Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi 2024/1803 E. 2025/1651 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/1803
- Karar No
- 2025/1651
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
40. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
DOSYA NO: 2024/1803
KARAR NO : 2025/1651
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 02/07/2024
NUMARASI : 2021/798 (E) - 2024/544 (K)
DAVANIN KONUSU: Maddi Tazminat
KARAR TARİHİ: 11/11/2025
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının, dava dışı ...’a ait ... plakalı cürüf nakliye aracını sevk ve idare ettiği esnada yükü boşaltmak için damperin hidroliğini çalıştırdığını ve yük boşalmaya başladıktan bir süre sonra damperin krikosunun (pistonun) kırılması sonucu damperin düştüğünü, araçta meydana gelen şiddetli sarsıntı sonucu müvekkilinin yaralandığını, uğranılan zararın tamamının poliçe limiti dahilinde olduğunu beyanla, fazlaya ilişkin talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL maddi tazminatın (bakıcı masrafları, tedavi masrafları, çalışamadığı günlere ilişkin ücret yani geçici iş göremezlik tazminatı ve sürekli iş göremezlik tazminatı olmak üzere) kaza tarihinden itibaren bankalarca uygulanacak en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Mahkemenin görevsiz olduğunu, tazminat talebinin zamanaşımına uğradığını, kazanın fabrika alanında, yani iş sahasında gerçekleştiğini, aracın işletilme halinde olmadığını, özetle, davacının tazminat taleplerinin ZMMS poliçesi kapsamında bulunmadığından müvekkili şirketin sorumlu olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.İlk Derece Mahkemesince; "kazanın gerçekleştiği yerin 2918 sayılı Kanun kapsamında olmadığı ve dolayısıyla ZMM sigortası kapsamında teminat dahilinde olmadığı" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili; yerleşik yargısal uygulamalarda fabrika sahalarının karayolu kapsamında sayıldığını, mahkemenin bu konudaki değerlendirmesinin yerinde olmadığını beyanla, kararın kaldırılması talebiyle istinaf başvurusunda bulunmuştur.HMK'nin 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda:Dava, trafik iş kazasından kaynaklanan yaralanma nedeniyle maddi tazminat istemlidir.2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 2. maddesinde bu kanunun, karayollarında uygulanacağı belirtildikten sonra, bu kural genişletilerek aynı maddenin (a) ve (b) fıkralarındaki durumlarda da kanunun uygulanabileceği öngörülmüş; karayolu tanımına girmediği halde genel trafiğin kullanımına açık olan yerler "karayolu gibi" kabul edilmiştir. Bu bağlamda, karayolu dışındaki alanlardan kamuya açık olanlar ile park, bahçe, park yeri, garaj, yolcu ve eşya terminali, servis ve akaryakıt istasyonlarında karayolu taşıt trafiği için faydalanılan yerler ile, erişme kontrollü karayolunda ve para ödenerek yararlanılan karayollarının kamuya açık kesimlerinde ve belirli bir karayolunun bağlantısını sağlayan deniz, göl ve akarsular üzerinde kamu hizmeti gören araçların, kararyolu araçlarına ayrılan kısımlarında da, bu kanun hükümlerinin uygulanacağı; bu haliyle, toplu trafiğin bulunduğu yerler ile karayoluyla bağlantısı olan yerlerin de bu kapsama alındığı belirtilmiştir.Anılan yasal düzenlemeler gereğince kamunun yararlandığı tüm yollar karayolu tanımı içindedir. Bu açıdan karayolunda taşıt trafiğine kamu yönetimince izin verilip verilmemesi önemli olmayıp fiilen bu amaçla kullanılması yeterlidir. Yine karayolu zemininin asfalt, beton, taş veya toprak olması arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır. Bu açıdan köy, orman, dağ, tarla ve yayla yolları da karayoludur.Somut olay, davacının, sürücüsü olduğu çekici ile taşıdığı yükü fabrikanın yükleme boşaltma bölümünde boşaltmaya başladıktan sonra damperin hidrolik pistonun kırılması ve damperin şasi üzerine düşmesi sonucu aracın şoför mahallinde bulunan davacı sürücünün savrularak yaralanması şeklinde gerçekleşmiştir.Yukarıda da açıklandığı üzere; Karayolları Trafik Kanunu’nun uygulanması için kazanın mutlaka karayolunda meydana gelmesi gerekmeyip karayolu ile bağlantısı olan, karayolu sayılan bir alanda meydana gelmesi halinde de karayolunda meydana gelmiş gibi kabul edilmektedir. (HGK'nın 28/09/2011 tarihli 2011/17-499 Esas 2011/557 Karar sayılı ilamı da bu yöndedir.)2918 sayılı KTK'nun 2. maddesi gereğince karayolu bağlantısı olan yerlerde, kazanın meydana geldiği yer karayolu sayılan yerlerdendir. Tüm dosya kapsamına (özellikle dosyada örneği bulunan kolluk tarafından tutanaklar) göre iş kazasının gerçekleştiği yerin araçla giriş çıkışların yapıldığı yükleme ve boşaltma yapılan bir yer olup karayoluna bağlantılı, karayolu sayılan yerlerden olduğunun kabulü gerekir.Diğer yandan, kaza esnasında yapılan işe göre aracın mekanizma aksamlarının çalışıyor olması nedeniyle aracın işletilme halinde olduğunun da kabulü gerekir.Bu durumda mahkemece, gerçekleşen trafik iş kazasında, dava dışı işletenin (aynı zamanda davacının işvereni) ZMS sigortacısı olan davalı sigorta şirketinin 2918 sayılı Kanun, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ve sigorta poliçesindeki hükümler itibarıyla sorumlu olup olmadığı (kaza nedeniyle malul olan davacı sürücünün, aracın işleteni olan sigortalı/iş verenin olayın meydana gelmesindeki kusuru oranında ve zarar gören üçüncü kişi sıfatıyla ZMS sigortacısından talepte bulunabilip bulunamayacağının) irdelenip toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, İlçe Emniyet Müdürlüğünün cevabi yazısına dayanılarak dosya içeriği ile usule ve yasaya uygun olmayan gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmemiştir.
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere :
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK'nin 353/1-a/6. maddesi uyarınca kaldırılmasına,2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine,3-İstinaf başvurusu için yatırılan karar ve ilam harcının istek halinde ilk derece mahkemesince yatırana iadesine,4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına, 5-Dava vekili tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,6-İstinaf talep eden tarafından istinaf aşaması için yatırılan gider avansının yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nin 353/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.11/11/2025