Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/320 E. 2023/7 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/320
Karar No
2023/7
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : .... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 12/01/2023 NUMARASI :..... DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 12/01/2023 tarih ve 2022/320 E. - 2023/7 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkili şirketin...... ibareli tanınmış markalarının sahibi olduğunu, davalının bu markalar ile karıştırma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki "... ..." ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere başvuruda bulunduğunu, 2021/10933 kod numarasını alan başvurunun ilanı üzerine müvekkili tarafından Markalar Dairesi Başkanlığına yapılan itirazın reddedildiğini, bu kararın yeniden incelenmesi talebinin nihai olarak YİDK tarafından reddedildiğini, oysa 1948 yılında Suriye’nin Halep kentinde kurulan ve şirket kurucusunun vefatı ile 13.07.1996 yılında devralınan davacının ticaret unvanının Türkçesi’nin “... ... Şti.” olduğunu, davacının gıda sektöründe her türlü şeker, şekerleme, bayram şekeri ürünlerinin imalatı, satış ve pazarlaması ile iştigal eden köklü bir firma olduğunu ve ürünlerin öncelikle Orta Doğu ülkeleri olmak üzere tüm Arap ülkelerine ve Avrupa ülkelerine ihraç edildiğini, davacının markalarının Avrupa Birliği’nde ve Arap ülkeleri nezdinde de tescilli olduğunu, davacının ürünlerinin uzun yıllardır Türkiye’ye de ihraç edildiğini, davacının, ilki 2000 yılında başvurulmuş olmak üzere “...”, “...”, “... ...”, “... ...” esas unsurlu markalarının tescilli olduğunu, dava konusu edilen 2021/10933 sayılı markanın Türkçe’deki okunuşunun “... ...” ve anlamının da “... ...”, Arapça harflerin yazılışın ve okunuşunun da “... ...”, Arapça anlamının ise “... ...” olduğunu, bu markanın baskın ve ayırt edici esas unsurları itibariyle davacının tescilli markaları ile ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, taraf markalarında geçen Arapça kökenli ibarelerin kavramsal olarak aynı anlam kalıbını içerdiklerini, markaların esas unsurlarının görünüşü, okunuşu, yazılışı ve gerek Latin gerekse Arapça alfabesine ait harflerin dizilişi itibarıyle bir harf dışında neredeyse birebir aynı olduğunu, bu durumun markaların karıştırılmasına sebebiyet vereceğini, markaların şekil unsuru yönünden farklı olduğu ileri sürülecek olsa dahi sözcük unsurları dolayısıyla ortaya çıkacak tüketici algısı nedeniyle kavramsal benzerliğe bağlı olarak karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, dava konusu edilen markanın tescil edilmek istendiği 30. Sınıfta yer alan ürünlerin ve şekerlemelerin sık kullanılan ürünler olduğu ve nispeten fiyatlarının düşük olduğu düşünüldüğünde, ortalama tüketicinin dikkat seviyesi de düşük olacağından iltibas ihtimalinin yüksek olduğunu, davacının kendisi tarafından ihdas ve istimal edilen markalarının Suriye’de savaş başladıktan sonra Türkiye’de kullanılmamasına ilişkin objektif ve makul nedenler karşısında SMK 6/3 maddesi anlamında halen markaların gerçek hak sahibi sayılması gerektiğini, ayrıca davacının “... ...” şeklindeki ticaret unvanının Paris Sözleşmesi’nin 8/9. maddesine göre de korunması gerektiğini, dava konusu edilen marka başvurusunun kötüniyetle dosyalanmış olduğunu, ayrıca davalının mütemadiyen başka firmalara ait markaları kendi adına tescil ettirmek için kötüniyetli girişimlerde bulunduğunun kayıtlarından anlaşılabileceğini ileri sürerek YİDK'nın 2022-M-8534 sayılı kararın iptali ile dava konusu 2021/10933 başvuru numaralı "... ..." ibareli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... Kurum vekili, dava konusu edilen işlemde bahsi geçen markaların ortalama tüketici nezdinde karıştırılmaya sebebiyet verebilecek derecede benzemediğini, genel izlenim itibariyle taraf markalarının görsel, kavramsal ve fonetik olarak birbirlerinden farklı olduğunu, bütünüyle bıraktıkları izlenim itibariyle karıştırılabilecek ölçüde benzer markalar olmadıklarını, markalar benzemediği için de davacının gerçek hak sahipliğine, markalarının tanınmığına ve ticaret unvanına dayalı iddialarının da somut olaya bir etkisinin olamayacağını, davacının dava konusu marka başvurusunun kötüniyetle yapıldığını ispat edemediğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı şirket cevap vermemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraf markaları arasında, davalının markasının kapsamına alınmak istenilen tüm emtia yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleştiği, başvuru standart karekterle yazılmış "... ..." ibaresinden oluşurken, itiraza dayanak ve dava dilekçesinde bahsi geçen markaların standart karekterle yazılı ........işitsel açıdan bir hayli farklı olduğu, karşılaştırılan markaların görsel, işitsel ve anlamsal açılardan benzer olmadığı, somut olayda markalar arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunmadığı, davacının huzurdaki davasına mesnet aldığı markalarının tescilli olduğu ve korunmasının SMK m. 6/3 hükmüne göre değil, m. 6/1 hükmüne göre istenebileceği, ayrıca somut olayda karşılaştırılan markaların benzemediği, SMK m. 6/6 hükmüne dayalı hak iddianın da dava konusu edilen markanın tesciline bir etkisinin olamayacağı, dosya içeriği itibari ile 6769 sayılı SMK’nın 6/4 ve 6/5 maddesinde yer alan koşulların oluşmadığı gibi taraf markaları arasında 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi anlamında karıştırılma tehlikesi olmadığı ve dolayısıyla tanınmışlığın bu duruma bir etkisinin olmayacağı, somut olayda, davalı şirket tarafından yapılan marka başvurusunun kötüniyetli olduğuna ilişkin somut veriler dosya kapsamında bulunmamakla ve markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, davacı veya iyiniyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacına ilişkin herhangi bir olgu ve olay söz konusu olmadığından, davalı şirketin kötüniyetli olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 6/1, 6/3, 6/6 ve 6/9. maddeleri gereğince müvekkilinin tescilli ve tescilsiz markaları ile iltibas oluşturan marka başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiğini, 6769 Sayılı SMK'nın 6/1. maddesi gereğince markaların benzer olduğunu, bilirkişiler tarafından dava konusu markaların hangilerinin kelime, hangilerinin şekil ve karma marka olduğu hakkında açık bir tespit yapılmadığını, dava konusu markaların tek tek davalı işareti ile karşılaştırılmadığını, bilirkişilerin Arap harfleriyle yazılmış kelimelerin de farklı olduğunun, harflerin farklılığından söylenebileceğine dair beyanlarının dayanağının bulunmadığını, bilirkişi raporunun nesnellikten uzak ve hatalı bir değerlendirme içerdiğini, markalarda bulunan (N) ve (R) harflerinin söyleyişte ve yazılışta birbirine yakın ve benzer harfler olduğunu, markalarda bulunan ikinci kelimelerin kısaltmadan ibaret ve her iki kısaltmada (R) ve (S) harflerinin ortak olduğunu, bilirkişilerce ...-... kelimelerinin benzer kabul edildiğini, ortalama tüketicinin markayı oluşturan ilk kelimede dikkatinin topalanacağı hususu da dikkate alındığında her iki markanın ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, davalı markasında Türkçe ve Arapça kullanılan harfler, harflerin dizilişi, yazılışı, görünüşü ve okunuşu itibarıyla ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, davalı markasında tek bir harften ibaret farklılığın genel görünümü itibarıyla davalı markasını müvekkilinin markasından uzaklaştırmaya ve ayırt ediciliği sağlamaya elverişli olmadığını, bilirkişilerin Arapça dilinde uzman olmadıklarını, Türkçe karşılığı olmayan markalarda tüketicinin görsel olarak markayı hafızasına kaydedeceği de düşünüldüğünde Arapça bir harf dışında yazılışları ve Türkçe okunuşları aynı olan işaretlerin benzer olduğunu, müvekkilinin tescilli ve tescilsiz markaları ile gerçek ve üstün hak sahibi olduğunu, ... ... markasını ihdas ve istimal eden gerçek hak sahibinin müvekkili şirket olup, davalının bu markanın bilinirliğinden istifade etmek üzere kötüniyetle marka başvusurunda bulunduğunu, başvurunun SMK 6/6 anlamında da reddi gerektiğini, davalı şirketin kötüniyetli olduğunu, pek çok kötüniyetli marka tescil girişimleri bulunduğunu, ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, marka ile ilgili Kurum kararlarının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalının "... ..." ibareli marka başvurusu ile davacının itiraza dayanak ve dava dilekçesinde bahsi geçen "..." esas ibareli markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede SMK'nın 6/1. maddesi anlamında bir benzerlik bulunmadığı, zira taraf markalarında bulunan esas unsurların birbirinden farklı olduğu, kelimelerin baş harflerindeki farklılığın anlamsal farklılığa yol açtığı, davacının huzurdaki davasına mesnet aldığı markalarının tescilli olduğu ve korunmasının SMK'nın 6/3. maddesine göre değil, 6/1. maddesine göre istenebileceği, ayrıca somut olayda karşılaştırılan markalar arasında iltibas bulunmadığı, SMK'nın 6/6. maddesine dayalı hak iddiasının da dava konusu edilen markanın tesciline bir etkisinin olamayacağı, 6769 sayılı SMK’nın 6/4 ve 6/5 maddesinde yer alan koşulların oluşmadığı, ayrıca taraf markaları arasında 6769 sayılı SMK’nın 6/1. maddesi anlamında karıştırılma tehlikesi olmadığı için tanınmışlığın bu duruma bir etkisinin olmayacağı, davalı şirketin kötüniyetli bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 179,90-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 435,5‬0-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı uhdesinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 14/04/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 07/05/2025 Başkan Üye Üye Katip belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2022/320, K. 2023/7, T. 13.07.1996, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-320-e-2023-7-k-ea387465463c