Bölge Adliye Mahkemesi · İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi 2023/658 E. 2026/107 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Daire
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/658
Karar No
2026/107
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2023/658 KARAR NO : 2026/107

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KARŞIYAKA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2019/346 KARAR NO : 2022/749 DAVA TARİHİ : 19.07.2019 KARAR TARİHİ : 03.11.2022 DAVA : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 22.01.2026 KARARIN YAZ. TARİH : 22.01.2026

Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03.11.2022 tarih ve 2019/346 Esas, 2022/749 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, dosyanın gönderildiği, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin 01.03.2023 tarih ve 2023/109 Esas, 2023/347 Karar sayılı görevsizlik kararı ile dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacı vekili tarafından dava dilekçesinde özetle; Taraflar arasında 20.02.2018 tarihinde .... Mah...Sok. .... no’lu adresteki, inşaatın sıvalar hariç kaba inşaatının yapımı konusunda "iş yapım sözleşmesi" imzaladığını, yüklenici olan müvekkilinin işi barter usulü, daire ile ve kısmen nakit ödeme karşılığında anlaştığını, 300.000,00-TL değerindeki dairenin ödemesinin her ay için iki beton atılarak 50.000,00-TL olarak fatura kesileceğinin, müvekkili şirketin belli bir miktar iş bitiminde davalı tarafa düzenleyerek gönderdiği 10.12.2018 tarihli, SGK primleri ve daire KDV'si hariç olmak üzere yapılan iş bedeli olarak 444.539,30- TL+KDV olmak üzere 524.556,37-TL bedelli faturanın davalı tarafça iade edildiğini, müvekkilinin teknik şartname, hakedişler ve gerekirse yapılacak tespitte de görüleceği üzere 794.000,00-TL bedelli iş yaptığı halde davalı tarafından 466.000,00-TL ödeme yapıldığını, davacıdan ibraname başlıklı yazı alınarak ibra edilmesi hatasının doğduğunu, KDV alacaklarının davalı tarafından ödenmediğini, davalı tarafın faturaları kabul etmediğini ve müvekkilinin hakkına düşen 300.000,00-TL bedelli dairenin değerini tapuda 140.000,00-TL olarak göstermek suretiyle KDV borcundan kurtulma amacına gidildiğini, miktar içeren ödeme banka aracılığı ile yapılmadığında ibranamenin geçerli ve makbuz olarak kabul edilmeyeceğini, müvekkilinin bakiye 189.000,00-TL alacağının kaldığını, kesilen faturanın KDV’sinin ödenmediğini, davalının sözleşmenin 7/son maddesindeki SSK bakiye alacağı olan 15.800,00-TL’nı da kabul etmediğini, ödemeden imtina ettiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, yapılan işler nedeniyle daire KDV'si olan 25.200,00-TL, fatura KDV 'si olan 43.000,00-TL, SGK prim bedelleri olan 15.800,00-TL ana para ve KDV borcu olarak bakiye toplam 84.000,00-TL alacağın, arabuluculuk anlaşamama tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek ticari faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir. YANIT: Davalı vekili 22.08.2019 tarihli cevap dilekçesi ile özetle; davacı şirketin müvekkili şirkete şantiye şefi onaylı hak ediş olarak KDV hariç 676.017,20-TL değerinde iş teslimi yaptığını, müvekkiline gönderilen fatura içeriğinin ise aylık hakedişleri içerip, 395.702,22 TL + KDV ile birlikte 466.928,63-TL olduğunu, faturanın davalı şirketin cari kayıtlarına alındığını, davacı tarafın faturasının iade edildiği doğrultusundaki iddiasının tamamen asılsız ve gerçek dışı olduğunu, faturaların toplam KDV'si, yapılan KDV'siz iş tutarına eklendiğinde, davacı şirketin müvekkili şirketten 747.243,61-TL tutarında alacağının meydana geldiğini, davacının 794.000,00-TL rakamının gerçeği yansıtmadığını, müvekkili şirket tarafından yapılan ödemelerin gerek faturalarla gerek şirket ortaklarının hesaplarına aktarılan kayıtlı açıklamalarla, gerekse teslim edilen daire tapusuyla sabit olduğunu, iddia edilenin aksine toplam 752.243,61-TL ödeme yapıldığını ve müvekkilinin şu aşamada davacıdan 5.000,00-TL alacaklı olduğunu, davacının KDV alacaklarının ödenmediğine yönelik iddiasının gerçek dışı olduğunu, müvekkili tarafından yapılan ince işlerin bugüne kadar ancak tamamlanmış olup kalan 160.000,00-TL'nin KDV'si ile birlikte ince işler imalatı karşılığı faturalandırıldığını, davacının alacak iddialarının fatura ile ispatlanması gerektiğini, sözleşmede işin SGK bedelinin fiyata dahil olduğunun açıkça yazıldığını, sözleşmeye göre SGK'nın hesapladığı inşaat prim toplamının %40'ının davacı şirkete ait olduğunu, bu oranın 50.018,40-TL hesaplandığını, davacı şirketin 61.511,00-TL ödediğini iddia ederek yaklaşık 11.000,00-TL fazla olan tutarı-davacı şirketin hesabıyla 15.800,00-TL bedelin taraflarından istendiğini, ancak davacı şirketin, şantiye şefinin imzalı tutanağı ile diğer inşaatlarında çalıştırdığı bir çok işçisini müvekkili şirkette SGK'lı gösterdiğinin saptandığı savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece mahkemesinin 03.11.2022 tarih ve 2019/346 Esas, 2022/749 Karar sayılı kararı ile özetle; "...Tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; davacı ile davalı arasında imzalanan sözleşmeye göre, çalıştırılacak işçilerin SGK prim ödemeleri davacı tarafından yapılacaktır. Ancak, inşaatın tamamının maliyetinin %40'ını geçtiğinin ispatlanması halinde davacı, davalıdan SGK primi talep edebilecektir. Ancak, dosyaya celp edilen SGK dosyaları ve diğer belgeler incelendiğinde, davacı, davalının şantiyesinde çalıştırdığını iddia ettiği işçilerin sayısı ve süresini ispat edememiştir. Çalışan işçilerin bir kısmının başka işlerde de çalıştığı için SGK kayıtlarının görünmediğini ileri sürmüştür. Ancak bilirkişiler tarafından raporlarından da bahsedildiği üzere davacının alt işveren dosyası oluşturması ve buna ilişkin belgeleri davalıya sunması gerekmektedir. Bu husus taraflarca imzalanan sözleşmede de kayıt altına alınmıştır. Davacının keşif talebi yerinde görülmemiştir zira, keşif yapıldığı takdirde bilirkişiler tarafından ancak inşaatın durumu, yapılan iş ve süre dikkate alınarak tüm yasal koşul ve kısıtlamalar dahilinde bir sonuca varabileceklerdir. Oysa, sonuca varılacak işçilerin gerçekte günde kaç saat çalıştıkları, aynı zamanda başka işte çalışmaları nedeni ile SGK primlerinin başka şekilde davacı tarafından tahsil edilip edilmediği gibi hususlarda bir tespitte bulunmaları mümkün değildir. Özet olarak bu konuda ispat yükü davacı tarafta olup davacı tarafça sözleşmeye konu iş nedeni ile çalıştırılan işçi sayısı, süresi, ödenen SGK primi ve sözleşmede düzenlenen sınırı aştığından talep hakkının bulunduğu ispatlanamamıştır. davacının iddia ettiği KDV alacağına yönelik ise, dosya mahkememiz uzmanlık alanı dışında kaldığından tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde birçok kez bilirkişi incelemesi yapılmış, tarafların talepleri doğrultusunda belgeler celp edilmiş, ek raporlar alınmıştır. Ancak alınan tüm bilirkişi raporlarında, davacının davalıdan herhangi bir KDV alacağının bulunmadığını açık bir biçimde ortaya koymuştur. Dosyada mevcut bilirkişi raporları da tarafımızca irdelenmiş ve dosya kapsamına uygun olduğu, hükme esas almaya elverişli olduğu görüş ve kanaatine varılmıştır. Tüm dosya kapsamı, bilirkişi raporları ile dosyada bulunan bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, davacının davasının reddine" dair karar verilmiştir. İSTİNAF EDEN: Davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili tarafından verilen 19.12.2022 tarihli istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesi ile özetle; Davalı ile barter usulü anlaşma yapıldığını, daire karşılığı ve kısmen nakit ödeme şeklinde inşaat işlerini yaptığını, müvekkilinin davalı için 794.000-TL bedelli iş yaptığını ancak davalı tarafın sadece 466.000-TL ödeyerek davacı tarafından kesilen faturayı iade ettiğini, KDV ve SGK prim alacaklarının ödenmediğini, ödenen 466.000-TL'nin içinde KDV olduğunu, kalan alacağın KDV'sinin ödenmediğini, tüm alacağın KDV'sinin ödenmiş sayılmasının mümkün olmadığını, taraflar arasında yapılan iş yapım sözleşmesinin 4. maddesi gereğince taraflar arasındaki iş yapım süresinin 200 iş günü olarak kararlaştırıldığını, çalışan işçilerin kaydının başka yerde gözüktüğünden bahisle pirim ödemeleri kabul edilmediğini, davalıya ait işyerinde bazı aylar sadece 1 kişinin sigortalı olarak gösterildiğini, bazı aylarsa çalışanların tam gün sigortalı gösterilmedikleri göz önüne alındığında söz konusu inşaatın SGK verilerine göre 200 iş günü gibi kısa bir sürede bitirilebilmesi gerektiğinin mümkün olmadığını, müvekkili bünyesinde çalışan işçilerin de söz konusu inşaatta çalıştığının kabulü gerektiğini, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin ödemeler başlıklı 7. Maddesine göre davalı tarafından SGK primlerinin ödenmesi için müvekkilinin davalıya ait işyerinde alt işveren SGK dosyası açmasının gerektiğini gösterir herhangi bir ibarenin bulunmadığını, taraflar arasında yapılan ibra sözleşmesinden davalı şirketin müvekkili şirkete iş karşılığı daire faturasından kaynaklanan KDV farkından ve SGK dosya ödemelerinden dolayı borcunun devam ettiğinin anlaşıldığını ancak aleyhe karar verilmesinin hatalı olduğunu, iş bu kararın kaldırılarak taleplerine hükmedilmesi gerektiğini, kök raporun 9. ve 10. sayfalarında müvekkilinin sadece tablo 3'de kesilen 10 kalem hakediş faturasının KDV'sini alma hakkı var gibi gösterildiğini, müvekkiline ödenmeyen hakediş KDV'si hesaplanmadığını, dosya üzerinden mevcut yapılan işin ve tutarının tespitinin fatura iade edildiği için tespitinin mümkün olmayacağı için keşif yapılmasının talepleri dikkate alınmaması üzerine kararın kaldırılmasını gerektirdiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ederek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı yönü gözetilerek yapılan inceleme sonucunda aşağıdaki değerlendirmeler yapılmıştır: Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş olup, karara karşı davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen nedenlerle istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Eser sözleşmeleri iki tarafa karşılıklı borç yükleyen bir tür iş görme sözleşmesi olup, “eser” ve “bedel” olmak üzere iki temel unsuru vardır. Bu sözleşmelerde yüklenici, iş sahibine karşı yüklendiği özen borcu nedeniyle eseri yasa ve sözleşme hükümlerine, fen, teknik ve sanat kurallarına uygun olarak yaparak ve zamanında tamamlayarak iş sahibine teslim etmekle; iş sahibi de bu çalışma karşılığında ivaz ödemekle yükümlüdür. Borçlar Hukukunda sözleşmeler alanında yer alan en önemli temel ilkelerden birisi de sözleşme özgürlüğüdür. Sözleşme özgürlüğü, tarafların diledikleri koşullarda sözleşme yapabilme özgürlüğünü de kapsar. Bunun sonucu olarak, taraflar sözleşmenin koşullarını ve karşılıklı olarak edimlerini diledikleri gibi belirleyebilirler. Somut olayda, taraflar arasında "İş Yapım Sözleşmesi" başlıklı sözleşme imzalandığı, davacının yüklenici olarak sözleşmede belirtilen taşınmazın betonarme karkas iskeleti kaba inşaat ve duvarlarının yapım işini üstlendiği anlaşılmaktadır. 25/01/2019 tarihinde "İbra Sözleşmesi" başlıklı sözleşmenin imzalandığı da her iki tarafın da kabulündedir. Davacı vekili, sözleşmede kararlaştırılan işin daire ve hak ediş karşılığında yapıldığını, daire bedelinin tapu devri sırasında düşük gösterildiğini, oluşacak fark KDV.nin kendisine ödenmesini gerektiğini, kesilen faturaların da KDV.sinin ödenmediğini, davalının SGK prim bedeli borcu bulunduğunu belirterek eldeki alacak davasını açmıştır. Davalı vekili ise, tarafların ibra sözleşmesi imzaladıklarını, davacının ödenmeyen bir alacağı bulunmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. Taraflar arasında imzalanan 25/01/2019 tarihli ibra sözleşmesinde, “….taraflar arasında 20.02.2018 tarihinde yapılan iş yapım sözleşmesi sonucunda toplamda KDV dahil 466.928,63-TL iş yapıldığı, yapılan bu işten 25/01/2019 günü itibari ile taşeron .... ve/veya ortaklarının müteahhit ....’dan toplamda iş karşılığı daire faturasından kaynaklanan KDV farkından ve SGK dosyası ödemelerinden başkaca bir alacağının kalmadığını, bunun haricinde taraflar karşılıklı olarak sözleşmeden doğan her türlü alacaklarını aldıklarını ve birbirlerinden alacak ve borçları kalmadığını, serbest iradeleriyle gayrikabili rücu olarak birbirlerini ibra ettiklerini beyan ederler ve iş bu ibra sözleşmelerini onaylarlar” şeklinde düzenleme yapılmıştır. İbra sözleşmesi dikkate alınarak daire faturasından kaynaklanan KDV farkından ve SGK dosyası ödemelerinden kaynaklanan bir alacağının bulunup bulunmadığının tespiti açısından bilirkişi raporları alınmıştır. Denetime elverişli şekilde hazırlanmakla hükme esas alınan 25/09/2022 tarihli heyet raporu ile dosya kapsamında alınan raporlar arasında çelişki bulunmadığı, bilirkişi raporunda, alt işveren olan davacının dava konusu inşaat işinde çalışanlar için aylık prim ve hizmet belgesi düzenleyerek Kuruma ibraz ettiğine ilişkin herhangi bir kanıta rastlanmadığının, ayrıca asıl işveren olan yükleniciye ait işveren dosyasından beyan edilmiş bulunan sigortalılarında alt işveren ile hukuki ve fiili bir irtibatının bulunmadığının, bu itibarla çalıştırdığı sigortalılar ile ilgili alt işveren dosyası tescil ettirmeyen, aylık prim ve hizmet belgelerini düzenleyerek Kuruma ibraz etmeyen ve dolayısıyla sigorta primi ödemeyen davacı alt işverenin SGK prim alacağından bahsetmesinin hukuken mümkün olmadığının, davalı ...A.Ş.’nin barter daire bedeli faturasından gelen Kdv bedelini artı Kdv şeklinde davacı.... İnşaat’tan istemesinin isabetsiz olduğu tespit edildiği anlaşılmaktadır. 25/09/2022 tarihli ibra sözleşmesi ile hak edişten kaynaklanan alacaklar yönünden davacı şirketin davalıyı ibra ettiği, tarafların tacir oldukları, tapu devri sırasında taşınmazın bedelinin davacı tarafça düşük gösterilmesinden kaynaklanan farkı talep etmesinin basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü ile bağdaşmadığı, davacının iddialarını ispat edemediği anlaşıldığından Mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Dosya kapsamı, mahkeme gerekçesi ve yapılan değerlendirmeye göre; mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygun olup, davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03.11.2022 tarih ve 2019/346 Esas, 2022/749 Karar sayılı kararı, usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan, davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurusunun, 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş olması nedeniyle, alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70-TL harcın mahsubu ile kalan 651,30-TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Davacı vekili tarafından yatırılan 220,70-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, Dairemizce taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 361(1) maddesi gereğince, kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere 22.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, E. 2023/658, K. 2026/107, T. 22.01.2026, www.arakarar.com/karar/izmir-bolge-adliye-mahkemesi-14-hukuk-dairesi-2023-658-e-2026-107-k-b45188492910