Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/2150 E. 2023/2150 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/2150
Karar No
2023/2150
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/2150 - 2025/2496 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2023/2150 KARAR NO : 2025/2496 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 29/09/2023 NUMARASI : 2023/11 E. - 2023/402 K.

DAVANIN KONUSU : YİDK Marka Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü

Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 29/09/2023 tarih ve 2023/11 E. - 2023/402 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin 2008/33588, 2009/18232, 2009/18235, 2010/31482, 2014/08860, 2014/108592, 2014/108601, 2014/17229, 2015/43724, 2015/43279, 2016/56650, 2016/53090, 2016/53091, 2016/103882 ve 2018/80553 sayılı ve "..." ibareli markaların sahibi olduğunu, bu markaları mesnet göstererek davalı şahsın 2021/086820 sayısı ile gerçekleştirdiği "... ..." ibareli markanın 41. sınıf hizmetleri de kapsar şekilde marka olarak tescili için yaptığı başvuruya itiraz ettiklerini, itirazları diğer davalı ..., Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulunun 2022-M-16883 sayılı kararı ile reddedilmiş ise de, müvekkilinin "..." ibaresine ayırt edici nitelik kazandırdığı ve bu ibare üzerinde kazanılmış hakka sahip olduğu, bu ibarenin aynı zamanda müvekkilinin ticaret unvanı ve alan adı olduğunu, "..." ibaresinin 1997 yılından beri büyük emekler harcanarak yoğun ve yaygın kullanım ve tanıtım çalışmaları sonucu, eğitim ve öğretim hizmetleri ve ürünleri bakımından tanınmış marka haline geldiğini, müvekkili markalarının tanınırlığının Kurum kararlarında dahi tespit edildiğini, davalıya ait başvurunun asıl ve ayırt edici unsurunun da "..." ibaresi olduğunu, markadaki "..." ibaresinin markaya hiçbir ayırt edicilik katmadığını, ancak bir şube algısı yaratacağını, başvurunun kötüniyetle yapıldığını ileri sürerek, 2022-M-16883 sayılı YİDK kararının iptalini ve 2021/086820 sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı Şahıs vekili, müvekkili başvurusu ile davacı taraf markaları arasında herhangi bir benzerlik bulunmadığını, markaların bütünsel algılarının farklı olduğunu, markalar arasında ilave ayırt edici kelimelerin varlığından kaynaklı olarak karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, taraf markalarının 41. sınıftaki hizmetleri birebir kapsadığı; dava konusu "... ..." ibareli başvurunun hiçbir ek şekli unsur ihtiva etmeksizin tamamen sözcüklerden oluşan bir marka olduğu; davacı yana ait her bir markada "..." ibaresinin yer aldığı ve bu ibarenin de markaların doğrudan hakim sözcük unsuru olarak merkezi algıyı üzerine çekecek şekilde kullanıldığı, bu ibarenin yanında "merkezi, okulları, yayınları, eğitim kurumları" gibi jenerik ibarelerin yer aldığı, yine markalarda "tik" işareti içerir bir logo ve çeşitli bilim adamlarının görselleri ile oluşturulmuş bir başka logonun daha mevcut olduğu; davacının işlem ve dava dosyasına sunduğu klasörler halindeki deliller kapsamlı bir şekilde incelendiğinde; "..." ibaresinin, eğitim öğretim hizmetleri açısından sahip olduğu kavramsal karşılık sabit olmakla birlikte, bu ibarenin bağımsız bir şekilde ticarileştirilerek kullanımının, anılan ibarenin davacıya ait bir marka olduğu yönünde tüketici nezdinde bir algı oluşumuna sebebiyet verdiğinin değerlendirildiği; bu çerçevede "..." ibaresinin sahip olduğu anlam nedeniyle, "eğitim - öğretim hizmetleri" açısından ayırt ediciliği son derece zayıf ve hatta bulunmayan bir ibare olduğunun kabulü halinde dahi davacının uzun yıllara sair yoğun ve aktif kullanımları ile anılan ibareyi ticari bir değer olarak tanıttığı ve bu sayede işarete "eğitim - öğretim hizmetleri" açısından asgari bir ayırt edicilik kazandırmayı başardığı, bu durumun ilgili tüketici grubu nezdinde "..." ibaresinin doğrudan bir markanın hakim unsuru olarak kullanıldığı durumlar açısından ayırt edici bir işaret olarak algı edinmesini sağladığı; başka bir ifadeyle davacının, bu şekilde jenerik bir ifadeyi ticarileştirip anılan ibareye markasal bir değer katmayı başardığının dosya kapsamındaki delillerden anlaşılabildiği; dolayısıyla davacı markalarının asli unsuru olan böylesi bir işaretin, sonraki bir marka içerisinde de aynı nitelikte, başka bir deyişle asli unsur niteliği gösterecek şekilde ve başkaca baskın bir ayırt edici unsur taşımayan kullanımlarının, davacının kullanımla elde ettiği ayırt ediciliğine zarar verme ihtimali olmasının yanı sıra, davacı yanın bu ibare ile yarattığı seri marka ailesine dahil yeni bir markanın yaratıldığı algısını da tüketicide oluşturabileceği; somut olayda dava konusu markadaki "..." ibaresinin, markanın ön sesi olarak kullanımı, bu ibarenin coğrafi bir yer adını teşkil ediyor olması nedeniyle markanın bütününe hiçbir ayırt edicilik sağlamadığı, aksine dava konusu markanın bir bütün olarak “...” isimli işletmelerin “...” şubesi gibi bir algı oluşturmasına yol açtığı, yine dava konusu markada hiçbir ayırt edici ek sözcük ya da görsel unsurun da bulunmadığı, dolayısıyla bütün olarak işaretin genel algısını değiştirecek herhangi bir ayırt edici unsur taşımadığı; ilgili tüketicinin, davacı yana ait markaları daha evvelden bildiği, duyduğu ya da deneyimlediği bir durumda, dava konusu markayı, davacı markalarının bir şubesinin adı gibi algılama ihtimali son derece yüksek olacak olup tüketicinin başkaca hiçbir ayırt edici unsur taşımayan dava konusu markayı davacı markalarının serisi, devamı, davacı yanın açtığı bir şube için yarattığı yeni markasının adı şeklinde algılayarak işaretlerin aynı iktisadi köke ait olduğu yanılgısına düşebileceği, bir kısım tüketici kesiminin markaların farklı ticari kökenleri işaret ettiğini algılaması ihtimalinde dahi bu kez marka sahipleri arasında idari veya ekonomik bir bağlantı bulunduğu yönünde yanılsamaya düşebileceği, dolayısıyla karşılaştırılan markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile; 2022-M-16883 sayılı YİDK kararının iptaline, dava konusu 2021/086820 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde, tarafların markaları arasında SMK'nın 6/1. maddesi anlamında benzerlik bulunmadığını, "..." ibaresinin dava konusu mal ve hizmetlerde tek başına ayırt ediciliğe sahip olmadığını, ilgili tüketici kesiminin dikkat ve bilinç düzeyinin de yüksek olduğunu ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı şahıs vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davacı yan tarafından dosyaya sunulan belgelerden hiçbirinin müvekkiline tebliğ edilmediğini, bu şekilde müvekkilinin savunma hakkının ihlal edildiğini, taraf markalarının aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer olmadığını, "..." ibaresinin tek başına ayırt ediciliği bulunmadığını, SMK'nın 6/5. maddesi şartlarının oluşacağının kanıtlanması gerektiğini ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE : Dava, YİDK marka kararının iptali ile marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu "... ..." ibareli başvuru ile davacının "..." ibaresinin asıl unsur olarak yer aldığı itirazına mesnet markaları arasında başvuru kapsamında yer alan 41. sınıf yönünden, SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunduğu, zira gerek dava konusu başvurunun gerekse de davacının bahsi geçen itirazına mesnet markalarının asli unsularının "..." ibaresinden oluştuğu, her ne kadar anılan ibarenin 41. sınıf hizmetler bakımından ayırt ediciliği zayıf ise de, davacının anılan ibareyi eğitim ve öğretim hizmetlerinde kullanım sonucu ayırt edici hale getirdiği yönündeki ilk derece mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunu esastan reddeden Dairemiz kararının Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 22.04.2025 tarih ve 2024/4266 E.-2025/2718 K. sayılı kararı ile onandığı, bu hale göre, dava konusu markanın davacının mesnet markalarından uzaklaşmadığı, dava konusu başvuruda farklı olarak yer alan "..." ibaresi maruf bir yerleşim yerinin adı olup kimsenin tekeline bırakılamayacağı gözetildiğinde anılan ibarenin dava konusu marka başvurusunu davacının markalarından uzaklaştırmaya yetmediği, aksine tüketiciler nezdinde davacının "..." markasının ... bölgesine özel olarak tasarlanmış ve oluşturulmuş, seri markalarından birisi olduğu algısını yaratacağı, dava konusu başvuru kapsamında yer alan 41. sınıf tüm hizmetler yönünden iltibas koşullarının oluştuğu, nitekim, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 22.04.2025 tarih ve 2024/4266 E.-2025/2718 K. sayılı kararının da dava konusu "... ..." ibareli markanın davacının itirazına mesnet markalarıyla benzer bulunduğu anlaşılmakla, davalı ... vekili ile diğer davalı şahıs vekilinin istinaf başvurularının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davalı ... vekili ile diğer davalı şahıs vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40'ar-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davalılar vekillerinin istinaf başvurusunda yatırılan 269.85'er-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 345.55'er-TL'nin davalılardan ayrı ayrı tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında taraflarca yapılan yargılama giderlerinin taraflar uhdesinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 19/12/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 02/01/2026

Başkan

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2023/2150, K. 2023/2150, T. 02.01.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-2150-e-2023-2150-k-28e1b937c9f2