Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/632 E. 2024/632 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/632
- Karar No
- 2024/632
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/632 - 2025/2564 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2024/632 KARAR NO : 2025/2564 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 07/12/2017 NUMARASI : 2016/76 E. - 2017/418 K.
DAVANIN KONUSU : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali)
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 07/12/2017 Tarih ve 2016/76 Esas - 2017/418 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraf vekillerince istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, davalı tarafından 2013/64047 sayılı "..." ibareli markanın tescili talebinde bulunulmuş olup müvekkilinin, "..." ve "..." ibareli markalarına dayalı itirazının nihai olarak YİDK tarafından reddedildiğini, müvekkili ile davalı şirket arasında 1990 yılından bu yana "..." ibareli markanın kullanımından kaynaklanan uyuşmazlıkların bulunduğunu, davalının aleyhine sonuçlanan her mahkeme kararından sonra hukuki boşluklardan yararlanmak amacıyla ... ibareli yeni markaların tescili başvurusunda bulunduğunu, davaya konu marka kapsamında müvekkilinin "..." markası ve "..." ibareli markalarının yer aldığını, davalı şirketin taraflar arasındaki mahkeme kararlarına rağmen "..." ibaresini içeren marka tescil başvurusunun kötü niyetli olduğunu, zira başvuru tarihinde "..." ibaresinin müvekkiline ait olduğunun davalının bilgisi dahilinde olduğunu, müvekkilinin ve markasının eğitim öğretim alanında tanınmış olduğunu, davaya konu markanın tescilinin talep edildiği 41. sınıfta müvekkilinin markaları tescil olduğundan emtia benzerliğinin gerçekleştiğini, markaların asli unsurları ve kapsamlarında bulunan emtiaların benzerliği nazara alındığında ortalama tüketicilerin markaları ilişkilendirme ve karıştırma ihtimalinin bulunduğunu ileri sürerek 2015-M- 12716 sayılı YİDK kararının iptaline ve tescili halinde markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket vekili, davacının müvekkilinin kötü niyetini ortaya koymak amacıyla dava dilekçesinde konu ettiği mahkeme kararlarının somut olayla hiç bir ilgisinin bulunmadığını, 1997 yılında vücut bulmuş bir üniversite tüzel kişiliği ile 1990 yılından beri ihtilafın varlığının söz konusu olamayacağını, müvekkilinin "..." ibareli markalarını çok uzun yıllardan beri tescil ettirerek bu ibareye ayırt edicilik kazandırdığını, 1979 yılında kurulan ... Dersaneleri"nin 1981 yılında özel öğretim kurumu ruhsatnamesi aldığını, yapılan noter devirleri ile dava tarihindeki sahiplik durumunun oluştuğunu, müvekkili adına kayıtlı "..." ibareli çok sayıda markanın bulunduğunu, diğer yandan "..." ibaresinin yaygın olarak kullanılan, bir kişinin kullanımına özgülenmesi mümkün olmayan bir iabare olduğunu, müvekkilinin davaya konu markasının bütün olarak “...” ibaresinden oluştuğunu ve markanın bölünerek benzerlik değerlendirmesine tabi tutulamayacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu "... ..." markasında markayı oluşturan işaretlerden “...” ibaresinin marka içerisindeki etki, algısal öncelik ve öneminin diğer unsurlara göre daha yüksek olduğu, “...” ve “... ...” ibarelerine nazaran, sahip olduğu anlamsal özelliği de dikkate alındığında marka içerisinde doğrudan ortalama tüketici tarafından öncelikli olarak algılanacağı, dolayısıyla dava konusu markanın algıda öncelik gösteren esas unsuru olarak tanımlanabileceği, zira "... ..." ibaresinin eğitim sektöründe, öğrencilerin ilk, orta, lise ve yüksek okul girişlerinde sürekli karşılaştıkları ... problemine çözüm vadeden bir anlama sahip olup ortalama tüketiciler tarafından da bu bağlamda algılanma olasılığının yüksek olduğunu, benzer şekilde "..." ibaresinin de "... ... ..." kelimelerinin baş harflerinden oluştuğu, farklı bir anlamsal çağrışım yapmadığı, dolayısıyla davalı marka başvurusu bir bütün olarak değerlendirildiğinde "..." ibaresinin, markanın esas unsurunun yani ayırt edici gücünün önemli bir kısmını oluşturduğu "..." ibaresinin taraf markalarında vasıf belirten, başlı başına ayırt edici nitelik katmayan bir özellik gösterdiği, her ne kadar "..." ibaresi eğitim sektörü açısından güçlü bir ayırt ediciliğe sahip olmasa da, bu ibare haricindeki diğer hiç bir ibarenin kuvvetli esas unsur olma özelliği taşıma ihtimalinin mevcut olmadığı, sahip olduğu anlamlar ile özellikle taraf markalarının tescilli olduğu 41. sınıftaki hizmetler olan eğitim, sportif faaliyetler, sanatsal etkinlikler ve sair alanlar ile ilişkilendirilebilir nitelikte bir sözcük olmasına rağmen doğrudan doğruya vasıf bildirici bir niteliğinin varlığından söz edilemeyeceği, taraf markalarını gören ortalama tüketicinin, markaları birbirleri ile ilişkilendirme ihtimalinin oldukça yüksek olduğu, davacının ... ibareli markalarının kapsamında davaya konu başvurunun kapsamına alınmak istenen 16 ve 41. sınıfların mevcut olduğu, davalının 1998 yılından bu yana "..." ibaresi üzerinde 41. ve 42. sınıf hizmetler açısından tescilli marka hakkına sahip bulunduğu, ancak 16. sınıf emtialar açısından böyle bir hakkının bulunmadığı, bu nedenle davalının 41. sınıf hizmetler açısından "..." ibaresi üzerinde kazanılmış hakkının bulunduğu ve bu sınıf hizmetler açısından tescil başvurusunun reddedilemeyeceği ve markalar arasında benzerlik ve iltibas tehlikesi bulunmasının kötüniyetin açık bir emaresi olarak kabulü mümkün olmadığı gerekçeleriyle davanın kısmen kabulü ile 2015-M-12716 sayılı YİDK kararının 16 sınıf yönünden iptaline ve davaya konu 2013/64047 sayılı "..." ibareli markanın 16 sınıf yönünden hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, markalarının davacının markalarından önce 16. sınıfta tescilli olması nedeniyle müvekkilinin müktesep hakkının mevcut olduğunu, 1979 yılından beri yayıncılık alanında fiilen kullanılan "..." ibareli markaların, bu kullanımının davacı Üniversitenin kuruluşundan öncesine dayandığını, bu ibareyi içeren çok sayıda markanın halen koruma altında bulunduğunu, "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük olduğunu, müvekkilinin markasındaki diğer unsurlar ile ayırt ediciliğin sağlandığını, 16. sınıftaki emtiaların hitap ettiği tüketici kitlesinin yüksek bir dikkat düzeyine sahip olduğunu, daha önceden taraflar arasında görülen İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/889 E sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporu ile müvekkilinin markasının tanınmış olduğu tespitine yer verildiğini, davacının içinde "..." ibaresi geçmeyen markalarının dahi hükme esas alındığını ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış markalara dayanan müvekkilinin kazanılmış hakkının bulunduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde, dava konusu marka, bütün itibariyle bırakılan izlenim açısından dikkate alındığında, davacı markaları ile benzerlik teşkil etmediğini, farklı unsurlardan oluşmasına rağmen, bütünü itibariyle bıraktığı etki eski markayı çağrıştırabileceği gibi, tam tersine, unsurlardaki benzerliğe rağmen markaların tamamen farklı etki de bırakabileceğini, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında ifade edildiği üzere, bir markayı oluşturan unsurun o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı vs.den oluşan şekil olup, markanın birden ziyade unsuru ihtiva etmesi halinde asıl unsurun markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hâkim olan görünüş ve ayırt ediciliği vurgulayan imajda aranacağını, davaya konu marka başvurusuna konu işaretin, davacıya ait tescilli markalara ilk bakışta kolayca tefrik edilemeyecek şekilde benzediğinden ve bu suretle iltibasa sebebiyet vereceğinden söz edilemeyeceğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde, davaya konu markanın kötü niyet nedeniyle tüm sınıflarda hükümsüzlüğünün gerektiğini, müvekkilinin "..." markası üzerindeki gerçek ve üstün hak sahipliğinin doğru bir şekilde değerlendirilmediğini ve kesinleşmiş yargı kararlarının dikkate alınmadığını, davalının ihtilaflı markaları dikkate alınırken müvekkilinin ihtilafsız tescilli markalarının dikkate alınmadığını, dava konusu markanın müvekkilinin markaları ile bütün sınıflarda iltibas oluşturduğunu, davalı şirket aleyhine "..." ibaresinin unvandan terkini, unvan olarak kullanılmasının engellenmesi, haksız rekabet ve marka hükümsüzlüğüne ilişkin kesinleşmiş çok sayıda mahkeme kararının bulunduğunu ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE :1-Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu "..." ibareli marka başvurusu ile davacıların "..." esas ibareli itirazlarına mesnet markaları arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında benzerlik ve karıştırılma ihtimali bulunduğu anlaşılmakla davalılar ... Eğitim Kurumları Anonim Şirketi ile ... vekillerinin yerinde görülmeyen tüm istinaf itirazlarının reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Davacı vekilinin katılma yolu ile istinaf itirazlarının incelenmesine gelince, mahkemece her ne kadar yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın 16. sınıftaki mallar yönünden iltibas nedeniyle kabulüne ve 41. sınıftaki hizmetler yönünden reddine karar verilmiş ise de, somut uyuşmazlık yönünden asıl tartışılması gereken husus, davalı şirketin başvurusunda kötü niyetli olup olmadığıdır. Gerçekten de İstanbul 1. FSHHM'nin 10.06.2010 tarih ve 2010/60 Esas - 116 Karar sayılı kararını bozan Yargıtay HGK'nın 04.05.2011 tarih ve 2011/11-59 Esas - 271 Karar sayılı kararından sonra, İstanbul 1. FSHHM tarafından verilen 29.03.2016 tarih ve 2012/82 Esas - 2016/47 Karar sayılı kararında açıkça, "davalının markasal kullanımının en başından beri kötü niyetli olduğu" gerekçesiyle davalı adına tescilli 1998/193134 ve 195160 numaralı markaların hükümsüzlüğüne karar verilmiştir. Bu karar da Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 11.04.2018 tarih ve 2016/9432 Esas - 2018/2605 Karar sayılı ilamı ile onanmıştır. Diğer yandan aynı taraflar arasında görülen (... Temel Lisesi-...) markalarına ilişkin verilen 2018/4611 Esas, 2020/3307 Karar ve 29/06/2020 Tarihli karar ile de, davalının marka tescil başvurusunun kötü niyetli bulunduğu gerekçesi ile verilen karar onanmıştır. Yine davalı şirketin "..." esas unsurlu marka tescil başvurusunda bulunmasının kötü niyetli olacağına dair Yargıtay HGK'nın 29.06.2022 tarih 2020/11-699 E.- 2022/1093 K. sayılı kararı da aynı yöndedir. Bu durumda, davalı Şirketin "..." esas unsurlu markaları kullanmasının en başından beri kötü niyetli olduğu, iş bu davada da davalı Şirketin başvurusunun kötü niyetli bulunduğu kanaatine varılmıştır. Bu durum karşısında mahkemece, davalı şirketin dava konusu marka tescil başvurusunun aynı zamanda kötü niyetli de olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
HMK'nın 353/1-b-2 maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiş, bu yeni karar istinaf kararı olduğundan, istinaf karar tarihinde geçerli bulunan harç ve vekalet ücretine göre hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 07/12/2017 gün ve 2016/76 Esas - 2017/418 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın KABULÜ ile, 30/12/2015 tarih 2015-M-12716 sayılı YİDK kararının İPTALİNE, 4-Davalı Şirket adına tescilli bulunan 2013/64047 sayılı ... ibareli markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve SİCİLDEN TERKİNİNE 5-Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 29,20-TL harcın mahsubu ile bakiye 586,20-TL'nin davalılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 6-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, ilk derece mahkemesinin karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 55.000,00-TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 335,00-TL tebligat ve posta masrafı, 1.500,00-TL bilirkişi ücreti ile istinaf aşamasında yapılan 361,20-TL tebligat ve posta gideri, 2.338,80-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 4.535,00-TL yargılama giderine 29,20-TL peşin harç, 29,20-TL başvuru harcı tutarı eklenerek oluşan toplam 4.593,40-TL'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 8-Davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdelerinde bırakılmasına, 9-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 10-Harçlar Kanunu uyarınca davalılardan ayrı ayrı alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davalılar tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 427,60-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 187,80-TL'nin davalılardan ayrı ayrı tahsili ile Hazineye irat kaydına, 11-Davacıdan peşin olarak alınan 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının talep halinde davacıya iadesine, 12-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 25/12/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 26/12/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.