Bölge Adliye Mahkemesi · Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi 2023/408 E. 2025/630 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/408
- Karar No
- 2025/630
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/408 KARAR NO : 2025/630 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R
BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ...
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 29/12/2022 NUMARASI : 2022/240 E. - 2022/466 K.
DAVANIN KONUSU : YİDK Marka Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 29/12/2022 tarih ve 2022/240 E. - 2022/466 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkili şirketin "..." ibareli tanınmış markalarının sahibi olduğunu, davalının bu markalar ile karıştırma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki "..." ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere davalı ...’e başvuruda bulunduğunu, 2021/17863 kod numarasını alan başvurunun, Resmi Marka Bülteninde ilanı üzerine müvekkili tarafından Markalar Dairesi Başkanlığına itirazda bulunulduğunu, itirazın reddedildiğini, bu kararın yeniden incelenmesi talebinin nihai olarak Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulunun 2022-M-4837 sayılı kararıyla reddedildiğini, oysa müvekkilinin T/00979 sayılı "..." tanınmış markasının sahibi olduğunu, dava konusu markalar arasında sadece "V" harfinin farklı olduğu, "U-Ü" ve "S-Ş" seslerinin yüksek düzeyde benzer olduklarını, hızlı tüketim mallarına ilişkin ortalama tüketici tarafından yapılan değerlendirmenin hızlıca ve düşük dikkat düzeyi ile yapıldığını, müvekkil şirketin tanınmış markası olan "..." ve bu tanınmış markaya dayanan seri markalarının ayırt edicilik düzeylerinin somut olayda dikkate alınması gerektiğini, dava konusu markanın da bu seri markalardan biri gibi algılanacağını, müvekkili markasının SMK'nın 6/5 maddesi uyarınca korunması gerektiğini, dava konusu markanın tescilinin, müvekkili markalarının ayırt ediciliğini sulandıracağını, başvurunun kötü niyetle yapıldığını ileri sürerek, TÜRKPATENT YİDK'nın 2022-M-4837 sayılı kararın iptali ile dava konusu 2021/17863 başvuru numaralı "..." ibareli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı şirket vekili, taraf markaların harf unsurlarına ayrıştırılarak incelenemeyeceğini, müvekkili markasının bütün olarak davacı yan markalarından ayrıştığını, davacı şirket vekilinin mantığıyla markaların incelenmesi halinde davacı şirket markasının "..." ve "A.Ş." ibarelerinden müteşekkil olduğu, bu ibarenin aslen 29. sınıf kapsamındaki "... ürünleri" emtiaları bakımından tanımlayıcı ve marka değeri olmayan genel bir ibare olduğunu, davacı yanın huzurdaki davaya dayanak gösterdiği markalarını kullanma yükümlülüğünü - tescilli oldukları tüm sınıf ve alt sınıflar bakımından ve özellikle müvekkili tarafından yapılan başvuru kapsamındaki 29, 30 ve 35. sınıflarda yerine getirdiğini ispat etmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, taraf markaları arasında emtia ayniyetinin gerçekleştiği, taraf markalarının esas unsurlarını oluşturan “...” ve “...” kelimelerinin her ikisinin de beş harften oluştuğu, markalarda ortak birtakım harfler (S-A) yer almakta birlikte alfabedeki sınırlı sayıdaki harflerin kimsenin tekeline bırakılması mümkün olmadığından, esas olan bu harflerin sözcük içerisindeki kullanımların ile yaratılan bütünün görsel, işitsel ve kavramsal olarak ortaya çıkardığı algı olacağı, somut uyuşmazlık bakımından da dava konusu markanın “...” şeklindeki telaffuzu ile davacı markalarının “...” şeklindeki telaffuzunda gerek ilk sesler gerekse de son sesler itibariyle taraf markalarının benzer bir fonetik içerisinde olmadıkları, davacı markalarında “Ü-Ş” gibi Türkçe sesler yer alırken, dava konusu markada Türkçe harf karakterlerinin mevcut olmadığı, bu anlamda kelimelerin sese dönüşümündeki telaffuzlarının belirgin bir biçimde birbirlerinden uzaklaşmış olduğu, keza yine taraf markalarının harf dizilimsel açıdan da benzer oldukları yönünde bir kanaate varılamayacağı, kullanılan harfler ile yaratılan bütünün görsel anlamda farklılaştığı, bu algıda davacı markalarında şekil unsurunun mevcut olup olmamasının dahi bir öneminin olmadığı, her ne kadar taraf markaları bütün olarak somut bir anlam içermemekte iseler de davacı markalarındaki “...” ön sesinin yarattığı kavramın ortalama bir zeka düzeyine sahip tüketicilerce derhal algılanabilecek olduğu; dosya içeriği itibari ile SMK’nın 6/5 maddesinde yer alan koşullar oluşmadığı gibi taraf markaları arasında SMK’nın 6/1 maddesi anlamında karıştırılma tehlikesi olmadığı ve dolayısıyla tanınmışlığın bu duruma bir etkisinin olmayacağı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, müvekkilinin markalarının tannımış olduğunu, taraf markalarının iltibasa sebebiyet verecek derecede benzediğini, davalı markasının müvekkilinin seri markalarından biri gibi algılanacağını, markalar arasında işletmesel bağlantı kurulacağını, SMK'nın 6/5. maddesi uyarınca da tescil engeli bulunduğunu , başvurunun kötü niyetle yapıldığını ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : 1-Dava, YİDK marka kararının iptali ile marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, tescilli bir marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede görsel, sescil ve anlamsal benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları nazara alınarak münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin nazara alınarak belirlenmesi gerektiği, davacının "..." ibareli markalarıyla davalının "..." ibareli başvurusu arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sescil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, dava konusu başvurunun esas unsurunun oldukça farklı olduğu ve davacı markalarını çağrıştırmadığı, taraf markaları benzer olmadığından davacı markalarının tanınmışlığının da somut uyuşmazlığa bir etkisinin bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Davacı vekilinin kötü niyete ilişkin istinaf itirazlarının incelenmesine gelince; davacı vekili dava konusu marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığını ileri sürmüş, ilk derece mahkemesi kararında bu konuda bir değerlendirme yapılmamıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.07.2008 tarih ve 2008/11-501 E. - 507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla davalının başvurusunun davacı markalarıyla iltibas oluşturma ihtimalinin varlığının kabulü halinde, ayrıca tescille sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuruda bulunduğunun da ispatı gerekir. Kötü niyetin varlığı her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.09.2005 tarih ve 2005/11-501 E. - 507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötüniyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir.
SMK'nın 6/9. maddesi uyarınca kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de mümkündür. Somut uyuşmazlıkta ise, taraf markaları benzer olmadığı ve aralarında iltibas ihtimali bulunmadığı gibi, davaca tarafça, dava konusu başvurunun yukarıdaki saiklerle yapıldığına ilişkin bir delil ileri sürülmemiş olduğundan, Dairemizce, davacı vekilinin bu hususa ilişkin istinaf itirazları da yerinde görülmemiştir. HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, diğer bir ifade ile kanun koyucu, temyiz kanun yolunda Yargıtay tarafından verilebilen, yerel mahkeme hükmünün gerekçesinin değiştirilerek düzelterek onanması kararını, istinaf mahkemeleri için öngörmeyip, bu halde istinaf mahkemesince yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiğini düzenlediğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 29/12/2022 tarih ve 2022/240 E. - 2022/466 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA; 3-Davanın yukarıda açıklanan gerekçeyle REDDİNE, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından davacı tarafça yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 5-Davalı ... ile davalı şirket kendilerini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT uyarınca belirlenen 40.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 6-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin uhdesinde bırakılmasına, 7-Davalılar tarafından ilk derece ve istinaf aşamasında yapılan bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), 9-Davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 26/03/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 12/04/2025
Başkan ...
Üye ...
Üye ...
Katip ...