Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/232 E. 2024/529 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/232
Karar No
2024/529
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2022/232 - 2024/529 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2022/232 KARAR NO : 2024/529 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 23/09/2021 NUMARASI : 2021/65 E. - 2021/316 K.

DAVACI VEKİLİ : DAVALI :

DAVANIN KONUSU : YİDK Marka Kararı İptali, Hükümsüzlük

Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 23/09/2021 Tarih ve 2021/65 Esas - 2021/316 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, müvekkili şirketin 2015/78887, 2018/59279 sayılı ve "...", "..." ibareli tanınmış markaların sahibi olduğunu, davalının, bu markalar ile karıştırma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki “...+şekil” ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere davalı ...’e başvuruda bulunduğunu, 2019/85959 numaralı başvuruya itirazın YİDK tarafından reddedildiğini, müvekkili şirketin “...”/“...” ibaresini ilk olarak 1978 yılında tescil ettirdiğini ve bu marka üzerinde büyük yatırımlar yaptığını, aktif olarak kullandığını, yoğun reklam ve tanıtım faaliyetleri yürüttüğünü, meşhur hale getirdiğini, müvekkilinin "..." esas unsurlu çok sayıda tescilli ve tanınmış markasının da bulunduğunu, markaların birleştirilmesi yöntemi ile oluşturulan yeni markaların ortalama tüketicilerde mevcut olan her iki müstesna markanın da imajına atıf yaptığını, dava konusu markanın kapsamında bulunan 30.sınıf emtiaların davacı markalarının tescil kapsamlarında da yer aldığını, dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli bir başvuru olduğunu ileri sürerek, ... YİDK'nun 2020-M-11471 sayılı kararın iptali ile dava konusu 2019/85959 başvuru numaralı “...+şekil” ibareli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, dava konusu YİDK kararının hukuka uygun olduğunu, dava konusu marka ile davacıya ait markaların görsel, işitsel, kavramsal düzeyde ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzerlik bulunmadığını, başvuru markasının itiraz gerekçesi markalardan farklı olarak karakteristik yazım stiliyle “...” ibarelerinden ve ... yiyen bebek şekli unsurlarından oluştuğunu, dolayısıyla içerdiği farklı kelimeler ve şekil unsurlarıyla itiraz markalarıyla kıyaslanamayacak kadar farklı olduğunu, tanıtma işareti olarak zayıf bir marka seçen kimsenin bunun sonuçlarına katlanmak zorunda olduğunu, somut olayda markaların benzer olmamakla birlikte dava konusu başvurunun tescilinin 6769s.SMK’nun 6/4 ve 6/5 maddesi hükmünde belirtilen koşulların oluşmasına yol açacağı yönünde bir kanaat oluşmadığını, davacının kötü niyet iddiasını itiraz aşamasında belgelendirmediğinden, bu husustaki iddiaya itibar edilmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ..., davacı markası ile başvuru markasının görsel, işitsel veya anlamsal düzeyde ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer olmadığını, markada yer alan kelime, harf veya şekillerden bazılarının benzer olmasının markaların mutlak surette benzer olduklarına işaret etmediğini, başvuruda asli, baskın ve ayırt edici unsurun "..." kelimesi olduğunu, ayırt edici unsurlar açısından taraf markalarının benzer olmadığını, markalarda ortak olarak yer alan "-..." ekinin pastacılık ve fırıncılık mamulleri sektöründe son ek olarak markasal kullanımının oldukça yaygın olduğunu, genel kullanıma açık ve ayırt ediciliği düşük olan bu "-..." hecesinin davacı markalarında kullanılıyor olmasının bu ibare üzerinde kendilerine inhisari bir hak tanımasının mümkün olmadığını, ürünlerin ve hitap ettiği tüketici kitlesinin çok farklı olduğunu, kötü niyetle hareket etmediğini, davacının ortak markalama hususu ile ilgili iddialarının yerinde olmadığını, "... ..." marka görseli ile "..." markasının görsellerinin ve içerdikleri kelimelerin de farklı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, başvuru kapsamındaki 30.sınıftaki malların, itiraza dayanak markaların kapsamındaki mallarla aynı/aynı tür oldukları, ancak bir bütün olarak markalara bakıldığında, dava konusu markalar arasında işitsel, görsel, telaffuz ve kavramsal açıdan bir benzerlik olmadığı , davacının gerekçe markalarında yer alan unsurların tamamının markaların genel itibariyle farklılaşmasına yetecek düzeyde bulunduğu ve dava konusu “...+şekil” markası ile itiraz gerekçesi “...+şekil", "..." markaları arasında karışıklığa sebebiyet verecek derecede bir benzerliğin mevcut olmadığı, "..." ibareli markanın, "... ..." ve "...+şekil" markalarının ortak markalama yoluyla birleştirilerek yaratılmış yeni bir ürün olduğunun düşünülme ihtimalinin ortaya çıkmayacağı , davacının hükümsüzlük iddiasının gerekçesi markaların, yukarıda incelenen markalar yanında "...", "...", "..." markaları olduğu, bu markalar ile dava konusu “...+şekil” markası arasında, karıştırılma ihtimali de dahil iltibas ihtimalinin ortaya çıkmayacağı, dosya içeriği itibari ile 6769 sayılı SMK’nın 6/5 maddesinde yer alan koşulların oluşmadığı gibi taraf markaları arasında 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi anlamında karıştırılma tehlikesi olmadığı ve dolayısıyla tanınmışlığın bu duruma bir etkisinin olmayacağı, taraf markalarının benzer olmaması ve 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi anlamında iltibas tehlikesinin mevcut olmaması nedeniyle hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı, kötü niyetin ispat olunamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, markalar arasındaki benzerlik incelemesinin esas unsur olan “...” ve “...” kelimeleri arasında gerçekleştirilmesi gerektiğini, “...” markasının ise “...” ve “...” kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuş bir marka olduğunu, müvekkilinin “...” esas unsurlu çok sayıda ve tanınmış markalarının da mevcut olduğu gözettiğinde, müvekkili markasının iktisadi ve idari olarak bağlantılı oldukları ve markaların birlikte kullanımına muvafakat verdikleri anlamına gelebileceği gibi müvekkili markasının tanınmışlığı düşünüldüğünde müvekkili markası üzerinden var olmayı sağlayacağını, dava konusu marka ile müvekkili markasının 30. sınıf gıda ürünlerini içerdiğini, ortalama gıda tüketicisi, gıda ürünlerinin tüketim amacı, nispeten daha ucuz olması, erişiminin oldukça kolay olması, tüketim aşamasında gerekli özenin gösterilmesinin beklenmemesi gibi çoğaltılabilir nedenlerle dikkat düzeyi daha düşük ortalama tüketici bakımından iltibasın engellenebilmesi adına markalar arasındaki farklılığın çok daha belirgin olması gerektiğini, müvekkili markasının yüksek tanınmışlığa sahip olduğunu, tanınmış olmasının davaya etkisinin olmadığı iddiasının hiçbir surette geçerliliği bulunmadığını ileri sürerek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE : Dava, marka başvurusuna itirazın reddine ilişkin TPMK YİDK kararı iptali ve marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1. maddesi uyarınca, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa tescil edilemez. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408- 409). İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir. Öte yandan, markaların ayırt edicilik güçlerinin de iltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerekmektedir. Zira, ayırt edici niteliği zayıf olan markalar yönünden iltibas ihtimali daha düşük olacaktır. Diğer bir deyişle, tescili istenilen mal ve hizmetleri, diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt etme gücü düşük kalan, zayıf marka olarak nitelendirilebilecek markaların koruma alanı daha dar bulunmaktadır. Böyle durumlarda, küçük farklılıklar dahi tescil olunmak istenen markaya ayırt edicilik kazandırabilecektir. Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde; davacı YİDK sürecinde dava konusu başvuruya itirazında "..." ve "..." markalarına, dava dilekçesinde bunların yanında "..." asli unsurlu markalarına dayanmıştır. Dava konusu başvuru, “...+ şekil” ibaresinden oluşmakta iken davacının itirazına mesnet markalarının asli unsurlarını ise standart karekterlerle yazılan "..." ve "..." ibarelerinin oluşturduğu, "..." ibaresinin, davacının kendi markalarını oluşturma sürecinde “...” kelimesini çağrıştırmak üzere “...” üst markasına “...” hecesini ekleyerek kullandığı bir ibare olduğu, zihinsel bir çaba ve yaratıcılık ile oluşturulmuş “...” markasının, yoğun kullanım ve tanıtımla da ayırt edici niteliğinin güçlendiği, ayrıca başına başka ayırt edici ilaveler getirilerek seri markalar da oluşturulmuş bulunduğu, dolayısıyla "..." ibaresinin salt bir ürüne dair hatırlatma içerdiğinin ileri sürülemeyeceği hususlarının yargı kararları ile belirlendiği anlaşılmaktadır. Buna göre dava konusu “...+ şekil” ibareli başvuru ile davacının itirazına ve davaya mesnet "..." ve "..." asıl unsurlu markaları arasında, 6769 sayılı SMK'nın 6/1. maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunduğu kanaatine varılmıştır. "..." ibaresini davacı markaları ile benzer gören Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25.03.2019 tarih, 2018/711 Esas, 2019/2222 Karar sayılı ilamı, "..." ibaresini davacı markaları ile benzer gören Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.01.2019 tarih, 2017/3074 Esas, 2019/284 Karar sayılı ilamı, "..." ibaresini davacı markaları ile benzer gören Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 08.04.2014 tarih, 2013/18549 Esas, 2014/6830 Karar sayılı ilamı, "..." ve "..." ibarelerini davacı markaları ile benzer gören Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 13.03.2019 tarih, 2017/3154 Esas, 2019/2063 Karar sayılı ilamı da bu yöndedir. Davalının başvurusunun konusunu oluşturan 30. sınıf emtiaların tamamı, davacının itiraza dayanak markalarında da aynen yer almaktadır. O halde, mahkemece dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markaları arasında, iltibasa yol açacak düzeyde bir benzerliğin bulunduğu kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve E.2014/11-696, K.2016/778 sayılı kararı uyarınca iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olduğundan, Dairemizce bu yönden dosyada mevcut bilirkişi raporundaki tespitlere itibar edilmemiş, ayrıca bir bilirkişi incelemesine de gerek görülmemiştir. HMK.'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 23/09/2021 gün ve 2021/65 Esas - 2021/316 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Davanın KABULÜ ile ... 18/01/2021 tarih ve 2020-M-11471 sayılı YİDK kararının İPTALİNE, 3-Dava konusu 2019/85959 sayılı “...+şekil” ibareli markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gerekli 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 59,30 TL harcın mahsubu ile kalan 368,30 TL'nin davalı ... ile davalı ... alınarak Hazineye irat kaydına, 5-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenen 25.500,00 TL maktu vekalet ücretinin davalı ... ile davalı ... alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 2.100,00 TL bilirkişi ücreti, 186,50 TL tebligat ve posta gideri, İstinaf aşamasında yapılan 151,90 TL tebligat ve posta ücreti, 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan toplam 2.659,10 TL yargılama giderine, 59,30 TL peşin harç, 59,30 TL başvurma harcı eklenerek oluşan toplam 2.777,70 TL'nin davalı ... ile davalı ... alınarak davacıya verilmesine, 7- Davalı ... ile davalı ... tarafından ilk derece mahkemesinin yargılaması sırasında herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta bir karar verilmesine yer olmadığına, 8-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 9-Davacıdan peşin olarak alınan 80,70 TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 10-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 15/03/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 15/03/2024

Başkan

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2022/232, K. 2024/529, T. 15.03.2024, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-232-e-2024-529-k-77da84532c28