etkin ve verimli bir şekilde işletilmesine yönelik olduğunun anlaşıldığı, Öte yandan, dava dilekçesinde, uzlaştırmanın kısıtlı sürede sonuçlandırılması zorunlu olduğundan kuralın tatbikatının imkansız göründüğü ileri sürülmüş ise de, söz konusu kuralın uygulama imkanının olup olmadığının her bir uzlaştırma süreci bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğinden söz konusu iddianın yerinde görülmediği, Bu kapsamda, taraflarca belirlenen edime yönelik denetim yetkisi bulunan Cumhuriyet savcısı tarafından, uzlaştırma işlemlerinin sonuçlandırılmasına yönelik 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesinin 12. fıkrasında öngörülen süre içerisinde uzlaştırmacıdan edimin değiştirilmesinin istenilmesinde hukuka aykırılık görülmediği, Yönetmelik'in Dava Konusu 22. Maddesinin 6. ve 7. Fıkralarının İncelenmesi: Dava konusu düzenlemelerde, kovuşturma aşamasında uzlaştırma usulünün düzenlendiği; 6. fıkrasında, Cumhuriyet savcısı tarafından suçun açıkça uzlaştırma kapsamında olmadığının tespit edilmesi hâlinde mahkemeden ara kararın yeniden değerlendirilmesinin istenebileceği; 7. fıkrasında ise, uzlaştırmacı görevlendirilmesinin, Cumhuriyet savcısının onayıyla yapılacağının kurala bağlandığı, 5271 sayılı Kanun'un 254. maddesi uyarınca kovuşturma evresinde olan bir dosyadaki suçun uzlaştırmaya tabi olduğu tespit edilirse mahkemece dosyanın soruşturma aşamasında uzlaştırmaya yönelik hüküm getiren 253. maddede öngörülen esas ve usule göre uzlaştırma işlemlerinin uygulanması amacıyla uzlaştırma bürosuna gönderileceğinin anlaşıldığı, ayrıca Kanun'un 253. maddesinde, her Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde uzlaştırma bürosu kurulacağı, uzlaştırmacının bu büro tarafından görevlendirileceği, uzlaştırmacıya soruşturma dosyasında yer alan belgelerden Cumhuriyet savcısınca uygun görülenlerin birer örneğinin verileceği, Cumhuriyet savcısının uzlaştırmacıya talimat verme yetkisi olduğu, uzlaştırma süreci sonunda soruşturma dosyalarının uzlaştırma bürosunda görevli Cumhuriyet savcıları tarafından sonuçlandırılacağı hususlarının hükme bağlandığı, dolayısıyla uzlaştırma bürosunun idari amirinin Cumhuriyet başsavcısı ve onun büroda görevlendirdiği Cumhuriyet savcıları olduğu, bu görev ve yetkinin doğal bir sonucu olarak ilgili Cumhuriyet savcısının uzlaştırmacının görevlendirilmesi ile iş ve işlemlerini denetim ve kontrol yetkisi bulunduğunun da görüldüğü, Davacı tarafından, dava konusu maddenin 6. ve 7. fıkralarıyla kovuşturma evresine ilişkin olarak Kanun'da olmayan bir usul kuralının ihdas edildiği, yargı kararının bağlayıcılığı dikkate alındığında getirilen yeniden değerlendirme ve onay usullerinin hukuka aykırı olduğunun ileri sürüldüğü, Öncelikle, Yönetmelik'in 22. maddesinin 6. fıkrasındaki düzenlemenin uzlaştırma bürosuna yalnızca uzlaştırmaya tabi suçlara ilişkin dosyaların gelmesinin sağlanması, bu suretle uzlaştırma bürolarının ve uzlaştırma kurumunun etkin ve verimli bir şekilde çalışmasının temini edilmesi amacını taşıdığı, uzlaştırma ve yargılama süreçlerinin uzamasının da önüne geçilmesine katkı sunduğunun anlaşıldığı, Ayrıca mahkemeye yapılan yeniden değerlendirme talebinin reddi halinde bu karara karşı herhangi bir itiraz yolu öngörülmediğinden dava konusu düzenlemeyle getirilen kuralın hakim ve mahkeme kararlarına itiraz yolunun öngörüldüğü 5271 sayılı Kanun'un 267. maddesi kapsamında bir itiraz olarak nitelendirilmesine olanak bulunmadığı, dolayısıyla yargısal faaliyet kapsamında bir düzenleme olmadığının görüldüğü, kaldı ki yeniden değerlendirme talebinin yerinde görülmemesi üzerine bürodan sorumlu Cumhuriyet savcısınca anayasal zorunluluk çerçevesinde mahkeme kararının gereği olarak uzlaştırma işlemlerinin başlatılacağının açık olduğu, Bu haliyle Kanun'un uygulanmasını sağlamak amacıyla getirilen dava konusu düzenlemede kamu yararı, hizmet gerekleri ve üst hukuk normuna aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Diğer taraftan, kovuşturma aşamasındaki uzlaştırma işlemlerinin de soruşturma aşamasındaki uzlaştırmaya ilişkin hükümleri düzenleyen 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesine tabi olduğu, anılan madde kapsamında uzlaştırma işlemlerinin düzenli bir şekilde yerine getirilmesini teminen söz konusu maddenin 25. fıkrası uyarınca her Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde uzlaştırma büroları kurulduğu, dolayısıyla kovuşturma aşamasında yapılacak uzlaştırmalar yönünden de uzlaştırmacı görevlendirilmesinin bürodan sorumlu ve uzlaştırmacıyı denetlemekle görevli bulunan Cumhuriyet savcısının onayı ile yapılmasında Kanun'a aykırı bir durumun söz konusu olmadığı, esasen mahkemenin gönderme ara kararı ve/veya yeniden değerlendirme talebinin uygun görülmemesi üzerine bürodan sorumlu Cumhuriyet savcısınca mahkeme kararının uygulanması zorunluluğu gereği bağlı yetki çerçevesinde uzlaştırmacı görevlendirileceği, dolayısıyla Cumhuriyet savcısının söz konusu onayının kovuşturma evresi bakımından prosedürün yerine getirilmesinden ibaret olduğu, bu haliyle yargı yetkisine müdahale de içermediği kanaatine ulaşıldığı, Yönetmelik'in Dava Konusu 29. Maddesinin 2. Fıkrasının İncelenmesi: Dava konusu düzenlemede, müştekinin veya suçtan zarar görenin özel hukuk tüzel kişisi olması hâlinde vekâletnamede özel yetki var ise vekile de uzlaşma teklifinde bulunulabileceğinin kurala bağlandığı, Öncelikle, dava konusu edilen düzenlemeyle getirilen kuralın, "uzlaştırma teklifine ilişkin usul ve esaslar ile uzlaştırma kurumunun işleyişinin sağlanması" görev ve yetkisi kapsamında adalet hizmetinin yürütülmesi niteliğinde olduğu, bu haliyle yargısal faaliyete ilişkin olmadığı sonucuna varıldığı, Öte yandan, uzlaştırmanın, uzlaştırma kapsamına giren bir suçtan dolayı, şüpheli veya sanık ile mağdur, suçtan zarar gören veya kanuni temsilcisinin ilgili mevzuata uygun olarak anlaşmaları ve bu suretle uyuşmazlığın giderilmesini sağlamak amacıyla getirilen bir alternatif çözüm yolu olduğu, bu yolla uzlaştırma kapsamına giren suçlardan kaynaklı uyuşmazlıkların tarafların iradelerine en uygun şekilde çözülmesinin sağlandığı, 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesinde, uzlaştırma kapsamına giren suçlarda uzlaştırma girişiminde bulunulabilmesi için şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması (1. fıkra) ve kural olarak bu kişilere uzlaştırma teklifinin bizzat yapılması (4. ve 6. fıkra) gerektiği düzenlenerek tarafların karşılıklı olarak görüşüp aralarındaki ihtilafın ortadan kaldırılmasının amaçlandığının görüldüğü, Davaya konu düzenlemede ise, müştekinin ve suçtan zarar görenin özel hukuk tüzel kişisi olduğu hallerde uygulamada karşılaşılan, kanuni temsilcinin yurt dışında olması veya tebligata elverişli adresinin bulunmaması gibi nedenlerle tüzel kişiliğin temsilcisine ulaşılmasında yaşanan güçlükler dikkate alınarak, özel hukuk tüzel kişileri yönünden istisnai olarak vekâletnamede özel yetki var ise bu tüzel kişiliklerin vekillerine de uzlaşma teklifinde bulunulabileceğinin düzenlendiği, dolayısıyla dayanağı Kanun'a uygun olarak uzlaşma teklifinin öncelikle özel hukuk tüzel kişisinin kanuni temsilcisine, bu mümkün olmadığı takdirde özel yetkiyi haiz vekile iletilmesinin öngörüldüğü, bu haliyle Kanun'da verilen uzlaştırma kurumunun etkin bir şekilde uygulanmasını sağlama görevi kapsamında uzlaştırma sürecinin süratle başlatılması ve sonuçlandırılması amacıyla yapılan düzenlemede üst hukuk normuna, hizmet gereklerine ve hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Her ne kadar 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesinin 6. fıkrasında, "Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle mağdura, suçtan zarar görene, şüpheliye veya bunların kanunî temsilcisine ulaşılamaması halinde, uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma sonuçlandırılır." kuralına yer verilmiş ise de; anılan hükmün, uzlaştırma teklifinin uzlaştırma kurumunun amaç ve niteliği gereği doğrudan ve bizzat şüpheli, mağdur, suçtan zarar gören ya da kanuni temsilcilerine yapılması amacına yönelik olduğu, vekaletnamede özel yetkisinin yer alması koşuluyla vekile uzlaşma teklifinde bulunulmasını yasaklamadığı anlaşıldığından; dava konusu Yönetmelik kuralının anılan Kanun hükmüne aykırı olmadığı kanaatine ulaşıldığı, Yönetmelik'in Dava Konusu 32. Maddesinin 2. Fıkrasında Yer Alan "Aksi Kararlaştırılmamışsa" İbaresinin İncelenmesi: Uzlaştırma müzakerelerinin gizliliği başlığını taşıyan Yönetmelik'in 32. maddesinin 1. fıkrasında, uzlaştırma müzakerelerinin gizli olarak yürütüleceği, uzlaştırmacının uzlaştırma sürecinde yapılan açıklamaları, kendisine aktarılan veya diğer bir şekilde öğrendiği olguları gizli tutmakla yükümlü olduğu; davaya konu 2. fıkrasında ise, tarafların, müdafinin ve vekillerin de aksi kararlaştırılmamışsa 1. fıkrada belirtilen gizlilik kuralına uymakla yükümlü olduklarının düzenlendiği, 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesinin 13. ve 20. fıkralarında kurala bağlanan uzlaştırma müzakerelerinin gizliliği kuralının, davaya konu Yönetmelik maddesinin 1. fıkrasıyla, hem uzlaştırmacıları, hem de tarafları, müdafi ve vekilleri kapsayacak şekilde düzenlendiği, bu haliyle tarafların, müdafi ve vekillerin de uzlaştırma müzakerelerinin gizliliğine ilişkin kurala uyma yükümlülüklerinin bulunduğu, Öte yandan, 5271 sayılı Kanun'un anılan hükümleri incelendiğinde, uzlaştırma müzakerelerinin gizliliği kuralının istisnasını içeren bir hükme yer verilmemesine rağmen, Yönetmelik maddesinin 2. fıkrasında yer verilen dava konusu "aksi kararlaştırılmamışsa" ibaresiyle tarafların, müdafinin ve vekillerin uzlaştırma müzakerelerinin gizliliği kuralına uyma yükümlülüklerine istisna getirebileceklerinin kurala bağlandığı, bu durumun ise Kanun'da öngörülmeyen ve Kanun'da belirtilen düzenleme yapma yetkisini aşar nitelikte olduğu sonucuna varıldığı, Ayrıca, dava konusu "aksi kararlaştırılmamışsa" ibaresiyle uzlaştırma müzakerelerinin gizliliği kuralına uyma yükümlülüğü taraflar, müdafi ve vekillerin iradesine bırakılmış ise de, gizliliğin istisnasını oluşturacak hal ve şartların belirlenmesine ve uygulanmasına yönelik sınırların açık ve net bir şekilde gösterilmediği, dolayısıyla anılan düzenlemenin hukuki belirlilik kuralına da uygun olmadığı sonucuna varıldığı, Bu haliyle davaya konu düzenlemede üst hukuk normlarına ve hukuki belirlilik ilkesine uygunluk görülmediği, Yönetmelik'in Dava Konusu 32. Maddesinin 4. Fıkrasının İncelenmesi: Dava konusu düzenlemede, daha önce mevcut olan bir belge veya olgunun, uzlaştırma müzakereleri sırasında ileri sürülmüş olmasının, bunların soruşturma ve kovuşturma sürecinde ya da bir davada delil olarak kullanılmasına engel teşkil etmeyeceğinin düzenlendiği, 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesinin 13. fıkrasında, uzlaştırma müzakerelerinin gizli olarak yürütüleceği; 20. fıkrasında ise uzlaştırma müzakereleri sırasında yapılan açıklamaların herhangi bir soruşturma ve kovuşturmada ya da davada delil olarak kullanılamayacağı kuralına yer verildiği, anılan hükümler uyarınca uzlaştırma sürecinin gizliliği kurala bağlanmış ise de; gizliliğe ilişkin kural yalnızca uzlaştırma sürecinde elde edilen belge ve olguları kapsadığı, dolayısıyla uzlaştırmadan önce ortaya çıkan veya herkesçe ulaşılabilen belge ve olguların gizlilik kapsamında değerlendirilmesine olanak bulunmadığı, Ayrıca uzlaştırma müzakerelerinde ileri sürülen ve gizlilik kuralı kapsamında olmayan belge ve olguların, uzlaştırmanın gizliliği kapsamına dahil edilmesi halinde, taraflarca uzlaşmaya varılamaması durumunda devam edecek ceza yargılamasında anılan belge ve olguların kullanılamaması (gizlilik kuralının kötüye kullanılması) sonucunun doğacağı, bu durumun da maddi gerçeğe ulaşılmasını engelleyici nitelikte olacağı ve dolayısıyla kamu yararına aykırılık oluşturacağının açık olduğu, Bu haliyle, davaya konu edilen düzenlemenin 5271 sayılı Kanun'a ve kamu yararına uygun olduğu sonucuna varıldığı, Yönetmelik'in Dava Konusu 48. Maddesinin 3. Fıkrasının (ç) Bendinde Yer Alan ''...veya hukuk ya da hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat veya maliye alanlarında en az dört yıllık yüksek öğrenim yapmış olmak,'' İbaresinin İncelenmesi: Dava konusu düzenlemede, uzlaştırmacı siciline hukuk ya da hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat, maliye alanlarında en az dört yıllık yüksek öğrenim yapmış olan kişilerin de kaydolabileceğinin düzenlendiği, 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesinin 24. fıkrasında, uzlaştırmacıların, avukatların veya hukuk öğrenimi görmüş kişilerin yer aldığı, Adalet Bakanlığı tarafından belirlenen uzlaştırmacı listelerinden görevlendirileceklerinin kurala bağlandığı, Bu kapsamda yapılan değerlendirmede, kanun koyucu tarafından sadece hukuk fakültesi mezunlarının uzlaştırmacı olarak görevlendirebileceğinin kabul edilmesi halinde bu hususun açıkça Kanun'da belirtileceği, ancak Kanun'da bu şekilde bir sınırlandırmaya yer verilmeksizin hukuk öğrenimi görme şartının yeterli olarak kabul edildiğinin anlaşıldığı, bu haliyle hukuk ya da hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat veya maliye alanlarında ya da polis akademisinde en az dört yıllık yüksek öğrenim yapmış olanların "uzlaştırmacı" olarak görevlendirilmesine olanak tanıyan düzenlemede Kanun'a aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Diğer taraftan, dava konusu Yönetmelik'in 72. maddesiyle yürürlükten kaldırılan 26/07/2007 tarih ve 26594 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ceza Muhakemesi Kanununa Göre Uzlaştırmanın Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik'in hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren en az dört yıllık yüksek öğrenim programlarını bitirenlerin uzlaştırmacı olarak görevlendirilmelerine yönelik düzenlemeler içeren 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) ve (c) bentlerinin iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Onuncu Dairesinin 20/06/2011 tarih ve E:2007/6843, K:2011/2365 sayılı, davanın reddi yolundaki kararının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 03/11/2014 tarih ve E:2011/2421, K:2014/3364 sayılı kararıyla onandığının görüldüğü, Belirtilen sebepler uyarınca dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği, Yönetmelik'in Dava Konusu 65. Maddesinin 2. Fıkrasının İncelenmesi: Dava konusu düzenlemede, uzlaştırmacıların görev yaptıkları yerin Cumhuriyet başsavcısı, Cumhuriyet başsavcı vekili veya görevlendirilen Cumhuriyet savcısı tarafından denetleneceğinin düzenlendiği, 2992 sayılı Kanun'un 9. maddesinin 2. fıkrasının (g) bendi uyarınca uzlaştırmacıların denetimine ve performansına ilişkin usul ve esasları belirlemenin Ceza İşleri Genel Müdürlüğü Alternatif Çözümler Daire Başkanlığının görevleri arasında sayıldığı; 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesinin 25. fıkrasında da, uzlaştırmacıların denetimine ilişkin hususlarda Bakanlık tarafından Yönetmelik ile düzenleme yapılabileceğinin belirtildiği, bu haliyle uzlaştırmacıların denetimlerine yönelik olarak davalı idarece düzenleme yapılmasının mümkün olduğu, Diğer taraftan, 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesinde, uzlaştırma sürecinin, her Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde kurulan uzlaştırma büroları aracılığıyla koordine edileceği, uzlaştırmacının bu büro tarafından görevlendirileceği, bu bürolarda yeteri kadar Cumhuriyet savcısı görevlendirileceği, uzlaştırmacıya soruşturma dosyasında bulunan belgelerden Cumhuriyet savcısınca uygun görülenlerin birer örneğinin verileceği, Cumhuriyet savcısının uzlaştırmacıya talimat verme yetkisi bulunduğu, uzlaştırma süreci sonunda soruşturma dosyalarının uzlaştırma bürosunda görevli Cumhuriyet savcıları tarafından sonuçlandırılacağı, Cumhuriyet savcısının uzlaşmanın tarafların özgür iradesine dayanıp dayanmadığını ve ediminin hukuka uygun olup olmadığını denetleyeceği hususlarının hükme bağlandığı, dolayısıyla uzlaştırma bürosunun idari amirinin Cumhuriyet başsavcısı, Cumhuriyet başsavcı vekili ve büroda görevlendirilen Cumhuriyet savcıları olduğu dikkate alındığında; bu görev ve yetkilerin doğal bir sonucu olarak ve uzlaştırma işlemlerinin mevzuata uygun yürütülmesi amacıyla Cumhuriyet başsavcısı, Cumhuriyet başsavcı vekili veya görevlendirilen Cumhuriyet savcısı tarafından uzlaştırmacıların denetlenmesinin öngörülmesinde Kanun'a aykırılık bulunmadığı, Kaldı ki, dava konusu Yönetmelik'in 67. maddesinin 2. fıkrasında uzlaştırmacıların denetiminde dikkate alınacak hususların açıkça gösterildiği, söz konusu denetimlerin anılan madde kapsamında yapılacağı anlaşıldığından, kuralda bu yönüyle hukuki belirsizlik de bulunmadığının anlaşıldığı, Belirtilen sebepler uyarınca dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle, 05/08/2017 tarih ve 30145 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği'nin 7. maddesinin 4., 7. ve 9. fıkralarının, 11. maddesinin tamamının, 12. maddesinin 5. fıkrasının, 18. maddesinin 5. fıkrasının 2. cümlesinin, 22. maddesinin 6. ve 7. fıkralarının, 29. maddesinin 2. fıkrasının, 32. maddesinin 4. fıkrasının, 48. maddesinin 3. fıkrasının (ç) bendinde yer alan ''...veya hukuk ya da hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat veya maliye alanlarında en az dört yıllık yüksek öğrenim yapmış olmak,'' ibaresinin ve 65. maddesinin 2. fıkrasının iptalleri istemi yönünden davanın reddine, Yönetmelik'in 32. maddesinin 2. fıkrasında yer alan ''Aksi kararlaştırılmamışsa...'' ibaresinin iptaline karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Yönetmelik'in 7. maddesinin 4., 7. ve 9. fıkraları yönünden, muhakeme işlemlerinin yasayla düzenlenmesi gerektiği, yasa koyucunun kanun ile düzenlenmeyi tercih ettiği bu alanda idarenin yasa koyucu yerine geçerek işlem tesis etmesinin hukuka aykırı olduğu; 11. maddesi yönünden, 5271 sayılı Kanun'da düzenlenmeyen yargısal faaliyete ilişkin alanın Yönetmelik ile düzenlenmesinin hukuka aykırı olduğu, davalı idarenin bu konuda düzenleme yapma yetkisinin bulunmadığı, uzlaştırma bürosunun yetkisinin soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısından üstün görmenin nedeninin anlaşılamadığı; 12. maddesinin 5. fıkrası yönünden, yasal dayanaktan yoksun olduğu; 18. maddesinin 5. fıkrasının 2. cümlesi yönünden, yasal dayanağının bulunmadığı; 22. maddesinin 6. ve 7. fıkraları yönünden, 5271 sayılı Kanun'da yer almayan düzenlemenin yönetmeliğin konusu olamayacağı; 29. maddesinin 2. fıkrası yönünden, anılan maddede yer alan düzenlemeye ilişkin Kanun'da hüküm olmadığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda vekaletnameye ilişkin özel bir düzenleme bulunduğu, ayrıca maddede yer alan düzenlemede vekilden kastedilenin avukat olduğuna dair tanımlama yapılmadığı, uygulamada sıkıntılara sebep olacak bir düzenleme olduğu; 32. maddesinin 4. fıkrası yönünden, düzenlemenin gizlilik ilkesini ihlal ettiği; 48. maddesinin 3. fıkrasının (ç) bendinde yer alan ''...veya hukuk ya da hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat veya maliye alanlarında en az dört yıllık yüksek öğrenim yapmış olmak,'' ibaresi yönünden, 5271 sayılı Kanun’daki hukuk öğrenimi görmüş kişiler ifadesinden hukuk alanında lisans veya lisansüstü öğrenim görmüş olmanın anlaşılması gerektiği, bu sebeple anılan düzenlemenin Kanun'a aykırı olduğu, kanun koyucu yerine geçilerek hüküm ihdas edildiği; 65. maddesinin 2. fıkrası yönünden, 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesi, 17. fıkrasında, Cumhuriyet savcısının, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine dayanıp dayanmadığı ve edimin hukuka uygun olup olmadığı hususlarında denetim yapabileceğinin hüküm altına alındığı, Kanun'da Cumhuriyet savcılarına denetim konusunda yetki verilmediği, yönetmelikle, kanun ile düzenlenmesi gereken denetime ilişkin hüküm ihdas edildiği ileri sürülmektedir. Davalı idare tarafından, dava konusu Yönetmelik'in Dairece iptaline yönelik karar verilen 32. maddesinin 2. fıkrasında yer alan ''Aksi kararlaştırılmamışsa...'' ibaresi yönünden, uzlaştırma müzakerelerinin gizliliğinin kural olarak hem uzlaştırmacı hem de taraflar için var olan bir ilke olduğu, ancak menfaatlerini korumak, endişe duymadan, samimi bir şekilde açıklama yapabilmelerini sağlamak amacıyla taraflar için getirilen bu kural hakkında, tarafların aksini kararlaştırabilir olmasının da doğal bir durum olduğu, öte yandan, uzlaştırma müzakerelerinin gizliliğinin sebebinin soruşturmanın gizliliği olmadığı, tarafların müzakerelerin gizliliği hususunda aksini kararlaştırabilmelerinin soruşturmanın gizliliğini ihlal edebilecekleri anlamına gelmeyeceği, soruşturmanın gizliliğinin 5271 sayılı Kanun’un 157. maddesinde düzenlendiği ve soruşturmanın taraflarının söz konusu gizlilik ilkesine uygun davranmak zorunda olduğu, bu nedenle söz konusu düzenlemenin anılan Kanun'un 253. maddesinin 13. fıkrasına aykırı olmadığı, kaldı ki, bu fıkrada gizlilik kuralına uyma yükümlüklerinin aksine karar alınmasının açıkça yasaklanmadığı ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davacı tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın, iptale ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davalı idare tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın, davanın reddine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Öte yandan, temyize konu Daire kararının, 48. maddesinin 3. fıkrasının (ç) bendinde yer alan ''...veya hukuk ya da hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat veya maliye alanlarında en az dört yıllık yüksek öğrenim yapmış olmak,'' ibaresinin incelenmesine ilişkin kısmında, "Bu haliyle hukuk ya da hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat veya maliye alanlarında ya da polis akademisinde en az dört yıllık yüksek öğrenim yapmış olanların "uzlaştırmacı" olarak görevlendirilmesine olanak tanıyan düzenlemede Kanun'a aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır." cümlesine yer verildiği, ancak cümlede geçen "ya da polis akademisinde" ibaresinin, dava konusu Yönetmelik'te yer almadığı, 31/12/2019 tarih ve 30995 (4. Mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik'in 4. maddesiyle yapılan değişiklik sonrası anılan bende eklendiği görülmekle birlikte, Dairece "ya da polis akademisinde" ibaresinin sehven yazıldığı anlaşılmış olup bu husus bozma nedeni olarak değerlendirilmemiştir.

KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Tarafların temyiz istemlerinin reddine, 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle kısmen davanın reddine, kısmen iptale ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 22/06/2022 tarih ve E:2017/2301, K:2022/3444 sayılı kararının ONANMASINA, 3. Kesin olarak, 21/10/2024 tarihinde, dava konusu Yönetmelik'in 22. maddesinin 6. fıkrası, 32. maddesinin 4. fıkrası ve 48. maddesinin 3. fıkrasının (ç) bendinde yer alan ibare yönünden oyçokluğu, diğer kısımlar yönünden oybirliği ile karar verildi.

KARŞI OY

X- 05/08/2017 tarih ve 30145 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği'nin 7. maddesinin 4., 7. ve 9. fıkralarının, 11. maddesinin, 12. maddesinin 5. fıkrasının, 18. maddesinin 5. fıkrasının 2. cümlesinin, 22. maddesinin 6. ve 7. fıkralarının, 29. maddesinin 2. fıkrasının, 32. maddesinin 2. fıkrasında yer alan ''Aksi kararlaştırılmamışsa...'' ibaresi ile 4. fıkrasının, 48. maddesinin 3. fıkrasının (ç) bendinde yer alan ''...veya hukuk ya da hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat veya maliye alanlarında en az dört yıllık yüksek öğrenim yapmış olmak,'' ibaresinin ve 65. maddesinin 2. fıkrasının iptali istemiyle açılan davada, taraflar karşılıklı olarak Danıştay Onuncu Dairesince kısmen davanın reddi, kısmen iptal yolunda verilen 22/06/2022 tarih ve E:2017/2301, K:2022/3444 sayılı kararın aleyhlerine olan kısımlarına karşı temyiz isteminde bulunmaktadırlar. Anayasa'nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı belirtilmiş; 138. maddesinde hakimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ifade edilmiş ve bu bağımsızlığı sağlayan araçlara yer verilerek, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat verilmesi, genelge gönderilmesi, tavsiye ve telkinde bulunulması, görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulması, görüşme yapılması veya herhangi bir beyanda bulunulması yasaklanmıştır. Yargı bağımsızlığının gerekliliği ve varlığı, güçler ayrılığı ilkesinin yanı sıra Anayasa'nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez nitelikteki 2. maddesinde yer alan Türkiye Cumhuriyeti'nin niteliklerine dayanmaktadır. Başka bir ifadeyle yargı bağımsızlığı, daha doğrusu yargının bağımsızlığı, Türkiye Cumhuriyeti'nin toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olmasının doğal ve zorunlu sonucu; kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunun, kişi temel hak ve özgürlüklerinin en önemli güvencesini oluşturan hukuk güvenliğini sağlamanın tek aracıdır. Bu önemi ve vazgeçilemezliği nedeniyle Anayasa, güçler ayrılığını Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir iş bölümü ve iş birliği olarak nitelendirmiş; bu bağlamda yasama ve özellikle yürütme erki ile yargı arasında, yargının işlevsel etkinliğini artırmak, faaliyetlerini hızlandırmak ve kolaylaştırmak için kimi organik bağlar kurmakla birlikte, fonksiyonel bir etkide bulunulmasına, yani yargı yetkisinin kullanılmasına ve yürütülmesine karışmaya kesinlikle izin vermemiştir. Bu haliyle, yargı erkini oluşturan, yargı yetkisini kullanan hakimlik ve savcılık mesleğinin yürütülmesinin, başka bir ifadeyle yargı yetkisinin kullanılmasının, yani mahkemelerce yapılan faaliyetlerin neler olduğunun belirlenmesinin yürütme erkine bırakılmaması, hatta yürütmenin etki ve gözetiminin dahi bulunmaması hukukun genel ilkelerinin ve üstün kamu yararının mutlak gereğidir. Bu çerçevede, "Muhakeme" kavramı, yalnızca yargılama usulünü değil, yargı yerinin uyuşmazlığın çözümü için yürüttüğü faaliyetten kaynaklanan hukuki ilişkilerin süjelerinin işlemlerini de içermektedir. "Ceza Muhakemesi"nin temel amacı, yargılanan kişinin hukuksal güvenliğinin gereği olarak yargılamanın nasıl yapılacağının gösterilmesinden başka, adil yargılama ilkesinin gereklerinin gözetilerek "maddi gerçeğin" ortaya çıkartılmasıdır. Bu bağlamda yargıcın yargılama faaliyetini yürütmesine ait şekil/yöntem kurallarının yanı sıra, ceza yargılamasının diğer süjelerinin eylemleri, işlemleri, hakları ve yükümlülükleri ile maddi gerçeğin araştırılması ve bulunması için öngörülen araçlar ile bu araçları kullanacaklar da ceza muhakemesine ilişkin düzenlemelerin kapsamındadır. Nitekim, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 1. maddesinde de, bu Yasa'nın, ceza muhakemesinin nasıl yapılacağı hususundaki kurallar ile bu sürece katılan kişilerin hak, yetki ve yükümlülüklerini de düzenlediği belirtilmiştir. Dolayısıyla ceza muhakemesini düzenleyen kurallar yalnızca usul kurallarına değil, aynı zamanda maddi içeriğe de sahiptir. "İdare Hukuku"nda "yetki", idareye Anayasa ve yasalarla tanınmış olan karar alma gücünü ifade etmektedir. Bu yönüyle idari işlemin en temel unsurunu oluşturan "yetki", yasayla hangi makama verilmiş ise ancak onun tarafından kullanılabilir. İdare Hukukunda "yetkisizlik kural, yetkili olma istisna"dır. Bu istisna ise, yetkinin, yalnızca yasayla gösterilen hallerde ve yine yasayla gösterilen idari merciler tarafından kullanılmasıdır. Bu nedenle "yetki" yasanın açık izni olmadan devredilemez. Anayasa'nın 123. maddesi uyarınca, kuruluş ve görevleri yasayla düzenlenmek durumunda olan idarenin kendi düzenleme yetkisi de yasalarla sınırlı olduğundan, yetki kuralları genişletici yoruma tabi tutulamaz. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle dava konusu Yönetmelik'in yasal dayanağının değerlendirilmesi, daha sonra da Yönetmelik'in düzenlediği konularda idarenin düzenleme yapma yetkisinin bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Yargılama usulü ile ilgili konular yargı yerini ilgilendirdiği için, yargılama usulü yasalarının uygulanmasına ait alt düzeydeki normların konusu ve kapsamının ilgili yasa metninin lafzıyla sınırlı olacağı tabiidir. Bu nedenle, genel anlamda, mahkemelerin yargılama faaliyeti içinde yer alan usul konusunun, idari alanın dışında kaldığının ve münhasıran yasa konusu olduğunun kabulü gerekmektedir. Yargılama usulü içinde düzenlenen bir konunun idari alan sayılabilmesi için ise, bu konuların neler olduğunun ve sınırlarının yasa koyucu tarafından açıkça gösterilmesi zorunludur. Yasa koyucunun düzenleme yapma yetkisi vermediği hususların da idarece düzenlenebileceğinin kabulü, yargı yetkisinin idare tarafından kullanılması anlamına gelir ki, bu durumun diğer bir ifadesi "fonksiyon gaspı"dır. Bu bağlamda, Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği'nin 22. maddesinin 6. fıkrasında yer alan "Cumhuriyet savcısı tarafından suçun açıkça uzlaşma kapsamında olmadığının tespit edilmesi hâlinde, mahkemeden ara kararın yeniden değerlendirilmesi istenebilir." düzenlemesinde ve 32. maddesinin 4. fıkrasında yer alan "Daha önce mevcut olan bir belge veya olgunun, uzlaştırma müzakereleri sırasında ileri sürülmüş olması, bunların soruşturma ve kovuşturma sürecinde ya da bir davada delil olarak kullanılmasına engel teşkil etmez." düzenlemesinde; yargı erkini oluşturan, yargı yetkisini kullanan hakimlik ve savcılık mesleğinin yürütülmesinin, başka bir ifadeyle yargı yetkisinin kullanılmasının, yani mahkemelerce yapılan faaliyetlerin neler olduğunun yürütme erki tarafından belirlenmesi sonucunu doğurduğundan hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Bu durumda, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmelik'in 22. maddesinin 6. fıkrasında ve 32. maddesinin 4. fıkrasında yer alan düzenlemelerin iptali istemi yönünden davanın reddine ilişkin kısımlarında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Bu itibarla, davacının temyiz isteminin kısmen kabulü ile kararın anılan kısımlarının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.

KARŞI OY

XX- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253. maddesinin 24. fıkrasında, uzlaştırmacıların, "avukatların veya hukuk öğrenimi görmüş kişilerin yer aldığı, Adalet Bakanlığı tarafından belirlenen uzlaştırmacı listelerinden" görevlendirileceği kuralına yer verilmiştir. Kanun'daki "hukuk öğrenimi görmüş" ifadesinden, hukuk alanında lisans veya lisansüstü öğrenim görmüş olmanın anlaşılması gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır. Zira belli bir alanda "yükseköğrenim görme" ile kastedilen, o alan ile bağlantılı bir alanda yükseköğrenim görme değil, bizzat o alanda lisans veya lisansüstü öğrenim görerek diploma almaktır. Bu durumda, dava konusu Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği'nin 48. maddesinin 3. fıkrasının (ç) bendinde yer alan "veya hukuk ya da hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat, maliye alanlarında en az dört yıllık yüksek öğrenim yapmış olmak," ibaresinin, Kanun'a aykırı olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Açıklanan nedenle, temyize konu Daire kararının, dava konusu Yönetmelik'in 48. maddesinin 3. fıkrasının (ç) bendinde yer alan "veya hukuk ya da hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren siyasal bilgiler, idari bilimler, iktisat, maliye alanlarında en az dört yıllık yüksek öğrenim yapmış olmak," ibaresinin iptali istemi yönünden davanın reddine ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varıldığından, davacının temyiz isteminin kısmen kabulü ile kararın anılan kısmının bozulması gerektiği oyuyla, karara bu yönden katılmıyorum.

Atıf: Danıştay Danıştay, E. 2023/916, K. 2024/2449, T. 22.06.2022, www.arakarar.com/karar/danistay-danistay-2023-916-e-2024-2449-k-cee6a7eed61a